“Ömer’in hilâfeti hakkında ne dersin?” diye sordu. O da:
“İstediğinden a’lâdır. Fakat biraz hiddetlidir” dediğinde:
“Onun şiddeti benim yufkalığımı dengelemek içindir. İş, kendi başına kaldığı halde hiddet ve şiddet gibi hallerden vazgeçer. Ben, ona dikkat ettim. Ben, bir adama kızdığımda o, yumuşaklık gösterir ve birine yumuşak davrandığımda o, şiddet gösterirdi” diye buyurdu.
Sonra Osman Zi’n-Nûreyn (r.a.) Hazretlerini çağırdı, Hazret-i Ömer’i sordu. O da: “İçi, dışından a’lâdır ve içimizde onun eşi ve benzeri yoktur” diye cevap verdi. Sonra Hazret-i Osman’a, Hazret-i Ömer’i halife tayin ettiğini beyan eden bir vasiyyetnâme yazdırdı.
Hazret-i Sıddîk, bu ahidnâmeyi yazdırdıktan sonra başını pencereden çıkarıp dışarıda toplanmış olan Ashâb-ı Güzîn’e hitaben: “Size bir Halîfe seçtim. Râzı mısınız?” diye sordu. “Râzıyız, ey Resûlullah’ın Halîfesi” dediler.
Ali bin Ebî Tâlib radıyallahu anh Hazretleri: “Ömer’den başkasına razı olmayız” dedi. Hazret-i Sıddîk “Ömer’dir” dedi ve ahidnâmeyi kölesine verip dışarı gönderdi. Alenen okundu. Herkes “İşittik ve kabul ettik” dedi. Herkesten evvel Hazret-i Ali, Hazret-i Ömerü’l-Fârûk’un yanına vardı: “Bu işin uhdesinden gelecek, işte şu kuvvetli ve emîn olan zâttır” diye buyurdu.
Hazret-i Ebûbekir hicrî on üç senesi Cemaziyelâhir ayının sonuna sekiz gün kala Salı gecesi akşamla yatsı arasında altmış üç yaşında olduğu halde vefat etti. İki sene, üç ay, on günden beri hasretini çektiği Fahr-i Kâinat’ın yanına gitti. Radıyallahu anhüm.
Hz. Ebûbekir ///Çamlıca B.Y.
Demek ki görmüyorsun, sana gösteriliyor.