Bu, kalbin en şiddetli hüznüdür. Bunda gözyaşı olmaz, ancak bu sevdaya tutulan biri çok ah ve of çeker, inler durur, daima iç çeker.
Bu öyle bir hüzündür ki âşık onu kendinde bulur; ne yoksun kalabilir ne vazgeçebilir bundan, fakat bir türlü sebebini de bilemez.
Bu, âşıkların bir sıfatıdır ki hassaten sevgiden başka bir sebebi yoktur bunun. Bunun biricik ilacı da sevgiliye kavuşmaktır.
Aşık, Sevgilisiyle öylesine meşguldür ki kendisini saran bu aşk nedeniyle her tür duyguya karşı duygusuz kalır, bu sevda âşığı yok eder, eritir, bitirir.
Eğer sevgiliyle kavuşma bizzat gerçekleşmezse, ve eğer sevgili âşığa emirler yağdıran bir sevgiliyse, âşık, sevgilinin emirlerini yerine getirmekle meşgul olacaktır sadece. Böylece o emirleri yerine getirirken hüznünden, sevdasından ferahlayacaktır.
Çoğunlukla, sevgiliyle seven arasında, seveni sevgilisiyle uğraştıracak, meşgul edecek bir şey olmazsa, hüzün olur.
Seven için, ancak sevgiliyle meşgul olunca yok olan sevdadan başka bir sıfat yoktur. Gerçekten de aşkın sıfatları pek çoktur. Birkaçını burada sayalım;
“Esef, özlem, hayret, şaşkınlık, dehşet, kıskançlık, hırs, hastalık, heyecan, sessizlik, hareketsizlik, ağlama, acı çekme, uyuyamama, devamlı uyanık kalma ve de ayrıca âşıkların şiirlerinde dile getirdikleri daha nice nice sıfatlar...”
(İbn Arabi)