Ve nihayet…
Bir beyaz rahmet gelir, sarıp sarmalar kâinâtı.. Bir bebek mâsumiyetiyle bulut bulut bakar semâ… Hazan, “Hu”ya kavuşur, hüznün kucağında…
Sonbahar, hüzün yanımız… Sonbaharla hüzün dolu her yanımız…
Sonbahar yağan yağmurlara karışık duâmız…
Sonbahar, seferdir; çoğu kez adını arayan yüreklere…
Arnavut kaldırımlarında çoğalan adımlarımıza yoldaş… Sessizce kulağımıza sırlar fısıldayan İstanbul’un diğer adıdır… Sonbahar!..
Hayatta her şey aynadır, ya yüreğimize… Hiçbir şey içimizin yankısı değildir, sonbahar kadar…
Kızkulesi seslenir sahil boylarında buldukça yüreğinizi!..
“-Kendini nerede bulacaksın?” diye sorunca… Sil gözlerini ve tebessüm et!..
Nebevî rüzgar, sonbaharın hüznündedir… Ben sonbaharım, ben sonbahardayım!..” de!..
Ve martı sesleri çoğaldıkça ardından, sessizce yürüyüp geç adımlarını dinleyen kaldırımlardan….
Sonbahar… Hüzün yanımız… Sonbaharla hüzün dolu her yanımız…
...Öyle garip bir dünya...
...Olmaz dediğin ne varsa olur...
...Düşmem der düşersin...
...Şaşmam der şaşarsın...
...En garibi de budur ya;...
...Öldüm der durur yine de Yaşarsın...