Duyduğu söz üstüne ertesi gün kocasına durumu bildirip, ondan izin alarak yatsı namazına Yenicâmi’ye gitmiş. Namaz çıkışında, avluda bir kenara çekilmiş ve başlamış çıkanlara dikkatli dikkatli bakmaya...
O pür dikkat çıkanları tâkip ederken, karşısına nûr yüzlü bir ihtiyar çıkagelip sormuş:
- Nereye bakarsın hâtun?
- Dediler ki, bu câmiye her akşam Hızır aleyhisselâm gelirmiş. Onu görmeye geldim.
- Peki onu görsen nasıl tanıyacaksın?
- Bilmem.
- O zaman buradan geçse, sen onu tanıyamazsın. Sana onu nasıl tanıyacağını öğreteyim mi?
- Tabii, sizi dinliyorum.
- Arkamdaki câmiyi görüyor musun?
- Evet görüyorum.
- Işıklarına bak! Söndü mü şimdi?
- Aaa evet, söndü.
- Şimdi bir daha bak, ışıklar tekrar yandı mı?
- Baktım. Evet yandı.
- Peki öyleyse. İşte aynı böyle, arkasında duran câminin ışıklarını olduğu yerden kıpırdamadan yakıp söndüren birisini görürsen, işte o Hızır’dır. Haydi bana müsaade. Allahü teâlâ sana hayırlar, bereketler ve iyilikler versin!..
- Hay Allah râzı olsun.
Kadın böyle demiş ve beklemeye devam etmiş. Fakat tabiî herkes dağıldığı hâlde, târife uygun kimse çıkmamış. Bizimki de mahzûn mahzûn eve dönmüş. Kocası sormuş:
- Gördün mü Hızır aleyhisselâmı?
- Yok, göremedim ama, nasıl görüleceğini çok iyi öğrendim.
- Nasıl görülecekmiş?
Kadın olanca saflığıyla hâdiseyi anlatınca adam demiş ki:
- Hay benim saf hanımım mübârek olsun. Sen hem Hızır aleyhisselâmı görmüş hem de duâsını almışsın.
Bunun üzerine zavallı kadın bir süre kendine gelememiş.
Güzeldi.