*İnsan her gün bir kere vahşi canavarlar tarafından parçalansa, küfrün ağına düşmekten yine hafif kalır. Ne var ki, hidayetin engin, aydınlık ve nurani iklimini bilmeyenler, küfürdeki bu dehşeti de sezemezler.
*Hidayeti elde etmek çok zordur, devam ettirmek ondan da zordur.
*Hevaya girmek de çok kolaydır ama bir kere de içine girildi mi artık ondan kurtulmak zorlardan zordur.
*Hevaya düşmenin de dereceleri vardır. Sığ haldeki hevadan insan belki kendisini kurtarabilir; fakat bir de onun esiri olmuşsa, Allah korusun, o, insanı kalbinin mühürleneceği kerteye kadar sürükler.
*İnsan hevasının esiri olmamak için Kur’ân’ın “Kim ihsan şuuruyla yüzünü (kendini) Allah’a teslim ederse muhakkak ki o en sağlam kulpa sarılmıştır.” (Lokman, 31/22) diyerek ifade buyurduğu “Urvetü’l-vüska”ya; yani, kopmayan, kırılmayan, parçalanmayan, kendisine tutunanı yolun zikzaklarında düşürüp bırakmayan, en sağlam kulp olan iman, İslam ve ihsan şuuruna sarılmaya bakmalıdır.
*Ne güzel söylenmiş: “Hevâya düştün ey dil, meclis-i takvâya gelmezsin / Gözün aç, gâfil olma; bi dahi dünyâya gelmezsin.” (Lâedrî)
*İnsan hevaya düşmemek ve şahsı hesabına en önemli sermayesi olan imanını kaybetmemek için amel-i salih, ihlas, ihsan, tefekkür, tedebbür, sohbet-i Canan… korumalarıyla sürekli kalbini, ruhunu muhafaza altında tutmalıdır. Hatta bu türlü korumaları ne kadar çok olursa olsun yine de yetersiz bulmalı, adeta yeni korumalar edinmelidir.
*Bir de üzerimizde Allah’ın, Rasûlullah’ın ve seleflerimizin emaneti bulunmaktadır. O emaneti düşürmemek ve zayi etmemek için de çok hassas olmak; az önce zikredilen korumalara ilave olarak temkin, güçlü hazım sistemi, ulu orta konuşmama, her meseleyi başkalarının hissiyatını da hesaba katarak ortaya koyma… gibi başka korumalara da ihtiyaç vardır.
*Şayet -Allah muhafaza- emaneti muhafaza etme adına gerekli olan korumaları sağlamaz ve emaneti zayi edersek, Allah hesap sorar. Rasûl-ü Ekrem hesap sorar.
Alıntı
Dilerim derdim affıma vesile olur..
Yürüyorsam düşe kalka, bil ki ısrarımdan..