Her nefis ölümü tadacaktır. Sonunda bize döndürüleceksiniz. Ankebut-57
Bu dünya hayatı sadece bir eğlence ve oyundan ibarettir. Asıl hayat ahiret yurdundaki hayattır. Keşke bilseler! Ankebut-64
herkes hak ettiği gibi yaşar(mı)
herkes hak ettiği gibi yaşar(mı)
"ezelden bilmeyle" kalmıyor. eğer kalsa, sana hak vereceğim.
ezelden biliyor, onu geçtik, ezelden kendisi belirliyor. kaderini sen yaratmadan evvel tayin ediyor.
"beni yaratmadan evvel hakkımda taktir ettiğin kaderimden dolayı işlediklerimden ötürü beni affetmelisin" diyen Adem As, Allah tarafından affedilmiştir, çünkü doğruyu söylemektedir.
Kaderin sen yaratılmadan önce tayin ve taktir edili, sen o yazılanı yaparsın.
Yapmayacağım desen de yapmayacağım deyişin bile kaderinde yazılıdır. Yazılı olanın dışına çıkmana imkan yoktur. Denenmiştir, olmamıştır. :D
O yüzden, sizin seçim sandığınız şey aslında yanılsamadan ibarettir. Yoktur öyle bir şey.
benım kadaerım yaratılmadan once takdır edıldıyse neden secım yapmak gıbı bır secenegım var?
neden camıye yada meyhaneye gıtmekte ozgurum? neden aklım var?
neden zına yapmak yada yapmamak benım elımde?
benım kaderım yazılmıs,Allah bunu taa ezelden yazmıs ben nasılsa bunu yapacagım deyıp ıstedıgımı yapayım o zaman
yukarıdakı sozunden "Allah,bazı ınsanların ıyılıgını bazılarının kotulugunu ıstıyor" anlamını cıkarıyorum.
İnsanın iradesinin olduğu kesindir. Bu irade, insan tek başına ele alındığında bağımsızdır, hürdür, bütündür, küldür.
İnsanda ortaya çıkan hareketler iki türlüdür:
1- İhtiyarar fiiller: Yapmak ve yapmamak kulun elindedir. Kul irade-i cüziyesi ile bunu ister. Allah (c.c) da yaratır. O yüzden kul, ihtiyari fiillerden (kendi yaptığı işlerden) sorumlu olur. Okumak, ders çalışmak, namaz kılmak, içki içmek... gibi. İnsan, kendisinde bulunan ve bir bütün olarak kabul edilen iradesini kullanarak bu hareketleri yapar ve bunları kendisi için iradi fiil haline getirir. Sözgelimi insanın önünde "camiye gitmek veya gitmemek" şeklinde iki tercih bulunsa, insanın bunlardan birini tercih etmesi istense, bu taktirde insanda hem külli iradenin, hem cüz'i iradenin varlığı görülür. Söz konusu insan, camiye gidip gitmeme noktasında külli, ikisinden birini tercih ettiğinde ise cüz'i iradesini kullanma halindedir.
Gerçekte insanın hayatı sürekli bir tercihler zinciri şeklinde devam edip gitmektedir. İnsan kendisinde bulunan irade-i cüz'iyesiyle Allah'ın emirlerine uygun veya ters tercihlerde bulunur. Allah (c.c.) da kulun tercihine uygun olarak o fiilleri yapma kudreti halk eder. O fiilleri isteyen ve yapan kul, fiillerinden de sorumlu olur. Bu fiillerinde kendisi tercih yaptığından fiillerinde mecbur değildir. Böylece tercihler hayat boyu kulun amellerini oluşturur.
Kaderi ikiye ayırabiliriz: ızdırari kader, ihtiyari kader.
"ızdırari kader"de bizim hiçbir tesirimiz yok. O, tamamen irademiz dışında yazılmış. Dünyaya geleceğimiz yer, annemiz, babamız, şeklimiz, kabiliyetlerimiz ızdırari kaderimizin konusu. Bunlara kendimiz karar veremeyiz. Bu nevi kaderimizden dolayı mesuliyetimiz de yok.
İkinci kısım kader ise, irademize bağlıdır. Biz neye karar vereceksek ve ne yapacaksak, Allah ezeli ilmiyle bilmiş, öyle takdir etmiştir. Sizin sorduğunuz soruda bu alanda müzakere edilmektedir. Yani siz bir aday tipi belirliyorsunuz ve arıyorsunuz. Allah’ta sizin istediğiniz vasıflara sahip birkaç kişiyi önünüze çıkarıyor. Sizde bunlardan birini iradenizle beğenip kabul ediyorsunuz. Alah’ın alacağınız eşin kim olduğunu ezelde bilmesi kader, fakat sizin iradenizle seçmeniz cüz’i irade dediğimiz insanın mesuliyet sınırlarıdır.
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi