Her nefis ölümü tadacaktır. Sonunda bize döndürüleceksiniz. Ankebut-57
Bu dünya hayatı sadece bir eğlence ve oyundan ibarettir. Asıl hayat ahiret yurdundaki hayattır. Keşke bilseler! Ankebut-64
Hergün Bir Hadis ve Şerhi
Hergün Bir Hadis ve Şerhi
عن أَبَي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه قَال : لَمَّا تُوُفِّيَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَاسْتُخْلِفَ أَبُو بَكْرٍ ، وَكَفَرَ مَنْ كَفَرَ مِنْ الْعَرَبِ قَالَ عُمَرُ : يَا أَبَا بَكْرٍ ! كَيْفَ تُقَاتِلُ النَّاسَ ، وَقَدْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : " أُمِرْتُ أَنْ أُقَاتِلَ النَّاسَ حَتَّى يَقُولُوا لا إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ ، فَمَنْ قَالَ لا إِلَهَ إِلاّ اللَّهُ فَقَدْ عَصَمَ مِنِّي مَالَهُ وَنَفْسَهُ إِلاّ بِحَقِّهِ ، وَحِسَابُهُ عَلَى اللَّهِ ؟ " قَالَ أَبُو بَكْرٍ : وَاللَّهِ لأُقَاتِلَنَّ مَنْ فَرَّقَ بَيْنَ الصَّلاةِ وَالزَّكَاةِ ، فَإِنَّ الزَّكَاةَ حَقُّ الْمَالِ ، وَاللَّهِ لَوْ مَنَعُونِي عَنَاقًا كَانُوا يُؤَدُّونَهَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَقَاتَلْتُهُمْ عَلَى مَنْعِهَا .
قَالَ عُمَرُ: فَوَ اللَّهِ مَا هُوَ إِلاَّ أَنْ رَأَيْتُ أَنْ قَدْ شَرَحَ اللَّهُ صَدْرَ أَبِي بَكْرٍ لِلْقِتَالِ فَعَرَفْتُ أَنَّهُ الْحَقُّ
Ebu Hureyre (r.a)'den söylemediği rivayet edilmiştir:
«Rasulullah (s.a.s)'in vefatı üzerine Ebu Bekir es-Sıddık halife olup arab kabilelerinden mürted olanlara karşı ordu göndermeye başladı. Ömer (r.a):
«Ey mü'minlerin halifesi! Bunlara karşı nasıl harb açarsınız? Rasulullah (s.a.s): «La ilahe illallah» diyene kadar insanlarla çarpışmakla emrolundum. Kim ki bu şehadet kelimesini söylerse (kısası gerektiren bir haram müstesna) malını, canını korumuş olur. (Gizli) küfrü ve haramının hesabı Allah'a aittir» demişti. Ebu Bekir cevaben:
«Vallahi her kim namazla zekatı aynı görmezse onunla harb ederim. Çünkü zekat malın hakkıdır. Allah'a yemin ederim ki bunlar Rasulullah'a verdikleri bir keçi yavrusunu benden esirgerlerse bundan dolayı muhakkak onlara savaş açarım» buyurdu. Bunun üzerine Ömer (r.a):
«Vallahi bildim ki, mürted olanların öldürülmesi hakkındaki halifenin bu hükmü, Allah (c.c)'nun, Ebu Bekir'in gönlünde yarattığı genişliğin eseridir. Bu sayede onlarla çarpışmanın hak olduğunu öğrendim» diye Ebu Bekir'i doğruladı.» (Buhari-Müslim)
HADİSTEN NE İSTİFADE EDERİZ
1- Hadisten tevhid kelimesinin sadece dil ile ikrarının iman olmadığı, bunun sahih bir iman olabilmesi için tevhidin gerektirdiği amellerle desteklenmesinin şart olduğu anlaşılıyor.
2 - Tevhid kelimesini söylediği ve diğer bütün vacibleri yerine getirdiği halde zekatı vermek istemeyen kimsenin mürted olduğu ve öldürülmesi gerektiği hususu tüm sahabeler arasında ittifak edilen bir konudur.
3 - Ebu Bekir'in namaz ile zekatı mukayese etmesinden namazı terkedenin de mürted olup öldürülmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu konuda da sahabeler arasında ihtilaf yoktur.
Kaynak: Seyfuddin el-Muvahhid: Buhari ve Müslim'den İslam Davetçilerine Öğütler
عَنْ أَنَسٍ رضي الله عنه أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: " إِنَّ اللَّهَ يَقُولُ لِأَهْوَنِ أَهْلِ النَّارِ عَذَابًا لَوْ أَنَّ لَكَ مَا فِي الْأَرْضِ مِنْ شَيْءٍ كُنْتَ تَفْتَدِي بِهِ قَالَ: نَعَمْ . قَالَ: " فَقَدْ سَأَلْتُكَ مَا هُوَ أَهْوَنُ مِنْ هَذَا وَأَنْتَ فِي صُلْبِ آدَمَ أَنْ لَا تُشْرِكَ بِي فَأَبَيْتَ إِلَّا الشِّرْكَ ."
Enes b. Malik (r.a)'den rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur:
«Allah (c.c) cehennemde azabı en hafif olana: «Şayet yeryüzünde ne varsa hepsi senin olsa şu azabdan kurtulmak için feda eder miydin?» diye soracaktır. O da: «Evet, feda ederdim ya Rabbi!» diyecek. Bunun üzerine Allah (c.c): «Fakat Adem'in sulbünde iken senden, daha kolay olan bir şeyi istemiştim de sen bundan çekinip bana şirk koşmuştun» diyecek.» (Buhari)
HADİSTEN NE İSTİFADE EDERİZ
-Hiç kimseye ne malın, ne şefaatin, ne oğulların ne de dünya ve içindekilerinin fayda sağlamayacağı kıyamet günü gelmeden önce, herkes Allah'a şirk koşmamak ve O’nun iradesi doğrultusunda yaşamak konusunda elinden geleni yapmak zorundadır. Zira, Allah (c.c) kendisine şirk koşulmasını asla affetmeyeceğini ve insanların bu konuda çok dikkatli olmalarını emrediyor. Şirk koşulması halinde ise ebedi cehennem azabından kurtuluşun olmadığını beyan ediyor.
Kaynak: Seyfuddin el-Muvahhid: Buhari ve Müslim'den İslam Davetçilerine Öğütler
وعن أبي بكرة نفيع بن الحارث رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قال : قال رَسُول اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّم :" ألا أنبئكم بأكبر الكبائر ؟ ثلاثاً. قلنا: بلى يا رَسُول اللَّهِ قال:" الإشراك بالله ، وعقوق الوالدين وكان متكئاً فجلس فقال: ألا وقول الزور ، وشهادة الزور ! فما زال يكررها حتى قلنا ليته سكت.
Ebu Bekre (Nüfey) (r.a)'den şöyle rivayet olunmuştur: «Bir kere Rasulullah (s.a.s) (sahabelere) üç kere:
«Büyük haramların en büyüğünü size bildireyim mi?» buyurdu. Sahabeler:
«Evet, bildir ya Rasulallah!» dediler. Rasulullah (s.a.s):
«Allah'a ortak koşmak, ana-babaya eziyet etmektir» buyurdu. Sonra dayanmakta iken doğrulup oturdu. Ve: «İyi dinleyin, bir de yalan yere şehadettir» buyurdu. Rasulullah bu sözü durmayıp tekrar ediyordu. O kadar çok tekrarladı ki biz: «Keşke sussa» dedik. (Buhari-Müslim)
HADİSTEN NE İSTİFADE EDERİZ
1- «Yalnız Allah'a ibadet» temeli üzerine kurulan bu dinin, ilk önce ve her çeşidiyle yasakladığı şey şirktir. Şirk; ibadette bir yaratılmışı Allah'a ortak koşmak, yani; Allah'ın emir ve yasaklarım kabul edip bunun yanında Allah'ın kendisine itaat edilmesini yasakladığı kimse veya kimselerin sözlerine itaat etmek, buna razı olmak veya, onlara itaatin caizliğine inanmaktır.
Ayet ve hadislerde şirk iki şekilde kullanılmıştır:
a) Büyük Şirk: Tevbe olmaması halinde Allah'ın kesinlikle affetmeyeceği ve sahibini ebedi olarak cehenneme sokacak olan şirktir. Bu hüküm, Kur'an ve sünnette ibadet olarak bildirilmiş amel, söz ya da inancın, Allah'tan başka birşeye yapılması durumunda geçerlidir. Örneğin; Dua etmek, itaat, yardımına çağırmak, sığınmak, hükmüne teslimiyet, kanunlanna muhakeme olmak gibi amellerin yaratılmışlardan birisine yapılması bu şirkin kapsamındadır.
b) Küçük Şirk: İbadet seviyesine çıkmamış fakat Allah'tan başkasına yapılmaya devam edildiğinde ileride büyük şirke neden olabilecek herhangi bir amel, söz ya da inancın Allah'tan başka bir şeye yapılmasıdır. Riya, Allah'tan başkası adına yemin etmek, «Allah ve sen dilersen», «Allah ve sen dileseydin bu olmazdı» gibi sözler kullanmak küçük şirk kapsamına firen amellerdendir.
2 - İslam; toplum düzenini sağlamak ve fertler arasındaki muhtemel haksızlıkları önlemek için, şahidlik konusu üzerinde ısrarla durmuştur. Bu din kişilere gördükleri, duydukları olaylar hakkında kendilerinden şahitlik taleb edilmeden şahidlik yapmalarını emrederken görmedikleri şeyler hakkında şahidlik yapmalarını, şu veya bu gayeyle yalancı şahidliğe yönelmelerini de kesinlikle yasaklamıştır. Zira, insanlar arasında hüküm verme zahire göredir ve delil ya da şahid muhakemenin sonundaki hükmü yüzde yüz etkileyen faktörlerdir. Olmamış "bir olayı olmuş gibi göstermek veya olan olayı çarpıtarak aktarmak, sonuçta mutlaka bazı hakların çiğnenmesine sebeb olacaktır. Bu da doğal olarak toplum düzeninin bozulması, fertler arasında ayrılmaların doğmasıyla sonuçlanacaktır. Allah'ın adil ve mükemmel nizamı, bu korkunç sonucu önlemek gayesiyle yalancı şahitlik için cezai zorlamalar ve ahirette azab vaad ederek maddi; haramlılık ve Allah kâtında azarlama bildirerek de manevi, tüm önlemleri almıştır.
Kaynak: Seyfuddin el-Muvahhid: Buhari ve Müslim'den İslam Davetçilerine Öğütler
عَنْ عَبْدِ الله بن مسعود - رَضِي الله عَنْهُ - قَال: قال رسول الله - صلى الله عليه وسلم -: ( لاَ يَحِلُّ دَم امرئ مُسْلِمٍ يَشْهَدُ أن لا إله إلا الله وأنِّي رَسُولُ الله إلا بإحدى ثَلاث :
النَّفْس بالنفس ، والثيِّب الزَّاني ، والمُفَارِقُ لِدِيِنه التَّارِك لِلجَماعَة )
Abdullah b. Mes'ud (r.a)'den rivayete göre Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur:
«La ilahe illallah Muhammedun Rasulullah» kelimesine şehadet eden müsüman kişinin kanı helal olmaz. Ancak şu üç şeyden birisiyle helal olur:
- Allah'ın öldürmeyi haram kıldığı bir nefsi öldürmek.
- Evli olduğu halde zina etmek.
- İslam cemaatini bırakıp dininden dönerek mürted olmak.» (Buhari-Müslim)
HADİSTEN NE İSTİFADE EDERİZ
-La ilahe illallah Muhammedun Rasulullah düsturuna şahitlik eden herkes müslüman olmuştur. Fakat bu şehadet sadece dille söylenen kuru bir lafızdan ibaret değildir. Elbette, şehadetin de bazı şartları mevcuttur. Öncelikle, bu kelimenin manasının bilinmesi mutlaka gereklidir. Zira, hadiste geçen «şehide (şahidlik etti)» fiili bu kelimenin manasının bilinmesini gerekli kılar. Çünkü şahitlik, şehadet edilecek konuyu tam bilmeyi şart koşar. Herhangi bir şey hakkında bilmeden yada görmeden yapılacak şehadet yalancı şahitlik, yani geçersiz olan şahitliktir. Tevhidin şartlarından bir diğeri, buna kalben inanıp dil ile ikrar etmek ve hayatını her yönüyle La ilahe ilallah'ın gereklerine göre düzenlemektir. İşte, bu şekilde tevhide şahitlik eden her müslümanın kanı, canı ve malı diğer müslümanlara haram olmuştur. Bu haramlıktan üç durum müstesnadır. Bir müslümanı öldürmesi durumunda katilin kısas olarak öldürülmesi, evli olduğu halde zina eden müslümanın recm-edilmesi. Bu durumlarda kişi haram işlediğini ikrar edip tevbe etse de öldürülmesi gerekir. Zira, burada öldürme fiili yaptığı suçun cezasıdır. Fakat, bu kişiden işlediği haram sebebiyle iman sıfatı kaldırılmaz.
Müslümanın kanınım, canını helal kılan sebeplerden birisi de tevhide olan şehadetini bozucu bir söz söyleyerek yahut amelde bulunarak veyahud da bu inanca ters bir inanç taşıyarak İslam toplumundan ayrılmasıdır. Bu takdirde kişi küfre girmiştir ve öldürülmeyi haketmiştir. Şayet tevbe eder ve yeniden İslam'a girerse affedilir ve öldürülmez.
عن سَعِيد بْنُ الْمُسَيَّبِ عَنْ أَبِيهِ أَنَّهُ أَخْبَرَهُ أَنَّهُ لَمَّا حَضَرَتْ أَبَا طَالِبٍ الْوَفَاةُ جَاءَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَوَجَدَ عِنْدَهُ أَبَا جَهْلِ بْنَ هِشَامٍ ، وَعَبْدَ اللَّهِ بْنَ أَبِى أُمَيَّةَ بْنِ الْمُغِيرَةِ ، قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لأَبِى طَالِبٍ « يَا عَمِّ ، قُلْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ ، كَلِمَةً أَشْهَدُ لَكَ بِهَا عِنْدَ اللَّهِ » . فَقَالَ أَبُو جَهْلٍ وَعَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِى أُمَيَّةَ يَا أَبَا طَالِبٍ ، أَتَرْغَبُ عَنْ مِلَّةِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ فَلَمْ يَزَلْ رَسُولُ اللَّهِ صلّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَعْرِضُهَا عَلَيْهِ ، وَيَعُودَانِ بِتِلْكَ الْمَقَالَةِ ، حَتَّى قَالَ أَبُو طَالِبٍ آخِرَ مَا كَلَّمَهُمْ هُوَ عَلَى مِلَّةِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ ، وَأَبَى أَنْ يَقُولَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ « أَمَا وَاللَّهِ لأَسْتَغْفِرَنَّ لَكَ ، مَا لَمْ أُنْهَ عَنْكَ » . فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَعَالَى فِيهِ ( مَا كَانَ لِلنَّبِىِّ ) الآيَةَ
Müseyyeb b. Hazn (r.a)'den şöyle rivayet edilmiştir:
«Ebu Talib'de ölüm alametleri belirdiği sırada Rasulullah (s.a.s) geldi. Amcasının yanında Ebu Cehil İbn-i Hişam ile Abdullah b. Ebi Umeyye'yi buldu. Rasulullah (s.a.s) Ebu Talib'e:
«Ey amcam! La ilahe illallah de, kıyamet gününde kendisiyle sana şehadet ve şefaat edebileceğim bu kelimeyi söyle» buyurdu. Ebu Cehil ve Abdullah b. Umeyye:
«Ey Eba Talib! Abdulmuttalib'in milletinden yüz mü çevireceksin?» diye bundan menettiler. Rasulullah (s.a.s) amcasına Kelime-i Tevhidi arza devam ediyordu. Diğer ikisi de mütemadiyen o sözlerine tekrar ediyorlardı. Nihayet Ebu Talib bunlara söylediği son söz olarak:
«O (yani ben) Abdulmuttalib'in milleti üzeredir» dedi ve La ilahe illallah demekten çekindi. Rasulullah (s.a.s):
«İyi bil amcacığım! Yemin ederim ki ben hakkında mağfiret dilemekten nehyolunmadıkça her halde Allah (c.c)'dan senin için af ve mağfiret dilerim» dedi. Bunun üzerine Allah (c.c):
«Ne nebinin ne de mü'minlerin, cehennemlik oldukları belli olduktan sonra yakın akrabaları da olsa şirk koşanlar için mağfiret dilemeleri asla doğru olmaz.» (Tevbe: 113) ayetini indirdi. (Buhari-Müslim)
HADİSTEN NE İSTİFADE EDERİZ
1- Rasulullah (s.a.s)'in Ebu Talib'e müslüman olması için sadece «La ilahe illallah'ı söyle» demesinin sebebi, Ebu Talib'in «La ilahe illallah»ın manasını gayet iyi biliyor olmasıdır. Eğer Ebu Talib bunu söyleseydi, manasını kabul ederek söyleyecekti. Zaten orada hazır bulunan Abdullah b. Ebi Umeyye ve Ebu Cehil'in ona şiddetle karşı çıkmaları ve: «Abdulmuttalib'in milletinden yüz mü çevireceksin?» demelerinin sebebi de budur. Çünkü müşrikler de «La ilahe illallah»ın manasını gayet iyi anlıyorlar ve Ebu Talib'in bunu söylemesi halinde Abdulmuttalib'in milletinden (dininden); yani onun yolundan yüz çevirip Allah'ın yolundan başka bir yol tanımayacağını biliyorlardı.
2 - Soy ve ecdad ululamak, müşrikler ve imansızlar için çok önemli bir olgudur. Ve bu ancak sapıkların tuttuğu yoldur. Hadiste de görüldüğü gibi, Rasulullah amcasının müslüman olması için o kadar çaba sarfetmesine karşılık; Ebu Talib'in La ilahe illallah'tan yüz çevirmesi için Ebu Umeyye ve Ebu Cehil'in ona soy ve ecdadını hatırlatmaları yetmiştir. İşte her çağ ve her yerdeki müşriklerin genel karekteri budur.
3 - Hidayet ancak Allah'tandır, islam tebliğcisine düşen görev ise tevhidi, Allah'ın istediği şekilde ve apaçık ifadelerle insanlara anlatmak, ulaştırmaktır. Hakka yönelen ve hakka talib olan kulun kalbine bu dini yerleştirmek ise tamamen Allah'a aittir. Bu nedenle, tevhidi çok güzel ve apaçık anlattığı halde, insanlar yine de kabul etmemekte direniyorsa, bu durumda davetçi ümitsizliğe kapılıp üzülmemeli ve bu nedenle kendisini perişan etmemelidir. Nitekim Rasulullah (s.a.s) -ki o, karakter ve ahlak yapısı olarak insanların en üstünü ve islam tebliğcisi olarak taşınması gereken en mükemmel ve en kusursuz vasıfları kendisinde toplayan yegane insan idi- evet, bu konumdaki Allah Rasulünün; en yakın akrabası, küçüklüğünden beri kendisini gözetip büyüten ve bir baba gibi seven, islam'a karşı hiçbir düşmanlıkta bulunmadığı gibi gerek Rasulullah'ı gerekse islam'ı elinden geldiğince destekleyen Ebu Talib'e tevhidi ısrarla tebliğ ettiği halde, Ebu Talib'in bundan yüz çevirip müşrik olarak ölmesi, hidayetin Rasulullah dahil hiçbir insanın elinde olmadığını apaçık göstermektedir. Bu gerçek karşısında islam tebliğcisi dikkatle düşünmeli, insanlara hakkı nasıl kabul ettireceğini değil, yüklendiği tebliğ görevini en iyi nasıl yerine getireceğini düşünüp her halükarda Rabbi Zü-l Celal'e tevekkül etmelidir.
4 - Bu dinin insan ilişkilerini düzenleyicinde, hisleri ve hedefleri ortak kılan yegane bağ akide bağıdır. Ancak, tevhid bağı ile kenetlenenler bir bütünü oluşturur, bu sistemde. Muvahhidle, müşrik arasında hiçbir bağlayıcı etken yoktur. Zira, onlar apayrı iki safın, iman ve şirk saflarının fertleridir. Akide dışındaki bağlara riayet, ancak dinin emir ve yasaklarına riayet gerçekleştiğinde mümkündür. Ne zaman ki tevhide karşı şirk tercih edilir, saflar belirlenir, akide bağı veya diğer bir bağ seçilmek zorunda kalınırsa, itibar edilecek yegane değer ölçüsü din bağı, inanç bağıdır, ister akrabalık bağları, ister milli ve nesebi bağlar veya tevhid dışında her ne bağ olursa olsun, bu durumda gözardı edilmeye, itibar edilmemeye mahkumdur. Zira, Allah'a karşı isyanda hiçbir değere, hiçbir bağa, hiçbir ölçüye ve hiçbir kimseye itaat yoktur. Allah'a ve Rasulü'ne karşı geldiklerinde -isterse en yakın akraba olsun- hiç kimseye sevgi; müşrik olduğu apaçık anlaşıldıktan sonra -isterse en yakın akraba olsun- hiç kimse hakkında Allah’ tan af dileme; kitab ve sünnetten kaynaklanmadığı müddetçe -isterse en yakın akrabadan gelsin- hiçbir emre itaat yoktur.
5 - Rasulullah (s.a.s)'in Ebu Talib hakkında dua edip mağfiret dileyeceğine dair sözü, henüz o konunun haramlığına delalet eden ayetin inmemiş olmasındandır. Nitekim bu ayetle müşrik olarak ölenler için mağfiret dilenmesi kesinlikle haram kılınmış ve Rasulullah da bundan sonra böyle bir şeye yeltenmemiştir.
Kaynak: Seyfuddin el-Muvahhid: Buhari ve Müslim'den İslam Davetçilerine Öğütler
Mümin Ve Kabir Sorgusu
عن أَسْمَاء قَالَتْ : أَتَيْتُ عَائِشَةَ وَهِيَ تُصَلِّي، فَقُلْتُ مَا شَأْنُ النَّاسِ فَأَشَارَتْ إِلَى السَّمَاءِ، فَإِذَا النَّاسُ قِيَامٌ، فَقَالَتْ: سُبْحَانَ اللهِ قُلْتُ: آيَةٌ فَأَشَارَتْ بِرَأْسِهَا أَيْ نَعَمْ فَقُمْتُ حَتَّى تَجَلاَّنِي الْغَشْيُ، فَجَعَلْتُ أَصُبُّ عَلَى رَأْسِي الْمَاءَ، فَحَمِدَ اللهَ، عَزَّ وَجَلَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم، وَأَثْنَى عَلَيْهِ، ثُمَّ قَالَ: " مَا مِنْ شَيْءٍ لَمْ أَكُنْ أُرِيتُهُ إِلاَّ رَأَيْتُهُ فِي مَقَامِي ، حَتَّى الْجَنَّةُ وَالنَّارُ ، فَأُوحِيَ إِلَيَّ أَنَّكُمْ تُفْتَنونَ فِي قُبُورِكُمْ مِثْلَ أَوْ قَرِيبَ (قَالَ الرَّاوِي: لاَ أَدْرِي أَيَّ ذلِكَ قَالَتْ أَسْمَاءُ) مِنْ فِتْنَةِ الْمَسِيحِ الدَّجَّالِ ، يُقَالُ مَا عِلْمُكَ بِهذَا الرَّجُلِ فَأَمَّا الْمُؤْمِنُ أَوِ الْمُوقِنُ (لاَ أَدْرِي بِأَيِّهِمَا قَالَتْ أَسْمَاءُ) فَيَقُولُ هُوَ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللهِ ، جَاءَنَا بِالْبَيِّنَاتِ وَالْهُدَى ، فَأَجَبْنَا وَاتَّبَعْنَا، هُوَ مُحَمَّدٌ (ثَلاَثًا)؛ فَيُقَالُ: نَمْ صَالِحًا، قَدْ عَلِمْنَا إِنْ كُنْتَ لَمُوقِنًا بِهِ؛ وَأَمَّا المُنَافِقُ أَوِ المُرْتَابُ ( لاَ أَدْرِي أَيَّ ذلِكَ قَالَتْ أَسْمَاءُ) فَيَقُولُ : لاَ أَدْرِي ، سَمِعْتُ النَّاسَ يَقُولُونَ شَيْئًا فَقُلْتُهُ "
Esma binti Ebu Bekir (r.a) şöyle demiştir: «Güneş tutulması olduğu bir zamanda Aişe (r.a) namaz kılarken yanına gittim. «Bu halka ne oluyor? (Neden korkuyorlar?)» dedim. Güneş tutulması meydana geldiğini anlatmak için gökyüzüne başı ile işaret etti. Meğer hep namaza durmuşlarmış. Aişe (r.a): «Sübhanallah!» dedi. «Bu bir azab alameti veya kıyametin yaklaşması mı?» diye sordum. Başıyla: «Evet» diye işaret etti. Bunun üzerine ta ki terleyinceye kadar ben de namaza durdum. Yanımdaki kırbadan başıma su dökmeye başladım. Namazdan sonra Rasulullah (s.a.s) Allah'a hamd ve sena edip buyurdu ki:
«Cennet ve cehenneme kadar evvelce bana gösterilmiş hiçbir şey kalmadı ki bu makamda görmüş olmayayım. Bana vahyolundu ki siz kabirlerinizde Mesih-i Deccal yüzünden çekilecek imtihanlara benzer yahut ona yakın bir imtihan geçireceksiniz. Kabire girmiş kimseye: «Bu adam (yani; Rasulullah (s.a.s) hakkındaki ilmin nedir?» diye sorulacak. Mü'min olan kimse: «O kişi Muhammed'dir. O kişi Allah'ın Rasulüdür. Açık ayetlerle hidayet getirdi. Biz de davetine uyduk. Ve yolunu takip ettik. O kişi Muhammed (s.a.s)'dir» diyecek. Ve bu söz üç kere tekrar olunacak. Ondan sonra o kimseye: «Öyle ise rahatına bak. O kişinin rasüllüğüne imanın olduğunda şüphe kalmadı» denilecek. Yok eğer münafık veya kalbinde şek olan birisi ise o soruya karşı: «Ben ne bileyim, işittim, öteki beriki bir şeyler söylüyorlardı. Ben de söyledim» cevabını verecek.»(Buhari)
HADİSTEN NE İSTİFADE EDERİZ
1 - Güneş tutulduğu zaman kıyamda uzun bir süre kalarak namaz kılmak sünnettir.
2 - Allah, insanı yarattığında ona bazı özellikler vermiştir. Bu hususiyetlerden birisi de korku ve heyecandır. Korku ve heyecan anında abdest alıp herşeyi yoktan vareden Allah'a yönelmek ve namazla O'ndan yardım istemek, böyle kötü hallerin üzerimizden gitmesine vesile olacaktır. Bu, Allah Rasulü'nün bizatihi uygulamasıyla da teyid edilmiştir.
3 - Kabirde hayat, sorgu ve azab haktır. Ölen kimseye kabir sorgusunu münker ve nekir melekleri yapar. Dünyada iken tevhidin manasını bilip tasdik ederek inanan ve bunu hayat pratiğine aksettirenler, kendisine Allah ve Rasulünden gelen her habere kayıtsız şartsız teslim olanlar, kısacası mü'minler bu sorulara kolayca ve tereddütsüz cevab vereceklerdir. Allah'ın dinini inkar edenler veya iman hususunda cehaletleri ve tereddütleri bulunanlar ise kabir suali karşısında şaşkın ve çaresiz kalacaklar, hiçbir şekilde bu sorulara doğru cevab veremeyeceklerdir.
Kaynak: Seyfuddin el-Muvahhid: Buhari ve Müslim'den İslam Davetçilerine Öğütler
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi