You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

HER AN BİR SIRATTIR

HER AN BİR SIRATTIR

General
HER AN BİR SIRATTIR
[Resim: sratkprscennetcehennemjf0.jpg]

HER AN BİR SIRATTIR

Sırat

Ötelerde değil, yanı başımda ve şimdi

İçinde yaşadığım, bulunduğum ‘an’da adımlıyorum o köprüyü.

Ya geçiyorum ya da düşüyorum.

Dünyanın,

Sırat köprüsünün görünen kısmına verilen diğer bir isim olduğunu kavrıyorum o an.

Varlık âlemi, nasıl da bir var bir yok arası titreşiyor, hayret!

Resmen titriyor.

Sanki, sonsuz bir karanlıkta an-be an flaşlar patlıyor.

Her şey,

Varlık sahnesinde boy göstermeye başladığı an da,

Yokluğun uç sınırına da varıveriyor.

Atom boşluk, hücre boşluk, dünya boşluk, uzay boşluk

Zerreden küreye her şey boşlukta asılı durmakta,

Ve yokluğun o uç sınırına kadar geliveriyor.

Öyleyse, ‘yokluğun uç sınırıdır dünya’ diyorum,

‘Adımladığımız sırattır.’

Önce, felsefe gözüyle bakıyorum.

O sıratın altındaki boşluğu ve yanı başındaki yokluğu gözlüyorum.

En küçüğünden en büyüğüne,

Her şeyin nasıl olup da yokluğa yuvarlanıvermediğine hayret ediyorum.

Müthiş bir hızla adımlıyorlar sıratlarını ama düşmüyorlar!

Neden sonra, yumuşak ve sonsuz bir iple varlık âleminde asılı olduklarını fark ediyorum.

Acizliklerine rağmen, ne kadar da haşmetli duruyorlar öyle.

‘O gördüğün vahdet ipidir’ diyor bir ses, ‘seni dağılmaktan kurtarıyor.’

Kulak veriyorum, uzaklardan ama yanı başımdan geliyor:

‘Uzatılan rahmet ipine neden bağlanmıyorsun?’ diyor,

‘Din gününün sahibi olan âlemlerin Rabbine.’

Önce uzak görüyor, ciddiye almıyorum.

Oysa Yaratıcıyla aramdaki bağı kopardığım her an da,

Sırattan düşüyorum ve kaybediyorum.

Bir koca deveyi yardan uçuran bir tutam ot misali.

Mânen dağılıyorum.

Dıştan bakınca var gibiyim, ama gerçekte yok oluyorum.

İşte o an cehennem hayatı da başlayıveriyor.

Sonra, yokluğun sınırından döndürülen her şeyi hatırlıyorum; vahdet ipini.

Din gününün sahibi olan âlemlerin Rabbini.

Kendimi de dâhil ediyorum, o müthiş tevhidin, her şeyin içine.

Kurumuş olan aklım, yeşermeye başlıyor vahyin ışığında.

Koca koca âlemleri içine alan bir kalbe sahip olduğumu fark ediyorum.

En önemlisi de, sevildiğimi.

İsteyerek, ‘iyyake na’büdü ve iyyake nestain’ diyorum.

Nurlanıveriyor sıratım.

Önde Resul-i Ekrem ve ardından milyonlar geçiyor o köprüden.

An be an.

‘İhdinas’sırat el-müstakîm. Sıratallezine en amte aleyhim’ diyerek.

Derken, felsefenin ayak seslerini duyuyorum cehennem tarafından.

Düşüyorlar maalesef, düşüyorlar

‘Gayril mağdubi aleyhim veleddallin.’ diyorum, hamd ederek.

Düşmemek için, Rabbime ‘Fatiha’ ile arz ediyorum halimi.

Açmak ve aşmak için o köprüyü..

Sırat! Ötelerde değil, yanı başımda ve şimdi.

Vahdet ipine sımsıkı sarıldığım ‘an’ da geçiyorum onu.

Ahirete aktarabildiğim ‘an’ da..!
Ne kadar seversen sev, bir gün ayrılacaksın.
Ne kadar toplarsan topla, bir gün bırakacaksın.
Ne kadar yaşarsan yaşa, bir gün öleceksin.
Ne yaparsan yap, bir gün hesabını vereceksin.
[Resim: 9qfd91186dd20fz6.gif]
[Resim: 373jx0.gif]
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.