Aklın oraya ermesine imkan yoktur.
Akıl o makama varamaz.
O makamla aklın arasında yüz konaklık yol vardır.
Oraya giden kafileden aklın haberi var sanma,
akıl bu hakikati idrak etmekten acizdir.
Kamil insanın ağlayışı, ne gamdandır, ne de neşeden;
O ağlama, o göz yaşı dökme, bizim bildiğimiz ağlayış değildir.
O bambaşka bir ağlayıştır.
O ağlayışın güzelliğini, ancak ruh bilebilir; O ağlayışa binlerce gülüş kurban olsun.
Onun ağlayışı da, gülüşü de öteki alemin tesiri iledir.
Çünkü o aklın kuruntularından, vehimlerinden beridir, kurtulmuştur.
Onun gözünün yaşı bile, onun gözü gibidir.
Görmeyen göz, nasıl olur da gören bir göze benzer?
Onun gördüğüne, elle temas etmek, dokunmak imkanı yoktur.
O, aklın kıyaslaması ile anlaşılamayacağı gibi, duygu ile de bilinemez, anlaşılamaz.
Onun ağlayışı da, gülüşü de, sözü de kendinden değildir.
Bütün bunların hepsi de sadece Hakk' ın ilhamından ve ihsanındandır.
Fakat ahmaklar, görünüşe kapılmışlar da bu yüzden bu ince hakikatler onlara pek gizli kalmıştır.
Velhasıl, hakikate erememişler, garaz yüzünden yerde, altta kalmışlar, itirazları yüzünden de, o ince şey kaybolup gitmiştir.
(Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî)