Oğlum! Vücudumuzu elimizden geldiği kadar helal lokma ile doyuralım ki, helal lokma ile beslenen o vücut Allah’a ibadette pek hafif ve latif olarak ruha uysun.
Haramlarla beslenen vücut, Allah’a ibadete kalkmakta gevşeklik ve ağırlık gösterir.
Bu hâl sonunda; esasen latif olan ruha da tesir eder ve onu da kendi gibi ağırlaştırıp karanlıklara boğar. İlahi ufuklara çıkmaya kabiliyeti kalmaz ve nihayet ölür.
Günahların büyükleri, küçüklerine ehemmiyet vermemekten başlar. Küçücükten komşu bahçelerinden birer ikişer meyve koparmaya alışanlar, büyüdükleri zaman yaman hırsız kesilirler.
Evlâdım! Kendini gözet. Senin aslın pek neciptir, pek temizdir. Aslına benzemeyen dallar, asıllarının mazhar oldukları maddi manevi teveccüh ve olgunluklara kavuşamazlar. İslâm dininin bütün emirleri insanların ahlâkını düzeltmek, bütün yasakları da, yine onların faydaları içindir.
Dicle nehri kıyısında yediği bir elmanın sahibini bulup helâlleşmek için çeşitli külfetleri göze alması, İmâm-ı A’zam’ın babası Sabit bin Hürmüz’ün ahlâkının yüksekliğini gösterir. Onun bu temizliği kendisinden dünyanın dörtte birinin, mezhebine, ilmine bağlandığı İmâm-ı A’zam Ebû Hanife gibi bir zatın vücuda gelmesine sebeb olmuştur.
Seni göreyim, haramlardan; hatta mekruhlardan kendini sakın.