Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki: “Ölü, kabrinde boğulmakta olan kimse gibidir; oğlundan yahut kardeşinden yahut bir dostundan gelecek bir duâyı bekler durur. Kendisine bir duâ ulaştığında bu ona dünyâ ve içindekilerden daha sevgili olur.”
Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki: “Bir kimse kabristandan geçip de Kul hüvallâhü ehad sûresini on bir defa okur, sonra onun sevabını oradaki ölülere bağışlarsa, bu kimseye (kabristandaki) ölüler adedince sevap verilir.” (Dârekutnî)
Ebû Hüreyre (radıyallâhü anh) buyurdu: Bir adam ölür geride bir evlad bırakır. (Kabirde) onun derecesi yükseltilir Adam: Yâ Rabbi, bu neredendir, diye sorar. “Evladının senin için ettiği istiğfardandır” buyurulur. Bundan mü'minlere olan istiğfârların fâide verdiği anlaşılır.
“Muhacirler ve Ensar’dan sonra gelen müminler, derler ki: ‘Ey Rabbimiz! Bizlere ve önden îman ile bizi geçmiş olan kardeşlerimize mağfiret buyur (bağışla)” (Haşir s., 10.) âyet-i celîlesi duânın fayda verdiğine delildir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kıyâmet gününde, mahşerde ilk şefâat edecek ve şefâati ilk kabul edilecek olandır Mü'minlerin günahkârları, Resûlullâh'ın şefâatinden fayda göreceklerdir.
Âlimlerimiz ittifâk etmişlerdir ki: Bir mü’min başına gelen hastalıklar ve sıkıntılar sebebiyle sevap kazanır. Hatta ayağına batan bir dikenden dolayı makâmı bir derece yükseltilir, bir günahı silinir.
Hâsılı, işlediği amelin (hayır yahut şerrin) karşılığını aldıktan sonra, insana kendi çalışması ve kazancından başka dünyada ve âhirette nice rahmet ve ilâhî ihsânlar verileceğinde şüphe yoktur.
[Medhu’s-Sa‘yi ve Zemmü'l-Betâleti, İbn-i Kemal Paşa]
*