You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

HATIRALARLA ARVASİ HAZRETLERİ

HATIRALARLA ARVASİ HAZRETLERİ

Uzman
HATIRALARLA ARVASİ HAZRETLERİ
s.okur

HATIRALARLA ARVASİ HAZRETLERİ

• Şu Farsça beyti çok sever ve tekrar ederlerdi: “Zi hicri dositan hun şud deruni sine can-ı men. Firak-ı hem nişinan suht magz-ı istehan-ı men” (Sevdiklerimden ayrı kaldığım için göğsümde ruhum kan ağlıyor. Birlikte oturduklarımın ayrılığı kemiklerimin iliğini yakıyor.”)

• Merhum Necip Fazıl diyor ki: “Ben onu 9 yıllık temasım süresince, hiçbir defa, esnemek, kaşınmak, her hangi bir dış manzaraya takılmak gibi her insana mahsus nebati fiillerden herhangi biri içinde görmedim.”

• Talebelerinden Hafız Hüseyin Efendi anlatır: Tahsîlimi İstanbul’da yaptım. Arabî ve Fârisî'yi iyi bilirdim. Her toplulukta söz sâhibiydim. Bir gün beni Abdülhakîm Arvâsî hazretlerine götürdüler. Maksadım orada da söz sâhibi olmaktı. Kendisine çok yakın bir sandalyeye oturdum. Sohbete başladı. Hemen sonra sandalyede oturmaktan hayâ edip, yere indim. Sohbette, hiç bilmediğim, duymadığım şeyleri anlatıyordu. Yakınında yere oturmaktan da hayâ edip biraz geri çekildim. Biraz daha, biraz daha derken nihâyet kendimi kapının önünde buldum. Nerede ise kapıdan dışarı çıkacak hâle gelmiştim. Ben yıllarca şeyhlik postunda oturmuş, talebeleri olan biriydim. Seyyid Abdülhakîm'i görünce ancak talebe olacağımı anladım ve talebelerime: "Seyyid Abdülhakîm Efendiyi görünce, tanıyınca şeyhliğin ne olduğunu anladım, eteğine yapışmaktan başka isim kalmadı." dedim. O büyük zâta talebe olmakla şereflendim.

• Seyyid Abdülhakîm Arvâsî'nin uzun yıllar hizmetinde bulunan Kayserili pamuk tüccarı Abdülkâdir Bey söyle anlatır: “Bir yaz günüydü. Abdülhakîm Efendi ile Eyyûb Camiinde öğle namazını kıldık. Sonra hazret-i Ebû Eyyûb-i Ensârî'nin türbesine girdik. Başka kimse yoktu. Sandukanın ayak ucunda, yan yana diz üstünde oturduk. "Yanıma sokul, gözlerini kapa." buyurdu. Gözlerimi kapayınca hazret-i Ebû Eyyûb Ensârî hazretlerini ayakta duruyor gördüm. Yanımıza geldi. Uzun boylu, iri yapılı, seyrek sakallıydı. Elini öptüm. İkisi yavaş sesle konuştular. Ben işitmiyordum. Edeple seyrediyordum. "Gözünü aç." dedi. Açtım. İkimiz sandukanın yanında oturuyoruz gördüm. Sokağa çıktık. İkindi okunuyordu. "Ne gördün?" dedi. Anlattım. "Ben hayatta iken kimseye söyleme." dedi. Bunu vefâtından yirmi dört sene sonra anlatıyorum.

• Hâlid Turhan Bey anlatıyor: Bir gün ziyâretlerine gitmiştim. Kütüphânelerinden bir kitap çekip, bir yerini açıp bana verdiler ve; "Buyurun, okuyun!" buyurdular. Arapça idi. Okumaya çalıştım. Yanlış okuyunca düzeltirlerdi. Bir daha okuttular ve gene yanlışlarımı düzelttiler. Sonra; "Türkçeye çevirin!" buyurdular. Takıldığım çok ibâreler oldu. Yardım ettiler, hattâ kendileri tercüme ettiler. Bir daha okutup, bir daha tercüme ettirdiler. İyice anlamıştım. Vefâtlarından yirmi sene kadar sonra, kütüphâne müdürlüğü için, Ankara'da imtihana girdim. İmtihanda elime bir Arapça kitap verdiler ve bir yerini açıp, okuyun dediler. Bir de ne göreyim, Abdülhakîm Efendinin verdiği kitap ve açtıkları sayfa değil mi? Okudum, tercüme ettim. İmtihanı kazandım. Kütüphâne müdürü oldum. Ama imtihandan çıkınca, Efendinin bu büyük ve açık kerâmetini görünce hüngür hüngür ağladım.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: HATIRALARLA ARVASİ HAZRETLERİ
Allah razı olsun.
Necip Fazıl gibi iki hayat yaşayan bir adama ebedi hayata bağlamak ancak gönül ehlinin yapacağı iştir.
.
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.