You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Uzman
Haram lar
[Resim: maide90-91.jpg]

Rabbımız -Allâhımız- Yüce Kur'ân'ımızda meâlen şöyle buyuruyor:

(Ey îmân edenler..içki, kumar, dikili taşlar -putlar-, ve fal okları, şeytan işi birer pislikdir. Bunlardan kaçının ki, kurtuluşa eresiniz.)

(Şeytan; içki ve kumarla sizin aranıza düşmanlık ve kin sokmak, ve sizi Allah'ı anmakdan, hatırlamakdan alıkoymak ister; artık bunlardan vazgeçdiniz değil mi?..)

Kur'ân-ı Kerîm, sayfa: 122, sûre: Mâide, âyet: 90-91
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
Cvp: Haram lar
ALKOL

Bu konuyu önemi sebebiyle, ve ilmî, içtimaî, dînî yönleriyle raporlar hâlinde ve beş bölüm içinde takdim edeceğiz.

Alkollü içkilerin kullanılması, insanlık târihi kadar eskidir.

Bütün mukaddes kitablar, içkiyi yasaklamışdır.

Kur'ân-ı Kerîm gibi Tevrat da alkollü içkileri haram kılmışdır.

Bütün alkollü içkiler; sâdece insan sağlığını değil, toplum hayâtını da etkilemekde, sayılamıyacak kadar kavgaya-cinâyete-trafîk kazasına sebeb ol-makdadır.

Alkol; insan sağlığı açısından incelenirse, pek çok hastalığın başda gelen sebebi olduğu görülür:

İçilen bir kadeh alkol, insan vücûdünde şu seyri takıyb eder:

l - Ağızda-yemek borusunda, yakıcı bir hisden

sonra mideye erişir. Midede hiç bir sindirim olayına tabî olmadan kana geçer.Bundan sonra alkolün organlara olan tesiri başlar..

2 - Alkolün ilk tesiri: BEYİN üzerindedir. Bu tesir, içki içenler tarafından uyarıcı gibi yorumlanır; bu devrede rûhî-fizîkî faaliyetler canlanmış gibi görünürse de bunlar, özellikle ve öncelikle beyin vazifelerinin zarara uğradığının ilk belirtileridir. Bu dönemde içki alan kimse: Zihnî hesab yapamaz, yal-nışsız daktilo kullanamaz, salimen arabayı idare edemez, ateş etdiği zaman hedefini vuramaz...

Bu safhadan sonra şahıs, alkol almaya devam ederse, konuşması peltekleşir, hareketleri bozulur ve alkol aldığı etrafındakilerce belli olur. Ve gene bu dönemde alkollünün toplum ahlâkına-kânunlara saygısı had şekilde azalır, haya ve utanma hissi kaybolur.. Bütün bunlara rağmen şuuru bir ölçüde yerindedir ve yapdığının bir ölçüde farkındadır.

Şahıs gene alkol almaya devam ederse, konuşma ve hareketler kaybolur, şuur bulanır; bulantı, kusma, soğuk terleme, vücüd ısısında düşme olur ve nihayet sarhoş sızar ve tam deyimiyle küfelik olur; sarhoş artık komadadır...

Bu üç devrenin tedkıykinden anlaşılıyorki:

Birinci devrede alkol, keyf verici gibidir.. Bazı kimselerde aldatıcı bir neş'e, bazılarında derin bir üzüntü sebebidir.

İkinci devrede alkol, aklın yerini almışdır. Şahsa artık akıl değil, alkol kumanda etmekdedir; başkalarına, bilhassa kadınların ırz ve namusuna taarruz etdirir, cinayetler de bu devrede işlenir.

Üçüncü devrede ise Alkol alan kişi, bitkisel hayat yaşayan bir mahluka dönüşmüşdür..

Devamlı alkol alanlarda başda beyin olmak üzere tüm organlarda alkolün etkisi görülür, ve alkole bağlı hastalıklar ortaya çıkar. Bu şahıs artık alkolik olmuşdur; el, dil, dudak ve yüz titremeleri; beyin ve beyin zan iltihabları zuhur eder; ruhî belirtiler, daha da dikkat çekici olur. Şahıs da karakter değişikliği daha da görünür hâle gelir; namus yönünden çirkin haller gösterir. Ayrıca dikkat, irâde ve zekâ kusurları; hayalî görmeler, hezeyanlar ve alkole bağlı delilikler ortaya çıkar..

Bu şahıslar; artık toplum için ciddî bir problem olur, tedavileri de çok güçleşir.

Alkolün diğer organlar üzerindeki tesirleriyle çeşitli hastalıklar zuhur eder:

• Ağız, yemek borusu ve midede ülser ve kansere, olur.

• Karaciğerde: siroza ve kansere.

• Pankreas'da: İltihab ve kansere,

• Ve böbreklerde çeşitli iltihablara... sebeb

• Alkolün kalb ve damarlar üzerindeki tesiri bir zamanlar yalnış değerlendirilerek kalb damarla rını genişletdiği düşüncesi ile bu hastalara VİSKİ tavsiye edilmişdi. Sonra, bunun temâmen yanlış olduğu anlaşıldı.

• Alkolün cinsel hayat üzerindeki etkisi de menfîdir. Alkol alanlarda cinsel istek artmış görünse de iktidar azlığı bilinen bir gerçekdir. Kadınlarda ise alkol, cinsel soğukluğun başta gelen sebeblerindendir.

• Bugün artık alkolün; erkek ve kadının cinsiyet hücrelerindeki KROMOZOM'ları tahrîb ederek, nesiller üzerinde karakter bozukluğuna sebeb olduğu ayan-beyan bilinmekdedir.

• Batı ülkelerinde yapılan araştırmalar, alkolik anne ve babadan doğan çocukların aklî ve ahlakıy yönden özürlü olabildiklerini gösteriyor.

• Alkoliklerin çocukları arasında: Ölü doğumların, erken ölümlerin, sar'alıların, beyni özürlülerin çok sayıda görüldüğü bir gerçekdir.
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
Cvp: Haram lar
MEDENİYYET DENİLEN TEK DİŞİ KALMIŞ

CANAVARIN BAŞ BELÂSI OLAN ALKOL
Büyük ticarî şirketler-holdingler devrinde yaşıyoruz.

İnce işlenmiş reklâmların tesîri altındayız.

Bütün ülkelerde: Fertleri, bilhassa gençleri alkol kullanmaya yönlendiren propagandalarla karşı karşıyayız.

1950'lerde İngiltere'de içki satışları azalmış.. Bunu gören içki üreticileri, akımı tersine döndürmek için tedbirler almaya koyulmuşdu. Yahüdî asıllı bir bira fabrikası müdürünün, idare meclisi üyelerine olan şu ibretli konuşmasına bakınız:

(Şimdiye kadar ağızlarına bira almamış milyonlarca genci, meyhanenin başlıca müşterisi hâline getirmeliyiz; önce bunları ucuz içkiye, kazançları artınca da pahalısına alışdırmalıyız) diyordu yahüdî..

• Dediği oldu.. Bu metodla yalnız İngilterede değil, tüm batıda ve Dünyâda içki bir moda oldu; viskili, şaraplı toplantılar günlük olaylar hâline geldi. Orta halliler de bu akıma katıldı..

• Neticede ve kısa zamanda alkol, tüm dünyâda insan için -insanlık için- tam bir belâ ve korkunç bir âfet hâline geldi.

Bu konuda yapılmış bâzı yurtdışı araştırmaları, tesbitleri, istatistikleri ve bunlara âid raporları dikkatle ibretle gözden geçirelim:

l - Alkol, insanlık için ciddi bir belâdır. Alkol; kolera, veba ve diğer öldürücü hastalıklar gibi salgın bir hastalık olarak târîf edilmelidir.

2 - Alkol, insanlık için yıkıcı bir âfetdir.

3 - Alkol; kelimenin tam ve ilmî mânâsıyle, hiç bir zaman bir gıda değildir.

4 - İçki; ateşli-mikrobik hastalıklara karşı vücûdun direncini azaltır. İçki içen, verem için hazır bir kurbandır.

5 - Alkol, bir hücre zehiridir; beyinde bulunan on milyardan fazla hücre, bu zehirin tesîri altında kalır.

Edinburg Üniversitesi sinir hastalıkları mütehassısı olan Ninian Bruce-Brus sar'a vak'alarının en çok cum'a ve pazar günleri olduğunu, bunun da haftalıkların ödenmesi sebebiyle içkinin çok içilmesine bağlı olduğunu söylemektedir.

6 - İçki yüzünden meydana gelen ve en çok cezalandırılması gereken bir zarar da aile müessesesine olanıdır. Aile hayâtını yıkan; hiddet, şiddet ye cinayetlerin başta gelen sebebi de gene alkoldür. İçki sebebiyle karı-koca arasında olan kavgaların çocuklara yapdığı zararlardan, bir çoklarının haberi yok herhalde!.. Keza sarhoş ananın ve babanın; daha doğmadan önce çocuğa yüklediği felâketin derecesini bunlar hâlâ idrâk etmiyorlar sanırım.

Alkol mübtelâsı annelerin çocuklarında TROİD bezinin faaliyeti eksik olur. İlâhî kudret, anne yoluyla çocuğun bünyesine herhangi bir zararlı maddenin girmemesi için, onu; koruyacak plasenta adındaki bir zar içine yerleştirmişdir. Bu zardan yalnız şu üç şey girebilir; kurşun zehiri, frengi basili ve ALKOL...

Fransız doktorlarına göre, alkol bağımlısı anne-babaınn çocukları, hayatları boyunca tehlike altındadırlar. Alkolün kötü tesîri yedi nesil üzerinde devam etmekdedir.

7 - Alkol kullananlarda geniş çapda kısırlık, gelişim gecikmesi, zayıflık ve bulaşıcı hastalıklara karşı dirençsizlik görülmekdedir. Doktor Biluhum, nesle olan bu zararların devamlı olduğu kanâatindedir. Yüce Mevlâ; gerek babaya gerekse anneye hiç birinin kaçınamayacağı bir sorumluluk yüklemişdir, ki o da çocuklarımızın sağlığı ve menfaati hususunda saygılı olmak mecbüriyetimizdir..

8 - Trafik kazalarında, içkinin ne denli bir sebeb olduğu dünyâca bilinmekdedir. Halkın, anî karar verme yeteneğinin bir bardak bira, yahut bir yudum alkollü içkiyle, ölçülebilecek derecede ve tehlikeli bir şekilde bozulduğu, ve bunlardan herhangi birisinin, sürücünün beyin gücünü yavaşlatmaya yetdiği, artık ilmî bir gerçekdir..

Bu yüzdendir ki: Norveç'de meyhanecilerin sürücülere alkol satması yasakdır. Büyük bir uçak şirketinin pilotlarına uçuşdan yirmi saat öncesinden itibaren içki kullanmaları da kat'î olarak yasaklanmışdır.

9 - British Medical Journal adlı tıbbî derginin yazdığına göre: Büyük bir hastahâneye gelen trafik kazası kurbanlarından, akşamları ve hafta sonu gelenlerin en az % 60'ı, alkol alan şoförlerin yapdıkları kazalar yüzündendir. Ve bu sürücülerin bir yokuşu normal şekilde inmeleri tıb yönünden imkânsızdır; bunlar, bir motorlu vâsıtayı kullanmaya yetecek akıl gücünden yoksundurlar.

10 - Sarhoşların, başkalarını da içirmeye çalıştıkları, içmeyenleri kendilerine benzetmek istedikleri de bir gerçekdir.

Şu olmuş vak'a bunun canlı misâlidir:

Genç bir adam, kafayı tütsüledikden sonra sevgilisini öldürdü; ve bu yüzden de îdâma mahkûm edildi. Delikanlı, idamından önce, kendi papazını görmek istedi, ve bu görüşmede hapishane papazı da bulundu, delikanlı papazından; bir müddet önce adını verdiği bir toplantıda bulunub bulunmadığını sordu; papazı, o toplantıda bulunduğunu söyledi. Bunun üzerine delikanlı şunları ifâde etdi: O toplantıda ben de vardım; içkiyi içmek veya içmemek hususunda ne yapmam gerekdiğini düşünüyordum; size dikkat etmeye ve ne yapacağınızı beklemeye koyuldum; siz içdiniz, ben de içdim. Bu ilk defa içişimdi.. Ve içkinin tesiri ile bir kaç gün içinde hayâtımla ödeyeceğim işi yapdım. Sizi buraya, bana şefaat edin diye çağırmadım; bu, benim kendi hatâmdır ve sonucuna katlanacağım. Fakat size ölmeden önce şunu söylemek isterim ki: Ne olur beni sapdırdığın gibi, başkalarını da sapdırma..

Açıkça anlaşıhyorki, bu ibret verici olayda üç suçlu var:

Biri; içki ikram eden,

Diğeri; içmek suretiyle tehlikeli ve ibret verici bir örnek olan,

Üçüncü de; kendi karârını vermek de çok zayıf kalan...
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
RE: Haram lar
İÇKİ VE FUHUŞ

İstatistikler gösteriyorki, fuhuş ve zina kurbanlarının çoğu içki içilen evlerde yetişmiş kızlardır.

Newyork'da yapılan bir istatisdikde iki bin fahişeden:

569'u, her zaman içen babaların kızları,

347'si, her zaman içen annelerin kızları,

560'ı, aralıklarla içen babalann kızları,

524'ü, aralıklarla içen annelerin kızları...

Madam Tornovski, yapdığı araştırmada, hem anneleri-hem babalan içen ailelerden yetişmiş fahişelerin % 69'dan aşağı olmadığını söylüyor.

Devletlerin yıllık bütçe giderlerine bakılacak olursa, bunun her yıl milyarlarca dolar olduğunu ve mühim bir bölümünün:

1 - Akıl hastahânelerine,

2 - İçki içen ailelerden gelme gençlerin, bakım evlerine,

3 - Gayr-i meşru yollardan edinilmiş ve sokağa bırakılmış çocuklara âid şefkat yurtlarına..

4 - Alkol yüzünden işlenmiş trafik kazalarındaki felâketzedelerin götürüldüğü hastahânelere, kaza suçlularının gönderildiği hapishanelere...harcandığı görülür.

EVET; bu ve buna benzer yerlere harcanan paranın, alkollü içkilerden elde edilen vergi gelirinden kat kat fazla olduğu anlaşılır...

Alkollü içkiler yüzünden meydana gelen felâketlere bir de bu harcanan meblâğı ekliyecek olursak, kat'î olarak anlaşılmış olur ki: Bütün bu gerçeklere rağmen hâlâ içkiyi ve içmeyi destekliyenlerin, ne derece vatan, millet ve insanlık düşmanı, ve ne derece domuz meşrebli oldukları kolayca anlaşılmış olur.

İÇKİ VE CİNSÎ HAYÂT
Alman, doktor meşhur Koch (koh) diyor ki:

(İçkilerin çeşidini-özelliğini araştırmak isteyenler; bunlarda insan için ne gibi faydalar bulunabileceğini, yahut tedâvî gayesiyle içilecek mikdârın neden ibaret olacağını ve içindeki alkolün yüzde ne kadar olması gerekdiğini soracakları yerde; ferdlere, toplumlara, tüm insanlığa karşı alkolün sebeb olduğu onulmaz dertlere, çeşitli cinayetlere, aile facialarına., dâir ilim adamlarının görüş, fikir ve kanâatlerine müracaat etsinler..)

Alkollü içkiler; korkunç hastalık ordusundan, çeşitli cinayet ve yıkım kaynağından başka bir şey değildir.

Alkollü kişi gerek şahsı ve gerekse toplumu için öyle bir âfet ve asalakdır ki; toplum huzurunu, oluşundan önce boğar. Çocuğu; gebelik veya doğum esnasında öldürür. İçlerinden biri doğacak olursa, onun da beşiğine çullanır; şayet beşikdeki hıncından da kurtulursa çocuk yaşar ama en fecî hastalıklara, en müzmin âfetlere mahkûm olarak yaşar.

Alkolün, bunu kullananların, ruhlanyla bedenleri üzerindeki etkisine gelince: Kuvvetlerini bitirir, illetlerim artırır, faaliyetlerini azaltır, irâdelerini felce uğratır, sorumluluklara karşı duyarsız bırakır ve netice de âilenin-toplumun üzerine bir asalak olarak yapışır.

İçkinin, cinsî hayat üzerindeki tesiri ise bir başka faciadır. Çünki alkolün iç salgı bezlerinin ve özellikle menî yâni spermin oluşumunda çok büyük etkisi vardır. Alkol, bu oluşumu bozarak ceninin meydana gelmesini engellemiş olur.

Hayvanlara alkol içirildikden sonra, menî salgılan defalarca muayene edilerek neticede görüldüki, embriyonun-cenînin- esas unsuru olan spermatozoitler ya hiç yokdur, ya da sağlam bir cenîn meydana getiremiyecek derecede zayıfdır. Profesör Doktor Holheyt, alkol konusundaki görüşlerini şöyle hülâsa eder:

1 - İçki kullananlar, kullanmayanlardan daha erken ölürler.

2 - Ayyaşların vücüd organları, başkalarınınkinden daha zayıf, daha güçsüzdür.

3 - Menî salgısının % 86'sı spermden yoksundur.

4 - Menî salgısındaki sperm kaybı, alkol alanlarda, başkalarından çok önce başlar.

5 - Kadın içki içerse, ceninin oluşumu için şart olan hücreler harâb olur.

Bu açıklamalarımız:

Evliliklerden birçoğunu, kısırlığa mahkûm eden bahtsızlığın içyüzünü gözler önüne sermiş oluyor. Evet; kısırlığın sebebi olarak erkek kadını-kadın da erkeği suçluya dursun, kısırlık suçlamasını birbirinin üzerine atadursun.. Gerçek olan şudur ki: Ortada kısırlık yok, beyinsizlik var; spermleri öldüren zehirlere yânî alkole alışkanlık var.

İçenlerin menîlerindeki sperm miktarı % 55 nisbetinde azaldığı hâlde içmeyenlerde bu mikdar % 15'i geçmemekdedir.

Artık alkolün nesiller üzerinde ne fecî, ne müdhiş tesiri olduğu ve bu korkunç zehri içen babaların-annelerin, çocuklara karşı ne ağır cinayet işledikleri anlaşılmış oluyor.

Ayrıca; alkol, süt salgılayan bezeleri de zayıf düşürür. Ayyaş babaların kızları az sütlü olur; büyüyüp çocuk doğurdukları zaman, ya sütleri büsbütün çekilir, yahut çocukları besliyemiyecek derecede azalır.

Araştırmalar göstermişdir ki: Kızların sütü ile, babalarının içip içmemesi arasında tam bir münâsebet vardır.
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
Cvp: Haram lar
İÇKİNİN VE İÇKİ İÇMENİN İSLAMDAKİ YERİ VE HÜKMÜ

Rabbımız-Allâhımız- Yüce Kur'ân'ımızda meâlen şöyle buyuruyor:

(Ey îmân edenler..içki, kumar, dikili taşlar -putlar-, ve fal okları, şeytan işi birer pislikdir. Bunlardan kaçının ki, kurtuluşa eresiniz.)

(Şeytan; içki ve kumarla sizin aranıza düşmanlık ve kin sokmak, ve sizi Allah'ı anmakdan, hatırlamakdan alıkoymak ister; artık bunlardan vazgeçdiniz değil mi?..)

Kur'ân-ı Kerîm, sayfa: 122, sûre: Mâide, âyet: 90-91

Yüce Peygamberimiz de şöyle buyurdu:

• (Her sarhoş eden-şey- haramdır. Muhakkak ki azız ve celîl olan Allah'ın her içki içene âhiretde, cehennem ehlinin terini içireceğine âid ahdi-beyânı-vardır.) (Râmüz, cild: 2, sayfa: 341, no: 1)

• (Sarhoş eden herşey, şarap hükmündedir. Ve çoğu sarhoş edenin azı da haramdır.) (Râmüz 2, s: 341, no: 2)

• (Bir kimse sabah içki içerse, akşama kadar Allah'a şirk koşmuş gibi olur..)

• (Eğer içkiyi gice içerse, sabah oluncaya kadar Allah'a şirk koşmuş gibi olur..)

• (Kim onu sarhoş oluncaya kadar içerse, Allah onun kırk gün namazını kabul etmez..)

• (Kim damarlarında içkiden birşey varken ölürse, câhiliye ölümüyle ölmüş olur..) (Râmüz, cild: 2, sayfa: 424, no: 14)

• (İçki içmedikçe kul; dîninde genişlik görmek de devam eder; içki içerse Allah onun ar perdesini yırtar, ve şeytan onun; sahibi, kulağı, gözü ve her kötülüğe yönelten ve her hayırdan geri bırakan ayağı olur.) (Ririıüz, cild: 2, sayfa: 354, no: 9)

• (Bir kimse; Allah'a ve âhiret gününe inanıyorsa, içki içilen sofraya oturmasın..) (Râmüz 2, sayfa: 439, no: 6)

• (Cebrâil-a.s.-; bana geldi ve dediki: Yâ Muhammed (s.a.v) Allah içkiye, onu yapana, yapdırana, içene, taşıyana, kendisine taşınılan kimseye, satana, satın alana, ikram edene, dağıtana, yayana, içirene lanet etdi.) (Râmüz, cild: l, sayfa: 11, no: 2)

• (Yapılan içkilerin hangisi olursa olsun sarhoş edici ise haramdır; beyazı da, kırmızısı da, siyahı da, yeşili de haramdır.) (Râmüz, cild: l, sayfa: 234, no: 4)

• (Allah içkiye de, içene de, sunana da, satana da, satın alana da, sıkana ve sıktırana da, taşıyana da, kendine getirene de ve parasını yiyene de lanet etsin..) (Râmüz, cild: 2 sayfa: 347, no: 9)

• (İçki mübtelâsı adam kabrinden çıkınca, iki gözü arasında şu yazıyı görür: -Allah'ın mağfiretinden mahrumdur.) (Râmüz, cild: 2, sayfa: 508, no: 1)

• (Ümmetim, âhir zamanda içkiyi, adını değiştirerek içer.) -Bira .. vesaire gibi- (Râmüz, cild: l, sayfa: 117, no: 6)

• (İçki derddir, deva değildir.) (Râmüz, cild: l, sayfa: 140, no: 4)

• (Ümmetimden bir gurub içkiyi, adını değiştirerek içer; başlarında çalgıcı kadınlar şarkı söyler. Allah-c.c- bunları yere batırır, maymun ve domuz şekline sokar.) (Râmüz, cild: 2, sayfa: 267, no: 6)

• (İçki bütün kötülükleri doğurur; günahların en büyüğüdür. Onu içen kimse: Annesinin, teyzesinin, halasının, üstüne çıkmış gibi olur.) (Râmüz, cild: l, sayfa: 205, no: 14)

• (İçkiden kaçının; zira o, her kötülüğün anahtarıdır.) (Râmüz, cild: l, sayfa: 16 no: 2)

• (Cebrail-a.s- geldi ve dediki: Yâ Muhammed (s.a.v), içkiye devam eden, puta tapan gibidir.) (Râmüz, cild: l, sayfa: 72, no: 2)

SONUÇ


• Buraya kadar olan araştırmalardan anlaşılıyorki: Pek çokları keyifleri ve nefisleri uğruna çocuklarını, ömürleri boyunca maddî ve manevî rahatsızlığa bilerek mahkûm etmekdedirler.

• Bunun için de, gerek dînî cemiyetlerin ve gerekse sağlık müesseselerinin üzerlerine düşen vazîfe gereği, dînî ve ilmî terbiyelerine memur oldukları kimselere, toplumlara gerekli telKinlerde, uyanlarda bulunmaları; ve içkinin-uyuşturucunun- sâdece doğumdan sonra değil, gebelikden önce de zararlı olduğunu ısrarla hatırlatmaları lâzımdır. Ancak böylelikle, henüz doğmamış olanlar, hakları olan sağlam beyin-sağlam vücüd- mirasına kavuşabilirler.

• Vatanını gerçekden seven şahsın, ve memleketinin kalkınmasını isteyen her kişinin tutacağı en iyi yol, islâmî değerlere sarılmak; içkinin, uyuşdurucunun her çeşidinden sakınmak olmalıdır.

EVET: Bugün insan sağlığına ve ülke ekonomisine bunca zarar veren alkol ile yeterince mücâdele yapılmadığını, aksine devlet tesîslerinin aklollü içki üreterek kazanç sağladıklarım ibretle müşahede etmekdeyiz..

Gençliği, milleti, ülkeyi içki âfetinden, içki belâsından kurtarmak-tekrar ifâde etmiş ola-lımki, ancak ve ancak her konuda olduğu gibi İslama yönelmek, Yüce Kur'ân'ın hükümlerine uymakla mümkündür; bunun dışında alınacak bütün tedbirler boşdur, yetersizdir; milletlerin ve hattâ tüm insanlığın helakine göz yummak demekdir.

Yüce Kur'ân'ımızda, içki kullanımı; ondört asır önce yasaklanmış, ve asırlardır Müslümanlar bu belâdan uzak tutulmuşdur...

Bugün tüm insanlık; içkiyle başlayan, fuhuşla dalgalanan, uyuşturucu ile sallanan ve Aidisle, cinsî sapıklıkla kirlenen bir bataklığın içinde yuvarlanmaktadır.

Bu gidiş; füze ile, teknoloji ile, atomla, hidrojenle, politik oyunlarla önlenebilecek cins-den bir gidiş-bir akım olmakdan çıkmışdır.

Tek çâre: İslama yönelmekdir, Kur'ân'a sarılmakdır. Aksini düşünenlerin, aksini savunanların, akıbetleri helâkdir-hüsrandır..

Yüce Kur'ân; bunun canlı misalleriyle doludur.

Yıkım günlerinde; pişmanlıkların, kanlı gözyaşlarının hiç de tesiri olmayacakdır...

Bunca ikazlara, İslâmîilmî bilgi ve belgelere, tavsiyelere rağmen, şahıs, nesil, ve toplum için belâlar saçan bu yolda ısrarlı olanlara ve bu gidişe çanak tutanlara ne mi yapmalı?

NASIL ÖLECEKLERİNİ HATIRLATMALI..
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
Cvp: Haram lar
DOMUZ ETİ
İslâmın Yüce Kitabı Kur'ân-ı Kerîm'de: Hukü-Kıy, ahlâKıy, sosyal ve ekonomik prensipler yanında tıp, astronomi, jeoloji, botanik ve zooloji gibi bilim dallarına dâir bilgiler de var.

İnsan sağlığını ilgilendiren tıbbî konular, özellikle bugünkü koruyucu hekimliğe dâir konular da mevcüd..

İşte domuz eti, bu tıbbî konulardan biridir.

Bir çok konularda olduğu gibi; insan sağlığını yakından ilgilendiren alkollü içkiler, bulaşıcı hastalıklar gibi mevzularda yeni bâzı buluşlar, bilgiler edinildikce Kur'ân-ı Kerîm'in asırlar önce ilmî görüşleri ortaya koyduğunu ve müsbet ilimlerin İSLÂM'ı te'yîd etdiğini görmekdeyiz..

Kur'ân-ı Kerîm'de, yasaklanmış bâzı hususların sebebleri de kısaca bildirilmekdedir. Meselâ: EN'AM sûresinin 145. inci âyetinde, domuzun yasaklanış sebebi olarak neciş, murdar, pis., olması zikredilmişdir.

Kumar ve içki için de ayni kelimeler kullanılmış ve insanlık için son derece zararlı ve tehlikeli oldukları beyan buyrulmuşdur.

Gerçekden domuz: Obur, hantal, ağır, gayretsiz ve pis görünüşlü bir hayvandır. (Gerçekden domuz, hayvanlar içinde en hantal olanıdır. Yapılan araştırmalara göre domuz: saatde birbuçuk kilometre yürür; halbuki deve: Yirmikilometre, fil: otuzdokuz kilometre, yarış atı: altmışsekiz kilometre, Aslan: seksenbeş kilometre yol alır.)

• Her türlü pisliği, fare ve hayvan leşlerini bile

yer. Bu sebeble domuz, hayvanlar arasında en pis ve en kötü bir hayvan olarak bilinir.

• Domuz dışında bütün hayvanlar, vücüd bakımı ve temizliği yaparlar:

• Kürklü olanlar; postlarını,

• Kuşlar; tüylerim,

• Kedi, köpek, tilki, kurt gibi hayvanlar; pirelerini., temizler,

• Samur, fok, hattâ fareler bile temizlik yaparlar.

• Filler.çok defa çamura batar, sonra hortumlarıyla duş yaparak yıkanırlar..

• Temizlik yapmayan hayvan, hemen hemen yok gibidir; fakat domuz için böyle bir özellik hiç görülmemişdir.

Biz Türkler arasında domuz, çok defa hakaret mânâsında kullanılır:

• (O, domuzun biridir..)

• (Hınzır herif; pis, katı yürekli adam..)

• Cimri birisi için: (Domuzdan kıl koparır..)

• (Sen, ne domuzsun sen..)

• (Domuz gibi bilir; niyeti: iki alıb bir vermek) gibi..

Tasavvuf ehlince domuz: Şehveti temsil eder; bu, domuzun tabîatındaki hırs, açgözlülük ve doymazlık gibi huyları sebebiyledir.

Domuzun bütün pisliğini, çirkinliğini, kabalığım, hırsını, gaddarlığını bilmesine rağmen TÜM HIRİSTİYAN ÂLEMİ domuzu beslemekde, üretmekde ve etini de domuzcasına yemekde..

Süt küpünden: Süt, şarap küpünden: Şarap sızar misâli, domuz etini yiyenden de domuzluk sızacağı için hiristiyanlık âlemi domuz etini yedikçe domuzlaşmakda ve domuzluğu îcâbı Haçlı Seferleri dâhil tüm insanlığa kan kusturmakda; Ermenisi'yle, Rumu'yla, Vatikan'ıyla, Patrikhâne'siyle hülâsa domuzluğu ile Bosna, Afrika yânî tüm Dünyâda fitneler çıkarmakda, canlara kıymakda, ırzlarınâmusları kirletmekde.. hülâsa domuzluğunu göstermekdedir.

• Domuz etinin yasaklığı, Âdem Aleyhisselâm devrinden başlar.

• EVET; Âdem Aleyhisselâm'a dört şey haram kılınmışdı: Ölü eti, kan, domuz eti ve Allah'dan başkası adına boğazlanan hayvan.

• Domuz eti Tevrat'da da yasaklanmışdır. Yahudiler; Tevrat'ı başdan aşağı değişdirdikleri hâlde, domuz eti yasağına dokunmadılar.. Yahudi, bugün de domuz etini yememekde..

Aslında İncil'de de domuz; pis, murdar, bir hayvan olarak anılmakda.

Markos tarafından yazılan ve asıl İncil'e büyük ölçüde benzerlik gösteren İncil'de: (Pis ruhlar, domuzlara girdiler..) denilmekde.(1)

EVET: Yüce Kur'ân'ımız, domuz etini kat'î süretde yasaklıyor ve domuzun murdar-pis bir hayvan olduğunu bildiriyor.

• Bu sebeble biz Müslümanlar, domuzun etinden başka; yağının, derisinin ve kıllarının da haram olduğu inancını taşırız.

• İslâm'da domuzun alım satımı da haramdır.

• Yüce Peygamberimiz (sa.v) bir hadîs-i şeriflerinde meâlen: (Allah -c.c- içkinin, leşin, domuzun, putların alınıb satılmasını haram kılmışdır) buyurdu.'2'

İslâm; mü'minlerin, haram olan bir şeyle direkt veya dolaylı olarak temas etmesini, yânî haramlara yakın olmasını da men etmişdir. Meselâ: İslâm'da içki içmek haram olduğu gibi mü'mini, içkiyle temasa getirecek, yahüd içki içmeyi kolaylaştıracak şeyleri, içki içilen sofrada oturmayı, içki satmayı, taşımayı da yasaklamışdır.

İslâm: Domuz etini haram kıldığı gibi, domuz kılından yapılan diş fırçalarını, derisinden yapılan mamulleri kullanmayı da yasak etmişdir.

(1) BAB5/13, Kitâb-ı Mukaddes Şirketi, İstanbul, sayfa:39

(2) Sahî-i Müslim Tercümesi, cild: 5, Sayfa : 100

Prof. Dr. Asaf Ataseven
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
Cvp: Haram lar
İSLÂM'DA DOMUZ ETİ NEDEN YASAKLANMIŞDIR?.

Çünki domuz, insanlara zararlı olan ve hastalık bulaşdıran bir hayvandır.

Bu hastalıklardan biraz sonra bahsedeceğiz.

Ancak hemen ifâde edelim ki bu yasak, sâdece domuza has değildir; domuz gibi leşlerle beslenen diğer hayvanlar, yırtıcı kuşlar, yırtıcı kara hayvanları ve bâzı deniz hayvanları için de geçerlidir.

Aslında bütün bu hayvanlar, Allah'ın yaratdığı birer mahlûkdur. Ve hepsi de insan için yaradılmışdır. Her birinin yeryüzünde bir vazîfesi ve

tabîatdaki dengenin sağlanmasında önemli rolleri vardır.

Ancak bu hayvanlar bu vazifeyi yerine getirirken, bir kısmının insan sağlığına zarar vermesi mümkündür. Fakat bu hayvanların insana daha zararlı olabilecek şeyleri ortadan kaldırarak tabîatdaki dengeyi sağlamak gibi bir vazifeyi yerine getirdikleri de bir gerçekdir.

Meselâ: Etleri yasaklanan tüm hayvanların ve bunlar arasında bilhassa domuzun, insanlara hastalığı bulaştırmasına karşılık, her pisliği hattâ leşleri bile yiyerek insanda hastalık yapabilecek pek çok sebebi ortadan kaldırması buna bir misâl teşkil eder.

Bir ara Hindistan'da sokakların temizliği, sokaklara salıverilen domuzlara yaptırıldı.

EVET: Domuzun da yeryüzünde bir vazîfesi var; bu kendine verilen tabîî vazifeyi her canlı gibi o da yerine getiriyor. İlâhî takdir, diğer eti yasaklanan hayvanlar gibi onun da etini ve herşeyini yasaklıyor. İnsanoğlunun buna uyması, kendi menfaati gereğidir. Lâkin insanların çoğu bunu bilmezler.

EVET; domuz eti neden yasaklanmışdır ve neden yasaklanmalıdır?

Daha önce de belirtdiğimiz gibi domuz, gerçekden pis bir hayvandır; etinin ve herşeyinin insan için çok zararlı olduğu ayan-beyan ortaya çıkmışdır.

Tababet, bu zararları ortaya çıkarmasaydı, gene de mü'minler: (Allah'ü Tealâ domuz etini yasakladı) diye onu yemezler ve ona âid herşeyden kaçınırlardı.

DOMUZ ETİ VE HASTALIK SEBEBLERİ



Domuz; karakteri kadar, yemek artıkları ve leşlerle beslenmesi yönünden de zararlı bir hayvandır.

Domuz; bütün Dünyâda mikroplu artıklarla beslenir; bunun için hiç bir hayvanın beslenmesi domuzun ki kadar kolay ve mîde bulandırıcı değildir.

Alman hekim RECKEWEG: Türkçesi (İnsan sağlığı) mânâsına gelen kitabında şöyle diyor:

(Almanya'da domuzlar hastahâne artıklarıyle beslenir ve hastalara âid cerahatli sargı bezleri, yakılmak yerine domuzlara atılır. Böylece domuzla insan arasında zehirli ve mikroplu hastalık yapıcılarının bir dolaşımı sağlanmış olur. Aslında bu artıklar domuza verilmese bile domuz, tabiatının gereği olarak buldukça her türlü pisliği yer ve mikrop dolaşımını devam etdirir)

(Böylece domuzun bütün dokuları, özellikle lenf sistemi, çeşitli mikroplarla dolar ve insana her türlü hastalığı bulaştıracak hâle gelir.)

(Domuz eti yiyenlerin pek çoğu domuz etinin bu zararlarım pekâlâ bilirler; fakat ucuz olduğu için gene de yemeye devam ederler; halbuki insana domuz etinden bulaşabilecek hastalıkların tedavisi için ne harcayacaklarım her halde hiç düşünmezler.)

(Almanya'da Karaormanlar Bölgesinde çeşitli hastalıklara tutulmuş bir çiftçi ailesinde:

• Baba: Eklem kireçlenmesi, kalça veremi;

• Anne: Bacaklarda ekzama ve çıbanlar,

• Kızları: Bademcik iltihabı ve kalb yetmezliği,

• Oğulları: Ayni hastalık ve kan çıbanı,

• Diğer oğullarında: Akciğerde su toplanması... vardı..

(Kendilerine, bu hastalıklarının sebebinin çiftliklerinde besledikleri domuzlar olduğunu bildirerek uyardım.)

(Bu aile, domuzlarını satdılar, o çiftlikde İslâm ülkelerinde olduğu gibi- koyun sürüleri otlamaya başladı; ve onlar, ya temâmen veya büyük ölçüde hastalıklarından kurtulmuş oldular...)

Doktor RECKEWEG; domuz etinde bulunan bu zehirli hastalıkların sebebini (Sutoksin) olarak adlandırıyor; ve bunu, domuz etini yiyenlerde görülen hastalıkların baş sorumlusu olarak kabul ediyor.

Dr. RECKEWEG: İkinci Dünyâ Savaşında ROMMEL'in kuzey Afrika seferinde, askerlerin ayaklarında görülen bir çeşid yaradan -Trofik ülserden bahsediyor. Bu yaraların hiç bir ilaçla geçmediğini, askerlerin muharebeye iştirak edemediğini; bu hastalığın yerli halkda -Müslümanlar'da- görülmediğini; ordunun beslenmesi yerli halkın gıdasına göre ayarlanınca askerlerdeki bu yaraların temâmen kaybolduğunu söylüyor.
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
Cvp: Haram lar
DOMUZ ETİ VE HASTALIKLARI



Hangi domuz cinsi olursa olsun etlerinin kolestrin, kükürtyağ asitleri, histamin, büyüme hormonları bakımından zengin olduğu bir gerçekdir.

Domuz eti, terkibindeki bu maddeler sebebiyle insan sağlığı açısından aşağıdaki hastalıklara sebeb olur.

l- Domuz etinde fazla mikdarda bulunan kolestrin ve yağ asitleri: Damar sertliği, tansiyon yüksekliği, kalb ve damar hastalıklarından sorumlu tutulmakdadır.

2- Domuz etinde bol mikdarda bulunan yağ dokusu, Mükopolisakkaritlerden ibâretdir. Bu madde; insan vücûdünde kıkırdak, kas ve sinirlere yerleşerek eklem iltihabı, mafsal kireçlenmesi, bel fıtığı gibi çeşitli hastalıklara sebeb olmakdadır.

3- Domuzlarda büyüme hormonu yüksek seviyededir; bu yüzdendir ki doğum esnasında bir kaç yüz gram olan domuz, altı ay içinde yüz kiloyu aşan bir domuz olmakdadır.

insanda bu büyüme hormonu; burun, çene, el ve ayak gibi uç kısımların aşırı büyümesine sebeb olur.

Dr. RECKEWEG: Domuz etinde fazlaca bulunan büyüme hormonunun insanda kanser oluşmasından sorumlu olduğunu ve domuz kasaplarının ifâdesine göre erkek domuzların bir süre sonra kansere yakalandıklarını söylemekdedir.

Domuz etleriyle uğraşan kişilerde kansere sebeb olan maddenin, domuz etinin tütsülenerek hazırlanan salamlarda, sosislerde, bol mikdarda bulunduğu ve insanda sindirim sistemi kanserlerinin gelişmesinden sorumlu olduğu bilinmekdedir.

4- Domuz etinden insanlara grip virüsü de geçebilir; zîrâ grip virüsü, domuzların akciğerinde bol miktarda bulunur ve yaşar; oradan domuzun etine ve domuz etinden yapılan sosis, salam ve sucuğa da geçer.

Dr. RECKEWEG; birinci ve ikinci Dünyâ Savaşlarından sonra Almanya'daki kıtlık esnasında Amerika ve Kanada'dan getirilen konserve domuz satışından sonra görülen grib salgınlarına dikkat çekmekdedir.

5- Domuz etinde bol mikdarda histamin ve imidazol gibi maddelerin bulunduğunu ve bu maddelerin insanda ekzama, ürtiker, astma... gibi allerjik hastalıklardan sorumlu tutulduğunu bildirmekdedir.

6- Domuz etinin insanlarda tıpkı alkollü içkilerde, sigarada olduğu gibi alışkanlığa sebeb olabileceği, akıl hastalıkları uzmanı Dr. Hoffman tarafından bildirilmişdir.(2)

7- Domuz etiyle beslenen kimseler, belli yerlerde yağ toplanmaları sebebiyle silindir gibi bir vücûda sâhib olurlar. Dr. RECKEWEG bu düşünceyle domuz eti yiyenlerin domuza benzediklerini söyler 3

Domuz eti yiyenlerde görülen en tehlikeli iki hastalığa da işaret edelim: Bunlardan biri TRİŞİN, diğeri Domuz şerididir.

l- Trişin: Domuz etinden geçen en tehlikeli hastalıklardan biridir.

STOLL, 1947'de yayınlanan (This Ward World) başlıklı yazısında Dünyâ'da 27 milyon 8 yüzbin trişinli bulunduğuna işaret eder.

Trişin hastalığı, Avrupa ülkelerinde yaygındır. Bu ülkelerde sıkı veteriner kontrolü yapılmasına rağmen:

1946'da İsveç'de, 1948'de Grönland'da, 1953'de İngiltere'de,

1959 ve 1961'de Polonya'da., trişin salgınları görülmüşdür.

Bugün bile hâlâ bâzı Avrupa ülkelerinde, Vietnam'da, Tayland'da, Hindistan, Kenya ve domuz eti yiyen Afrika ülkelerinde trişin vak'aları görülmekdedir.

Trişin; domuzlarda ağır bir hastalık yapmaz, halbuki insanlarda tehlikeli ve öldürücü bir hastalık tablosu gösterir. Gösterdiği tabloların ve hastalıkların sayısı, iki düzünenin üstündedir. Eğer öldürmeye niyetli ise 24 ile 48 saat içinde hastayı öbir tarafa gönderir. Hastanın canını taksitli alacaksa, oh olmuş dercesine, biraz mühlet verir, çektirir ve netice de defterini dürer, işini bitirir.

1977 yılında Amerika'da 284 trişinoz vak'ası görülmüş, bu hastaların % 73'ünde bulaşma kaynağı domuz eti, geri kalan vak'alarda beyaz ayı ve domuz etiyle temas etmiş sığır eti olduğu anlaşılmışdır.

2- Domuz Şeridi:

Bu hastalığa solium adındaki bir şerit sebeb olmakdadır.

Bu şerit, insanın ince bağırsağında parazit olarak yaşar, kopan şerit halkaları, dışkı ile dışarı atılır.

Bu halkalar domuzlar tarafından alınır ve domuzların mîde ve bağırsakları yoluyle kana geçer, domuzun muhtelif yerlerinde yerleşir. İnsanlar domuz eti yiyince, kurtçuk tekrar insan bağırsağına dönerek gelişimim temamlar ve şerit hâlini alır. Bu kurtçuklar mîde, bağırsak yoluyla kana geçer; göz, beyin gibi önemli organlarda ağır hastalık tabloları gösterir ve şahsın başını yer.

Ülkemizde, domuzdan geçen hastalıklar 1984 yılına kadar ancak yerli hiristiyanlarda ve bu arada

bilhassa İmroz adasındaki domuz besleyen ermenilerde görülüyordu.

(Darısı, Ermenistandakilerin başına!..)

Nitekim o devrede, İstanbul'daki YEDİKULE hastahânesinde, domuz eti yediklerini söyleyen bir ermeni kadında, eşi ve yedi yaşındaki çocuğu ile birlikde TRİŞİN hastalığı teşhis edilmişdi.

Bu üç kişi ile birlikde 13 kişinin ayni domuz etini yedikleri anlaşılmış, bu şahısların hepsi adı geçen hastahâneye davet edilmiş, tahlilleri yapılmış ve trişin hastası oldukları teşhis edilmişdir.

EVET: 1984 günlerinde domuz eti yiyenlerin, domuzla uğraşanların temamı bir kaç adetden ibâretdi. Domuzlaşanların sayısı ise, bugünkü kadar değildi...

Şimdi, 1994 yılındaki tabloyu, aziz dostum muhterem Şevket Eygi bey kadeşimin, kendi uslübümle takdim etdiğim, şu tebliğlerinden öğrenelim.

DOMUZLAR

Bir kaç gün önceki bir televizyon yayım ile, İstanbul civarında iki domuz çiftliğinin bulunduğu görüntülendi. Birinde: 1000, diğerinde: 700 domuz olduğu bildirildi.

Domuzların, bâzan bir defasında 20 yavru doğurduğu ve kendi kazuratları dâhil her türlü pisliği yedikleri, bilinen bir gerçek...

Bu pis hayvanların etlerinin memleketimizde yalnız turistler ve gayr-i müslimler tarafından yenilmekde olduğu haberi ise, gerçek dışı...

Maalesef, bugün İstanbul'un civarı, adım adım domuz-hânelerle dolmuş vaziyetde; ve buraları 55 ile 1000 civarında hınzır yâni domuz tarafından pislenmekde... Diğer tarafdan bu etler kıyma, sos, salam, sucuk, köfte yapılıb halkımıza yutdurulmakda...

Gelen turistlerin herbiri, domuz kadar domuz eti yeseler, bunca domuzun etini tüketemezler...

Türkiye'deki gayr-i müslimlerin sayısı ise çok az... Yekûn îtibariyle 3-4 bin kadar rum, 30-40 bin kadar ermemden ibaret....

Bunlar da bu kadar domuz etini yeyip bitiremezler, herhalde...

Marmara ve Trakya bölgesinde kontrolsüz, teftişsiz yüzlerce domuz çiftliği var... İşin fecî tarafı, bunların üretdikleri etler, Müslüman halka yedirilmekde... Bu yetmiyormuş gibi, dışarıdan da bol mikdarda domuz eti, domuz yağı ihtâl edilmekde...

1985 yılında bir domuz polemiği başlatıldı, Türkiye'de... Ne kadar lâik, çağdaş, dinsiz, Allah'sız, kimi komünist, kimi Amerikan'cı İslâm düşmanı ve çok yönden özürlü varsa, hep bir ağızdan yaygara kopartarak; Türk milletinin sağlıklı beslenme mes'elesinin ancak domuz eti üreterek ve bunları iştahla yedirerek halledilebileceği yazıldı, söylendi... Ve domuz aleyhinde olan Müslüman halkımıza şiddetle saldırıldı...

Düzen; lâik olduğu için, elbetde domuzu yasak etmez, ve etmek de istemez.

İş bu lâiklerin yakın dostu ve müttefiKi olan İsrail'de ise domuz etinin üretimi ve ithâli resmen yasak.

Müslümanlar; domuzlukla, domuzculukla ciddî

olarak mücâdele edecek zekâya, kültüre, birliğe, vasfa, teşkilata ne zaman sâhib olacaklar?... Ve, Kur'anî idrâke ne zaman erişecekler...

M. Şevket Eygi

• • •

İnsanın-insanlığın, toplumun-toplumların, lâikin-ateistin, çağdaşın-devrimbazın, ve bunlar vâsıtasıyle ülkelerin ve bilhassa ülkemizin... üstüne çullanan; ve nesilleri ahlâkından, sağlığından, namusundan... iffetinden yoksun kılan bu hâlin, yânî domuzlaşmanın, yegâne sebebi:

Yüce Mevlâ'nın KUR'ÂN-I HAKÎM'deki şu apaçık emr ü fermanına uymamakdır:

(Leş, kan, DOMUZ ETİ, Allah'dan başkası adına boğazlanan hayvanlar, fal okları-yânî kumar ve şans oyunları- üzerinize, yânî size, haram kılınmışdır.

Kur'ân-ı Kerîm, sayfa: 146, sûre: En'âm, âyet: 145

EVET: Yüce Mevlâmızın,

• Helâl dediklerinde: Sağlık vardır, kurtuluş vardır, hayat vardır.

• Haram dediklerinde ise: Maraz vardır, azâb vardır, memat vardır...

(3) Dr. Recweg, H.H.: A.G.E.

(4) İbn-i Haldun; Domuz eti yiyenlerin kıskançlık hislerinde sönüklük olduğunu, bu hususun domuz etinin, beyindeki merkezde uyuşturucu tesirinden ileri geldiğinden bahseder.

Domuz, hayvanlar âleminde dişisini kıskanmayan tek yaratık olarak bilinir. Bu bize, dişisini kıskanmayanların, domuz meşrebli olduklarını hatırlat mıyor mu?
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
Cvp: Haram lar
KUMAR




Nasıl sonuçlanacağı önceden belli olmayan ihtimalli bir şeye bağlı kalarak mal vermek veya almak. Adı ne olursa olsun bu özelliği taşıyan para veya mal karşılığı oynanan her oyun ve ortak bahis kumardır. Kolaylıkla mal çarpmak veya çarptırmak olduğu için Kur'an'da "meysir" denilen kumar, kolaylık anlamındaki "yûsr" kökünden gelmektedir.

Kumar, insana yaratıcısını unutturan, namaz kılmaktan alıkoyan, tembelliğe sürükleyen, çalışma gücünü yokedip insanlar arasına kin ve düşmanlık saçan haksız bir kazanç yoludur. Fert ve toplum hayatında unutulmaz yaralar açan kumarın her türlüsü islâm dininde haram kılınmıştır.

Bu konuda Kur'an-ı Kerimde şöyle buyurulur.

"Aranızda mallarınızı haksız sebeplerle ve batıl yollarla yemeyin" (el-Bakara, 2/188; en-Nisâ, 4/29).

"Ey inananlar, içki, kumar, putlar ve fal okları şüphesiz şeytan işi pisliklerdir. Bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz. Şüphesiz şeytan içki ve kumar yüzünden aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah'ı anmaktan, namazdan alıkoymak ister (el-Mâide, 5/90, 91; İbn Abidin Reddû'l Muhtar, İstanbul 1307, V, s. 355; Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dini, İstanbul 1960, II, s. 766).

Kumar ve zararları:

Yasak ve günâh olması bakımından içki ile kumar arasında hiç bir fark yoktur. Allah Teâlâ her ikisini de, aynı âyet-i kerime ile harâm kılmıştır:

"Ey iman edenler, içki, kumar, putlar ve fal okları ancak şeytanın işlerinden birer pisliktir. Onun için siz bunlardan kaçının ki muradınıza eresiniz." (el-Maide, 5/90).

Oynayana kazanç veya zarar getiren her türlü şans oyunu kumardır. Kumar, haksız yere başkasının malını almak, bile bile ortaklaşa hırsızlık yapmaktır. Kumar, toplumsal bir felâkettir. Dinin şiddetle yasakladığı bu yıkıcı kötülüğün pekçok âileyi sefil ve perişan ettiği her zaman görülmektedir. Hırsın verdiği heyecan ile sabahlara kadar kumar masalarından ayrılmayanlar, orada, sağlıklarını, servetlerini, ahlâklarını ve vakitlerini bırakarak insanlıktan uzaklaşır; bir gün kazananlar başka bir gün kaybederler.

Kumarda kaybedilen parada çoluk-çocuğun, fakirlerin hakkı vardır. Kazanılan para da meşrû değildir.

Kumar yaygınlaştıkça toplumsal zararlar artar. Çalışmanın yerini tembellik alır. İş hayatında verim düşer. Kumar beraberinde içki, yalancılık, hırs, kin, intikam, cinayet gibi kötülükleri de getirir.

Kumar âile hayatında düzensizliklere, anlaşmazlıklara, ihmallere sebep olur. Kumar yüzünden, dinini, namusunu, vatanını satan, her türlü kutsal değeri ayaklar altına alan pekçok kişi vardır.

Kumar, içki gibi çok kısa bir zamanda alışkanlık hâline gelir. Bir daha ondan kurtulmak çok zor olur. Bunun için içki ve kumar alışkanlığı çok tehlikeli alışkanlıklardandır.

Sonunda para kazanılan veya kaybedilen, zar, oyun kâğıtları, piyango, spor-toto, loto, müşterek bahis gibi her türlü şans oyunu kumardır.

Bütün şans oyunları başlangıçta eğlenmek ve vakit geçirmek için oynanır. İnsan, kazandıkça kazanma zevki ve hırsı için oynar. Kaybettikçe, kayıplarını çıkarmak için yine oynar. Sonunda kumarbaz oluverir. Her şeyini kumarda kaybeden, nesi varsa satan ve kumara yatıran, bütün ömrü sefalet içinde geçen, karısını ve çocuklarını mahveden kumarbazların, başlangıçta kumara bir eğlence gözü ile baktıkları unutulmamalıdır.

Sosyal bir âfet olan kumardan sakınmak kadar çevremizdeki insanları özellikle aile fertlerimizi de bundan korumak önemli bir görevdir. Kur'an'ı Kerimde âile bireylerinin zararlı kötü işlerden sakındırılıp, Allah ve rasûlünün istediği bir yaşantı için eğitilmesi görevi aile reislerine verilmektedir:

"Ey iman edenler! Yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden kendinizi ve ailenizi koruyun. Ateşin başında sert ve şiddetli, Allah emrine karşı gelmeyen, verilen emirleri olduğu gibi yerine getiren melekler vardır " (et-Tahrîm, 66/6).

Tavla, satranç, dama, iskambil, tenis ve bilârdo gibi oyunların hepsi kumar amacıyla oynandığı ve bunlarla kazanç elde etmek istendiği takdirde, kumar hükmünde olduklarında şüphe yoktur.

Hz. Peygamber'in tavlayı yasaklayan çeşitli hadisleri vardır: "Tavla oynayan, Allah'a ve Rasûlüne âsî olmuştur" (Ebû Dâvud, Edeb, 56; İbn Mâce, Edeb, 43; Mâlik, Muvatta', 6; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 394, 397, 400). "Tavla oynayıp, sonra kalkarak namaz kılanın durumu, irin ve domuz kanı ile abdest alıp, kalkarak namaz kılanın durumuna benzer" (Ahmed b. Hanbel, V, 370).

İslâm hukukçularının çoğunluğu bu hadislerdeki genel yasaklamaya bakarak, kumar amacı olsun veya olmasın tavlanın caiz olmadığını söylemişlerdir. İbn el-Müseyyeb ve bazı bilginler ise, kumar amacı dışında tavla oynamanın haram olmadığı kanaatindedir. İskambil ve domino oyunları da tavla ile aynı niteliktedir.

Arapça aslı "satranç" olan ve türkçeye "satranç" olarak geçen oyun ise sahâbe devrinde ortaya çıktığından, bu konuda Hz. Peygamber'den sağlam bir hadis intikal etmemiştir. Sahâbe ve tabiî bilginleri ile daha sonrakiler satrançla ilgili üç görüş öne sürmüşlerdir:

Abdullah b. Abbas, Ebû Hüreyre, İbn Şirîn, Hişam b. Urve, Saîd b. el-Müseyyeb, Saîd b. el-Cübeyr gibi sahâbe ve tabii bilginlerine göre satranç oynamak mübahtır.

İmam Şâfiî'ye göre, satranç tenzihen mekruh, Ebû Hanîfe, Mâlik ve Ahmed b. Hanbel'e göre ise haramdır.

Satrancın bir şans oyunundan çok, bir zekâ oyunu ve beyin sporu özelliği dikkate alınarak, bir de hakkında kesin bir yasaklama hükmünun bulunmadığına bakılarak bu sonuca ulaşılmıştır. Ancak sahabenin bunu tavla'ya kıyas ettiği anlaşılmaktadır. Nitekim, Abdullah b. Ömer'den şöyle dediği nakledilir: "Satranç tavladan daha kötüdür." Hz Ali'nin onu, kumar türünden saydığı belirtilir (İbn Kesîr, Tefsiru'l-Kur'âni'l-Azım, İstanbul 1985, III, 170). Diğer yandan Yahyâ b. Saîd'in, İmam Mâlik'ten şu sözleri işittiği nakledilir: "Satrançta hayır yoktur, satranç ve onun dışındaki diğer bâtıl kumar oyunlarını oynamak çirkindir (mekruh). İmam Mâlik bunları söylerken şu âyeti okuyordu: "Hakk'ın dışında sapıklıktan başka ne vardır"(Yûnus, 10/32; bk. Mâlik, Muvatta, Rü'yâ, 7).

Dama da satranç benzeri bir oyundur. Tenis ve bilârdo oyunlarında ise spor hâkimdir. Meşrû olmayan başka unsurlar eklenmediği takdirde mübah olmaları gerekir.

Sonuç olarak, kumar amacı olmaksızın sadece dinlenmek, eğlenmek ve zevk için oynanabilen oyunların da mübah olabilmesi için dört şart öngörülmüştür: Oyun;

a. Namazın geçmesine veya gecikmesine yol açmamalı.

b. Hiçbir menfaat beklememeli.

c. Oyun sırasında dilini kötü ve boş sözlerden korumalı.

d. Normal dinlenme ve eğlenme ölçülerini aşarak vakit israfına yol açmamalıdır.

Şamil İA










KUMAR
Nasıl sonuçlanacağı önceden belli olmayan ihtimalli bir şeye bağlı kalarak mal vermek veya almak. Adı ne olursa olsun bu özelliği taşıyan para veya mal karşılığı oynanan her oyun ve ortak bahis kumardır. Kolaylıkla mal çarpmak veya çarptırmak olduğu için Kur'an'da "meysir" denilen kumar, kolaylık anlamındaki "yûsr" kökünden gelmektedir.

Kumar, insana yaratıcısını unutturan, namaz kılmaktan alıkoyan, tembelliğe sürükleyen, çalışma gücünü yokedip insanlar arasına kin ve düşmanlık saçan haksız bir kazanç yoludur. Fert ve toplum hayatında unutulmaz yaralar açan kumarın her türlüsü islâm dininde haram kılınmıştır.

Bu konuda Kur'an-ı Kerimde şöyle buyurulur.

"Aranızda mallarınızı haksız sebeplerle ve batıl yollarla yemeyin" (el-Bakara, 2/188; en-Nisâ, 4/29).

"Ey inananlar, içki, kumar, putlar ve fal okları şüphesiz şeytan işi pisliklerdir. Bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz. Şüphesiz şeytan içki ve kumar yüzünden aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah'ı anmaktan, namazdan alıkoymak ister (el-Mâide, 5/90, 91; Ibn Abidin Reddû'l Muhtar, Istanbul 1307, V, s. 355; Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dini, Istanbul 1960, II, s. 766).

Kumar ve zararları:

Yasak ve günâh olması bakımından içki ile kumar arasında hiç bir fark yoktur. Allah Teâlâ her ikisini de, aynı âyet-i kerime ile harâm kılmıştır:

"Ey iman edenler, içki, kumar, putlar ve fal okları ancak şeytanın işlerinden birer pisliktir. Onun için siz bunlardan kaçının ki muradınıza eresiniz." (el-Maide, 5/90).

Oynayana kazanç veya zarar getiren her türlü şans oyunu kumardır. Kumar, haksız yere başkasının malınıalmak, bile bile ortaklaşa hırsızlık yapmaktır. Kumar, toplumsal bir felâkettir. Dinin şiddetle yasakladığı bu yıkıcı kötülüğün pekçok âileyi sefil ve perişan ettiği her zaman görülmektedir. Hırsın verdiği heyecan ile sabahlara kadar kumar masalarından ayrılmayanlar, orada, sağlıklarını, servetlerini, ahlâklarını ve vakitlerini bırakarak insanlıktan uzaklaşır; bir gün kazananlar başka bir gün kaybederler.

Kumarda kaybedilen parada çoluk-çocuğun, fakirlerin hakkıvardır. Kazanılan para da meşrû değildir.

Kumar yaygınlaştıkça toplumsal zararlar artar. Çalışmanın yerini tembellik alır. Iş hayatında verim düşer. Kumar beraberinde içki, yalancılık, hırs, kin, intikam, cinayet gibi kötülükleri de getirir.

Kumar âile hayatında düzensızlıklere, anlaşmazlıklara, ihmallere sebep olur. Kumar yüzünden, dinini, namusunu, vatanını satan, her türlü kutsal değeri ayaklar altına alan pekçok kişi vardır.

Kumar, içki gibi çok kısa bir zamanda alışkanlık hâline gelir. Bir daha ondan kurtulmak çok zor olur. Bunun için içki ve kumar alışkanlığı çok tehlikeli alışkanlıklardandır.

Sonunda para kazanılan veya kaybedilen, zar, oyun kâğıtları, piyango, spor-toto, loto, müşterek bahis gibi her türlü şans oyunu kumardır.

Bütün şans oyunları başlangıçta eğlenmek ve vakit geçirmek için oynanır. Insan, kazandıkça kazanma zevki ve hırsı için oynar. Kaybettikçe, kayıplarını çıkarmak için yine oynar. Sonunda kumarbaz oluverir. Her şeyini kumarda kaybeden, nesi varsa satan ve kumara yatıran, bütün ömrü sefalet içinde geçen, karısını ve çocuklarını mahveden kumarbazların, başlangıçta kumara bir eğlence gözü ile baktıkları unutulmamalıdır.

Sosyal bir âfet olan kumardan sakınmak kadar çevremizdeki insanları özellikle aile fertlerimizi de bundan korumak önemli bir görevdir. Kur'an'ı Kerimde âile bireylerinin zararlı kötü işlerden sakındırılıp, Allah ve rasûlünün istediği bir yaşantı için eğitilmesi görevi aile reişlerine verilmektedir:

"Ey iman edenler! Yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden kendinizi ve ailenizi koruyun. Ateşin başında sert ve şiddetli, Allah emrine karşı gelmeyen, verilen emirleri olduğu gibi yerine getiren melekler vardır " (et-Tahrîm, 66/6).

Tavla, satranç, dama, iskambil, tenis ve bilârdo gibi oyunların hepsi kumar amacıyla oynandığı ve bunlarla kazanç elde etmek istendiği takdirde, kumar hükmünde olduklarında şüphe yoktur.

Hz. Peygamber'in tavlayı yasaklayan çeşitli hadisleri vardır: "Tavla oynayan, Allah'a ve Rasûlüne âsî olmuştur" (Ebû Dâvud, Edeb, 56; Ibn Mâce, Edeb, 43; Mâlik, Muvatta', 6; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 394, 397, 400). "Tavla oynayıp, sonra kalkarak namaz kılanın durumu, irin ve domuz kanı ile abdest alıp, kalkarak namaz kılanın durumuna benzer" (Ahmed b. Hanbel, V, 370).

Islâm hukukçularının çoğunluğu bu Hadislerdeki genel yasaklamaya bakarak, kumar amacı olsun veya olmasın tavlanın caiz olmadığını söylemişlerdir. Ibn el-Müseyyeb ve bazı bilginler ise, kumar amacı dışında tavla oynamanın haram olmadığı kanaatindedir. Iskambil ve domino oyunları da tavla ile aynı niteliktedir.

Arapça aslı "satranç" olan ve türkçeye "satranç" olarak geçen oyun ise sahâbe devrinde ortaya çıktığından, bu konuda Hz. Peygamber'den sağlam bir hadis intikal etmemiştir. Sahâbe ve tabiî bilginleri ile daha sonrakiler satrançla ilgili üç görüş öne sürmüşlerdir:

Abdullah b. Abbas, Ebû Hüreyre, Ibn Şirîn, Hişam b. Urve, Saîd b. el-Müseyyeb, Saîd b. el-Cübeyr gibi sahâbe ve tabii bilginlerine göre satranç oynamak mübahtır.

Imam Şâfiî'ye göre, satranç tenzihen mekruh, Ebû Hanîfe, Mâlik ve Ahmed b. Hanbel'e göre ise haramdır.

Satrancın bir şans oyunundan çok, bir zekâ oyunu ve beyin sporu özelliği dikkate alınarak, bir de hakkında kesin bir yasaklama hükmünun bulunmadığına bakılarak bu sonuca ulaşılmıştır. Ancak sahabenin bunu tavla'ya kıyas ettiği anlaşılmaktadır. Nitekim, Abdullah b. Ömer'den şöyle dediği nakledilir: "Satranç tavladan daha kötüdür." Hz Ali'nin onu, kumar türünden saydığı belirtilir (Ibn Kesîr, Tefsiru'l-Kur'ânı'l-Azım, Istanbul 1985, III, 170). Diğer yandan Yahyâ b. Saîd'in, Imam Mâlik'ten şu sözleri işittiği nakledilir: "Satrançta hayır yoktur, satranç ve onun dışındaki diğer bâtıl kumar oyunlarını oynamak çirkindir (mekruh). Imam Mâlik bunları söylerken şu âyeti okuyordu: "Hakk'ın dışında sapıklıktan başka ne vardır"(Yûnus, 10/32; bk. Mâlik, Muvatta, Rü'yâ, 7).

Dama da satranç benzeri bir oyundur. Tenis ve bilârdo oyunlarında ise spor hâkimdir. Meşrû olmayan başka unsurlar eklenmediği takdirde mübah olmaları gerekir.

Sonuç olarak, kumar amacı olmaksızın sadece dinlenmek, eğlenmek ve zevk için oynanabilen oyunların da mübah olabilmesi için dört şart öngörülmüştür: Oyun;

a. Namazın geçmesine veya gecikmesine yol açmamalı.

b. Hiçbir menfaat beklememeli.

c. Oyun sırasında dilini kötü ve boş sözlerden korumalı.

d. Normal dinlenme ve eğlenme ölçülerini aşarak vakit israfına yol açmamalıdır.

KUMAR, FAİZ VE MEYHANE İŞLETMECİLİĞİ GİBİ MEŞRU OLMAYAN VASITALARLA ELDE EDİLEN MALLARIN ZEKATLARI VERİLİR Mİ VE BU PARALARLA HAC FARİZASI YERİNE GETİRİLEBİLİR Mİ?

Kumar, faiz ve meyhane işletmekle elde edilen paradan başka helal bir yolla kazanılan bir paraya sahip olamayan kimseye ne zekat, ne de hac farz değildir. Bu kimse fakir sayılmaktadır. Sebebi de elinde gayri meşru yollarla elde ettiği paraların tamamını fakirlere dağıtmak zorundadır. Ancak elindeki para veya malın tümü haram olmayıp arasında helal yoldan kazandıkları var ve bu mallar karışmış ise kendisine hem zekat ve hem de hac farzdır.

Dolayısıyla meşru olmayan yollarla kazanç sağlayan kimselerin elde ettikleri bu kazancı fakirlere ve mesalih-i amme cihetine harcayarak bir daha bu yolla kazanç sağlamamak üzere tövbe etmeleri gerekmektedir.
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
Cvp: Haram lar
FAL-FALCILIK




Gelecekte olacak şeyler hakkında bilgi sahibi olmak için başvurulan çeşitli yollar. Baht, uğur ve talihi anlamak için birtakım garip yollara başvurma, atılan boncuk ve baklaya, tesadüfen açılan bir kitabın bir satırına, koyunun kürek kemiğine kahve fincanına vb. şeylere bakıp bunlardan anlam çıkarma işi. Gelecekte olacak şeyleri anlamak maksadıyla yapılan eylemler hakkında kullanılan bir tabir. "Kamûs-u Osmanî'de: "Kısa fikirlilerin ümid ettikleri bir maddeyi çıkarmak maksadiyle; kitap açmak ve kitaba, baklaya bakmak gibi değişik yöntemlerle yapılan teşebbüsü ve bu teşebbüsün gösterdiği netice" olarak tarif edilmiştir.

Kur'an'da, "fal" kelimesi geçmemekle birlikte, Peygamber (s.a.s.)'in bazı hadislerinde, şekil olarak buna benzer fakat mana yönünden bizim anladığımız fal'dan daha değişik bir mana arzeden "fe'l" sözü geçmektedir. Şöyle ki; "adva (hastalığın Allah'ın takdiri olmaksızın bulaşması) yoktur, tıyara (bir şeyi uğursuz sayma) da yoktur. Ben hayırlı "fe'l"i (bir şeyi hayra yorma) severim" (Buhari, Tıb, 43; İbn Mâce, Tıb, 43), hadisinde geçen "fe'l" kelimesinin bildiğimiz falla aynı anlama gelmediği açıktır.

Ebû Hureyre'nin, Peygamberimiz (s.a.s.)'den naklettiği başka bir hadiste; ''Tıyara yoktur, daha hayırlı olan fe'l vardır." buyurdular. Ebu Hüreyre; "Fe'l nedir ey Allah'ın Resulu? diye sorunca 'Sizden birinizin işittiği salih sözdür' dedi" (Buhâri, Tıb, 44).

Hasta olan bir kimsenin; "ya sâlim" ! diye bağıran birinin sesini duyması veya yitiğini arayan birinin; "ya vâcid! " diye seslenen birinin sesini duyunca, "bununla tefe'ül ediyorum" deyip, hastalıktan kurtulmayı umması ve yitiğini bulacağını ümid etmesidir. Yani bu sesleri hayra yorarak, neticenin bu şekilde olmasını beklemesidir

(İbnu'l-Manzûr, "Lisanü'l-Arab " XI V.; İmam Ebi Bekir er-Râzı, "Muhtaru's-Si hah" Fe'l maddesi).

Cahiliye Arapları, bir sefere, bir savaşa, bir ticarete, bir nikâha yahut herhangi bir işe teşebbüs edecekleri zaman üç zar (veya ok) çekerler yahut kuş uçururlardı. Bu zarların (veya okların) birinde, "Rabbim emretti" yahut "yap" diye emir; diğerinde, "Rabbim nehyetti" yahut, "yapma" diye nehy kelimeleri yazılı olurdu, biri de boş bulunurdu. Birisi torbaya elini sokar, zarlardan birini çeker, emir çıkarsa yaparlar, nehy çıkarsa yapmazlar, boş çıkarsa bir daha çekerlerdi. Kur'an bunu şu ayetle yasaklamıştır: ''Ey iman edenler! İçki, kumar, putlar ve fal okları şeytan işi birer pisliktir,. bunlardan kaçının ki, kurtuluşa eresiniz" (el-Mâide, 5/90).

Câhiliyede, bir de kuş uçurma âdeti vardı ki, bir yere gidecekleri zaman bir kuş uçururlar, sağa giderse teyemmüm (uğurlu sayma), sola giderse teşe'üm ederler (uğursuzluk sayarlar)dı. Peygamberimizin, "tıyara yoktur" hadisi ile bunun da yasaklandığını biliyoruz.

Bugün yaygın olan fal çeşitlerinden biri de, modern câhiliyenin itibar ettiği yıldız falıdır. Gökteki burçlardan istidlâl ile yapılan bu falcılığın aslı Sâbiîlere dayanır. Sâbiîler, İdris (a.s)'ın, mucizesi iddiasıyla sema'yı oniki burca taksim etmişler ve eflâktan yalnız tapındıkları ve heykellerini diktikleri "sebaî" gezeğenlerin durumlarına göre, yeryüzünde meydana gelecek of ayları bildireceği iddiasıyla yıldızlarla ilgili birtakım hükümler yazmışlardı. Onların bu inançları günümüze kadar gelmiş bulunmaktadır (Elmalılı M.H.Yazır, "Hak Dini Kur'ân Dili", VII. 5208).

Dinimizin kesinlikle yasakladığı falcılık, bir çeşit gaybdan haber vermedir. Halbuki, Kur'an-ı Kerîm; gaybı, Allah'tan başka hiçbir kimsenin bilemiyeceğini, peygamberlerle melekler dahi, kendilerine vahyedilmedikçe gaybdan haber veremeyeceklerini açıkça bildirmektedir:

"De ki: 'Göklerde ve yerde olan gaybı, Allah'tan başka bilen yoktur" (en-Neml, 27/65) ve "De ki: Size 'Allah'ın hazineleri elimdedir demiyorum, gaybı da bilmiyorum...." (el-En'âm, 6/50), "Eğer gaybı bilseydim, daha fazla hayır yapardım...." (el-A 'râf, 7/188) âyetleri buna yeterli delildir.

Kendilerine "arrâf" yahut "kâhin" denilen falcıları ve bu falcılara gidip fal açtıran, onlara inanan veya destekleyenleri Peygamber (s.a.s.) ağır bir dille kınamış hatta kâfirlikle nitelemiştir. "Her kim bir arrafa gidip de ona bir şey sorarsa, kırk gecelik namazı kabul olmaz" (Müslim, Selâm, 125) buyurmuştur. Ebû Dâvûd'da geçen bir hadis ise şöyledir: "Kim bir kâhine gider, dediklerini doğrularsa; şüphesiz ki Muhammed'e indirilmiş olanı inkâr etmiş olur" (Ebû Dâvûd, Tıb, hadis no: 3904).

Halid ERBOĞA





FAL-FALCILIK

Aslında falı da sihir içerisinde anlatmış sayılırız. Çünkü falın aslı da gaipten haber verme ve gelecege ait olayları bilmeyi iddia etme esasına dayanır. Halbuki, insanların ne olacağını bilemeyecekleri, Kur'ân-ı Kerîm tarafından açıkça haber verilir. (Lokman (31 ) 34. ) Ayrıca Peygamberimiz bunun mümkün olamayacağını, bir çok şeyin kendisine de bildirilmediğini söyleyerek anlatır. Kur'ân-ı Kerîm fal bakma eylemlerinin, şeytanın işlerinden bir "pislik" olduğunu söyler.(Mâide (5) 90.)

Fal bakmanın eskiden beri bilinegelen; yazılı ok çekme, yıldız falı, kahve falı, iskambil kâğıdı ile fal... gibi çeşitli yanında, cinlerden yararlanılarak gelecekten haber verme iddiasında olanı da vardır. Bunların hepsi asılsız, hepsi batıl ve hepsi gerçeklerden uzaklaştırıcı yollardır. Çünkü cinler bile gaybı bilemezler. Kaldı ki, cinlerden birşeyler sorduğunu iddia eden insanların yüzde doksan dokuzu yalancıdır. Birini de cinler yanıltırlar. Kahve ve iskambil kâğıdı falının ise, hiç aslı yoktur... Söyleyip tutturdukları sanılan şeylerin hepsi zaten, hemen her insanda bulunan şeylerdir. Onların becerdiği, bu işin sadece edebiyatıdır. Hele bazı gazetelerde verilen burç falları, aklı başında olanları çok düşündürmelidir. Çünkü bu tür fal içeren gazetelerin tamamı, aslında manevî dünyaya inanmayan ve maneviyatla alây eden gazetelerdir. Öyleyse, maneviyatın makulünü kabul etmeyenler nasıl olur da mantıksız ve asılsızını kabul eder ve yazarlar. Hayır, onlarda aslında bu yazdıklarına inanıyor değillerdir: Buna rağmen bunu yazmalarının bir takım sebepleri olmalıdır. bu sebeplerin önemlilerini söyleyelim. Bir önceki maddede anlattığımız gibi, inançsızlık ve ibadetsizlikten ruhları acıkmış olan biçare cahillerin bu duygularını sömürmüşler ve onlara gazete satmak yoluyla kasalarını şişirmek. Daha önemlisi, gelecek adına Saçma sapan şeyler söyleyerek, söyledikleri çıkmadığında inançları sarsmak ve işte bütün manevî inançlar böyle asılsız ve batıldır, fikrini yerleştirmek. Ondan sonra da inancı sarsılmış bu sürü insanları, yine onların cebinden aldıkları paralarla daha değişik silâhlar üreterek, daha büyük çıkarları doğrultusunda yönlendirmek. Görüldüğü gibi asıl din sömürücüleri bu adamlardır. Ve işin ilginç yani, nazarlıkları kullananlar gibi, bu tür fallara inananların da hemen hepsi, inancı ve ibadeti, ya zayıf, ya da hiç olmayan insanlardır. Demek ki din, insanı Saçma inançlardan da koruyor.

Gelecekte olacak şeyler hakkında bilgi sahibi olmak için başvurulan çeşitli yollar. Baht, uğur ve talihi anlamak için birtakım garip yollara başvurma, atılan boncuk ve baklaya, tesadüfen açılan bir kitabın bir satırına, koyunun kürek kemiğine kahve fincanına vb. şeylere bakıp bunlardan anlam çıkarma işi. Gelecekte olacak şeyleri anlamak maksadıyla yapılan eylemler hakkında kullanılan bir tabir. "Kamûs-u Osmanî'de: "Kısa fikirlilerin ümid ettikleri bir maddeyi çıkarmak maksadiyle; kitap açmak ve kitaba, baklaya bakmak gibi değişik yöntemlerle yapılan teşebbüsü ve bu teşebbüsün gösterdiği netice" olarak tarif edilmiştir.

Kur'an'da, "fal" kelimesi geçmemekle birlikte, Peygamber (s.a.s.)'in bazı hadislerinde, şekil olarak buna benzer fakat mana yönünden bizim anladığımız fal'dan daha değişik bir mana arzeden "fe'l" sözü geçmektedir. Şöyle ki; "adva (hastalığın Allah'ın takdiri olmaksızın bulaşması) yoktur, tıyara (bir şeyi uğursuz sayma) da yoktur. Ben hayırlı "fe'l"i (bir şeyi hayra yorma) severim" (Buhari, Tıb, 43; İbn Mâce, Tıb, 43), hadisinde geçen "fe'l" kelimesinin bildiğimiz falla aynı anlama gelmediği açıktır.

Ebû Hureyre'nin, Peygamberimiz (s.a.s.)'den naklettiği başka bir hadiste; ''Tıyara yoktur, daha hayırlı olan fe'l vardır." buyurdular. Ebu Hüreyre; "Fe'l nedir ey Allah'ın Resulu? diye sorunca 'Sizden birinizin işittiği salih sözdür' dedi" (Buhâri, Tıb, 44).

Hasta olan bir kimsenin; "ya sâlim" ! diye bağıran birinin sesini duyması veya yitiğini arayan birinin; "ya vâcid! " diye seslenen birinin sesini duyunca, "bununla tefe'ül ediyorum" deyip, hastalıktan kurtulmayı umması ve yitiğini bulacağını ümid etmesidir. Yani bu sesleri hayra yorarak, neticenin bu şekilde olmasını beklemesidir

(İbnu'l-Manzûr, "Lisanü'l-Arab " XI V.; İmam Ebi Bekir er-Râzı, "Muhtaru's-Si hah" Fe'l maddesi).

Cahiliye Arapları, bir sefere, bir savaşa, bir ticarete, bir nikâha yahut herhangi bir işe teşebbüs edecekleri zaman üç zar (veya ok) çekerler yahut kuş uçururlardı. Bu zarların (veya okların) birinde, "Rabbim emretti" yahut "yap" diye emir; diğerinde, "Rabbim nehyetti" yahut, "yapma" diye nehy kelimeleri yazılı olurdu, biri de boş bulunurdu. Birisi torbaya elini sokar, zarlardan birini çeker, emir çıkarsa yaparlar, nehy çıkarsa yapmazlar, boş çıkarsa bir daha çekerlerdi. Kur'an bunu şu ayetle yasaklamıştır: ''Ey iman edenler! İçki, kumar, putlar ve fal okları şeytan işi birer pisliktir,. bunlardan kaçının ki, kurtuluşa eresiniz" (el-Mâide, 5/90).

Câhiliyede, bir de kuş uçurma âdeti vardı ki, bir yere gidecekleri zaman bir kuş uçururlar, sağa giderse teyemmüm (uğurlu sayma), sola giderse teşe'üm ederler (uğursuzluk sayarlar)dı. Peygamberimizin, "tıyara yoktur" hadisi ile bunun da yasaklandığını biliyoruz.

Bugün yaygın olan fal çeşitlerinden biri de, modern câhiliyenin itibar ettiği yıldız falıdır. Gökteki burçlardan istidlâl ile yapılan bu falcılığın aslı Sâbiîlere dayanır. Sâbiîler, İdris (a.s)'ın, mucizesi iddiasıyla sema'yı oniki burca taksim etmişler ve eflâktan yalnız tapındıkları ve heykellerini diktikleri "sebaî" gezeğenlerin durumlarına göre, yeryüzünde meydana gelecek of ayları bildireceği iddiasıyla yıldızlarla ilgili birtakım hükümler yazmışlardı. Onların bu inançları günümüze kadar gelmiş bulunmaktadır (Elmalılı M.H.Yazır, "Hak Dini Kur'ân Dili", VII. 5208).

Dinimizin kesinlikle yasakladığı falcılık, bir çeşit gaybdan haber vermedir. Halbuki, Kur'an-ı Kerîm; gaybı, Allah'tan başka hiçbir kimsenin bilemiyeceğini, peygamberlerle melekler dahi, kendilerine vahyedilmedikçe gaybdan haber veremeyeceklerini açıkça bildirmektedir:

"De ki: 'Göklerde ve yerde olan gaybı, Allah'tan başka bilen yoktur" (en-Neml, 27/65) ve "De ki: Size 'Allah'ın hazineleri elimdedir demiyorum, gaybı da bilmiyorum...." (el-En'âm, 6/50), "Eğer gaybı bilseydim, daha fazla hayır yapardım...." (el-A 'râf, 7/188) âyetleri buna yeterli delildir.

Kendilerine "arrâf" yahut "kâhin" denilen falcıları ve bu falcılara gidip fal açtıran, onlara inanan veya destekleyenleri Peygamber (s.a.s.) ağır bir dille kınamış hatta kâfirlikle nitelemiştir. "Her kim bir arrafa gidip de ona bir şey sorarsa, kırk gecelik namazı kabul olmaz" (Müslim, Selâm, 125) buyurmuştur. Ebû Dâvûd'da geçen bir hadis ise şöyledir: "Kim bir kâhine gider, dediklerini doğrularsa; şüphesiz ki Muhammed'e indirilmiş olanı inkâr etmiş olur" (Ebû Dâvûd, Tıb, hadis no: 3904).
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.