You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

HAK BİR MEZHEBE UYMAK GEREKİR Mİ??

HAK BİR MEZHEBE UYMAK GEREKİR Mİ??

R4BİA
HAK BİR MEZHEBE UYMAK GEREKİR Mİ??
HAK BİR MEZHEBE UYMAK GEREKİR Mİ??

Müctehid olmayan Müslümanlara, müctehidleri taklid eden anlamında mukallid denir. Mukallid durumunda olan her Müslümanın, Hak mezheplerden birine, mutlaka bağlı kalması gerekir. Onun için en emin, en güvenli yol budur.

İmâm-ı Rabbânî (k.s.) hazretleri buyuruyorlar ki:

“Kitap ve Sünnet’in îcabına göre inanmak (Müslüman olabilmek için) nasıl zarûri ise, müctehid imamların onlardan istinbat ve istihraç ettiği (Kur’an ve hadislerden çıkartıp ortaya koyduğu) hükümlerin gereğince amel etmek de zarûridir. Hâl böyle olunca; helâl-haram, farz-vâcib, sünnet-müstehab gibi hükümleri bilmek de aynı şekilde zarûri olmaktadır.
“Müctehidlere uymak durumunda olan (mukallid) bir kimsenin, Kur’an ve hadisten, müctehidin görüşüne aykırı olarak hükümler çıkartıp alması ve onunla amel etmesi câiz değildir. (Mukallid bir Müslüman için) gereken; kendisinin, tâbi olarak taklid ettiği mezhebinin müctehidi tarafından ihtiyar edilen kavil (seçilip alınan hüküm) ile amel etmeyi tercih etmektir.” (4)

Meselâ, ülkemizde yaşayan Müslümanların çoğunluğu Hanefî mezhebine mensuptur. Bu mezhebe göre namazları cem etme ameli (iki vakti birarada kılmak), sadece hac esnasında tatbik edilir.

O da Arafat’ta cem‘-i takdim yapılarak, öğle vaktinde öğle ile ikindi namazları birleştirilir; önce öğle sonra da ikindi namazı birbiri ardınca kılınır.

Müzdelife’de ise, akşam namazı te’hir edilerek yatsı ile birleştirilir ki, buna da cem‘-i te’hir denir. Bunların dışında –ister hac sırasında, ister haccın hâricinde– hiçbir zaman ve mekânda, şartlar ne olursa olsun, iki vaktin namazını birleştirmek Hanefî mezhebine göre câiz değildir.

Ashâb-ı kirâmdan Abdullah b. Mes‘ûd, Sa‘d b. Vakkas ve Abdullah b. Ömer (r.anhüm) gibi bazılarından da bu görüş rivâyet edilmiştir.
Hasan-ı Basrî, İbn Sîrîn, İbrahim Nehâî, Esved (rahımehümüllah) gibi bir kısım selef-i sâlihîn de bu görüştedir. Bir rivâyette İmâm Mâlik’in (rh.) tercihi de bu yöndedir.

Bu durumda, Hanefî mezhebine mensup olan bir Müslüman’ın, yukarıda belirtilen zaman ve mekânların dışında, hiçbir hâl ve şartı bahane edip iki vaktin namazını bir vakitte birleştirerek kılması câiz olmaz. Diğer meseleler de aynen bunun gibidir.

İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin açıkladığı üzere, mukallid durumundaki Müslümanların, mensubu bulundukları mezhebin görüşlerine göre amel etmeleri şarttır, zarûridir. Şuurlu bir Müslüman, aksi yöndeki iddialara kulak vermez.

Bizim dinimizde, sıradan herkesin kendi kafasına göre âyet ve hadislerden hüküm çıkarma ve keyfine göre amel etme gibi bir saçmalığa yer yoktur.

Hatta, değil İlâhi bir dinde, hiçbir beşerî sistemde bile kanunları her önüne gelenin kendi kafasına göre yorumlaması, ictihad etmesi gibi bir karmaşaya izin verilmez.

Çünkü böyle bir uygulamanın sonucu, toplumda rahatlık ve huzur değil, aksine anarşidir, terördür. Bu da, aklı başında hiçbir fert ve toplumun kabul ve tasvip edebileceği bir durum değildir.

Ayrıca belirtmek gerekirse, dinî meselelerde ihtiyaç yeni ictihadlara değil, tefekküredir; fikir plânında yapılacak çalışmalaradır. Bunlar da hiçbir sûrette kat‘î nasslarda ve hakkında icma‘ bulunan mevzûlarda olmamalıdır. Zira bu noktalarda değil “düşünce üretmek”, hakiki bir müctehidin ictihad etmesi dahi câiz değildir. Meselâ namazın, orucun, zekâtın, haccın farziyeti; onların rükünleri, vakitleri hususunda ictihâda asla yer yoktur. İslâm’ın fıkıh usûlü bunu böyle ortaya koymuştur. Nitekim Mecelle’de de bu husus, “Mevrid-i nassda ictihâda mesağ yoktur” kâidesiyle belirtilmiştir.

Ama üzülerek ifade edelim ki günümüzde, namazda olduğu gibi, haccın, kurbanın da vakitlerinin değiştirilerek yılın 12 ayına yayılabileceği, yani senenin her mevsiminde yapılabileceği icitihâd(!)ında bulunma cür’etini bile gösteren sözde müctehidlere rastlamak mümkün. Hem de isimlerinin önünde kocaman kocaman ünvanlarıyla... Ve bunu da “bilimsellik!” adına yaptıklarını söylüyorlar ki, ’tan –şayet kabilse, istidatları varsa– hidâyetlerini istemekten başka ne dileyebiliriz!

Peki, günümüzde bir Müslümanın mutlaka bu dört mezhepten birine bağlı kalması şart mıdır?

Bu sorunun cevabı ve bu husustaki daha pek çok meselenin halli için, dilerseniz Prof. Dr. Faruk Beşer Bey’e kulak verelim. O, “Bir Mezhebe Bağlanma” başlığı altındaki yazısında dikkat çekici şu açıklamalarda bulunmaktadır:

“İslâm’ın asıl kaynağı Kur’ân-ı Kerim ve onun açıklayıcısı olan hadîs-i şeriflerdir. İcma, kıyas ve diğer şer’î deliller de aslında Kur’ân’a tabi olduklarından, aslolan yine Kur’an’dır ve bu anlamda Kur’an İslâm’ın tek ve yegâne kaynağıdır. Her müslüman fert için asıl olan da Kur'ân’a göre yaşamaktır.

“İslâm bütün insanlara ve geldiği andan itibaren bütün zamanlar için gönderilmiştir. Bu süre içinde olacak olanlar sürekli ve sonsuzdur. Oysa, Kur’ân-ı Kerim’in ifade ettiği hükümler; bu hükümlerin esası olan ve bizim telaffuz ettiğimiz kelimeler itibariyle, sınırlıdır. Sınırlı olan hükümler sınırsız olayları anlatamayacağına göre, yenilenen olaylara paralel hüküm üreten bir kaynağın bulunması gerekir ki, bu da içtihat’tır. İçtihat, İslâmî hükmü belli olmayan bir olayın hükmünü Kur’ân’a uygun olarak ortaya koyma çabası olduğuna göre, içtihat yapacak şahsın, esas kaynak olan Kur’ân-ı Kerim’i, onun açıklaması olan sünneti ve bu ikisinin onayladığı icmaı yeterince bilmesi gerekir. Ta ki asıl kaynaklarda belirtilen bir hükümden habersizce ve kendi görüşü ile, asıl olana zıt bir hüküm ortaya koymasın ve olaylar arasındaki ilgiyi görerek isabetli hüküm verebilsin.....
“... Rasûlü (s.a.v.) hayatta iken vahiy devam ettiği için, yeni yeni ortaya çıkan meselelerin hükmünü öğrenmek problem değildi. Rasûlüllah’ın vefatından sonra ve ona yetişen arkadaşlarının (sahabe) varolduğu sürede ortaya çıkan meselelerin hükmü, onlara soruldu ve onların müçtehit olanları, ayetler ve hadisler ışığında görüşlerini açıkladılar. Arkasından onları izleyenler (tâbiûn) geldi. Meseleler de çoğaldıkça çoğaldı. Bu meseleleri de tabiûnun müçtehitleri cevaplandırdılar, bunlar hakkındaki görüşlerini, yani mezheplerini açıkladılar ki, işte İmam Ebû Hanife ve İmam Malik bunlardandır ve o dönemde onlar gibi daha yüzlerce müçtehit vardır. Meselesi olan vatandaş, gidip onlardan herhangi birisine sordu ve davranışını ona göre ayarladı. O dönem bu açıdan çok zengin bir dönem oldu ve bu dönemin müçtehitleri on binlerce meselenin hükmünü tesbit etme başarısını gösterdiler.

“Büyük imamlar olan Ebû Hanîfe, Malik, Şâfiî ve Ahmed b. Hanbel ( onlardan razı olsun) hem birçok meziyetleriyle halk tarafından benimsendikleri, hem de daha çok mesele hallettikleri için onların görüşlerine, yani mezheplerine daha çok başvurulur oldu ve onların görüşleri yazılıp tesbit edilebildi. Diğerlerinin görüşleri ya unutulup gitti veya başkalarının ağzından çok sıhhatli olmayan yollarla ve tek tük aktarılabildi. Dolayısı ile içtihat adına en önemli dönem olan o dönemden bize bütünüyle sağlıklı olarak sadece bu ‘Dört İmam’ın ve arkadaşlarının görüşleri aktarılabildi.

“Onlardan sonra da yüzlerce müçtehit gelmiş olmakla beraber, henüz onlar kadar kapsamlı müçtehitler çıkmadığı kabul edilir. Çünkü onlar işin kaynağına yakın idiler, hadislerin sahih olan ve olmayan yollarını tanıyor, kendilerinden önceki sahabenin ittifak ettikleri noktaları iyi biliyorlardı. Sonradan zorunlu olarak ortaya çıkan bir sürü hadis ilmine ihtiyaçları yoktu. Arapça’nın henüz bozulmadığı bir dönemde yaşıyorlardı ve Kur’an’ı anlamak için çok önemli olan Arapça’yı, bir çaba göstermeksizin iyi biliyorlardı. Ve belki de bütün bunlardan ve daha benzeri meziyetlerden ötürü Rasûlü Efendimiz (s.a.v.), onların da ‘hayırlı asır’da bulunduklarını haber vermişti.. Oysa, daha sonra gelen müçtehitlerin sözünü ettiğim konularda ilave ve fazla bilgiye ihtiyaçları oldu. İşleri arttığından ötürü seviyeleri de öncekilere göre küçük kaldı, içtihat etmelerine rağmen onlar kadar kapsamlı olamadılar. Ve o ‘dört imam’ hep zirvede kalmaya, tabir caizse rekoru ellerinde tutmaya devam ettiler.
“Böyle bir özetten sonra başlıkla ilgili soruya dönelim: Madem ki, esas olan Kur’ân-ı Kerim ve onu açıklayan sünnet-i seniyyedir; öyleyse bir müslümanın ille de ‘dört imam’dan birini taklit etmesi ve ‘Kitab’a ve ‘sünnet’e değil de onun görüşlerine uyması şart mıdır? Hatta bu uygun olur mu?

“Böyle bir soruya cevap olarak söyleyeceğimiz ilk şey, onlara uymanın Kitap ve Sünnete uymaktan başka bir şey olduğu izlenimini vermenin, yanılgı ya da yanıltmaca olduğudur. Çünkü onlara uymak ve onları taklit etmek, Kitap ve Sünnet karşısında, onların görüşlerini benimsemek demek değil, Kitap ve Sünnete onların yorumu ve anlayışı ile bağlanmak demektir. Tabi olunan/uyulan, yine Kitap ve Sünnettir. Herkesin Kitap ve Sünneti yeterince bilip kavraması zor (imkansız değil) olduğundan, herhangi bir büyük imamı (müçtehit) taklit etmek, pratik anlamda vacip, yani gerekli görülmüştür.

“Ancak bu gerekliliği, dinî anlamda ‘farz’ görme yanılgısına da dikkat çekmek gerekir. Çünkü bir şeyin farz ya da haram olduğuna hüküm verme hakkı, sadece ’a ve Onun kendi adına hüküm koyma yetkisi verdiği Rasûlüne aittir....

“Öyleyse [bir müslümanın] Kitabı ve Sünneti yaşamada bir mezhep imamını rehber edinmesi gereklidir ve bunun dört mezhepten biri olması konusunda da âdeta icma vardır. Çünkü belli bir dönemden bize sıhhatli olarak aktarılan içtihatlar onların içtihatlarıdır. Bu, onların özellikle ibadet ve akide ile ilgili herhangi bir meselede bu dört görüş mecmuasının dışında bir görüşün olamayacağında ittifak yani icma etmeleri anlamına gelir ki, fıkıh usûlünde ‘mürekkep icma’ diye tabir edilir. İcma ise genel kabul gören görüşe göre bağlayıcı bir delildir....

“... Şunu da itiraf etmeliyiz ki, herkesi rehbersiz olarak Kitabı ve Sünneti yorumlama hatasına düşüren sebeplerden biri de, hiçbir mezhebin ve mezhep imamının kabul etmediği ‘mezhep taassubu’ olur....

“Mezheplerin kolay taraflarını araştırmak ve ihtiyaç yokken sırf nefsinin arzusuyla işine gelenleri almak... caiz değildir. Çünkü bu dine değil nefse uymaktır. Delilsiz hareket etmektir. Bizi, kabul edilmeyen toplamacılığa/telfike ve ‘mürekkep icma’ ile caiz olmadığında ittifak edilen sonuçlara götürür....

“[Hâsılı], mezhep, Kur’an’da ve Sünnette bulunup açık olmayan ya da hiç bulunmayan konular hakkında görüş demek olduğuna göre, ‘Dört mezhep de nereden çıktı?’ deyip herkesi güya Kur’ân’a ve Sünnete göndermek, aslında dört değil, dörtyüz milyon mezhep kabul etmek demektir. Çünkü her şey Kur’ân’da açıkça bulunsaydı zaten mesele olmazdı. Bu yüzden, yukarıda da işaret ettiğimiz gibi, meselâ Hanefî mezhebine bağlı yaşamak, Kur’ân’ı ve Sünneti bırakıp Ebû Hanîfe’ye uymak değil, belki Kur’ân’ı ve Sünneti onun anlayışı ile kabullenmek, yani Kur’ân’a ve Sünnete Ebû Hanîfe penceresinden bakmak demektir.”(5)
***
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
RE: HAK BİR MEZHEBE UYMAK GEREKİR Mİ??
kafamı karıstıran konulardan bırı dusunsenıze hanefı aıleden doguyorsun hanefı oluyon şii alıleden doguyorsun şii oluyon vahhabı alıleden vahhabı . Ve hak mezhep olarak bakıyorsun cok farklılar tıpkı ayrı dın gıbı vahhabıye gore onlar hak hanefıye gore hanefılık hak ee ne olacak mezhep dın mı yok degıl ama ne .dusunsene yenı musluman olmus bırısını bırde onun vahhabı oldugunu bu hak yoldamı yoo bıze gore degıl eee bu kısı dusunmus hem de cok cok musluman olmus sımdıde hak mezhep mı dusunecek ?
Vesselam...!


Bunu ilk beğenen sen ol.
Üye
Cvp: HAK BİR MEZHEBE UYMAK GEREKİR Mİ??
sa.sorularınız kafa karıştıran sorular değil aslında.mantık yürütürsenizde bunların cevabını verebilirsiniz.sizinde söylediğiniz gibi 4 tane hak mezheb vardır.hanefi şafi maliki hanbeli.bu mezheplere bağlı olanlar zaten temelde müslümanlar.bunda bir sorun yok.
o halde mezheplerin çıkış amaçları,ne zaman çıktıkları,kilerin çıkardıkları ve çıkmasının yararları olarak ele alalım.
bildiğimiz üzere EFENDİMİZ sav zamanında ashab bir sorunla karşılaştıklarında NEBİYE SAV başvuruyor efendimizde kuranda cevabı varsa bunu bildirir,kuranda yoksada ALLAHIN İZNİ İLE İSLAMA GÖRE HÜKÜM VERİRDİ.
Değerlikuddüs, kullanıcısı Dec 2008 tarihinden beri İmam Hatip, İslami Forum, Dini Forum, Genel Forum üyesidir..
Bunu ilk beğenen sen ol.
Üye
Cvp: HAK BİR MEZHEBE UYMAK GEREKİR Mİ??
EFENDİMİZ VEFAT ETTİKTEN SONRA DA YENİ YENİ SORUNLAR VE SORULAR ÇIKIYORDU.BU SORULAR EFENDİMİZDEN SONRA ÇIKTIKLARI İÇİN CEVABLARIDA YOKTU DOĞAL OLARAK.AMA BU CEVABLAR OLMADANDA İNSANLAR BAZI İBADETLERİ GEREĞİ GİBİ YERİNE GETİREMEZLERDİ.O YÜZDEN TABİİN DÖNEMİNDE GÜVENİLİR MEZHEP İMAMLARIMIZ BU GİBİ SORULARA CEVAB VERMİŞLERDİR.TABİ BU CEVABLARI KAFALARINDAN VERMİYORLARDI.KURAN VE SÜNNETE BAKARAK VERİYORLARDI(.BUNUN ÇOK DETAYINA İNMEYELİM ŞİMDİ.)MESELA BİR İNSANA HACC FARZ AMA GİDEMİYOR.ALİMLERDE SÜNNETE BAŞVURUYORLAR VE KIYAS YOLUYLA BU SORUYU AÇIKLIĞA KAVUŞTURUYORLAR.SÜNNETE BAŞ VURDUKLARINDA BORÇLU OLARAK ÖLEN BİRİSİNİN BORCUNU OĞLU ÖDERSE ÖLENİN ÜZERİNDEN BU BORÇ KALKAR.O HALDE HACCA GİDEMEYEN BİRİNİN YERİNE OĞLU VEVA VEKALETEN BİR BAŞKASI GİDERSE O KİŞİNİN ÜZERİNDEN HACC BORCUDA KALKMIŞ OLUR DERLER.YANİ MEZHEP İMAMLARIMIZ BU YORUMLARINI VE İSLAMIN HÜKÜMLERİNİ KENDİ KAFALARINA GÖRE VERMİYORLAR.
Değerlikuddüs, kullanıcısı Dec 2008 tarihinden beri İmam Hatip, İslami Forum, Dini Forum, Genel Forum üyesidir..
Bunu ilk beğenen sen ol.
Üye
Cvp: HAK BİR MEZHEBE UYMAK GEREKİR Mİ??
MEZHEPLER ÇIKMASAYDI NE OLURDU?İNSANLAR İBADETLERİNİ TAM OLARAK YERİNE GETİREMEZLERDİ.VE DOLAYISIYLA CENNETE GİTME İŞİDE BİR HAYLİ ZOR OLURDU.BUNUN YANINDA İNSANLARIN HAYATLARI ZORLAŞIR VE ÇEKİLMEZ BİR HAL ALIRDI.MESELA SU YOK AMA NAMAZ KILMANDA FARZ...AMA ABDESTSİZ NAMAZDA KABUL DEĞİL...ALİMLER BU GİBİ DURUMLARDA TEYEMMÜM YAPILIR DEMESELERDİ MAZAALLAH KİŞİ BUNU BİLMİCEK VE NAMAZINI KILMICAKTI.EE BİRVAKİT NAMAZ KILMAMANIN CEZASIDA BİR RİVAYETE GÖRE 80 YIL BİR RİVAYETE GÖREDE 80 BİN YIL...GERİSİNİ SEN DÜŞÜN.YANİ ALİMLERİMİZ İNSANLARIN HEM İBADET HAYATINA HEMDE SOSYAL HAYATINA KOLAYLIKLAR GETİRMİŞLERDİR.ŞAYET BU HÜKÜMLERİ ORTAYA KOYMASALARDI İSLAM ANLAŞILIR VE APAÇIK BİR DİN OLMAZDI VE İNSANLAR BU NEBİÇİM BİR DİN,DAHA BİZİM İHTİYAÇLARIMIZA BİLE CEVAB VERMEKTEN ACİZ DEYİP DİNDEN ÇIKARLARDI.EEE DİNDEN ÇIKANIN YERİDE CEHENNEM...
Değerlikuddüs, kullanıcısı Dec 2008 tarihinden beri İmam Hatip, İslami Forum, Dini Forum, Genel Forum üyesidir..
Bunu ilk beğenen sen ol.
Üye
Cvp: HAK BİR MEZHEBE UYMAK GEREKİR Mİ??
ARKADAŞLAR NEDEN 4 MEZHEPTE BİR TANE DEĞİL SORUSUNA İSE DOĞUDA GENELDE YAŞAM ŞARTLARI BATIDAKİNE GÖRE ZORDUR.DOĞUDAKİ İNSANLAR HAYVANCILIKLA UĞRAŞTIKLARINDAN HAYATLARININ ÇOĞU DAĞDA ÇALI ÇIRPININ İÇERİSİNDE GEÇİYORDU.EE DOĞAL OLARAK BU İNSANLARIN ELLERİ VE YA BAŞKA YERLERİNİN KANAMAMASI ZOR.EE DAĞDADA SUYU HER ZAMAN NEREDE BULCAN ABDEST İÇİN.İMAMI ŞAFİDE ORANIN YAŞAM ŞARTLARINI GÖZ ÖNÜNE ALARAK BEDENDEN ÇİZME DOLUSUNCA KAN AKMADIKÇA ABDEST GİTMEZ DEMİŞTİR.VE ORADA YAŞAYAN İNSANLARADA BİR KOLAYLIK GELMİŞTİR.TABİ İMAMI ŞAFİ BU HÜKMÜ GENE SÜNNETTEN ÇIKARMIŞTIR.EEE MADEM HANEFİDE SÜNNETE BAKIP HÜKÜMLER ÇIKARIYOR O HALDE NEDEN BİRİNDE KAN AKINCA ABDEST GİDİYORDA DİĞERİNDE GİTMİYOR?DİYEBİLİRSİNİZ.ŞÖYLE AÇIKLAYALIM EFENDİMİZ BERBERE GİTTİĞİNDE BERBER TIRAŞ EDER KEN NEBİNİN YÜZÜNDEN KAN AKMIŞTIR VE O SIRADADA AİŞE VALİDEMİZ GELMİŞTİ EFENDİMİZİN ELİNE ELİ DEĞMİŞTİ.EFENDİMİZDE TIRAŞLARINDAN SONRA ABDESTİNİ YENİLEMİŞTİR.ŞİMDİ İMAMI ŞAFİ BU OLAYDAN ŞÖYLE HÜKÜM ÇIKARIR
Değerlikuddüs, kullanıcısı Dec 2008 tarihinden beri İmam Hatip, İslami Forum, Dini Forum, Genel Forum üyesidir..
Bunu ilk beğenen sen ol.
Üye
Cvp: HAK BİR MEZHEBE UYMAK GEREKİR Mİ??
EFENDİMİZİN ABDESTİ KANDAN DOLAYI DEĞİL AİŞE ANNEMİZİN ELİNE DOKUNMASIYLA GİTMİŞTİR DER.İMAMI HANEFİ İSE AKAN KANDAN DOLAYI ABDESTİ GİTMİŞTİR ONDAN YİNE ABDEST ALMIŞTIR DER.YANİ ZITLIK GİBİ GÖRÜNEN ŞEY ASLIN GERÇEK VE İKİSİDE DOĞRUDUR.ŞAFİ AİLEDE DOĞAN BİRİ DAHA SONRADAN İSTEĞİ İLE HANEFİ OLABİLİR.HANEFİDE ŞAFİ OLABİLİR.YANİ ŞAFİ DOĞDUYSAN ŞAFİ OLCAN DİYE BİR ŞEYYOK.
PEKİ HEPSİNE UYSAK MADEM HEPSİ HAKK DERSEK?EE SEN BUDURUMDA BİR YERİN KANADIĞINDA ŞAFİDE GİTMİYO NASILSA DESEN,EŞİN DOKUNDUĞUNDADA HANEFİDE GİTMİYO DESEN BU DURUMDA SENİN ABDESTİN HİÇ GİTMİCEK SANA GÖRE BUDA HEM DİNEN HEMDE MANTIKEN DOĞRU DEĞİL ZATEN.SEN BİRANDA HEN İSTANBULDA HEM DE ANKARADA NASIL OLAMIYORSAN BÖYLE BİRŞEYDE OLMAZ...MEZHEPSİZ OLSAK OLMAZMI?SORUSUNA İSE İNSAN KENDİSİNE GÖRE YORUM YAPAR O HALDE EEE DÜŞÜNSENE KİŞİ DAHA EFENDİMİZİN HAYATINI BİLMİYOR NEREDEN İBADETLERİN NASIL YAPILCAĞINI BİLİCEK..ONUN ZAMANINDADA YAŞAMAMIŞ..BU DURUMDA İNSANLAR KENDİ KENDİNE YENİ YENİ DİN OLUŞTURURLARDI VE BU BİR ÇIKMAZA GÖTÜRÜR İNSANI...BU HİÇ ARABA KULLANMAMIŞ BİRİSİNE ARABAYI VERİP HADİ BİZİ GEZMEYE GÖTÜR DEMEK GİBİ BİR ŞEY OLUR.SENİ GEZMEYE GÖTÜRMESİNİ BEKLERKEN KENDİNİ CANINDAN OLMUŞ BULURSUN...SİZE TAVSİYEM İSLAM DİNİ APAÇIK BİR DİNDİR, BİZİM AKLIMIZIN TAKILDIĞI SORULARADA CEVAP VERMİŞTİR.BİZ BU SORULARA AKLIMIZDAN CEVAP VEREMİYORSAK İSLAMDA VEREMİYOR DEMEK DEĞİLDİR.ÖĞRENMENİN TEK YOLUDA GÜVENİLİR KAYNAKLARDAN DİNİMİZİ ÖĞRENMEKTİR.ÖMER NASUHİ BİLMENİN VEYA DİYANETİN İLMİHALİNİ HER MÜSLÜMAN EN İYİ ŞEKİLDE BİLMELİ...ZATEN FIKIH İLMİ HER MÜMİNE FARZ...AEO SELAM VE DUA İLE
Değerlikuddüs, kullanıcısı Dec 2008 tarihinden beri İmam Hatip, İslami Forum, Dini Forum, Genel Forum üyesidir..
Bunu ilk beğenen sen ol.
Acemi Üye
RE: HAK BİR MEZHEBE UYMAK GEREKİR Mİ??
Konuyla alakalı değil ama yukarıda bir cümle dikkatimi çekti.Faruk beşer yazılana göre demiş ki:
Ancak bu gerekliliği, dinî anlamda ‘farz’ görme yanılgısına da dikkat çekmek gerekir. Çünkü bir şeyin farz ya da haram olduğuna hüküm verme hakkı, sadece Allah’a ve Onun kendi adına hüküm koyma yetkisi verdiği Rasûlüne aittir....

Eğer doğruysa malesef Faruk Beşer çok büyük bir yanılgı içinde. Hüküm koyma yetkisi sadece Allah'a aittir.Hükmüne de kimseyi ortak etmez.Oysa dinde hüküm koyma yetkisini Allah ile beraber kime verirseniz verin bunun adı şirktir.

kehf suresi 26 27
26.De ki: "Onların ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. O'nun elindedir göklerin ve yerin gaybı. Ne güzel görendir O, ne güzel işitendir. Onların, O'ndan başka bir dostları da yoktur. Ve O, hükmüne hiç kimseyi ortak etmez."
27.Rabbinin kitabından sana vahyedileni oku. O'nun kelimelerini değiştirecek hiçbir kudret yoktur. O'nun dışında bir sığınak/bir dayanak asla bulamazsın.

Faruk beşer'in Kuran'dan aldığı ayet şudur:

ARAF SURESİ 157
Onlar ki, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılmış bulacakları ümmî peygambere uyarlar; o onlara iyiliği emreder, kötü ve çirkinden onları alıkoyar. Güzel şeyleri onlara helal kılar, pis şeyleri onlara yasaklar. Sırtlarından ağırlıklarını indirir, üzerlerindeki zincirleri, bağları söküp atar. Ona inanan, onu destekleyen, ona yardım eden, onunla indirilen ışığa uyan kişiler, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.

Oysa ki bu helal ve haram kılma olayı peygamberin kendi tasarufunda değildir.Allah'tan aldığı vahiy doğrultusunda bunu gerçekleştirmektedir.Yani haramı helali belirleyen Allah, bunları insanlara anlatan peygamberimizdir.Peygamberimiz vahyi olduğu gibi en ufak bir değişiklik yapmadan insanlara iletmekle görevlidir.Burda yapılacak en ufak bir oynama, hükümde Allah ile beraber bir başkasınıda hükme ortak eder ki bu durumda ortaya çıkacak din Allah'ın saf dini değil bir şirk dini olur.O yüzden Yüce Allah peygamberimizi bu konuda çok büyük bir tehditle uyarmaktadır.

HAKKA SURESİ 43 47
43. Âlemlerin Rabbi'nden bir indiriştir o.
44. Eğer bazı lafları bizim sözlerimiz diye ortaya sürseydi,
45. Yemin olsun, ondan sağ elini koparırdık.
46. Sonra ondan can damarını mutlaka keserdik.
47. Sizin hiçbiriniz ona siper de olamazdınız.

Degerli sworden Kullanicisi May 2009 Tarihinden Beri İmam Hatip, İslami Forum, Dini Forum, Genel Forum Üyesidir.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Yeni Üye
RE: HAK BİR MEZHEBE UYMAK GEREKİR Mİ??
Öncelikle Hayırlı günler dilerim herkese...

Çok mühim bir konuda siz değerli kardeşlerimin muhabbetine ihtiyacım olacak Allah Rızası için...

Bir toz tanesi ''Yüce Allah'tan'' habersiz kıpırdamıyorsa ,evvelimiz ve ezelimiz O'un katında yazılıysa, Alimlerimiz kendi kendine mi İlimlerini yükseltti, yoksa Rabbimiz mi onlara bu hidayeti verdi..?. Bu durumda Hidayeti lutfeden ''Yüce Allah'', Katındaki İlmi Dilediğine bahşetmiş olmuyor mu?


Eğer Rabbimiz bu hidayeti dilediği kuluna veriyorsa, ( burası çok önemli , asla kibir ve böbürlenme olmadan ) benim bu çağda;bu yüzyılda;günümüz hayatının bu bencilliğinde; Kur'an ve Hadisler ışığı altında , yine ''Yüce Allah'' 'ın Dileği ile olsa da, bir alim , ilim,hikmet sahibi olabilme imkanım olmuyor mu... ?

Öğrendiğim fıkıh bilgileri meshepten dolayı beni ikilemde bırakıyor ve araştırma boyutlarımı derinleştiriyor ,kalp boşluğumu sadece sorularla dolduruyorsa, '' Tek bir ''Yüce Allah'' vardır ve Hz. Muhammed onun peygamberi'' dir tek inancım ise, hiçbir Ayet ve Hadiste hangi meshebe uymam gerektiği yazmıyorsa, bu aklı neylicem...?

'' Bütün müslümanlar kardeştir'' sözünden sonra şu çağın tam da bu anında, herhangi bir meshepten bahsettiğim zaman tartışma çıkıyorsa, kimse kimseyi kabullenemiyor ve bu ''kibir'' duygusu altında ''benim dediğim en doğrudur'' u birbirine yedirmeye çalışıyorsa, bu kibirden ve bağlı olduğumuz Alimimizin sözünden diğer tarafa bakmaya bile lüzum görmeden, Rabbimizden ilmi nasıl isteyeceğim...?

Hangi fıkıh bilgisine dayanacağım, hangi Alimi takip edeceğim , Yüce Allah'ın verdiği aklı hangi mezhebe bağlamalıyım... ?
Tek hayat rehberimiz Kur'an, ve yol göstericimiz Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ve '' Rahman ve Rahim Olan Ulu Allah'' 'tan başka hangi kelamı bu aklın içine sokacağım..?


Bütün doğrularım ALLAH tan bütün yanlışlarım kendi nefsimdendir...
Eğer yanlış bir algı oluşturduysam hakkınızı helal edin...
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.