Evvela şunu söyleyelim ki; bahsi geçen hadisler , hadis inkarcısı mealcilerin aklını karıştırdığından , ya da saf insanların aklını karıştırıp kendileri gibi sapık yapmnak için hadislerin orjin metinleri tahrif edilerek (ilave veya çarpıtmalar) yazılmış, çarpıtılmıştır.
Özellikle metinlerdeki "Peygamberlere kimliğini kanıtlamak için" ; "Allah benimle görüştü ve el sıkıştı" gibi kendi iftira hezeyanları orjinal metinde yoktur.
İnsanları uydurma hadislerden kurtarmak gibi niyetleri olan Samimi muslumanlardan iseler, bu şekilde metnin geçtiği kitabın adını, sayfasını verirlerdi!
Orjinal metni inceleyecek olursak ; Ehli sunnet alimleri ekseri olarak (çoğunluk) bu ifadeyi Kalem suresinin 42. ayetinde Baldırların açılması ayetin mecazi olarak izahını yapmışlardır.
O gün Baldırın açılacağı! (bütün çıplaklığı ile gerçeğin ortaya çıkacağı) ve secdeye davet edilecekleri gün, (secde) edemezler. (Kalem 42)
(Yevme yukşefu an sâk'ın Durumun şiddetlendiği vakit demektir.
Savaş kızışınca bacaklarını açmak Arabların adetindendi.
Burada kastedilen kıyamet günü ve o zamanki durumun şiddetleneceğidir)
Gözleri düşük bir halde kendilerini bir zillet kaplar.
Oysa onlar sapasağlam iken de secdeye davet ediliyorlardı. (Kalem 43)
42-43- O gün baldır açılır, (kıyamet gününün dehşetinden paçalar sıvanır) Kâfirler secdeye davet edilirler. Fakat secde edemezler. Gözleri açılmaz bir halde onları zillet kaplamıştır. Halbuki onlar (dünyada) sağlam oldukları halde secdeye davet ediliyorlardı.
Âyet-i kerimenin baş tarafında "O gün baldır açılır" ifadesi geçmektedir, bir kısım âlimler bu ifadenin mecazi bir anlam taşıdığını söylemişler, diğer bir kısım âlimler ise bunu, zahiri manada almışlar ve bunu destekleyen hadis-i şeritler zikretmişlerdir.
Bu ifadedin mecazi bir anlam taşıdığını söyleyenler çeşitli izahlarda bulunmuşlardır.
İkrime'ye, Katade'ye, Said b. Cubeyr'e, Mucahid'e ve Abdullah b. Abbas'tan nakledilen bir görüşe göre "Baldırın açılması" ifadesinden maksat, sıkıntılı bir günün, dehşetli bir olayın ortaya çıkmasıdır. Bu gün, bir savaş günü de olabilir. Zira böyle bir günde iş ciddiye alınır ve paçalar sıvanır.
Abdullah b. Abbastan nakledilen diğer bir görüşe göre "Baldırın açılması" ifadesinden maksat, dünyanın gitmesi, âhiretin ortaya çıkmasıdır. O gün ameller ortaya dökülür. Kapalı olan baldırlar açıldığı gibi sırlar da açığa çıkar. Abdullah b. Abbas'tan nakledilen diğer bir görüşe göre bu ifadeden maksat, kıyamet gününün korkunçluğundan dolayı orada görülen sıkıntı ve darlıkların ortaya çıkmasıdır. Yine Abdullah b. Abbas'tan nakledilen başka bir görüşe göre bu ifadeden maksat, kıyamet gününün en dehşetli anıdır.
Ebu Musa el-Eş'ari'den nakledilen bir görüşe göre ise "Baldırın açılması"ndan maksat, büyük bir nurun ortaya çıkmasıdır. İnsanlar bu nuru görünce Allaha secde edeceklerdir.
Rebi' b. Enes'e göre ise bu ifadeden maksat, perdenin kaldırılmasıdır. Yani, yaratıcı ile yaratan arasındaki perde kaldırılacaktır." demektir.
"O gün baldır açılır." ifadesinin mecazi olmayıp gerçek manada kullanıldığını söyleyenlere gelince:
Abdullah b. Mes'ud, Ebu Hureyre ve Ebu Said el-Hudri, kıyamette Allah tealanin, baldırını açarak kendisini muminlere tanıtacağını, muminlerin de bunun karşısında Allaha secde edeceklerini söylemişler ve bu hususta şu hadisleri rivayet emişlerdir.
Ebu Said el-Hudri diyor ki:
"Ben, Rasulullahın şöyle dediğini işittim: Rabbimiz baldırını açacak, her mumin erkek ve kadın ona secde edecektir. Ancak, dünyada iken gösteriş olsun ve desinler diye secde edenler o gün secde edemeyeceklerdir. Secde etmeye çalışacaklar fakat sırtları tek bir parça haline gelecek ve secdeye eğilemeyeceklerdir.
(Buhari, K. Tefsir el-Kur'an, Sure: 68, bab: 2 K. et-Tevhid, bab: 24 / Muslim, K. el-İman, bab: 302, Hadis No: 183; Fethul Bari C. 10 , S. 116 - 117)
Bu hususta Ebu Hurayra ve Abdullah b. Abbas'tan da hadisler rivayet edilmiştir. Ebu Said el-Hudri'nin rivayet ettiği hadis, Buhari'nin Kitap et-Tevhid'inde ve Muslim'in, Kitab el-İman'ında daha uzun bir şekilde rivayet edilmiştir.
Âyet-i kerimenin devamında "Kâfirler secdeye davet edilirler. Fakat secde edemezler." buyurulmaktadır. Yani âhirette baldırın açılması, kullan Allaha secde etmeye sevkedecektir. Fakat onlar, secde edemeyeceklerdir.
Yine âyette "Gözleri açılmaz bir halde onları zillet kaplamıştır. Halbuki onlar dünyada sağlam olduklan halde secdeye davet ediliyorlardı." buyurulmaktadır. Kâfirlerin âhirette, dehşetten dolayı gözleri baygın hale gelecek, Allanın azabından dolayı onlan zillet ve hakirlik kaplayacaktır. Bu onların, dünyada iken böbürlenmelerinin ve gururlanmalannın karşılığıdır. Onlar dünyada sağlam iken Allaha secde etmeye davet ediliyorlar fakat secde etmiyorlardı. Âhirette secde etmek isteselerde secde edemez duruma geleceklerdir. Allahı gören müminler ona secde ederlerken kâfir ve münafıklar edilemeyecekler ve dimdik kalacaklardır.
Said b. Cubeyr ve İbrahim et-Teymi, "Onlar dünyada secdeye davet ediliyorlardı." ifadesinden maksadın, "Ezan okunarak farz namazlannı kılmaya çağırılıyorlardı." olduğunu söylemişlerdir.
(Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/396)
Kalem suresinin 42. ayetinde "Keşfu's-sak" tabiri geçmektedir. Lügat olarak baldırın açılması manasına gelir. Görüldüğü üzere ayeti kerimeden asıl maksat lügat manası değildir, aksine bir mesaj söz konusudur. Hadis yukarıdaki rivayette baldır kelimesini "sâkehu" şeklinde zamir olarak kaydeder. İbnu Hacer bir başka tarikde zamirsiz olarak "sâke" şeklinde geldiğini ve bu şeklin -ayeti kerimeye uygunluk arzetmesi sebebiyle- daha doğru oldğunu söyler. Aksi takdirde yukarıdaki tercümede aslına muvafık olarak kaydettiğimiz üzere Cenab-ı Hakka baldır izafe ederek, insana teşbih etmek gibi te'vili tekelluflu bir durum ortaya çıkacağını belirtir.
Öyle ise, "baldırı açmaktan" maksat nedir?
Alimler bunu, "bütün hakikatkerin çırıl çıplak ortaya çıkması (sebebiyle) hesap ve cezanın bütün şiddet ve dehşetiyle hüküm sürmesi" şeklinde anlamışlardır. Nitekim hadiste, Rasulullah (aleyhisselatu vesselam) Cenab-ı Hakkın bütün gerçekleri ortaya koyarak hesap verme hadisesinin dehşetini yaşattığı hengamda, dünyada iken kulluğunu samimiyetle yapanlarla, riyakar hareket edenleri ayırıp mu'minleri dehşetten kurtaracağını, riyakarları da sırtları eğilmez bir hale sokarak cürümlerini yüzlerine vurmak suretiyle, dehşetlerine dehşet katacağını belirtmektedir.
Hadisin tahrif edildiği verdiğim orijinal metinde ayan beyan ortaya çıkmıştır. özel olarak 'Peygambere kanıtlamak için (baldır açma)' diye bir ifade yoktur. Asıl orijinal Buhari metni şöyledir :
Ebu Said el-Hudri diyor ki:
"Ben, Rasulullahın şöyle dediğini işittim: Rabbimiz baldırını açacak (yekşifu rabbuneâ an sâkihi) , her mumin erkek ve kadın ona secde edecektir. Ancak, dünyada iken gösteriş olsun ve desinler diye secde edenler o gün secde edemeyeceklerdir. Secde etmeye çalışacaklar fakat sırtları tek bir parça haline gelecek ve secdeye eğilemeyeceklerdir.
(Buhari, K. Tefsir el-Kur'an, Sure: 68, bab: 2 K. et-Tevhid, bab: 24 / Muslim, K. el-İman, bab: 302, Hadis No: 183; Fethul Bari C. 10 , S. 116 - 117)
Ayrıca hem Kur'an-ı Kerim'deki ayette , hem bahsi geçen hadis-i şerifte baldır ( sâk ) ifasesi sabittir.
O gün Baldırın açılacağı! (Yevme yukşefu an sâk) - (bütün çıplaklığı ile gerçeğin ortaya çıkacağı) ve secdeye davet edilecekleri gün, (secde) edemezler. (Kalem 42)
Allahu teala istemedikçe (Tanıyabilecekleri surette gelmedikçe) Muminlerde Allahu tealayı tanıyamazlar!
DELİL 1 :
"O gün sâk açılarak ve secdeye davet edilecekler, fakat (namazı kılmayanlar, munafıklar ve riyakârlar buna) güç yetiremeyecekler." (Kalem, 42)
Bu âyeti kerime, kıyamet gününde Allah Teâlâ'nın yaratıkları secdeye çağıracağını ve kâfirlerle secde arasına engel alınacağını açık bir şekilde göstermektedir ki, bu onlar hakkında, ceza olsun diye güç yetirilemeyen bir şeyle mukellef tutmak olur. Çünkü onlar, dünyada güç yetirdikleri bir haldeyken bununla mukellef tutulmuşlardı; fakat onlar, güç yetirdikleri halde bunu dünyada yapmayınca; kendileri için ceza ve hasret olsun diye güç yetirmeyecekleri bir zamanda onunla mükellef tutuldular.
Bundan dolayı da Allah Teâlâ şöyle buyurdu:
"... Halbuki onlar (dünyada) sağ salim iken de (Allah'a) secdeye çağrılırlar (fakat kendilerini daha akıllı sanarak yan çizerler) di." (Kalem, 43)
Nitekim sahih bir hadiste Zeyd b. Eslem'den, o da Atâ'dan, o da Ebû Saîd el-Hudrî'den şöyle rivayet edilir:
Bâzı insanlar: "Ya Rasûlallah! Biz Rabb'imizi görecek miyiz?" diye sordular....
Rasûlullah şöyle devam etti: "Allah Teâlâ (kıyamet günü mu'minlere) diyecek ki: "Her ummet ibâdet ettiği şeye tâbi oldu / onun peşinden gitti siz burada niye duruyorsunuz?."
Mu'minler diyecekler ki: "Biz dünyada, insanlara en çok muhtaç olduğumuz bir anda onlardan ayrıldık, onlarla beraber olmadık."
Bunun üzerine Allah Teâlâ: "Ben sizin Rabb'inizim" diyecek:
Mu'minlerse iki veya üç defa şöyle diyecekler: "Biz senden Allah'a sığınırız. Biz Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayız."
Hatta onlardan bâzıları neredeyse dönecek olurlar.
Allah Teâlâ der ki: "Sizinle Rabb'iniz arasında, kendisiyle O'nu tanıyacağınız bir alâmet var mı?"
Onlar: "Evet, var" derler.
İşte bu esnada sâk açılır ve onlardan (dünyada iken) gönül rahatlığıyla Allah'a secde eden her birine, secdeye varması için Allah izin verir. Riyakârlık ve korunmak için secde etmiş olan her birinin sırtını, Allah tek bir tabak haline getirecek ve onlar her secde etmek istediklerinde sırtüstü düşeceklerdir. Daha sonra başlarını (secdeden) kaldırırlar..."
İşte bu şekilde mukellef tutmak, berzah alemindeki sorgu suâl ile mukellef tutmak gibidir. Her kim dünyada istek ve tercihiyle icabet ederse, berzahta da güzel bir şekilde cevap verir; her kim de dünyada icabet etmekten imtina' edecek olursa, berzahta da cevap vermekten menedilir.
Halbuki bu durumda, güç yetirmediği halde kulun mukellef tutulması kötü ve çirkin bir şey addedilmez, bilakis bu mukellef tutma, ilâhi hikmete muvafıktır. Çünkü kul, güç yetirdiği bir zamanda mükellef tutulmuşken sorumluluktan kaçınmış ve teklifi reddetmiştir. Böyle olunca onun âciz olduğu ve kendisiyle yapılması emredilen fiil arasına engel olunduğu bir vakitte mükellef tutulması, onun için bir ceza ve hasret vesilesi olur.
(İbnu'l Kayyim el Cevziyye (691 - 751 H); Tariku'l Hicreteyn ve Babu's Saadetyn , 14. Tabaka)
DELİL 2 :
İbnu'l-Museyyib, Atâ İbnu Zeyd el-Leysi, Ebu Hureyre (radıyallahu anh)'tan naklen anlatıyorlar:
"İnsanlar, Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a: "Ey Allah'ın Rasûlu! Kıyamet günü Rabbimizi görecek miyiz?" diye sordular.
O da: "Siz bulutsuz dolunay gecesinde ayı görmekten şüpheye düşer misiniz?" diye cevap verdi.
Onlar: "Hayır! Ey Allah'ın Rasûlu!" diye cevap verdiler.
Aleyhissalâtu vesselâm: "Bulutsuz bir günde güneşi görmekten şüphe eder misiniz?" diye tekrar sordu.
Ashab yine: "Hayır!" cevabını verdiler.
Bunun üzerine: "Şunu bilin ki, siz Rabbinizi de böyle göreceksiniz. Kıyamet günü, insanlar haşrolunurlar. (Rab Teâla): "Kim (Benden başka) bir şeye tapıyor idiyse ona tâbi olsun!" buyurur. Onlardan bir kısmı güneşe, bir kısmı aya, bir kısmı da putlara tabi olurlar. Orada, munafıklarıyla birlikte bu ummet kalır. Allah onlara (tanımadıkları bir surette) yaklaşır.
"Ben sizin Rabbinizim!" buyurur.
Oradakiler: "(Senden Allah'a sığınırız). Biz, Rabbimiz bize gelinceye kadar bu yerdeyiz! Rabbimiz gelince biz onu tanırız!" derler.
Derken Rableri (onların tanıyacağı surette) gelir. "Ben Rabbinizim!" der.
Onlar da: "Sen Rabbimizsin!" derler.
Rabb Teâla onları (cennete) davet eder. Cehennemin üzerine Sırat kurulur. Peygamberler arasında, ummetiyle Sırat'tan ilk geçen ben olurum. O gün peygamberler dışında kimse konuşmaz. Peygamberlerin o günkü kelamı da:
"Allahumme sellim, Allahumme sellim (Ey Rabbimiz selamet ver, ey Rabbimiz selamet ver!)" olacak. Cehennemde, deve dikeninin dikenleri gibi kancalar var. Deve dikeninin dikenlerini gördünüz mü?" diye sordu.
Ashab: "Evet!" deyince Aleyhissalatu vesselam devam etti:
"İşte o kancalar, tıpkı deve dikeninin dikenleri gibidir. Ancak, onların büyüklüğü ne kadardır, Allah'tan başka kimse bilmez. İnsanları (kötü) amelleri sebebiyle kapar. İnsanların bir kısmı (kötü) ameli sebebiyle helak olur. Bir kısmı da ateşin içine yıkılır, sonra kurtulur. Allah, ateş ehlinden kurtarmak istediklerine rahmet etmeyi irade edince, ateş ehlinden Allah'a ibadet etmiş olanları, ateşten çıkarmaları için meleklere emreder. Melekler bu kimseleri, secde izleriyle tanırlar. Çünkü Allah Teâla Hazretleri secde mahallinin yakılmasını ateşe haram etmiştir.
Onlar böylece ateşten çıkarlar. Hepsi de ateşten kavrulmuş vaziyettedir. Üzerlerine hayat suyu dökülür. Selin getirdiği milli topraktan habbelerin (filiz açıp) bitmesi gibi, suyun değdiği yerler yeniden bitecek.
Rabb Teâla, sonra, kullar arasındaki hükmünü tamamlayacak. Derken cennetle cehennem arasında bir kul kalacak. Bu, cennete girmede cehennemliklerin sonuncusudur. Yüzü cehenneme doğru ilerlerken:
"Ey Rabbim! Yüzümü ateş tarafından çevir! Kokusu beni perişan etti, alevi de beni kavurdu" diye yalvaracak. Allah Teâla'ya, kendisine dua etmesini dilediği kadar duada bulunacak.
Sonra Allah Teâla Hazretleri: "Ben bu istediğini versem, bundan başkasını da ister misin?" diye soracak.
Adam: "İzzet ve celâline yemin olsun! Hayır! Bundan başkasını istemem!" diyecek ve istemeyeceği hususunda Allah'a ahd u misakta bulunacak. (Allah), bunnun üzerine yüzünü ateşten çevirecek. Adam yüzüyle cennete yönelince ve onun güzelliğini görünce, Allah'ın dilediği bir müddet susacak. Sonra (dayanamayıp): "Ey rabbim! Beni cennetin kapısına yaklaştır!" diyecek.
Allah Teâla Hazretleri: "Sen bana istemiş olduğundan başka bir talepte bulunmayacağına dair ahd u misakta bulunmadın mı? Ey âdemoğlu yazık sana! Sen ne dönekmişsin!" diyecek.
Adam: "Ey Rabbim! Mahlukatın en bedbahtı ben olmayayım!" diyecek.
Rab Teâla: "Sana bu istediğin verilse, acaba başka bir şey istemeyecek misin?" der.
Adam: "Hayır! İzzetine ve celaline yemin olsun hayır! Başka birşey istemeyeceğim!" diyecek. Rabbi de onu mazur addedecek. Çünkü o, sabredilemeyecek bir şeyler görmüştür. Adam, Rabbine, istediği ahd u misakta bulunur. (Rabbi de) onu cennetin kapısına yaklaştırır. Kapıya yaklaşıp onun güzelliğini ve içindeki tarâvet ve sürûru görünce, Allah'ın dilediği kadar sesini keser.
(Fakat daha fazla dayanamayıp atılır): "Ey Rabbim! Beni cennete koy!" der.
Rab Teâla: "Ey âdemoğlu yazık sana! Sen ne dönekmişsin! Sana verilenlerin dışında bir şey istemeyeceğine dair bana ahd u misâk vermedin mi?" diyecek.
Adam: "Ey Rabbim! Beni mahlukatın en bedbahtı yapma!" diyecek.
Allah onun bu haline gülecek. Sonra ona cennete girmesi için izin verecek ve: "Dile (ne dilersen)!" diyecek.
Adam dileyecek. Öyle ki, hiçbir arzusu kalmayacak. Allah yine de: "Şunları şunları da iste!" deyip, istemesi gereken şeyleri zikredecek.
Böylece istenecek şeyler bitince Allah Teâla Hazretleri: "Bütün bunlar, bir misliyle sana verilmiştir!" buyuracak."
Ebu Sa'id der ki: "Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın: "Bütün bunlar, on misliyle birlikte sana verilmiştir!" dediğini işittim."
(Buhari, Rikak 52, Ezan 129, Tevhid 24; Muslim, İman 299, (182); Tirmizi, Cennet 20, (2560))
[/quote]
************
bir şey görür galip geldim sanır, dalga geçince cevap veremiyorum sanır. forumda 3000 mesajım varsa yarısı Allahu alem bu konulardaki tartışmalara atıldı hala boş