Müslim Sahih’inin Mukaddimesi’nde (I:87) Abdân b. Osman’a uzanan senedle şöyle rivayet etti: Abdân b. Osman, Abdullâh İbnü’l-Mübârek’i şöyle derken işittiğini söylüyor: “İsnad dindendir, isnad olmasaydı, dileyen dilediğini söylerdi.” Bu sözü aynı şekilde Tirmizî Sünen’inin sonuna ekli el-‘İlelü’s-sağîr adlı kitabında (XIII:307) İbnü’l-‘Arabî ve el Mübârekfûrî şerhlerinde (IV:377), İbn Ebû Hâtim el-Cerh ve’t-ta‘dîl’de (I-I:16) nakletmiştir.
Âlimler isnadı şöyle tanımlar: İsnad nakledeni söyleyerek sözü ona nispet ettiğinde ‘sözü söyleyenine isnad ettim’ ibaresinden masdardır [yani fiilinin masdarıdır].****
Örneğin, İmâm Ebû Abdillâh el-Buhârî’nin el-Câmi‘u’s-Sahîh’inde (I:201) ilim kitabında, Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’e yalan isnad eden kimsenin günahı babında (I:201) Mekkî b. İbrâhîm bize tahdîs etti, o da Yezîd b. Ebû
Ubeydillâh’tan -Seleme b. el-Ekva‘ın azadlı kölesi-, o da Seleme’den bize tahdîs etti, dedi. Seleme şöyle demiştir: “Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle derken işittim: Kim söylemediğim şeyi bana isnad ederse, Cehen-
nem’deki yerine hazırlansın.” şeklindeki sözü isnad diye isimlendirilir.
Hâfız İbn Hazm (rh.a.) el-Fisal fi’l-milel ve’l-ehvâ’ ve’n-nihal isimli kitabında (II:81-84) özetle şöyle diyor:
“İsnad, sikanın sikadan Peygamber’e (s.a.v.) ulaşıncaya kadar ittisalle nakletmesidir. Onlardan her biri, kendisine haber veren kişinin ismini ve nesebini haber verir. Yine onlardan her biri hâli, zâtı, adaleti, [bulunduğu] zamanı ve mekânı bilinen kimselerdir. Allah, bunu diğer milletlere değil, Müslümanlara has kılmış, asırlar geçmesine rağmen Müslümanlar indinde onu yeni ve taze olarak bırakmıştır. Sayılarını ancak Yaradan’ın saydığı kimseler hadis talebi için uzak bölgelere yolculuk yapar, kendisine en yakın kimseden hadisi kaydetmeye gayret gösterir. Allah onlar için hadisin korunmasını üstlenmiştir. Âlemlerin Rabbi Allah’a hamdolsun. Onlar naklettikleri şeyde en ufak bir hatayı kaçırmazlar. Her biri için bu söz konusu olursa, fâsık bir kimsenin mevzu bir kelimeyi hadislere zorla dâhil etmesi mümkün olmaz. Şükür Allah Teâlâ’ya’dır.
Hâfız Kâdı Ebû Bekr İbnü’l-‘Arabî (rh.a.) Sirâcü’l-mürîdîn isimli kitabında şöyle dedi: Hocamız Mağrib’in Hâfızı Abdülhay el-Kettânî (rh.a.) de Fihri-sü’l-fehâris ve’l-esbât adlı kitabında (I:50) ondan şu şekilde nakletmiştir: Allah bu ümmeti, kimseye vermediği isnadla şerefli kılmıştır. Yahudi ve Hıristiyanlar’ın yolunu tutmaktan, isnadsız hadis rivayet etmekten, Allah’ın nimetini yok sayıp kendinizi töhmet altında bırakmaktan, seviyenizi alçaltmaktan, Allah’ın lanet ve gazap ettiği bir toplulukla ortak davranmaktan ve onların geleneklerine uymaktan sakının.”
Hâfız İmâm İbn Teymiyye Minhâcü’s-Sünneti’n-Nebeviyye’sinde (IV:11) şunları söylemiştir: “İsnad bu ümmetin ve İslam’ın özelliklerindendir. Yine isnad, İslam’da Ehl-i sünnet’in özelliklerindendir. Râfiza buna çok ihtİmâm göstermez. Zira onlar sadece isteklerine uygun olan şeyleri tasdik ederler.
Hatib el-Bağdadi Hadis İlminde İsnad hakkında şöyle demiştir;