Yukarıdakileri diyen kimse, maksadı yoksa, Peygamberi de, sahabeyi de, alimleri de bilmiyor demektir. Tevatürden, icmadan, hadis ilminden haberi yoktur. Bilmediği bir şeyi, bir peygamber başkasına sorabilir. Bundan da haberi yok. Musa aleyhisselam ulül-azm, büyük bir resuldür. Buna rağmen, bilmediği ilimleri öğrenmek için başkasına sorulabilmesi Kur'an-ı Kerim'de bildiriliyor. İşte ayet-i kerimeler:
(Bu arada ikisi [Hazret-i Musa ile arkadaşı], katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve kendisine ilim öğrettiğimiz kullarımızdan birini buldular. Musa ona, sana öğretilen [gayblarla ilgili] ilimden, doğruyu bulmama yardım edecek bir bilgi öğretmen için sana tabi olmak istiyorum, dedi. O, Sen benim yaptıklarıma dayanamazsın, esasını bilmediğin bir şeye nasıl dayanırsın?" dedi. Musa, inşallah, beni sabredici olarak bulursun, dedi.) [Kehf 65-69]
Kitap sahibi bir peygamber, herhangi bir kimseden bilgi aldığına göre, Peygamber efendimizin Hazret-i Musa'nın tecrübesine istinaden yaptığı tavsiyelere uyması yadırganmamalıdır. Bu hadis-i şerif, Buhari ve Müslim gibi dinimizin en kıymetli iki hadis kitabında yer almaktadır. Bu iki kitaba inanılmazsa, din yıkılmış olur. Çünkü bu iki kitabın doğru olmasında İcma hasıl olmuştur. Eğer İcma'ya inanılmazsa Kur'ana da inanılmaz. Ayrıca namazın nasıl kılınacağı, namazın farzları, vacibleri, mekruhları, sünnetleri, namazı bozanları Kur'an-ı Kerim'den anlamak mümkün değildir. Böyle bir sürü konunun cevabını Peygamber efendimiz açıklamıştır. Resulullah efendimizin açıklaması olmadan bunları bilemeyiz.
Medarik tefsirinde, Nisa suresinin (Müminlerin [itikad ve ameldeki] yolundan ayrılan Cehenneme gider) mealindeki 115. ayet bildirildikten sonra (Kitab ve sünnetten ayrılmak gibi icmadan da ayrılmak caiz değildir) buyuruluyor. Beydavi'de aynı ayetin tefsirinde (Bu ayet, icmadan ayrılmanın haram olduğunu gösteriyor.) buyuruluyor.
İmam-ı Ahmed'in bildirdiği, (Ümmetim dalalet üzerinde sözbirliği yapmaz) hadis-i şerifi de gösteriyor ki, Ehl-i sünnet alimlerinin bildirdiği şeyler doğrudur.