1- Muhammed Gazali'nin Tanımı:
Bu tarifi merhum Feyz-i Kâşânî "İhyâ-i Ulum-i Gazali"ye tahziben yazdığı "Mehaccet-ül Beyzâ"sında nakleder[3]
Ünsiyet, rıza ve şevk yoluyla Hakk'a yakınlık kazanmanın merhalelerinden bahsederek meseleyi açıklığa kavuşturmak istiyor; kul marifet ve sulûk bazı aşamalarında Allah'la ünsiyet kazanmakta ve O'na yakınlık duymaktadır. Bu merhalede O'nun rızasıyla hoşnut olur, yüreği O'nun sevgi ve özlemiyle tutuşur. Sevgi ve hasret sebepsiz olmayacağından Gazali, araştırmasında kulun sevgisinin sebeplerini sıralamaya başlar; bunu yaparken sevginin sebeplerinden biri üçüncü sebep olarak güzelliğe değinir ve güzelliği şöyle tarif eder: "Sevgiye neden olan üçüncü şey bir şeyi bizzat ve sırf o şeyin kendisi için sevmek, ondan herhangi bir çıkar sağlamak için değil... Onun zatı ve kendisi çıkardır. Tıpkı güzelliği sevmek gibi... Onu anlayıp idrak edebilen birisi için her güzellik sevilir ve beğenilir". Yazar sonra da güzelliğin tarifine geçer: "Her şeyin güzelliği; kendisinde olması gereken kemale sahip olup olmamasına bağlıdır. O halde kendisi için mümkün ve gerekli bütün olgunluk ve kemallere ulaşabilmiş bir şey, güzelliğin doruğunda demektir. Herşey, kendisine has olur bir kemale sahiptir ve bir şeyin kemali, aynı zamanda bir başka şeyin de kemali değildir. Bir şeyin kemali, bir başka şeyin kemalinin tam zıddı olabilir."
Görüldüğü üzere Gazali'ye göre güzellik, olgunluk ve kemalın bir gereğidir. Ve kemalin var olduğu yerde güzellik de vardır. Herşeyin kendine mahsus bir kemali olduğundan, yine kendine mahsus da bir güzelliği vardır. Bu tarif ister hissi ister aklî; ister maddi, ister manevi olsun; güzelliğin bütün çeşit ve türlerini kapsar.
Bu arada şunu da hatırlatmak yerinde olacaktır; Gazali bu bahiste şöyle bir sonuca varıyor: Allah Teala mutlak kemal olduğu ve her kemal de gerekli ve layık olana sahip bulunduğu için, Allah mutlak güzelliktir. Ve ilahi güzelliği idrak edebilen birisi O'na tutulur, neticede Hakk'ın güzellik ve cemalini idrak ettiği ölçüde o şahsın Allah'a olan sevgi ve tutkusu da artar.
Mekasib-i Muharreme'nin 1. cildinin 198. sayfasında fakih üstadı Şeyh Muhammed Rıza Âl-i Şeyh-ul Allâme Muhammed Taki'den "gına" bahsine istinaden "gına"nın gerçekte ne olduğuna dair şöyle nakleder:
Güzellik ve iyilik her ne kadar insan aklını hayrette bırakan konulardan olup idraki ve tanımı imkansızsa da mürekkebatta[4] uyum sınırından öte değildir. O halde nerede bir güzellik varsa sebebi uyum ve tenasüptür. Bu tarif cisim ve nesnelerdeki -maddi- güzellik, uyum ve âhengin bir gereği olarak görmekte; uyum ve ahengi de güzelliğin sebebi, esası olarak kabul etmektedir. Açıktır ki bu tarif somut, duyuyla algılanabilen güzellikleri bağlar ve mevzu müsamahalı incelenirse diğer güzelliklere de tatbik edilebilir.
İmam ® üstadının sözlerini aktardıktan sonra şöyle buyurur:
İnsafla değerlendirmek gerekirse o merhumun söyledikleri gerçeğe yakın ve sağlamdır; ama üzerinde daha etraflı konuşulup tartışılabilir tabi.
3- Molla Sadra'nIn tanımı:
Merhum İlahi Gomşei Hikmet-i İlahi adlı eserinde (s.142) şöyle nakleder:
Bilge insan Sadr-ul Mutaallihin, aşkı varlıkla bir ve aynı saymakta ve bunların ikisini de güzellik ve iyilikle özdeşleştirerek şöyle demektedir: Güzellik, iyilik ve aşk; varlığın bütün hal ve derecelerinde güçlü ve zayıf olarak mevcuttur. Hatta bununla da kalmaz, aşkın dereceleri varlığın derecelerinin aynıdır; başka bir deyişle varlığın güçlü olduğu yerde aşk da güçlü ve kamildir. Varlık zayıfladığı zaman aşk da zayıf olarak çıkacaktır ortaya. Aşkla varlık yekdiğerinin kopmaz parçasıdırlar, bir bütündürler ve kull-i vucut (varlığın tamamı) olan Hakk da kulli aşk ve kulli güzelliktir.
Yukarıda bahsi geçen aşk fiziki ve şehevi aşk değildir elbette. Aşkla şehvet arasındaki fark güneşle mum ışığı arasındaki fark gibidir. İkisi de ışık olmasına rağmen, ışıklar arasında yerden göğe kadar fark vardır.
Bu hakikat İslam edipleri tarafından çeşitli şekillerde beyan edilmiştir. Bu cümleden olmak üzere Hâfız bir şiirinde şöyle der:
"Gayba çekilmiş olan şahidin yüzünü ancak aşk gözüyle görebilirsin
Zira aşığın gözlerinin feri tâ Kâf'tan Kâf'a kadar görür
Aşk yolunun yolcularıyız biz, yokluk serhaddından
Varlık diyarına kadar bunca yolu katettik.
Ezeldeyken güzelliğinin şûâsı tecelliden dem vurdu
O sırada çıktı ortaya da bütün alemi yaktı gitti."
Sa'di de şöyle der:
"O seher bülbülü ne dedi bilir misin?
Duygudan yoksun ise azgın bir hayvansın
O eğri-büğrü deve arap şiirinde his ve neşeyle anılır
Ya sen nasıl insansın ki aşktan hiç haberin yok?!"
Aşk insanı Elest (zer) alemine ulaştırır ve Muhammed Mustafa'nın (s.a.a) şeriatı olan saadet ve mutluluk yoluna götürürse güzeldir:
"Aşktan gelen bir koku mest eder seni
Elest'teki ahdine düşkün eder seni
O ahdin için oralara götürür
Oradan da sevgi kanatlarıyla uçurur seni
Ey Sa'di, sanma ki saadetin
Mustafa'dan (s.a.a) başka yolu var.