You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

General
*Günlük İlim*
Sual: Yiyip içerken, nelere dikkat etmek gerekir?


CEVAP
İslam âlimleri bildiriyor ki:


1- Yemekten önce elleri yıkamak sünnettir. [Ellerimizin bir nevi mikrop deposu olduğu bugün bilinmektedir.]

2- Çok çeşitli değil, tek çeşit gıda yemeli. [Hazım için, her çeşit gıdaya ayrı ayrı salgı, asit yayılır. Bu da mideyi yorar.]

3- Çok sıcak yiyip içmemeli. [Sıcak yiyip içmek, mide kanserine sebep olur.]

4- Yemeğe tuzla başlayıp tuzla bitirmek sünnettir. [Tuz dile dokunduktan sonra, tükürük bezleri hemen çalışmaya başlar. Salgı yayar. Bu salgı, hazım için önemlidir, hazma yardım eder ve kolaylaştırır. Yemeğe tuzla başlanırsa, beyin tarafından gönderilen bir uyarı sayesinde, midede mukus denilen sindirimi kolaylaştırıcı bir tabaka oluşur ve midenin sindirime hazırlıksız yakalanmasını önler. Yemeği tuzla bitirince de, yine hazım için lüzumlu olan salgı salınır. Bu önemli salgı, sadece tuzla çıkar.]

5- Acıkmadan yememeli, doymadan kalkmalı. [Fazla tokluğun unutkanlık yaptığı, kalbi körleştirdiği, alkollü içkiler gibi kanı bozduğu; açlığın, oruç tutmanın ise, aklı temizlediği, kalbi parlattığı bugün bilinmektedir.]

6- Yemek yerken, yerde oturarak, sol ayağı katlayıp, sağ ayağı karna çekerek oturulmalı. [Böyle oturunca, suyla doldurulmuş balon şeklinde olan midenin çıkış kısmını kapatarak, yenilen gıdanın tam sindirilmeden bağırsaklara kaçmasını önler ve mide dolunca da doygunluk hissi vererek, çok fazla yemeden kalkılmasına sebep olur.]

7- Yemek yerken neşeli konuşmalı, yemekte korkunç ve iğrenç şeyler söylememeli. Ölümden, hastalıktan konuşmamalı. [Üzücü şeyler konuşulursa, hazım sistemini çalıştıran sinirlerin dengesi bozulur ve adrenalin salgısının yükselmesine sebep olur.]

8- Her gün et yememeli, kalbe sıkıntı verir, eti az yemekse ahlakı bozar. [Aşırı kırmızı et tüketimi kalın barsak kanserine, meme kanserine, sindirim yolu kanserine yol açar. Boston’daki Tufts Üniversitesi’nin yaptığı bir araştırma, sık sık kırmızı et yiyenlerin, sindirim yolu kanserlerine yakalanma risklerinin yüksek olduğunu gösterdi. Normal yenen etin, beyin ve sinir sisteminin düzenli çalışması için faydası vardır.]
9- Bitkisel gıda faydalıdır. Yeşillik bulunmayan sofra, akılsız ihtiyara benzer. [Bugün bitkisel gıdaların önemi iyice ortaya çıkmıştır.]

10- Lokma küçük olmalı ve iyi çiğnenmeli. [Tükürük bezleri fazla çalışır. Bu salgı, midedeki salgılarla beraber hazmı kolaylaştırır. Kilo aldırmaz. Aksi olursa salgı eksik olur. Yiyecekler tam çiğnenmeden ve yeterli salgı olmadan mideye gider. Bu tükürük salgısının eksikliği ise, bu yediklerimizi vücudun hazmetmesine engel olur ve kilo aldırır, şişmanlığa sebep olur.]

11- Açken de yavaş yavaş yemeli. [Yavaş yemek, tükürük bezlerinin çalışmasına, salgı yaymasına ve hazmı kolaylaştırmasına sebep olur.]

12- Yemek arasında, bir şey için, hatta namaz için, sofradan kalkmamalı, namazı önce kılmalı. Eğer hazırlanmış yemekler soğuyacak veya bozulacaksa ve namaz vakti, yemekten sonra kılmaya elverişliyse, namazdan önce yemeli. [Yemeğe ara vermek, psikolojik olarak bazı insanlara yaramaz. Hazım sistemi salgılarının çalışma düzeni zayıflar. Ara verilince midede hazım başlar. Tekrar yemek yenince, hazım sisteminin düzeni bozulur.]

13- İçtiği suya bakmalı. Üç nefeste içmeli. Soluğu suya değil, bardağın dışına vermeli. Yazın, serin içmeli. Çok soğuk şeyler içmemeli. Aç karna su içmemeli. Suyu yavaş yavaş, emer gibi içmeli. Ağzı doldurarak içmemeli. Nefes verirken bardağı ağızdan çekmeli. Kaynar şeyi, soluyarak içmemeli. Soğutup sonra içmeli. Suyun hepsini bir solukta içmemeli. [Suyu bir solukta içince, yemek borusunda fıtıklaşmaya yol açabilir. Nefeste, ağız ve dişten çıkan bazı zararlı mikroplar olabilir. Suya üflenince, suyla beraber tekrar vücuda girer. Bu da hastalıklara yol açabilir. Çok soğuk yemek ve içmek, boğaz ağrılarına, bademcik iltihaplarına, bronşit hastalıklarına, eklem ağrılarına, baş ağrısına yol açar. Ayrıca oturularak ve en az üç yudumda içilen su, dil ve ağız bölgesinde daha fazla kaldığından tükürük bezleri için gerekli olan suyun emilimini artırıp anti bakteriyel ve antioksidan etkiye sahip tükürüğün salgılanmasını artırarak, ağız ve diş sağlığına faydası olur.]

14- İçilecek şeyleri ayakta içmemeli. Terliyken de su içmemeli. [Sıcak havada veya aşırı terliyken ayakta su içince, ayaklarda varise yol açar. Soğuk suyu ayakta aç karnına içince, bünyesi zayıf kişilerde mide sarkmasına yol açar.]
15- Bardağın kırık yerinden içmemeli. [Kırık yerleri tam temizlenemediği için mikrop toplar. Hem de eli, ağzı kesebilir.]

16- Yemekten sonra dişleri misvakla, kürdanla veya diş fırçasıyla temizlemeli. [Ağız ve dişlerin temizliği çok önemlidir. Her şeyden önce dişler tedavi edilmeli. Birçok hastalığa sebep olurlar. Diş kökünde iltihap olduktan sonra, siyatik hastalıklara ve kalbi çeviren dış zar iltihaplarına yol açar. Kalb hastalarının çoğunda diş eti hastalığı vardır. Virüsler ana rahmine ulaştığında, erken doğuma bile sebep olabilir.]

17- Ağzında, elinde et, yemek kokusu varken yatmamalı. Çocukların elini de, ağzını da yıkamalı. [Bu, çeşitli rahatsızlıklara sebep olur, hem de diş eti hastalıklarına yol açar. Eşe sıkıntı vermesi bakımından, aile hayatı için de uygun değildir.]

18- Aşırı tokken yatmamalı. [Bu oldukça zararlıdır. Uyku halinde, kalp ve akciğerler hariç, iç organların çalışması çok azalır, bir nevi istirahat ederler. Kalbin ve akciğerlerin de yükleri gündüze nazaran azalır. Tok yatınca, kalp de fazla çalışmak zorunda kalır. Aşırı tok yatmak, kalp ve başka organların yorulmasına, dolayısıyla erken yaşlanmaya, baş ağrısına, kilo almaya, göz hastalıklarına yol açar.]

19- Akşam yatarken, yiyecek ve içecekleri açık bırakmamalı üstü örtülmeli. [Gıdalar bozulabilir, mikrop kapabilir.]

Bu hususlara, sağlığımıza olan faydaları için değil, dinimiz bildirdiği için, dine uymak niyetiyle uymak gerekir. Böyle olunca hem dünyamız, hem de ahiretimiz için faydalı olur. Sırf sağlık için yapılırsa sevabına kavuşamayız.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: *Günlük İlim*
Sual:

Bazıları, ihtiyaç halinde başka bir mezhebi taklit etmeyi, mezhepten, hatta dinden çıkmak gibi kabul ediyorlar. Din kitapları mezhep taklidi konusunda ne yazıyor? Mezhep taklidi zaruret midir, yoksa ihtiyaç mıdır?

Cevap:

Zaruret halinde taklid gerektiği gibi, ihtiyaç halinde de taklid gerekir.

Bir farzı yapmanın veya bir haramdan sakınmanın imkânsız veya meşakkatli, güç olması durumunda, önce kendi mezhebimizde çare aranır. Kendi mezhebimizde çare yoksa diğer üç mezhebe bakılır. Hangi mezhepte çare varsa, o iş için, o konuda o mezhep taklid edilir. Bu konuda muteber kitaplardaki bilgiler şöyledir:

Bir kimse, kendi mezhebine göre yapamadığı veya güçlükle yaptığı bir işi, o işin başka bir mezhepte yapılması kolaysa, o mezhebin şartlarına uyarak, o mezhebe göre yapması caizdir. (Redd-ül-muhtar, Mizan, Hadika, Berika)

Zaruret olsa da, olmasa da, harac [zorluk, sıkıntı] olduğu zaman, diğer üç mezhepten biri taklid edilir. (Redd-ül-muhtar)

Zaruret olmasa da, bir ibadeti yapmakta güçlük olunca, bunu yapmak için, başka mezhebi taklid caizdir. (Mizan, F. Hayriye, F. Hadisiye, Mafüvat)

Tâbi olduğu mezhebe uyarak bir işi yaparken harac hâsıl olursa, bu iş, diğer üç mezhepten, harac bulunmayan birini taklid ederek yapılır. (İbni Emir Hac)

Bir Hanefi’nin kendi mezhebine göre yapamadığı bir işi yapabilmesi için, Şafii’yi taklid etmesinde bir mahzur yoktur. (Bahrürraık, Nehrülfaık)

Âlimlerimiz, zaruret olunca, Maliki’ye göre fetva verdi. Bir mesele Hanefi’de bildirilmemişse, Maliki taklid olunur. (Redd-ül-muhtar)

Şafii âlimleri, kendi mezheplerinde yapılması güç olan şeylerin, Hanefi’ye göre yapılmasına fetva vermişlerdir. (Mektubat-ı Rabbani)

İkinci mezhebe göre de özrü olanın, üçüncü mezhebi taklid etmesi caizdir. (İ. Hümam)

Abdest ve gusülde, başka mezhebi taklid etmek için, o mezhebin o konudaki şartlarına da, mümkün olduğu kadar uymak gerekir. Sebepsiz uymazsa, taklid caiz olmaz. Kendi mezhebine uymayan işi yaptıktan sonra bile, taklid yapmak caiz olur. İmam-ı Ebu Yusuf’a, Cuma’yı kıldıktan sonra, abdest aldığı suyun necis olduğunu söylediler. O da, (Şafii kardeşlerimize göre, guslümüz sahihtir) buyurdu. (Hadika)

Herkes, kendine kolay gelen, dilediği bir mezhebe uyabilir. İhtiyaç halinde, bir işini bir mezhebe, başka işini başka mezhebe göre yapabilir. Ancak bir işin hepsini, bir mezhebin o konudaki bütün şartlarına uyarak yapması gerekir. (Redd-ül-Muhtar)

Bir işi bir mezhebe göre yaparken, bu mezhebin, bu işin sahih olması için koyduğu şartlardan, yapılabilmesi mümkün olanların hepsini yapması gerekir. Bunlardan biri yapılmazsa, bu iş sahih olmaz. (Hulasat-üt-tahkik)

Bir işi bir mezhebe göre yaparken, başka bir mezhebi de taklid etmek gerekiyorsa, iki mezhepte de batıl olacak bir şey yapmamak şarttır. Mesela abdestte, Şafii mezhebini taklid ederek uzuvlarını ovmayan kimse, kadına eli dokununca, Maliki’ye göre abdest bozulmaz diyerek namaz kılsa, bu namazı batıl olur; çünkü kadına dokunduğu için Şafii’ye göre, uzuvlarını ovmadığı için de Maliki’ye göre abdesti sahih değildir. (Tahrir)

Bir iş için, başka mezhep taklid edildiği zaman, o mezhebin bu iş için koyduğu şartların hepsine uymak gerekir. Bu şartlardan biri eksikse, ibadet sahih olmaz; çünkü meşakkat olunca, mezheplerin kolaylıklarını yapmak, zaruret olmadıkça, ancak bütün şartları yerine getirmekle caiz olur. (Mizan-ül-kübra)

İsmail Nablüsi hazretleri buyuruyor ki:
İhtiyaç olunca, başka mezhebi taklid ederek işini yapabilir; fakat bu iş için, o mezhepte olan şartların hepsini, uyabildiği kadar yerine getirmesi gerekir. (İkd-ül-ferid)

Dünyalığa, şehvetine kavuşmak için, başka mezhebi taklid caiz değildir. (Ukud-üd-dürriyye)


Muhammed Bağdadi hazretleri buyurdu ki:

Başka mezhebi taklid etmek için üç şart vardır:
1– Kendi mezhebine göre başladığı bir işi, başka mezhebe uyarak tamamlayamaz. Mesela, Şafii’nin şartlarına uymadan, sadece Hanefi’ye göre aldığı abdestle, Şafii’ye göre namaz kılamaz.

2– Taklid ettiği iki mezhep de bu işe, batıl dememeli. Bir Şafii, (Şafii’de abdest uzuvlarını ovmak farz değil, Maliki’de de kadına dokunmak abdesti bozmaz) diyerek, yabancı kadına dokunarak ve uzuvlarını ovmadan aldığı abdestle namaz kılarsa, bu iki mezhebe göre de namazı sahih olmaz; çünkü yabancı kadına dokunmak, Şafii’de abdesti bozar. Ovmak ise Maliki’de farzdır.

3– Mezheplerin kolaylıklarını toplamak caiz değildir. Mesela, Hanefi’de velisiz veya Maliki’de şahitsiz yapılan nikâh sahihtir; ama hem velisiz, hem de şahitsiz olan bir nikâh sahih olmaz. (Taklid risalesi)


Taklidin zaruret olduğu durumlara örnek:

1– Şafii’ye göre zekâtın, Kur’an-ı kerimde bildirilen sekiz sınıfın her sınıfına verilmesi gerekir. Bunlardan, müellefe-i kulub sınıfı [ve zekât toplayan memur sınıfıyla, kölelikten kurtarılacak borçlu sınıfı] bugün yoktur. Bunları bulup zekât vermek imkânsız olduğu için, Şafiilerin bu sınıflardan sadece birine verebilmek için, Hanefi’yi taklid etmeleri gerekir. (Mekt. Rabbani 3/22)

2– Hacda kadınlara dokunarak, abdestinin bozulma ihtimali olan Şafiilerin, Hanefi veya Maliki’yi taklid etmesi gerekir. Zaten tatbikat da böyledir.

3– Şafii’de sütkardeş olmak için, ayrı ayrı 5 kere, doya doya emmek gerekir. 1–2 kere emen bir Hanefi, (Şafii’de sütkardeş olmaz) diye, sütkardeşiyle evlenemez. Ancak, evlendikten sonra sütkardeş oldukları meydana çıkmışsa, o zaman, bir yuvanın yıkılmaması için, Şafii taklid edilebilir.


Taklidinin caiz olduğu durumlara örnek:

1– Üç talakla boşanan kadın, başka bir erkekle evlenip, o erkek de, bunu boşamadıkça, eski kocasıyla evlenemez. Böyle bir durumda, ilk nikâhları Şafii’ye uygun yapılmamışsa, Şafii mezhebi taklid edilerek, Şafii’ye uygun nikâh yapmaları caiz olur. (Redd-ül-muhtar)

2– Şafii’de, fitre için, buğdayın veya diğer maddelerin kıymeti kadar altın, gümüş vermek caiz değildir. Hanefi taklid edilerek, buğday yerine, değeri kadar altın veya gümüş vermek caizdir. (Şemseddin-i Remli fetvası)

3– Hanefi’de lavman, orucu bozar. Ancak şiddetli kabızlık çeken, Maliki’yi taklid ederek, oruçluyken lavman yaptırırsa, oruca devam edebilir; çünkü Maliki’de lavman orucu bozmaz. (Mizan-ül-kübra)

4– Hanefi’de, ödünç verirken ödeme tarihi belirlemek caiz değildir. Ödeme tarihi koyabilmek için, Maliki’yi taklid etmek caiz olur. (Eşbah)

5– Şafii’de, ölü için iskat yapılmaz. Hanefi taklid edilerek iskat yapılabilir. (Neful-enam)

6– Şafii’de, oruca imsak vaktinden önce niyet etmek şarttır. Uyumak, unutmak gibi herhangi bir sebeple bunu yapamayan bir Şafii, orucunu kurtarmak için, (Bu orucumu Hanefi mezhebine uyarak tutuyorum) derse, oruç sahih olur.

7- Bir işi yapmakta harac olursa, zayıf kavle uyulur. Buna uymakta da harac olursa, başka mezhep taklid ederek yapılır. (İbni Abidin, Hadika)
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: *Günlük İlim*


Sual: Yurt dışında yaşayıp da, birkaç haramın, haram olduğunu hiç duymadığı için, bu haram değil diyen kâfir olur mu?

CEVAP

Haram olduğunu bilmediği için kâfir olmaz. Din kitaplarımızda deniyor ki:
Müslümanların çoğunun bildiği şeyleri bilmemek, öğrenmemek günah olur. İslam bilgilerinin yaygın olduğu yerde, cehalet yani bilmemek özür olmaz, günah olur. (S. Ebediyye)

Şimdi İslam bilgileri oldukça yaygınsa da, bazı konuları müslümanların çoğu bilmiyor. Mesela kefirin, kımızın, hatta müziğin bile haram olduğunu çok kimse bilmiyor. Bilmediği için, bunlar haram değil derse kâfir olmaz. Meşhur olan bir harama, mesela şaraba kasten helal demek ise, küfürdür.

Farz sevabı tercih edilir

Sual: Camide her sabah Kur’an-ı kerim okunuyor. Sabahın sünnetini evde kılınca, Kur’an-ı kerimi dinleme imkânı olmuyor. Kur’an-ı kerimi dinleyerek farz sevabı kazanmak için, sünneti evde kılmayıp camide mi kılmak daha mı evladır?

CEVAP
Evet.

Sevab beklemek


Sual:
Namaz, oruç, zekât, hac gibi her ibadeti yaparken Allah’ın emri olduğuna inanmak ve sevab beklemek lazım mıdır?
CEVAP
Elbette.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 08-09-2010, Saat:06:29 PM, Düzenleyen: Bilena.
General
RE: *Günlük İlim*
Günahkârın ibadetleri

Sual: Müslüman olarak ölenlerin sevablarıyla günahları tartılıp, sevab kefesi ağır gelenler doğrudan cennete gireceğine göre, şimdi günah işlesek mesela açık gezsek, içki içsek de, sonra bu günahları telafi edecek kadar hayır hasenat yapsak, çeşme yaptırsak, fakir giydirsek ve daha başka sevablar kazansak, cehenneme girmekten kurtulur muyuz?

CEVAP
Evet, sevab işlemekle cehenneme girmekten kurtulabiliriz; ama haramları karşılayacak çok büyük sevabların olması gerekir. Bin fakir giydirilip doyurulsa, bir vakit namazı kasten kazaya bırakma günahını ödeyemez, bir lira zekât borcunu veya azıcık bir kul hakkını ödemiş olamaz; çünkü farzların yanında nafile sevablar denizde damla değildir. Düşman uçağına tabancayla, tüfekle karşı konulmayıp uçaksavar gerektiği gibi, haramlara da, farzlarla karşı koymak gerekir.

Ayrıca, günah işleyenin iyiliklerine sevab verilmez. Mesela, içki içen bir kimse namaz kılınca namaz borcundan kurtulur; fakat tevbe edip günahı terk etmedikçe, namaz kılanlar için vaat edilen büyük sevablara kavuşamaz; çünkü dinimizde günahtan kaçmak ibadet etmekten önce gelir. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:
(Şarap [alkollü içki] içenlerin, tevbe etmedikçe, namazlarına, oruçlarına, haclarına, zekâtlarına ve sadakalarına sevab verilmez.) [Enis-ül-vaizin]

(Küçük bir günahtan kaçınmak, bütün cin ve insanların ibadetleri toplamından daha iyidir.) [R. Nasıhin]

(Az bir haramdan kaçmak, 80 bin nafile hac sevabından efdaldir.) [Deylemi]

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Bir farzı kasten yapmayan veya bir haramdan kaçmayan, açıkça günah işleyen kimsenin yaptığı nafile ve sünnetleri kabul olmaz, sevab verilmez. Bir lira zekât vermeyenin milyonlar vererek yaptığı hayratların ve hasenatların hiçbiri kabul olmaz. Yaptığı camilere, okullara, hastanelere, hayır kurumlarına ettiği yardımlara sevab verilmez. (1/29)

Muhammed Hadimi hazretleri de buyuruyor ki:
Günah işlemeye devam edildikçe, taatların, ibadetlerin faydası olmaz. Hiçbirine sevab verilmez. (Berika)

(Faydası olmaz, sevab verilmez) demek farzlar sahih olur, borçtan kurtulursa da, o ibadeti yapmakla hâsıl olacak büyük sevablara kavuşamaz demektir. Haram işlemeye devam edenin ve farz borcu olanın o konudaki nafile ibadetlerine zaten hiç sevab verilmez.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: *Günlük İlim*
Şeker sigara kadar zararlıdır

Soru : Sigaranın zararlarını bildiren bilim adamları, şimdi de şekerin zararlarını saymakla bitiremiyorlar. British Medical Journal’da yayınlanan bilimsel bir makalede, şekerin yüze yakın zararı sayılarak, (Şeker, sigara kadar tehlikeli olup, uyuşturucu sınıfına sokmak gerekir) deniyor. Bu kadar çok zararı olan şekeri yemek de haram olmaz mı?
CEVAP
Şeker de, diğer zararlı gıdalar gibi, herkese aynı ölçüde tesir etmez. Şeker hastasına zararı olursa da, diğerlerine, ihtiyaç kadar alınınca zararı olmaz. Her şeyin çoğu zararlı olduğu gibi, şekerin de çoğu zararlı olabilir. Şeker hastasına da, hasta olmayana da, zarar vermeyen miktarda şeker haram olmaz.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: *Günlük İlim*
Cehennem ebedî değil mi?

Soru : (Nebe suresi 23. âyetinde, sonsuz olarak değil, asırlar boyunca cehennemde kalınacağı bildiriliyor. Dolayısıyla, kâfirler de cehennemde ebedi kalmayacaktır) diyorlar. Bu doğru olabilir mi?


CEVAP

Hayır, doğru değildir. Bahsedilen âyet-i kerimenin meali şöyledir:
(Onlar orada ahkâb [hukublar, devirler] boyunca kalacaklardır.) [Nebe 23]

Ahkâb, hukub kelimesinin çoğuludur. Hukub, birçok seneleri ihtiva eden bir devir demektir. İmam-ı Kurtubi hazretleri tefsirinde buyuruyor ki:

Devirler boyunca orada kalacaklar demek, devirler devam ettiği sürece, cehennemde kalacaklar demektir. Bu devirlerin ardı arkası kesilmeyecektir. Her bir devir geçtikçe bir başkası gelecektir. Sonsuza kadar, ardı ardınca günler gelecek demektir. Eğer beş ya da on ahkâb denilseydi ya da buna benzer bir ifade kullanılmış olsaydı, o zaman belirli bir zamana delalet ederdi. Ahkâbın söz konusu ediliş sebebi, hukubun onlar nazarında en uzun süreyi kapsadığından dolayıdır. Böylelikle onların anlayışlarının benimsediği ve bildikleri şekilde onlara hitap etmiş olmaktadır. Burada bu ifade, ebedilik için kullanılmıştır. Yani onlar orada ebediyen, sonsuz olarak kalacaklardır.

Ahkâb ifadesi kalblere daha bir dehşet verir ve ebediliğe daha açık bir delil teşkil eder. Anlamlar birbirine yakın olduğu için ahkâb ifadesi kullanılmıştır. (Cami’u li-Ahkâm)

Beydâvî, Celâleyn, Medârik tefsirlerinde de, (Sonsuz devirler boyunca içinde kalacaklar) buyuruluyor. Bu husus şu mealdeki âyet-i kerimelerde, daha açıkça bildirilmiştir:

(Kötülükleri [günahları, küfürleri] kendilerini çepeçevre kuşatanlar Cehennemliktir, orada ebedi kalırlar.) [Bekara 81]

(Şüphesiz, kâfirlere Cehennem azabı ebedidir, sonsuzdur.) [Zuhruf 74
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: *Günlük İlim*
Allah’ın işitmesi ve görmesi


Sual: Kitaplarda, (Allahü teâlâ işitir, görür; ama Onun işitmesi, görmesi bizim gibi vasıtayla, yani göz ve kulakla değildir) diye bildiriliyor. O zaman bunun gibi, (Allah’ın gözü, kulağı vardır; ama bizim gözümüze, kulağımıza benzemez, nasıl olduğu bilinemez) demek de caiz olur mu?

CEVAP

Hayır, kesinlikle caiz olmaz. Bunu söyleyen, Mücessime ve Müşebbih ismindeki sapık fırkalardır. Bunlar, (Allah cisimdir) diyerek ve Onu mahlûklara benzetiyorlar. Bunun gibi vehhabiler de, (Allah’ın eli vardır; ama bizim gibi değildir, nasıl olduğu bilinemez) diyorlar.

Hâşâ, gözü, kulağı veya eli vardır demek, yaratılmışlara benzetmek olur. (Nasıl olduğu bilinemez, bilinen şeylere benzemez) dense de, mahluklara benzetilmiş olur; çünkü göz, kulak ve el birer organdır yani maddedir, cisimdir. Allahü teâlâ ise, bunlardan uzaktır. Bir âyet-i kerime meali şöyledir:
(Onun benzeri hiçbir şey yoktur, O hiçbir şeye benzemez.)

İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki:
Allahü teâlâ, madde ve cisim değildir. O, bildiğimiz, düşünebileceğimiz şeyler gibi değildir. Nasıl olduğu anlaşılamaz, düşünülemez. Benzeri olamaz. Şu kadar biliriz ki, Allahü teâlâ vardır, bildirdiği sıfatları da vardır; fakat kendisinde, varlığında ve sıfatlarında akla gelen, hayalimize gelen her şeyden münezzehtir, uzaktır. İnsanlar Onu anlayamaz. (2/67)
Bunu ilk beğenen sen ol.
Forumcu
RE: *Günlük İlim*
selamu aleykum

bilenaya

paylaşım için teşekkürler.

hukb bir ceza. namaz kılmayan verilen bir ceza olarak belirtilmiş.
yani kişi namaza devam ederse cehennemden çıkar anlamı da verebiliriz.

cehennem bir ceza değil rahmetsiz insanın hicabıdır. tanıdığınız bir kişi cehenneme gidiyorsa bu sizin ayıbınız olarak yazılır ve ALAH tealanın kul yaratma amacını siz de gerçekleştirme duası sekteye uğrar.

sonra o kulla her türlü cehenneme gidersiniz ama onu kurtaramazsınız. asli vazife namazı teşvik ve devamdır ki hubk cezasından kurtulunsun.

ALLAH teala bizlerden razı olsun.
Degerli hado77 Kullanicisi Jul 2010 Tarihinden Beri İslami Forum, İslam, İslamiyet
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: *Günlük İlim*
Arşullah

Sual: Allah’ın Arş’a istiva etmesi Allah’ın Arş’ı hâkimiyetine almasıdır deniyor. Zaten bütün mahlûkat Allah’ın hâkimiyeti altında değil mi? O zaman Arş niye özellikle belirtiliyor?

CEVAP
Allahü teâlâya göre elbette Arş da diğer mahlûklar gibidir. Hepsini yaratan Allah’tır; fakat Arş farklı özelliklere sahip olup yaratılmışların en büyüğüdür. Bunun için Arş’a hâkimiyet bildirilmiştir. Allahü teâlânın âlemlerin herkesin Rabbi olduğu bildirildiği halde Kur’an-ı kerimde Mekke’nin Rabbi buyurulmaktadır. Yine Peygamber efendimize hitaben Rabbike [Senin Rabbin] ifadesi vardır. Senin Rabbin demek âlemlerin Rabbinden ayrı değildir. Senin Rabbin ile Mekke’nin Rabbi ifadesindeki Rab farklı değildir. Farklı olmadığı halde Resulullahın ve Mekke’nin önemini belirtmek için ayrı ifade kullanılmıştır. Allahü teâlâ mekândan münezzehtir. Kâbe kıymetli şerefli yer olduğu için Beytullah yani Allah’ın evi denmiştir. Arş da çok kıymetli şerefli olduğu için Arş’ın Rabbi denmiştir Arş’a istiva etti denmiş yani Arş’ı hâkimiyeti altına aldı demiştir. Bunun gibi İstanbul valisi denince Fatih’e Beşiktaş’a Üsküdar’a karışmaz anlamı çıkmaz. En büyük olan İstanbul söylenince ilçelerin de valinin hâkimiyetinde olduğu zaten anlaşılır.

İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki:
Arş mahlûkların en şereflisidir. Her şeyden daha saf ve daha nurludur. Bunun için ayna gibidir. Allahü teâlânın büyüklüğü orada görünür. Bunun içindir ki ona Arşullah denir. Yoksa Allahü teâlâya göre Arş da diğer eşya gibidir. Hepsi Onun mahlûkudur. Yalnız Arş ayna gibidir. Diğer eşyada bu kabiliyet yoktur. Aynada görünen bir insana aynanın içindedir denilir mi? O insanın aynaya olan nispeti karşısında bulunan diğer eşyaya olan nispeti gibidir. İnsanın hepsine olan münasebeti aynıdır. Yalnız ayna ile diğer eşya arasında fark vardır. Ayna insanın suretini gösterebiliyor diğer eşya ise göstermiyor. (2/67)
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.