You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Forumcu
Günlük
Bâtınîliğin bütün gizliliklerine varıncaya kadar inceledim. Zâhiriyyeye mensub olanların tuttuğu yolun neden ibaret olduğunu araştırdım. Her felsefecinin felsefesinin iç yüzünü araştırdım. Her kelamcının sözünü ve mücadelesinin neticesini anlamak için gayret ettim. Bir tasavvuf ehlinin kalb temizliğine nasıl ulaştığının sırrını anlamaya çalıştım. Bir abidin çok ibadet etmesinin ona ne sağladığını araştırdım. Allahü teâlâya inanmayan bir zındıkın bu inkara cüret etmesinin sebebini inceledim.
Her türlü karmaşık meselelerle uğraşıyordum. Bütün güçlükleri yenmeye çalışıyor her uçuruma atlıyordum. Her fırkanın itikadını inceliyor mezhebine ait sırları ortaya çıkarmaya uğraşıyordum. Şimdi elli yaşımı geçmiş bulunuyorum...

Dedim ki benim asl arzum işlerin hakikatini bilmekdir. O halde önce ilmin hakikatini bilmem lazımdır. Öyleyse ilmin hakikati nedir? Yakîni sağlayan ilm öyle bir ilmdir ki onunla bilinen şeyler açıkça anlaşılır. Asla şüphe kalmaz. O ilmde yanlışlık ve hata bulunmaz. Kalb böyle bir ihtimale imkan bulamaz. Hatadan emin olmak için ilm öyle kuvvetli olmalıdır ki o ilme sahip olan kimseyi asla şüpheye düşürmez. Anladım ki kesin olarak bilmediğim ilme güvenilmez. Şek ve şüphe bulunan ilm kesin ilm değildir.

Bütün dikkat ve gayretimle tasavvuf yolunu incelemeye başladım. Tasavvuf ehlinin ilminin özü nefse ait olan manileri geçmek nefsi kötü huylardan ve fena vasıflardan temizlemektir. Kalbden Allahü teâlâdan başka her şeyin düşüncesini atmak ve kalbi Allahü teâlânın zikriyle süslemektir. Tasavvufun bu ilm yönü bana amel yönünden daha kolay geldi. Bu sebeble önce tasavvuf ehlinden Ebû Tâlib Mekkînin Küt-ül-kulûb adlı kitabını Hâris-i Muhâsibînin kitâblarını Cüneyd-i Bağdâdînin Bâyezîd-i Bistâmînin “radıyallahü anhüm” ve diğer büyük sôfîlerden nakl edilen sözlerin bulunduğu kitapları okuyup incelemek suretiyle bu ilmi tahsile başladım. Bu zatların ilmle anlatdıkları maksadlarının özüne vakıf oldum. Tasavvuf yolunun işitmekle ve öğrenmekle elde edilebilecek yönünü tahsil ettim. Anladım ki tasavvuf ehlinin bu büyüklerinin kavuşmak istedikleri gaye öğrenmekle değil tatmak yaşamak sıfatları ve hali değiştirmekle ele geçer. İyice anladım ki tasavvuf ehli güzel hallere sahip ve kuru sözlerden uzaktırlar.

Sonra kendi vaziyyetimi tedkîi etdim. Gördüm ki dünya meşgalelerine dalmışım. Bu meşgaleler beni tamamen sarmış haldedir. Yaptığım işleri düşündüm. En güzel işim ders vermek ve talebe yetişdirmekti. Bu işte de ahırete pek faidesi olmayan mühim olmıyan bir takım ilmlerle meşgul olduğumu gördüm. Ders vermekdeki niyyetimi araştırdım. Onun da Allah rızası için olmadığını şan ve şöhret kazanmak makam ve mevki sahibi olmak arzusundan ileri geldiğini anladım.

Bir gün Bağdattan ayrılıp gitmeğe ve o hallerden kurtulmaya kesin karar verirdim. Ertesi gün bu kararımdan vazgeçerdim. Kararsız bir halde idim. Bir sabah ahıret arzusu kuvvet bulsa akşam dünya arzuları bir ordu gibi üzerime saldırıp o arzuyu mutlaka dağıtıyordu. Dünya arzuları bir zincir gibi beni makam ve mevkiye doğru sürüklüyordu.

İman münâdîsi de şöyle sesleniyordu: Göç zamanı geldi! Ömrün bitmek üzeredir. Önünde uzun âhıret yolculuğu vardır. Şimdiye kadar öğrendiğin ilm ve yapdığın amel hep riyâdır gösteriştir. Şimdi ahırete hazırlanmazsan ne zaman hazırlanacaksın. Dünya alâkalarını şimdi kesmezsen ne zaman keseceksin!

O zaman içimdeki önceki arzu yeniden uyanırdı. Bağdâdttan ayrılıp gitmek kararım kuvvetlenirdi. bu sefer şeytan şöyle vesvese verirdi: Bu halin bir hastalıktır. Sakın itibâr etme. Çünkü çabuk geçecek bir haldir. Eğer ona uyarak şu anda bulunduğun mevkiyi ve kimsenin bozamayacağı muntazam hayatı terk edersen bir gün nefsin tekrar dönmek ister fakat bir daha ele geçmez.

Dörtyüz seksensekiz senesi receb ayından itibaren altı ay kadar dünya arzuları ile ahıret arzuları arasında kararsız kaldım. Sonra artık iş ihtiyari olmaktan çıkıp zarûrî bir hale döndü çünki Allahü teâlâ dilime bir kilit vurdu ders veremeyecek sûrette bağlandı. Talebelerimi memnun etmek için birgün olsun ders vermeye kendimi zorladım fakat dilim bir kelime dahi söyleyemedi. Buna gücüm yetmiyordu. Sonra dilimdeki tutukluk kalbime bir hüzün verdi. Bu üzüntü sebebiyle midemde hazm kuvveti kalmadı. Yimekten içmekten kesildim. Boğazımdan su geçmiyordu. Bir lokmayı hazm edemiyordum. Bu yüzden bedenim zaifledi. Doktorlar bana ilacın faide vereceğinden ümidi kestiler. Bu durum kalbe ait bir haldir. Ondan da mizaca, yani tabiatına sirayet etmiştir. Kalbde meydana gelen bu büyük üzüntü gitmedikçe ilaçla iyileştirmeye imkan yoktur dediler.

Aciz kaldığımı irademin tamamen elden çıkdığını görünce çaresiz kalan kimsenin yalvarması gibi Allahü teâlâya sığındım. Çaresiz kalanların duasını geri çevirmeyen Allahü teâlâ duamı kabul buyurdu. Bana makam, mevki, mal, aile, evlad ve dost gibi şeylere gönül bağlamaktan kurtulmayı ihsan etti. Şamda ikâmet etmeye karar verdim. Halîfenin ve beni sevenlerin bu arzumu öğrenmelerini istemiyordum. Mekkeye gidecek gibi göründüm. Bir daha dönmemek üzere Bağdadtan ayrılacağımı latîf uygun hîlelerle belli etmemeye çalışdtm. Bütün Irâk âlimleri gitmemem için tenkîdde bulundular. Onların arasında herşeyden yüz çevirmemin dînî bir sebepten olduğunu kabul edecek bir kimse yokdu. Onlar benim bulunduğum mevkinin dînin en yüksek mevki olduğunu zan ediyorlardı. Bilgileri ancak bu kadarına yetiyordu. Sonra halk gitmemin sebebi hakkında bir takım tahmînler arasında şaşırdı kaldı. Irâktan uzak olanlar ise bu gidişimin memleketi idare eden devlet adamlarının arzularından ileri geldiğini zan ediyorlardı. Devlet adamlarına yakın olanlar da onların beni bırakmamak için ne kadar uğraştıklarını yaptığımı kınadıklarını benim de onlardan yüz çevirdiğimi sözlerine kulak asmadığımı görüyorlardı. Bu, Allahtan gelmiş bir iştir, alimlere ve ehl-i İslâma nazar değdi, bunun başka bir sebebi olamaz diyorlardı.

Malımdan bana ve çocuklarımın nafakasına yetecek kadarını ayırdım geri kalanını tamamen dağıtdım. Irâk malı müslimânlara vakf olduğu için böyle işlere ayrılması caizdir. Dünyada bir âlimin çocukları için ayıracağı bu maldan daha iyi bir mal görmedim. Nihayet, Bağdâdtan ayrılıp Şam'a gittim. Şâmda iki seneye yakın ikâmet ettim. Bu zaman içinde tasavvuf kitaplarından öğrendiğim gibi nefsimi fenâ hallerden temizlemek ahlakımı güzelleştirmek Allahü teâlâyı zikr etmek kalbimi tasfiye etmekle meşgûl oldum. İnsanlardan uzak durup zamanımı riyâzetle ve ibadetle geçirdim. Şâmdaki emevî câmi'nde bir müddet itikâfa girdim. Caminin minaresine çıkar kapıyı kilitlerdim ve bütün gün orada kalırdım.

Daha sonra çocuklarımın daveti ve içimdeki arzu beni vatanıma çekti. Hiç dönme düşüncesinde olmadığım halde döndüm. Yine insanlardan uzaklaşmayı tercih ettim. Yalnız kalmaya Allahü teâlâyı zikr etmeye ve ondan başka herşeyi kalbimden çıkarmaya çok hırslı idim. Zamanın hadiseleri çoluk çocuk derdi geçim sıkıntısı huzurumu bozuyor yalnızlıkdan duyduğum tadı bozuyordu. Bu tadı ancak arasıra duyuyordum. Bununla beraber o hale kavuşmaktan ümidimi kesmedim. On sene kadar böyle devam ettim. Yalnızlıklarım sırasında bana o kadar şey malum oldu ki onları tamamen anlatmak mümkin değildir.

Kesin bir şeklde anladım ki tasavvuf ehli Allahü teâlânın yolunda olan kimselerdir. Onların halleri, hallerin en iyisidir. Yolları yolların en doğrusudur. Ahlakları ahlakların en temizidir. Netîce olarak tasavvuf ehlinin yolunda ilerleyip bu yola zevk ile vakıf olmayanlar nübüvvetin hakikatini anlayamazlar. Sadece ismini bilirler. Evliyadan hasıl olan kerametler Peygamberlerden ilk zamanlarda hasıl olan hallerdir. Peygamber Efendimiz "sallallahü aleyhi ve sellem" Peygamberliği bildirilmeden önce Hîra dağına çekilip insanlardan uzak kalarak Allahü teâlâya ibadet ettiği sıradaki hali böyle idi. Hatta Araplar Muhammed "sallallahü aleyhi ve sellem" Rabbine aşık oldu dediler. Bu öyle bir haldir ki ne olduğunu o yolda ilerlemiş olanlar onu zevk ile tadarak anlarlar...

(Yazar: İmam-ı Gazali)
Deliye her gün  bayram...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 05-06-2017, Saat:03:52 AM, Düzenleyen: ekberî.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.