Güneşi tutma görevi bugün sende dedi aşağıdan bir ses. Anlamadım, daha dün bütün gün ben tutmamış mıydım, orda serinin içinde yüzlerce kişi vardı, daha gün yüzü görmemişlerdi. Hayır dedi aynı ses, bugün de güneşi yine sen engelleyeceksin.
Anlayamıyordum, her şey anlamsızlaşmıştı. Uzattım elimi, daha dün kavrulmuş olan parmaklarımın arasından güneş ışınlarının aşağıya inmemesi için aralarındaki boşluğu dilimle kapatmaya çalıştım. Bu sefer de sıcaktan dilim yanmaya başlamıştı. Onlar orada serindelerdi, orda herhangi birisi bu güneşi tutabilirdi. Baktım, herkesin keyfi iyiydi. Hayır dediler, dilind e yansa, bugün sen tutacaksın, biz karışamayız. Çünkü onlar öyle söylediler: güneşi sen tutacakmışsın.
Parmaklarım acıyordu, ben bir şey söyleyemedim. görevini yapmadı demesinler diye. serinde duranlar rahatsız olmasın diye. sesimi çıkartamadım. aşağıda serinde insanlar gülüyordu, kimisi sinemaya gidiyor,kimisi gemiyle bir yere gitmek için limanda bekliyor, kimisi trafik ışığında, hareket halinde herkes bir yerlere koşuyor. ama ben burdan ayrılamıyorum. bu güneşi tutmaya devam etmem gerektiği için. neden bilmiyorum, kimse bunu yapmıyor. öyle dedi ya da böyle dedi diye bu güneşi neden tutmam gerektiği anlamsızlığını çözemiyorum. düşünüyorum, başka bir şey yapamıyorum. elimden kayıp gitmesin diye sıkı sarılıyorum güneşe. bırakırsam yanarlar diye bırakamıyorum. avuçlarım kanıyor. içimdeki tarifi imkansız ruh haliyle güneşe sarılmaya devam ediyorum. iyice yanıyor avuçlarım. kıpkırmızı oluyor. kollarıma kadar kızarıyorum. aşağıya bakıyorum. çocuklar cıvıl cıvıl. ellerinde topu havaya atıp yakalıyorlar. bazıları annelerinin elinde bir yerlere giderken kimi de evinin balkonunda oynuyor. çocuklar beni anlıyor mu diye ümütle bakıyorum. acaba ordan birisi çıkıp da ebeveyninin birisine "anne bak şu amca çok yorulmuşa benziyor şu güneşi biraz da başkası tutsun" der diye, bir umutla çocuklara bakıyorum. çocuklar bana bakıp sadece gülüyor, sonra.oyunlarına. dalıyorlar. sesleri kuş seslerine karışıyor. okuldan gelen sesleri, teneffüs ziliyle birlikte, onların sesi de aklımı alıyor, başka yerlere götürüyor.
Bu güneşi aslında ben tutmuyordum. Onu hep başkaları sırayla tutuyordu. Sonra sıra bana geldiğinde, hayır o sende kalacak dediler. nedenini hiç söylemediler. onu benden alması gereken, o gece onu benden almamıştı. aylar geçti, yıllar geçti, sıradaki kişi gelip güneş bugün bendedir demedi. görevli her sabah geliyor ve "güneş yine sende sen devam edeceksin" diyor. anlam veremiyorum. ben de bu çocuklarla beraber oynamak istiyorum, diyorum. öyle kandırıyorum yaşıma bakmadan. güneş ellerimi acıtıyor. güneş ellerimi acıtırken ben aklımdan çocuklarla beraber oynuyorum. biraz körebe oynuyoruz, sonra yakan topa geçiyoruz. ben ortada oluyorum, beni vurmaya çalışıyorlar. futbol oynuyoruz, faul yapıyorlar ve yere düşüyorum. sonra birisi elini uzatıp tutuyor, ellerimi kanadığını görüyor. korkuyor önce, sonra kaldırıyor. yine kalkıyorum ve oynamaya devam ediyoruz. güneş, parmaklarıma iyice yapışmış gibi oldu artık. bense , çocuklarla arka mahallede top oynuyorum.
Bir ara güneşin sıcaklığından terliyorum, terimi silerken elimin birisini çekince güneş parmaklarımın arasından geçiyor. aşağıda birileri yanıyor bundan. saniyede kavruuyorlar. herkes ordan bana bağırıyor: "abi neden bıraktın güneşi" diyor herkes. anlamıyorlar beni. "parmaklarım yanıyor diyorum size" diyorum. dinlemiyorlar. sonsuza kadar bunu ben tutamam diyorum. bir taraftan kavruluyorlar ve bir taraftan hiç birisi gelmiyor gene.
ben yine düşünüyorum. bunu sadece ben tutmuyordum. ama ellerim de böyle yanmıyordu o zaman. bunun eğitimi vardı. sonra oraya gidiyorum. kalabalıktık. herkes ordaydı nerdeyse. bunun tutulabilir olduğu tezine göre hepimiz çalıştık ve bu güne geldik. biliyoruz, güneşi tutmak imkansız gibi. hayır imkansız yoktur, istersek yaparız. bunu yapacaksınız. o ses bunu diyordu. ordaki herkes bunu yapabileceğine inanmıştı. hepimizi buna inandırmıştı. bunu yapmak zorundaydık. çünkü güneş her gün bizi daha fazla yakıyordu. dünyanın sıcaklığı her geçen gün daha fazla artıyordu. güneşi engellemenin bir yolunu fizikte bulamadığımız için, bu felsefeciler böyle bir çözüm geliştirmişti. ben de orda, dünyanın dört bir yanından gelen yüz binlerce gönüllüden biriydim. güneşi tutacaktık. buna orda ilk başta kaç kişi inanmıştı bilmiyorum. ama biz güneşi gönüllü olarak tutmaya başlamıştık. güneşi her tutan, bir gün sonra ya ölüyor, ya da büyük yaralar alıyordu. ta ki bana gelmişti. benden sonraki gecikince biraz daha dişimi sıktım. az daha dayanayım dedim birazdan gelir. o gelmedi. ellerim yanmaya başlamıştı. ben görevlye seslendim. benden sonraki gelmeli artık dedim. avuçlarım kanıyor anlamıyor musunuz.
hayır, bugün de sen tutacaksın.
devrededim. bende kaldı yine. bir şey de diyemedim. aşağıda insanlar günlük işlerini yapıyordu, ben niye yerimden kımıldayamıyordum. nasıl böyle oluyordu bazen kendimd e şaşıyordum. güneşi geçip ardına düşecektim nerdeyse. bazen böyle düşündüğüm için kendime kızıyordum. ama hayır, ben bu kadarına eğitim aldım. güneşi tutabilirdik, çünkü hoca bize bunu inandırmıştı. ama hem güneşi tutup hem günlük işlerimizi nasıl yapabileceğimizi hiç anlatmadı. çünkü güneşi tutan kişi zaten hayatında bir kez tutuyor ve ölüyordu. ölmeyen ve yanmayan birisi olmayacağı düşünüldüğünden günlük işlerini de düşünmemişlerdi.
bir taraftan ellerim kanıyordu. söylüyorum size diye aşağıya haykırıyorum. "söylüyorum size ellerim kanıyor alır mısınız şunu" diyorum. kimse gelmiyor. duymuyor gibi yapıyor. birbirlerine bakıyorlar.
Yapamıyorum diyorum, ellerim kanıyor, tutamıyorum. anlamıyor musunuz. hepsi birbirine bakıyor. anlamıyorlar. ordan birisine sesleniyorum. "sen" diyorum parmağımla gösteriyorum. o da parmağıyla kendisini gösteriyor. "evet sen" diyorum "sen gelip şunu tutacaksın. bak parmaklarım yanıyor artık. burdan ışık geçiyor buna engel olamıyorum. yapamıyorum anlamıyor musunuz. bunu sen yapacaksın". ellerini iki yana açıyor. ben anlamam o işten manasında diyor. almıyor o. hiç birisi de almıyor. diğerlerine de bakıyorum, hızla ordan geçiyor herkes. kimse tutmuyor güneşi. hiç kimse de bana yanaşmaya cesaret edemiyor. halbuki ordayım, biraz da sen tutabilirsin.
biraz anlıyorum onları, biraz da anlamıyorum. biraz biraz anlıyorum çünkü güneşi tutuyor ve ölüyorlar. ben de güneşi tutuyorum ama sadece ellerim yanıyor, ve ellerim kanıyor. canım acıyor, ama bırakamıyorum. günlük bir iş de yapamıyorum. nasıl oluyor bilmiyorum. bunu o hocalar da anlamıyor belki. ya da belki anlıyorlar. ben de çözmeye çalışıyorum. bazen ben de çözemiyorum. güneşi tutmaktan başka bir şey aklımdan geçemiyor yine. çocukları artık hayal edemiyorum. oyunlarına beni almıyorlar. geçen sefer parmaklarımın yandığını gören çocuğa bakıyorum. diğerlerine bir şey söylüyor. ordan uzaklaşıyorlar. ben sadece onların hayaliyle kendime parmağımın acısını unutturmaya çalışıyordum. onlar sa artık beni oyunlarına almıyor.
güneş aşağıya her zamankinden daha fazla vuruyor. çünkü parmaklarım erimeye başmamıştı. bir taraftan da gözlerim kızarıyor. çünkü parmaklarım çok acıyor. bırakamıyordum ama çok da canım yanıyor. söylüyorum herkese, gelsin birisi alsın diyorum.
herkes yine birbirine bakıyor.
güneş. her zamankinden daha fazla sıcaktı. parmaklarımın arasından sızıyordu. ve parmaklarım yanıyordu. fakat bırakamıyordum. ve artık.
evet ve artık.
o çocuklarla oynamayacaktım.
çünkü o deliklerden birini kapatırken dilim de yanmıştı. beni oyuna almadıkları için yanmıştı. ben o oyunu oynayacaktım, ve o sırada parmaklarımdaki acıyı unutacaktım. onlarsa o gün beni aralarına almadılar. artık ben onlarla oynayamam dedim.
bir sonraki gün güneş parmaklarımın arasından kurtulmaya çalışırken o çocukları gördüm. yine bana bakıyorlardı. "hayır bugün sizin yanınıza gelmeyeceğim" dedim. çünkü dün siz benimle oynamadınız ve sizi oyununuza dalıp acımı unutamadım. parmaklarımın arasından güneş kurtulmasın diye dilim yandı. artık sizinle oynamayacağım. parmaklarım yanmış diye sizler benimle oynamadınız. halbuki bu parmaklar güneş sizi yakmaması için yanmıştı.
başlarını önlerine eğdiler.
bazıları da anlamsızca diklendi. onları hiç anlamamıştım zaten. gene anlamadım...
ama artık o çocuklarla oynamayacağım...
-17.01.2010.- Allame-
Alıntı: Th3Raqon
Yeni Üye
Mesajlar: 1
Cinsiyet: erkek
Konum: Tekirdağ
Meslek: Öqrenci
Monday, 18. January 2010, 22:37
Destan gibi yazmışsın be abi.
Senden çok şey öğrendik..
Fikirlerini benimsedik..
Dediklerini dinledik..
Örnek aldıklarımdan oldun..
Ama şimdi : veda ediyosun : karar senin ama keşke geri dönüyorum diye büyük bi müjde ile gelseydin karşımıza ozaman bambaşka olurdu ..
Herşey gönlünce olsun be abim..
Alıntı: tuthancamon
Banned until 11-07-2009
Mesajlar: 264
Konum: türkiye
Tuesday, 19. January 2010, 08:13
siyaset içerikli konuştuğu için ceza almış
peki sirkülerden sohbet etmek yasakmı yasak sa eğer sirkülerden sohbet etmeyelim ve yavaş yavaş bu oyundan soğuyalım öylemi
oyun operatörleri bazen çok acımasızca davrandıklarını düşünüyorum bu oyun dostlarla oynanıyor bu tür olaylar oyuncu sayısını azaltıyor
bu olayı protesto ediyorum hemde şiddetle
Alıntı: Themis_2008
Banned indefinitely
Mesajlar: 484
Cinsiyet: erkek
Konum: EPSİLON
Meslek: MUHENDİS
Tuesday, 19. January 2010, 08:11
onu yapanın tuttugu taraf bellı aslanım ne ısraılı
samet abı az sabret daaa yapacaz bırseyler
ZeRRo(DERGAH2) LİDER
Theta Agamemnon
Alıntı: RaCoNaKS
Banned indefinitely
Mesajlar: 76
Cinsiyet: erkek
Monday, 18. January 2010, 22:44
Vicii
kanka gittiğine en cok üzülen ben oldum sanırım.. o kadar sinirlendim ki bende seninle aynı muhabbeti etmiştim cünkü.. emin ol icinden demek istediklerini ben sirkülere yazdım tahmin edebilceğinden fazlasını.. güle güle dostum
ve anlam bicemediğim sey ise bu kendini bilmez densiz bizim ahenkimizi herseyimizi bozmaya calısan kişi sen israili ne kadarda tutuyon öyle.. biz israile karsı laflar söyleyince ne de zoruna gitmiş
RaCüüü
DERGAH
Alıntı:Allame
Mesajlar: 57
Wednesday, 20. January 2010, 08:46
Arkadaşlar ,
Beni şikayet eden kişiyi ille ittifak içinde aramayın. Bir gün öncesinde rome ve teşko diplomatları ordaydı ve tartışmamız da o ikisiyle oldu. ama özellikle rome ittifağının diplomatı büyükelçimizi savunma konusunda bayağı laf etti. eğer o günün yazışmalarına bakarsanız, -ki bunun için epey geriye gitmek lazım-, bunu görebilirsiniz. belli bir düzeyde yazıyor. birisi bir başkasını bu kadar hararetle savunmaz. kendisi de olabilir, tanıdığı da olabilir. ben ille o şikayet etmitir demiyorum. doğrudan cezayı veren kişinin hesabı da olabilir. olmaya da bilir. kimseyi suçlamak da istemiyorum.
ben bu oyundan gönlümü çektim artık. boşuna yere insanların kalbini kırmayın.
büyük elçi syasi bir kişi değildir. bu açından belediye otobüs şoföründen bir farkı yoktur. onu eleştirmenizle, sabah sizi otobüse almayan irini eleştirmeniz arasında bir fark yoktur. her ikisi de memurdur çünkü.
adam cahilse, bulunduğu ilin dilini bile bilmiyorsa ve ben pek çok nedenle cahil olduğunu düşündüğüm bir kişiyi eleştirdiğimde -sen siyaset yaptın- diyip yasaklayan birine, iki saat yok ben siyaset yapmamıştım diye hayat dersi verecek halim yok. çünkü bu , karşıdaki kişinin hayat bilgisini gösteriyor. ben insanlara yaşamayı öğretemem ki. ya da adam herhangi bir ülkenin ajanıysa, ben ona aldığı ajanlık maaşından fazlasını veremem ki. adam hayatını ordan kazanıyordur. umarım anlaşılıyorumdur.
yok ille itiraz edeceğiz diyorsanız bunun yolu supporta şikayet yazmaktır. bunun dışında kendi içnizde yeni gerilim çıkarmanıza gerek yok.
gördüğünüz gibi artık benim bu işlerden dilim yandı ve başka bir oyuna kendimi verdim.
-hadi yazıdaki gibi bitireyim-
o çocuklar bana parmaklarımın acısını unutturuyor ve güneş ışınları artık aşağıya gelmiyor. tam da istediğim gibi oldu şimdi. güneş kurtulmadığı içn parmaklarım da kanamıyor aatık. ve dilim de yanmıyor.
dışarda kar yağıyor. ben de çocuklarla beraber kar topu oynamaya çıkıyorum.
Anlayan anladı. Ne anladı.
Niye bu olay bende "dejavu" etkisi yaptı dersiniz?
Sevenlerle bir yerde bir zamanda illa buluşuruz.
Kalplerinde fitne fesat vesair hastalık bulunan kişilere aylarca kendimi anlatacak halim yok. Ayrıca da bu ukalalığa giriyor, yakışmıyor.
Kim zan ile hakkımda olumsuz bir fikre sahip idiyse, o yanılıyor, tahsilatı kıyamet gününe saklıyorum.
Kim zan ile hakkımda olumlu bir fikre sahip idiyse, o zaten kazanmıştır.
Ben hiç yalan yazmadım, yalanı da sevmem, suli zanla hareket edeni de sevmem.
Burdaki yönetim sistemini de beğenmedim. Durmanın gereği yok.
Kendinize dikkat edin, hoşçakalın.
ilahi_aşk, leyfunnur, simay, seyr, taha. tanıdıklarım bu kadar değil. bu arkadaşlarıma hakkımı bedelsiz helal ettim.
Sair gerisinden Helallik vermiyorum ve istemiyorum: Kim tarafıma haksızlık yapmışsa bedelini ödesin, kime haksızlık yapmışsam bedelini tahsil etsin; ihtiyacınız vardır belki.
3.Ağustos 2010. Allame
