Kusurlarımızın ve hatalarımızın hoşgörülmesini isterken, başkalarının kusurları büyüyor gözümüzde. Kötü haline şahit olduğumuz bir müslümanın din kardeşimiz olduğunu unutuveriyoruz. Kalbimizdeki katılık dilimize yansıyor.
Elbette her günahta Alemlerin Rabbi’ne bir isyan, O’na karşı her isyanda ise ateş var. Ama ateşe düşen kişi müslüman kardeşimiz. Öyleyse günaha ve günahkâra tavrımız ne olmalı?
Kainatta işlenen en büyük günah şirk ve inkârdır. Diğer tehlikeli bir günah bid’attir. Bid’at dinde olmayan fikir, fiil ve ibadetleri dine dahil etme çabasıdır. Bid’atçi olan kimse bunu bilerek yapıyor ve müslümanlara zarar veriyorsa, ilim ehli kimseler ona mani olur. Şahıs olarak müminler de onunla selamı, kelamı ve irtibatı keser, onu düşünceleriyle başbaşa bırakırlar.
Bilerek, açıktan, ısrarla günah işleyenlere fâsık denir. Fâsık, dinin hürmetini çiğnediği ve hayâ perdesini yırttığı için saygınlığını yitirir. Alimler kendisini ikna ve ıslah etmeye çalışır, tövbeye davet eder. Şahıs olarak müslümanlar, fâsık kimseden zarar görmesi muhtemel olan kişileri uyarırlar, tedbir alırlar. Ve düştüğü günahlardan kurtulması için onun ıslah ve hidayetini isterler. Eğer fâsıklığa devam ediyorsa o kimseyi Allah’a havale edip ondan uzaklaşırlar.
Günaha düşen kimsenin amelini hoş görmemekle beraber şahsına merhamet nazarıyla bakmamak, Allah için ona yardım elini uzatmamak kibir alametidir. Kişinin günaha düşmemek konusunda nefsine güvendiğinin bir işaretidir. Kibir ise gönül gözünü bağlar. Kişinin, “Ya günaha düşen ben olsaydım!” demesine engel olur.
Müminler için istiğfar etmek Arş’ı taşıyan meleklerin de görevidir (Mümin, 7-9). Allah dostları da bu konuda Rasulullah s.a.v.’e ve meleklere uyarlar. Hata içinde gördükleri mümin kardeşlerine hayır dua ederler, affedilmeleri için Allah’a yalvarırlar, onların gaflet uykusundan uyanması için gece gündüz çalışırlar.
Hz. Ali r.a. der ki: “Kimde Allah’ın sünneti, Rasulullah s.a.v.’in sünneti ve Allah dostlarının sünneti yoksa onda hayır namına bir şey yoktur. Allah’ın sünneti, kulların gizli hallerini ve ayıplarını örtmektir. Rasulullah s.a.v.’in sünneti, insanları idare etmektir. Allah dostlarının sünneti ise, insanların eza ve sıkıntısına sabretmektir.”
Âriflerden Ebu Abdullah-ı Meğaribî k.s., “Kim, günaha düşenlere rahmet gözüyle bakmazsa o kimse hak yoldan çıkmıştır.” der.
Alıntı
