You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

gülleri güldüren gül...

gülleri güldüren gül...

" HACI "
gülleri güldüren gül...




Gül, her şeyden önce bütün güzellikleri kendisine yakıştırdığımız sevgilidir; goncası tevhîdi, açılmış hali kesreti temsil eder. Keza gonca halvet halini, Hak ile baş başa olma halini, açılmış gül ise can sırrını açığa vurmayı sembolize eder. Yine gül, ömrünün kısalığı dolayısıyla dünya hayatının faniliğine işaret eder; baki olan öte dünyaya hazırlanmayı tembih eder. Bütün bunlardan öte gül, ilâhî güzelliğin ve bu güzelliğin işareti olan Hz. Peygamberin simgesidir. Peygamber, gül olarak tasvir edilmiş, gül olarak anlatılmıştır.



Vasf idüp bâr-i Huda şanına "Levlak" okudu,

Hâk-i pâyini temennâ idüp eflâk okudu,

Geldi Mevlid-i Nebî cümleten eflâk okudu,

Güle geldi gülerek gülleri güldürdü o gül,

Gül güler miydi güle gelmese gülzara o gülş



Klasik kültürde gül kelimesinin Arap alfabe ile yazılışında yer alan kâf ve lâm harflerine bir kısım sembolik manalar da yüklenmiştir. Bu sembolik anlam ve tevilleri Derviş İbrahim el-Eşrefi el-Kadirî'nin "Risale-i Gül-âbâd" isimli eserinden öğrenebiliriz. Buna göre gül kelimesinin kâf'ı Zümer sûresinin 36. âyetine, lâm'ı ise Şûra sûersinin19. âyetine işarettir. Zümer sûresinin ilgili âyeti "Allah kuluna kâfi değil mi?" anlamına gelmektedir. Şûra 19 ise, "Allah, kullarına çok lütufkârdır, dilediğini hesapsız rızıklandırır." Bunun anlamı şudur; kullarına çokça lütufkâr olan Allah, onları, tevhit hakikatlerini öğretmek üzere gönderdiği Hz. Muhammed (sav) ile hesapsız rızıklandırmıştır. Bu bakımdan Allah kuluna kâfi değil midir? Kulunu öyle bir öğretici ile onurlandırıyor ki, kendi isimlerinden raûf (çok şefkatli) ve rahim (pek merhametli) sıfatlarını bu yüce öğreticiye veriyor. Bu konu Kur'ân'da şöyle ele alınmaktadır: ''Andolsun size kendinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız O'na çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatli, çok merhametlidir." (Tevbe, 128)

Keza gülün Arapçası olan verd ise, on iki esmaya işaret eder. Yine verd kelimesinin "vâv"ı Peygamberin velîliğine, " rı" O'nun raûf ve rahim oluşuna, "dâl" ise, davetçiliğine işaret eder. Sûfîlerin güle yaklaşımları sadece bu teville sınırlı değildir. Onlar Hz. Muhammed (sav)'e olan sevgi ve bağlılıklarını, sosyal hayatlarının içersisinde güle verdikleri ayrıcalıklı önemle de anlamlı kılmaya çalışırlar. Şöyle ki, tarikat kisvesi olan taçların tasarımı gül merkezli oluşturulmuştur. Bu noktadan olmak üzere bazı tarikatlarda tacın aldığı isim; Kadiri Gülü, Halveti Gülü, Gülşeni Gülü ve Eşrefi Gülü gibidir. Bununla derviş âdeta Hz. Peygamberin hayat tarzını,öğütlerini ve öğretisini başının tacı ettiğini ihsas ettirmektedir. Rivayet edilir ki, Hz. Ali son nefesini vermeden önce Selman'dan bir deste gül istemiştir. Selman bir deste gül getirmiş, Hz. Ali bunu koklamış ve teslim-i rûh etmiştir. Bu sebepten Mevlevî ve Bektaşîler, üzerlerine giydikleri hırkayı, Deste Gül adıyla anarlar. Bununla onlar, giydikleri hırkayla yokluk ve ölümü simgelemişlerdir. Nasıl bir deste gül ile "ilmin kapısı" olarak gösterilen Hz. Ali ölmüş ise, üzerlerine attıkları hırkaya verdikleri adla, onun bu son anına telmihte bulunmuş oluyorlar: Böylece her ânı, her demi,yokluk içinde varlıkla ve ölüm gerçeği ile yaşamış oluyorlar.

Gül: Ter-i Muhammed

Gül, gelenekte, ter-i Muhammed olarak zikredilir.

Terlese güller olurdu her teri

Hoş direrlerdi terinden gülleri (Süleyman Çelebi)

Yunus Emre'nin sarı çiçekle konuşmasını pek çoğumuz biliriz. Aşık, bu konuşmayı gönül diliyle yapar. Gönül diliyle, ancak kalp gözü açıklar konuşur. Yunus sarı çiçeğe sorar; "Gül sizin nenüz olurş" Çiçek cevap verir; "Gül, Muhammed teridir." Yine sordum çiçeğe "gül sizin nenüz olur." "Çiçek eydür iy derviş gül Muhammed teridür." Böylece kokusuyla nam yapan gülün varlık sahnesinde yer alması güzel bir sebebe bağlanır. Güle hayat veren kaynağın Hz. Peygamber olarak görülmesi, gülün toplumumuzdaki değerini de artırmıştır. Nitekim "Gül koklamayı sevap" olarak görmüş, gül şerbeti içildiğinde salavat okumayı gelenek haline getirmiş, Mevlit törenlerinde en nadide ikram olarak gül suyunu öne çıkartmış ve bunun için gülabdanlar icat etmişiz. Öte yandan eskilerin nazarında hayat koku, renk, ışık ve sestir. Bütün bunlar da gül bahçesinde zaten var; koku gülde, renk gülde, ışığın kaynağı olan güneş burada bir başka yansır, güzel sesin sembolü olan bülbül burada sahne alır. Bu sebepten hayatın merkezinde daima gül bulunacaktır. Bununla birlikte gül, her dem neşrettiği o dillere destan kokusunu Hz. Peygamberin yanağından alır. Esasen gül kokusunun harikulade olması da bundandır.

Şebnem-i gül-zâr-i ruhsâr-i Rasûlullah'dır

Neşr-i ıtrıyla kılur her dem anı iş'âr gül (Fuzûlî)

Vesiletü'n-Necat isimli eşsiz eseriyle edebiyat hayatımıza mevlid geleneğini kazandıran Süleyman Çelebi de Hz. Peygamberin tesiri altında olan iklimi gül bahçesi olarak tavsif eder:

"Hak gülşeninde ötdi girü vahy-i bülbülü

Rahmet güliyle toldı bu gülzâr-ı Mustafa"

Gül ve gonca Gül gonca halinde iken âlem-i kitmanın, tevhidin ve aşk sırlarının sembolüdür. Ancak zamanı gelince güle, yani kesret alemine, gösteriş ve naz alemine doğması gerekecektir. Bu konuyu Fuzûlî Gül Kasîdesi'nde çok güzel tasvir eder.

Goncalar, Fuzûlî'nin ifadesiyle, yırtılarak açarlar; tıpkı Züleyha'nın elinden kurtulmaya çalışan Yusuf'un eteği gibi. Hz. Muhammed (sav)'in risaletle görevlendirilmesini de goncanın güle tebdili olarak düşünürsek, ki öyledir; O'nun bu misyonu ifasında, tevhit ilkelerini tebliğde ve Kur'ân'ı Mekke halkına sunması esnasında karşılaştığı sıkıntıları hatırlamış oluruz. Belki Yusuf gibi eteğini yırtarak kurtulmadı ama, gerek Taif yolculuğunda ve gerekse hicretle birlikte içinden geldiği toplumu, O'na heva ve heveslerine takılıp kalarak engel olan halkını, en önemlisi de doğup büyüdüğü toprakları terk etmek durumunda kaldı. Peki gonca neden yırtılarak, adeta bağrını parça parça ederek güle tebdil etti. Bunu Fuzûlî Gül Kasidesinde, gülün güzele aşık olmasına bağlıyor. Gül servi salınışlı güzele aşıktı, onu görmek ve ona görünmek için, bağrını parça parça etti. Şair, önce tomurcuğun açılışını trajik bir hadise olarak sunup, sonra bu trajik durumu aşık-maşuk ekseninde sevgi temelli yorumluyor. Bu yaklaşım biçimi geleneğin en önemli ifade özelliklerinden biridir. Nitekim gelenekte olayları iyiye yormak vardır; rüyayı hayırla tabir etmek. Buna biz hüsn-i ta'lil diyoruz. Demek ki gül sevgili için zuhur etti. Gül, Hz. Peygamber ise, uğruna parça parça olduğu güzel kimdir. Bu güzel, hayr-ı mutlak ve hüsn-i mutlak olan Allah'tır. Peygamberin dünyayı şereflendirmesi bu Mutlak Güzelliği seyretme isteğine bağlandığı gibi, risalet görevi için seçildikten sonraki dönemde yaşadığı sıkıntıları da, sevgili uğrunda sabır ve metanetle karşılanması gereken haller olarak tasvir etmiş oluyor.
Bunu ilk beğenen sen ol.
LoadinG....*
RE: gülleri güldüren gül...
[Resim: sargl3km.png]
nerdesın ya muhammed(S.A.V) . Sımdı gelde halkının durumuna bak.. Halimiz İçler acısı kurtar bızı Ya Muhammed(S.A.V)

06/07/2012 İçinde bulunduğum durumu kimseye anlatamam, sen de anlamazsın. Ben bile anlamıyorum ki başkasına nasıl anlatırım!



Franz Kafka


Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.