Eğer senin gönlün varsa, gönül kâbesini tavaf et. Topraktan yapılmış sandığın Kâbe'nin manası gönüldür.
Cenâb-ı Hak, görünen, bilinen suret Kâbesini tavaf etmeyi, kirliliklerden temizlenmiş, arınmış bir gönül kâbesi elde edesin diye sana farz kılmıştır.
Şunu iyi bil ki, sen, Allah evi olan bu gönlü incitir, kırarsan, yaya olarak bin defa kâbe'ye gitsen, Allah bu ziyaretini kabul etmez.
Sen, varını yoğunu, malını mülkünü ver de bir gönül al. Al da o gönül, mezârda, o kapkara gecede, sana ışık versin, nûr versin.
Allah'ın huzuruna altın dolu binlerce keseler götürsen Cenâb-ı Hak, 'Bize bir şey getirmek istiyorsan, kazanılmış bir gönül getir'. diye buyurur.
'Çünkü altın, gümüş, bizim için hiçbir şey değildir. Eğer bizi, bizim rızamızı istiyorsan, bizim isteğimiz gönülden ibarettir.'
Senin değer vermediğin, bir saman çöpü saydığın yıkık gönül, arştan üstündür. Kürsî'den de Levh'ten de Kalem'den de...
Harap gönül, Hakk'ın nazargâhıdır. Hakk'ın baktığı, sığındığı yerdir. Onu yaratan varlık, ne de büyüktür, ne de kutludur!
Kırılmış, iki yüz parça olmuş zavallı bir gönlü yapmak, tamir etmek Cenâb-ı Hakk'ın nazarında Hac'dan da Umre'den de değerlidir. Hakk'ın defineleri, harap gönüldedir. Harabelerde pek çok defineler gömülüdür.
Mutlu olmak, mânen yükselmek istiyorsan gönüller almaya, gururu, kibri bırakmaya bak.
Kazandığın gönüllerin yardımı, seninle beraber olursa, kalbinden hikmet kaynakları fışkırır, akar.
Dilinden sel gibi âb'ı hayat akar. Nefesin Hazret-i İsa'nın nefesi gibi hastalara deva olur.
İki dünya da bir gönül için yaratılmıştır. 'Sen olmasaydın bu kainatı yaratmazdım.' hadisinin manasını düşün.
Eğer böyle olmasaydı senin varlığın; mekânın, güneşin, ayın, yeryüzünün, şu gökyüzünün varlığı nerede olacaktı?
Sus, fazla söyleme, vücudundaki her bir kılında iki yüz dil olsa da gönlü anlatmaya çalışsan yine de anlatamazsın, çünkü gönül, anlatılamaz, anlatışa sığmaz." (Divan-ı Kebîr, VI/3104).