‘Hakiki yolculuk yeni yerler görmek değil yeni bir bakışa sahip olmaktır’. Doğmak için ölmek lazım. Hayatın bize bağışladığı armağanlardan birisi de içimizin özgürlüğüdür. Hakikati yeni gözlerle görüp onda saklı duran yeni imkânları keşfedebilmek gerek. Değişmek için, ilerlemek için, gerçekten büyüyebilmek için, içimizde bir yer olması lazım, ‘kendine ait bir oda’, bir iç mekân, ruhun teferruattan arındırılmış bir uzayı olmak lazım. Baksanıza alışkanlıklarımız, telaş ve tasalarımız, inat ve savunmalarımız, korkularımız tıka basa dolduruyor içimizi. Huzuru bulmak istiyorsak artık içimize yeni bir şeyler eklemekten vazgeçelim. Tam aksine sıkış tıkış içimizden bir şeyleri atalım ki daha berrak ve özgürce yaşayabilelim. Bakışımızın önündeki engelleri kaldıralım, kalplerimizi arındıralım, cilâlayalım. Önce kendi içimizi fethedelim. Türlü iptilalarımız var, tuhaf alışkanlıklarımız, sorgulamadığımız inançlarımız. İnsanın kendisini görmesi çok zor. Dönmeden arkamızı göremeyiz. Hayattan yeni dersler almayı bilirsek eğer bizi fıtratımıza yabancılaştıran kötü alışkanlıklarımızı da bırakabiliriz. Duygularımızın da bize öğretmesine izin verelim. Nimetin şükrünü eda eden bir yoksulun çorbası, muhteris ve mütekebbir bir zenginin oturduğu ziyafetten daha lezzetlidir. Hayata hayretle nazar eden ve hayatı var edene şükran duyabilen bir ruh, dünyayı doymak bilmez bir iştahla talan eden bir muktedire göre daha mutlu ve mutmaindir. Hiçliğin hafifliğini idrak edelim, meleklerin esintilerini içeri almayan ve iç uzayımızı dolduran benliklerimizi tımar edelim. Ruhumuzun tozunu alalım. Gittiğimiz yön toprağa doğrudur, biz şimdiden toprak olalım, toprağa değelim
k.sayar