İnancı Kim Belirler?
Neye inanıyoruz? Haberi bize getirene mi, yoksa haberin kendisine mi? Ya her ikiside sorunluysa? Sana bir sır vereyim, habere inanma açısında, yanlış yolda olabilirsin. Önce bunu anlamalıyız ki doğru yoldan bahsedebilelim.
Durumu anlamak için, dünyadan bîhaber olan bir Anadolu Köylüsü üzerinde tertibi kuralım. Köylü önünde iki kapı olsun, biri gerçekten var olan Kudüs şehri ve diğeri tamamen kurgu olan Antartanya.
Kudüs Metaforu
Diyelim bundan 1000 yıl önce yaşamış, Kudüs şehrinin varlığından habersiz, Anadolu'da kırsalda yaşayan birine, bir güvenilir ve yalan söylemeyen bir arkadaşı, Kudüs diye bir yer var ve ben oraya gidicem, dese. Gidip dönse oranın güzelliklerini anlatsa ve hediye olarak bölgeye ait bir halı, bir meyve ve bir taş getirse, bu köylü ona inanıp inanmamakta özgürdür. Çünkü ispat ve delil teşkil edememiştir. Ama sevdiği ve doğru söylediğine inanıp, güvendiği biri olduğu için, muhtemelen ispatsız bir şekilde,
arkadaşına inanacaktır.
Diyelim ki bundan 1000 yıl önce yaşamış, aynı köylüye inanmadığı ve güvenmediği, sürekli yalanlarına şahit olduğu biri gelse ve dese Kudüs diye bir yer var. Ben oraya gidicem deyip ve elinde bir halı, bölgeye ait bir meyve ve değerli bir taş getirse ve dese bak ben Kudüse gittim. Oranın güzelliklerini anlatsa, kırsalda yaşayan bu adam senin hayatın yalan nerden bilebilirim Kudüs diye bir yer olduğunu senin uydurmadığını? Bu halıyı başka bir yerden almadığını, bu meyveyi başka bir yerden getirmediğini ve bu taşıda herhangi bir yerden bulmadığını nasıl teyit ederim? Bugüne kadar doğru söylediğini görmedim, yine yalan söylüyorsun der ve inanmamakta özgürdür.
O halde aynı haber aynı delillerle durumu değiştirmedi, haberi getirene bakıldı. Taş halı meyve zaten bölgenin ispatı değildi.
Diyelim bundan 1000 yıl önce Anadolu'daki kırsalda yaşamış aynı köylüye, hergün birileri gelip, ben Kudüse gittim geldim dese, oranın güzelliklerini anlatsa ve oradan getirdiği bir halıyı, bölgeye ait farklı bir meyveyi ve bir değerli taşı getirse, bu sürekli olsa, hergün birileri geliyor ve aynı şeyi söylüyor. Bu kırsaldaki adama bunların hiç biri ispat değildir, bu süreklilik sebebiyle bu insanların hepside yalan söylecek değildir, diyerek inanacaktır. İspat olmamasına rağmen, bu adam şehre inse ve çarşıya gitse, orada kendisine gösterilen halıyı, meyveyi ve taşı görse, inancı dolayısıyla hiçbir ispat bulunmamasına rağmen bunlar Kudüs halısı meyvesi ve taşıdır diye düşünecektir.
Diyelim, bundan 1000 yıl önce Anadolu'daki kırsalda yaşamış aynı köylüye, hergün yalanlarına şahit olduğu köyde ve şehirde sürekli yalancıların bulunduğu ve sürekli kendisini kandıran insanlar etrafında olsa ve hiç kimseye güvenmese ve birileri gelip, ben Kudüse gittim ve geldim dese. Oranın güzelliklerini anlatsa ve oradan getirdiği bir halıyı, bölgeye ait farklı bir meyveyi ve bir değerli taşı getirse, bu sürekli olsa hergün birileri geliyor ve aynı şeyi söylüyor. Bu kırsaldaki adam için, bunların hiç biri ispat değildir. Bu süreklilik sebebiyle, köylü için, insanların hepside yalan söyleyen insanlar, beni yine kandırıyorlar, diyerek inanmayacaktır. Bunların hiç biri ispat değildir. Köylü adam şehre inse ve çarşıya gitse, orada kendisine gösterilen halıyı meyveyi ve taşı görse, inanmadığı için yalancılara bak Kudüs diye bir yer varmış, bunlar Kudüs halısı meyvesi ve taşıymış, külahıma anlatın siz onu diyerek oradan uzaklaşacaktır.
Aslında bu dört metaforda da herkes doğru söylemişti, ama köylü sevdiklerine inandı nefret ettiklerine değil. Peki yöntemin tehlikesinin farkında mısınız? O zaman tehlikeyi açıklayalım.
Antartanya Metaforu
Diyelim bundan 1000 yıl önce yaşamış, Anadolu'da kırsalda yaşayan birine bir güvenilir ve yalan söylemeyen bir arkadaşı buzdan bir kıta var ve ben onun ötesine geçmeyi düşünüyorum dese. Bir süre sonra geri gelse, buzdan kıtayı geçmeyi başardım dese ve sonra başka bir cennete vardım, ismide Antartanya dese. Oranın güzelliklerini anlatsa ve hediye olarak bölgeye ait bir halı, bir meyve ve bir taş getirse, bu köylü ona inanıp inanmamakta özgürdür. Çünkü ispat ve delil teşkil edememiştir. Fakat sevdiği ve doğru söylediğine inanıp güvendiği biri olduğu için, bana neden yalan söylesin ki, hem bugüne kadar hiç yalan söylemedi ve bu getirdikleri özgün hediyeleride bana ordan getirmiştir diye düşünerek muhtemelen arkadaşına inanacaktır. Getirdiklerinin bölgenin ispatı olmamasına rağmen.
Diyelim, bundan 1000 yıl önce yaşamış, Anadolu'da kırsalda yaşayan birine bir güvenilmez yalan söyleyen sürekli kendisini kandıran bir arkadaşı, buzdan bir kıta var ve ben onun ötesine geçmeyi düşünüyorum dese. Bir süre sonra geri gelse, orayı geçmeyi başardım dese ve sonra başka bir yere vardım ismide Antartanya deyip, oranın güzelliklerini anlatsa ve hediye olarak bölgeye ait bir halı, bir meyve ve bir taş getirse, bu köylü ona inanıp inanmamakta özgürdür. Çünkü ispat ve delil teşkil edememiştir. Fakat sevmediği ve doğru söylediğine inanmadığı, güvenmediği biri olduğu için, yalana bak, hayali bir buz kıtasını geçtiğini söylüyorsun, sonra başka bir yere vardığını. Bunları da ordan getirdiğini söylüyorsun, Nereden bilebilirim, bu getirdiklerini başka bir yerden almadığını? Diyerek muhtemelen o kişiye inanmayacaktır, getirdikleri de bölgeye ait bir ispat değildir.
Aslında, ikiside yalan söyledi ama köylü birine inandı, diğerine inanmadı. O halde yerin doğru olması, haberin geliş şeklini değiştirmiyor. Yani kudüs veya Antartanya olmasının bir önemi yok.
Diyelim, bundan 1000 yıl önce yaşamış, Anadolu'da kırsalda yaşayan köylüye, hergün birileri gelip buzdan kıta var ve ben onun ötesine geçtim dese ve sonra başka bir kıtaya vardım, ismide Antartanya dese. Hergün birileri ona Antartanya'nın güzelliklerini anlatsa ve sürekli bölgeye ait bir halı, bir meyve ve bir taş getirsele, bu köylü süreklilikten ötürü onlara inanacaktır. Ona hayali gelmeyecektir, çünkü bu buzdan kıtayı sürekli birileri geçtiğini söylüyor. Demek ki, böyle bir yer var ve geçilebilen bir yer, olduğuna kanaat getirecektir. Herkes neden yalan söylesinki? Diye düşünecektir. Bu kırsalda yaşayan köylü, yine şehre inse ve çarşıda aynı halıdan, aynı meyveden ve aynı değerli taştan görse, hiç şaşırmadan işte bunlar Antartanya halısı, meyvesi ve taşıdır, diye düşünecektir. Getirilenler, bir delil ve ispat olmasa bile, köylü gözünde bunlar kimlik kazanacak ve eşyaların bölgeden geldiğine inanacaktır.
Diyelim, bundan 1000 yıl önce yaşamış, Anadolu'da kırsalda yaşayan köylüye, sürekli birileri yalan söylese ve yalancılarla karşılaşsa, hergün birileri kendisini kandırsa ve artık bölgede ki hiç kimseye inanmasa ve güvenmese. Sürekli birileri gelip, buzdan kıtanın ötesine geçtim dese ve sonra başka bir kıtaya vardım, ismide Antartanya dese. Hergün birileri ona Antartanya'nın güzelliklerini anlatsa ve sürekli bölgeye ait bir halı, bir meyve ve bir taş getirseler, bu kırsalda yaşayan adam sürekli kendisine yalan söylendiği için, düşüncesinde, hayali buzdan kıta varmışta, orayı geçmişlerde, başka bir kıtaya varmışlar, her söylediğiniz zaten yalan. Tekrar beni kandırıyorlar, diye düşünecektir. Bu kırsaldaki köylü şehre inse aynı halıyı, aynı meyveyi ve aynı taşı görse, etrafındaki insanlara inanmadığı için yalancılara bak, bunları ordan getirdiğiniz ne belli? Antartanya'imiş, siz onu benim külahıma anlatın, diyerek oradan uzaklaşacaktır.
O halde topluluk ve süreklilik de durumu değiştirmeyecektir. Yanlış yöntem yanlış olarak devam edecek demektir.
Kudüs'ün varlığını ve gidip geldiklerini söyleyenler doğru söylemişlerdi. Yalancı bile olsalar bu konuda, doğru söylemişlerdi. Fakat Antartanya'nın varlığını iddia edenler ve gidip geldiğini söyleyenler, yalan söylemişlerdi. Bugüne kadar doğru söylemiş olanlar bile, bu konuda yalan söylemişlerdi.
O halde, demek ki bizim inancımızı belirleyen şey, Kudüs'ün varlığı veya Antartanya'nın yalan olduğu değil, karşımızdaki insanların doğruluğu veya yalancılığıdır. Özetle haberciye inanıyoruz. Genelde bizim inancımızı etkileyen şey, birşeyin varlığı veya yokluğu değil bize söyleyenin doğruluğu veya yalancılığıdır.
Kısaca haber ve kaynak üzerindeki dört mutlak yolu açıklamaya çalıştık. Bunlar aslında, Antartanya Yolcularıdır ve Kimlik Sersemidirler. Diğer isimleri ise Etiket Müptelasıdır. Habere değil kimliğe bakar. Güvenilir bulduğu kaynaktan gelen yalanı baş tacı eder. Kişiye olan düşmanlığı yüzünden, hakikati körü körüne reddeder. Geçmişteki kötü tecrübeleri nedeniyle, gelen her doğruyu peşinen reddeder. Onlar için herkes söylüyorsa doğrudur veya sürekli söyleniyorsa gerçektir, yanılgısına düşerler.
Haber ile Haberci arasında inançtan başka bir ihtimal yoktur, ve bahsettiğimiz gibi, mutlak dört tanedir, beş olmaz. Halbuki, asl olan hakikattir, muhabir değil. Çoğunluk, süreklilik, veya karakter hakikati değiştirmez. Muhabire odaklanmak, gerçeklikten kopuş sebebidir, inanan kişi aslında bir tür zihinsel kumar oynuyordur, bu kumar masasına yatırılan ne yazıkki kişinin kendi gerçeğidir.
Feraset ise olaylara böyle bakmaz. Haberin olsun!