1. Amel edilmeyen; “ilim”.
Kişi ne kadar Allahın dinini öğrenirse öğrensin, öğrenmiş olduğuyla amel etmediği müddetçe ilmin kendisine hiçbir faydası olmaz. Dolayısıyla öğrenilen şeyler yaşanılmak içindir. Nitekim rabbimizin bizlere ilk emri;”oku” hususunu da bu bağlamda anlamalıyız. Yani okumak amel etmenin ilk adımıdır” diyebiliriz. Okuyup öğrenmeyen; amel etme hususunda girişimde bulunmamış demektir. Bu yüzden rabbimiz, amelin ilk aşamasın da “oku” demiştir. Öğrenilmeyen bilinemez, bilinmeyen ile de amel edilemez.
O halde amel etmek için öncelikle dinimizin; bizi sorumlu kılmış olduklarını öğrenmemiz gerekir. Bir de burada öğrenilecek şeylerin; dinimize faydalı olacak şeylerin olması gerektiğini iyi bilmemiz gerekir. Günümüz cahiliye toplumları içerisindeki insanların birçoğu ahretinlerine hiçbir faydası olmayan şeyleri öğrenmektedir. Bu kimseler acınacak insanlardır. En değerli sermayelerini böyle ahiretlerine faydalı olmayacak şeyler ile kaybetmektedirler.
Rabbimiz; bizlerin öğrendiklerimizi amele dökerek cennete gireceğimizi şöyle haber verir: “…Yapmış olduğunuza karşılık cennete girini,” derler.” (Nhal, 32)
2. Allah Teâlâ için yapılmayan ve Peygamberin (s.a.v) sünnetine uymayan “amel”.
Burada bir başka mesele daha vardır. O da öğrenilen ilmin amele dökülmesinde dikkat edilmesi gerekenlerdir. Bu ise yapılan amelin rabbimizin rızası için yapılmasıdır. Dünyevi amaçlar ve menfaatler gözetilerek yapılan ameller kula hiçbir fayda sağlamaz. Öyleyse işlenilen amel de hedef; rabbin rızası, rahmeti hedeflenmelidir.
Bir de yapılan amelin; peygamber efendimizin (s.a.v) sünnetine uygun olması gerekir. Dini konularda peygamberin yaptıklarını yapmamız, nasıl yaptıysa öylece yapmamız, yapmadıklarını ise yapmamamız gerekmektedir.
Diyebiliriz ki: yapılan bir amel de iki şart olması gerekir aksi takdir de o amelden insan hiçbir fayda görmez. Birincisi: amelin Allah rızası için yapılması ve yapılan amelin sünnete uygun olması.
3. Allah yolunda harcanmayan “mal”.
İnsanoğlunun sahip oldukları ancak elinde bir emanettir. Emanetler ise yerlerine iade edilmesi gerekir. O halde bizlere verilenleri, verenin emri ve rızası doğrultusunda harcamamız gerekir. Yaptığımız harcamalar dünyevi gayeler güdüyor ise bu harcamalarımızın bize hiçbir faydası olmaz. Bizlere emanet olarak verilen mallar, verenin razı olmayacağı şekilde harcanır ise, o mallar bizler için bir felakete dönüşür. Zira böyle bir hareket emanetin yerine verilmemesi demektir.
4. Allah Teâlâ'yı sevmekten, O'na kavuşmaya şevk ve özlem duymaktan ve O'nunla birlikte olmaktan arınmış olan “kalp”.
Kalp; Allah sevgisinden mahrum ise onun sevgisinin yerini başka sevgiler alır. Dünya sevgisi, ziynet sevgisi, makam ve mevki sevgisi, zengin olma sevgisi. Bu ise kul için bir felakettir. Zira yaratıcısı, sahibi, her şeyiyle kendisine muhtaç olduğu rabbinin sevgisinden yoksun bir kalp; ölü bir kalptir. Ölü kalp ise sahibini cehenneme götürür.
"Üç haslet vardır; bunlar kimde bulunursa o, imanın tadını tadar:
Allah ve Resulünü, Allah ve Resülünden başka her şeyden fazla sevmek, Sevdiğin! Allah için sevmek, Allah kendisini küfürden kurtardıktan sonra, tekrar küfre dönmeyi ateşe atılmak gibi çirkin ve tehlikeli görmek, asla istememek.” (Buharî, iman 9. Ahmet bin Hanbel, 3/230)
5. Allah Teâlâ'ya itaat ve hizmet etmekten yoksun olan “beden”.
Bir beden Allahın dinine hizmet etmiyor, Allahın dini için yorulmuyor, Allah yolunda kullanılmıyor ise o bedende hayr yoktur. Böyle bir beden bilakis kişiye azap getirir. Zira insana verilen her şey nasıl emanet ise bedende kişiye verilmiş bir emanettir. Emanet, verildiği amaçlar dışında kullanıldığı takdirde kişiye vebal olur. Dolayısıyla kişi; şehvet, mide vb amaçlar uğruna değil Allahın dininin yücelmesi, diğer dinlerin (kanunlar) alçalması için koşturması gerekir. Allah yolunda yıpratılmayan, yaşlandırılmayan beden kişinin aleyhine şahittir.
“O gün onların ağızlarını mühürleriz; yaptıklarını bize elleri anlatır, ayakları da şahitlik eder.” (Yasin, 65)
6. Sevgilinin rızâsına uymayan ve emirlerine bağlı kalmayan “sevgi”.
İnsanı günah işlemeye sevk eden ana faktör böyle bir sevgidir diyebiliriz. Zira Allahın dışında başka şeylerin/kimselerin ilah edinilmesi, peşlerinden gidilmesi, onlardan yardım istenmesi, onlara sığınılması, onların kanunlarıyla hükmedilmesi, kanunlarına başvurulmasının altında yatan etkenlerden biriside “sevgidir”.
7. Allah rızası doğrultusunda harcanmayan “vakit”.
Vakit; insanların sahip olmuş olduğu ve gereği gibi değerini bilemedikleri en değerli nimetlerdendir. Bu nimeti gereği gibi rabbine kul olmada kullananlar kazananlardır. Bu nimetin Rabbin razı olmayacağı şekilde harcanması ise kişiye bir vebaldir.”İki nimet vardır ki; insanların çoğu onların değerini bilmezler: sıhhat ve boş vakit” (Buhari, Rikak,1; Tirmizi, Zühd, 1)
8. Fayda vermeyen “fikir”.
Kişinin Allaha kul olması önünde çok çeşitli engeller vardır. Bunlardan biride beşeri fikirlerdir. Kişinin rabbine kulluk etmesine engel olabilecek, itaatten alıkoyacak, peşinden koşturacak her şey bu konunun içine girer. Fikir bazen kişiyi; kâfirlerin yaşantısına benzetir, hayvanca bir yaşama sürükler, makam mevki sahibi olmaya iter, zengin olup mal mülk edinmeye teşvik eder, bir takım dünya menfaatleri peşinde koşmaya sevk eder.
9. Allah Teâlâ'nın rızâsına yakınlaştırmayan ve dünyanı da düzeltmene sebep olmayan “hizmet”
Kişi hayatta mutlaka bir şeylere hizmet eder. Ya midesine ya fercine ya ailesine ya şeytana ya kafirlere hizmet eder. Oysa hizmet etmesi gereken yegâne merci rabbidir. Rabbe hizmet ise; dine hizmet etmek demektir. Kim rabbinin dinine hizmet ediyor ise kuşkusuz yaratılış gayesini yerine getirmiş olur, her kimde rabbinin dini dışındaki şeylere hizmet ediyor ise o kişide mutlaka kaybetmiş demektir.
10. Allahın dışında başka şey/kimselerden “korkma ve ümit besleme”
Kendisine bir zarar, fayda sağlayamayan, öldürme, hayat verme, yeniden dirilteme konusunda hiçbir gücü ve tasarrufu olmayan, Allah Teâlâ'nın elinde esir olan kimseden korkman ve ona ümit beslemendir. Her kim rabbinin yerine tağutlardan, şeytanlardan, fakir kalmaktan korkarsa kaybetmiş demektir. Her kimde sadece Allahtan korkarak rabbinin dinine hizmetten kendisini alıkoyacak bütün korkulardan uzaklaşır ise şüphesiz korkulması gereken rabbinden korkmuş demektir. Allahın dışındaki korkular; geçici dünya korkularıdır. Allah korkusu ise ahiret korkusudur. Yani sınırsız bir güce, ilme, kudrete, tasarrufa sahip olandan korkmaktır ve sadece ona karşı ümit beslemektir.
Bu kaybedilen şeylerin en büyüğü ve her kaybedilen önemli şeyin temelini oluşturan şeyler, iki tanedir:
1. Kalbi kaybetmektir.
2. Vakti kaybetmektir.
Kalbi kaybetmek; dünyayı, âhirete tercih etmektir.
Vakti kaybetmek ise;(ölmeyecek gibi) uzun emellerle yaşamaktır. Böylece fesadın hepsi; hevâya uyma ve uzun emellerle yaşama biraraya gelmiş olur. Salâhın hepsi de, hidâyete tâbi olma ve Allah Teâlâ ile karşılaşacağı o güne (kıyâmet gününe) hazırlık yapmakla olur.
Hâlimizi Allah Teâlâ'ya havâle ederiz.
Hayret edilen bir konu vardır ki o da şudur:
Bir kimsenin ihtiyacı olur ve bu konuda istek ve arzusunu gidermesi için Allah Teâlâ'ya yönelir de, cehâlet ve haktan yüz çevirme ölümünden kalbinin hayat bulması ve şehvetlerle şüpheler hastalığından iyileşmek için Allah Teâlâ'ya duâ etmez.Fakat ne var ki, kalp öldüğü zaman günah ve isyanını hissetmez.