Gönlümde nice aşk acıları var,
Ah!.. gönlümde nice nice aşk acıları var.
Ruhumda nice aşk coşkuları var,
Nice sevinçler nice coşkular.
Aklımdaki gecelerin karanlığını delerek
Vedâ Tepesi’nden doğan “Dolunay” yerleşti ruhuma.
Alev alev yanıyor kalbim yakıp yok edici o dolunayın ateşiyle.
Ey misk-ü anber kokusu!
Ey “Dolunay”
Ey kızgın çöllerdeki serin ve yemyeşil dal!
Ne güzel bir koku bu kokudan öte
Ne güzel bir nur bu nurdan öte
Ne serin bir gölge bu bir dalın gölgesinden öte.
Ey gülen yüz
Ey gülümseyen dudak
Kendimi gördüm senin yüzünde
Kendi sesimi duydum senin dudağında.
Yüzündeki tecelliyattan ve özündeki rahmetten dolayı
Beden perdesine bürünüp de bize öyle gözüken ay yüzlü,
Eğer örtülerini kaldırıp da görünseydi,
Dayanılmaz bir azap olurdu bizim için
İşte bu nedenle nice perdeler gerdi önümüze.
Gökyüzünde değil
Bizim semâlarımızda doğup parlayan bir alacakaranlık güneşidir “O”.
Çöllerde değil
Bizim çorak gönlümüzde yeşeren bir fidandır “O”.
“O” güneşten ayrı düşmek korkularında ve kâbuslarındayım.
Bulutlardan yağan yağmurlarla gözlerimden akan yaşları karıştırıp
Gönlümde yeşeren o fidanı sulamaktayım.
“O” güzel sevgili yüzündeki tülbendi açıp da görünseydi gözüme
Elim ayağıma dolaşır donar kalırdım.
“O” güzel sevgili gözümün önünden bir an uzaklaşsaydı
Hiç yaşamamış sayılırdım.
Sonsuz güzellik altından bir taç giydirdi o güzel insanın başına.
İşte sırf bundan dolayı âşığım ben,
O günden beri o altın insana.
İblis görseydi Âdem’de “Ahmed”in yüzündeki nûru ve güzelliği
Hiç inat eder miydi?
Hiç geri teper miydi?
Âdem’e secde etmeyi.
İdris Nebî görseydi o sonsuz güzelliğin çizgilerini “Ahmed”de
Nice ilimler yazmaya
Nice dersler vermeye
Hiç girişir miydi?
Belkıs görseydi “O”nun üzerinde oturduğu minderi
Gönlünde ne tahtı kalırdı ne de sarayı.
Ey vâdilerdeki yaşlı ağaçlar
Gönderin bize doğru sabah rüzgârlarıyla o hoş kokularınızı.
Sakın karıştırmayın “O”nun kokudan da öte kokularını.
Ey vâdilerdeki yaşlı ağaçlar
Gösterin bize taze sürgün dallarınızı.
Sakın karıştırmayın her an gençleşen “O” her an tâze fidanı.
Güzel kokular sarıyor her yanımızı
Vâdilerdeki çiçeklerden yayılan kelebeklerle.
Sakın karıştırmayın
“Vedâ Tepesi”nden ebedî saçılan
Öbek öbek “Ahmedî” kokuyu.
Sabâ rüzgârı fısıldıyor Mekke’de ve Medine’de geçen o günleri
Ya da Taif’de, Habeş’de arananları.
Hâlâ oralarda geziniyor Kusvâ’nın ayakları.
Şaşmayın, hiç şaşmayın!
Bu güzelliklere çılgınca âşık olan Muhyiddin İbn’ül Arab’a
Şaşmayın, hiç şaşmayın!
Bir kumru ötse
Hemen sevdiği “O insan”ı… “sevgili”yi hatırlayan
Sevinçlere gark olarak kendinden geçen,
Ve “O Sevgili”de yok olan Arab’a.
ARZULARIN TERCÜMANI
Muhyiddin İbnü’l-Arabî’den
Bir Şiir Demeti