Eskiye dair ne varsa birer birer kayboluyor.
Yok olmaya yüz tutmuş alışkanlıklarımız oluşmaya başladı.
Hani bir zamanlar herkesin yaptığı ama göç ve yeni gençler, yeni alışkanlıklar sonrası uyguladığınızda tuhaf gelen alışkanlıklar.
Eski ile yeniyi harmanlayamadığımızdan, hazmederek, öğrenerek yaşamayı unutup, günlük yaşamaya başladığımızdan dolayı artık pat diye kaçırıyoruz hayatı.
Gözümüzün önünde öyle inanılmaz bir hızla akıp gidiyor ki anlatamam size.
Ne yana baksanız yeni şeylerle karşılaşıyorsunuz ve birkaç ay sonra o yeni diye adlandırdığınız şeyler eskimeye ve yerlerini yenileri almaya başlıyor. İnanın o kadar hızlı akıyor bu gün hayat.
Onun için yeni gençler eskileri pek kolay idrak edemiyorlar.
Biraz eski insanların zevk aldıkları, keyifle yaptıkları şeyleri hayretlerle izliyorlar.
Sonra düşünüyorum kendi kendime, acaba bizde böyle miydik diye.
Hiç sanmıyorum.
O dönemlerde bizim bilgisayarlarımız yoktu.
Onun için Soliter nedir bilmiyorduk.
Sanal bahçelerde çilek ekip, inekleri sağmıyor, çiling çiling sesleri arasında şehrimizi geliştirmiyorduk.
Hep söylüyorum ya biz mendil kapmaca oynarken, ebecilik, saklambaç, kutu kutu pense oynarken dokunuyorduk birbirimize.
Elim sende oynuyorduk.
Ben sevmek dokunmaktır inancını taşıyan bir insanım.
Onun için öyle uzaktan uzağa yazışma muhabbetlerini sevmiyorum. Yapmıyor muyum, mecbur kaldığım zaman elbette yapıyorum ama dokunmanın yerini hiçbir şey tutmuyor.
Biz sanal arkadaşlıklar kuramadık hiç.
Mahallemize yeni birisi taşındıysa ve o evin bizim yaşıtımız çocuğu varsa mutlaka içimizden birkaç kişi evlerine gider ve onu oyunlarımıza, aramıza davet ederdi.
Yani öyle kimseye görmeden invite yollamazdık.
Onu oyunların içinde tanırdık.
O da bizi elbette.
Onun için bu kadar sağlam eskiden gelen dostluklar bu gün.
Ben hala eski mahalle arkadaşlarımla buluşuyorum.
Hala lise arkadaşlarımla bir araya geliyorum.
40 yıldır kopmadan görüştüğüm insanlar var benim.
Oysa şimdi pat diye bitirebiliyorlar dostluklarını ve anında yenisine sağlık deyiveriyorlar.
Doğru bir örnek midir bilemiyorum ama eskiden erkek ya da kız arkadaşı ile ayrıldı ya da evlenemiyor diye amansız hastalığa yakalanan insanlar vardı.
Şimdi öyle mi peki?
Şimdi gençler bu konuda neredeyse skor yapmaya çalışıyorlar.
Kaç kişi ile çıktım, kaç kişi ile birlikte oldum gibi.
Eskiden boşanmalar bu gün ki gibi öyle pat diye olmuyordu.
Kapı gıcırtısından boşanmıyordu insanlar.
Şimdi tahammül sınırları yerle yeksan.
Müdane hiç kalmamış.
Herkes birbirine anında Allah yolunu açık etsin.
Güle güle, ya da bana eyvallah deyiveriyor.
Seni çekemeyeceğim dedi mi bitti.
Eskiden böyle değildi bu işler.
En azından bu kadar sık değildi.
Yuva dediğin, aile dediğin şeyin bir kutsallığı vardı.
Şimdi kutsallık dediğin zaman çok acı ve çok üzüntü verici ama insanlar birbirleri arasına sınıflar koymaya başladı.
İnançlarımız, değerlerimiz, örf, anane, geleneklerimiz bizlerin kimliklerini, rengini, siyasi yaklaşımını belli eden şeyler halini aldı.
Çok fena oldu.
Namaz kılan, oruç tutan yobaz, kılmayan, tutmayan dinsiz, Allahsız gibi sıfatlara büründü.
Hala birbirimize neler yaptığımızı görmeyecek miyiz?
Eskiye dair ne varsa silip süpürdü birileri.
Bunu da kasıtlı olarak yaptı.
Kaleyi içten fethettiler dışarıdan yıkamayacağımızı anladıkları için.
Biz de müsaade ettik.
Hala da kapılarımızı ardına kadar açık bıraktığımız gibi.
Ancak unutmayın yaşınız biraz daha ilerlediğinde, çocuklarınızın değilse bile, torunlarınızın size davranışlarından inanılmaz rahatsız olacaksınız.
Sonra 'Hey gidi eski günler hey' diyeceksiniz ama iş işten çoktan geçmiş olacak…
ALINTIDIR
