..Esir düşme Nefsine..
Nefis, eline fırçasını aldı bir gün. Gördüğü, dokunduğu her yere kendi boyasını vurup süsledi. Önce iradenin gözünü boyadı, sonra aklın ve vicdanın…
Ezan okunuyordu. Ruh kişiye dedi ki,
-Çabuk abdest al, namazını kıl.
Nefis ileri atıldı:
-Dur acele etme, sonra kılarsın.
Ruh tekrar devreye girdi:
-Namazı ilk vaktinde kılmak amellerin en iyisi. Haydi, Rabbin huzuruna varalım.
Nefis susmadı:
-Acelen ne? İşlerini bitirmeye bak.
Ruh, bir kez daha seslendi:
-İşinin bitmesini beklersen namazın çok gecikir. Belki de kılmazsın, kazaya kalır. Kalk haydi…
Nefis hiddetle öne atıldı:
-Yıllardır namaz kılıyorsun. Bir gün de kılmayıver!
Bu diyalogda görüldüğü üzere Hakk’ın divanına durmaya niyetlendiğimiz anda nefisle mücadelemiz başlıyor. Şeytandan taktik alan nefis, yorgunluk ve üşengeçlik hisleri pompalayarak bizi namazdan alıkoymak istiyor. Mücadeleden alnımızın akıyla çıkıp namazı eda etmeyi başardığımızda da nefis boş durmuyor, namazdan kendine pay çıkarıyor. Örneğin ‘namaz kılan biri’ olarak bilinmenin hazzını yaşıyor. Tuzağına düşmezsek bu kez strateji değiştiriyor, ibadetimizin içine riya, beklenti, menfaat gibi duyguları serpiştirerek amelimize gölge düşürüyor.
Evet nefis, şeytanın santrali gibi işliyor. Kin, gazap, öfke, şehvet gibi olumsuz hisler nefis üzerinden insana hâkim oluyor. O, bohemliğe açık bırakılıp olumsuz duyguların etkisinde büyüdükçe söz dinlemez hale geliyor. İnsana sürekli kendi arzularını, heveslerini dayatıyor. Bir süre sonra kişi, onun esiri oluyor, nefsine ait problemlerin hamallığını üstleniyor.
Asrımız insanının böylesi bir hamallığı benimsediğini söylesek yanlış olmaz...
...alıntı...
...Öyle garip bir dünya...
...Olmaz dediğin ne varsa olur...
...Düşmem der düşersin...
...Şaşmam der şaşarsın...
...En garibi de budur ya;...
...Öldüm der durur yine de Yaşarsın...
![[Resim: sems-i-tebrizi-sozleri-ii.jpg]](http://4.bp.blogspot.com/-xGAoZcgkZ7A/UbuBlKhTrxI/AAAAAAAABSI/MhYEJHQBGl4/s1600/sems-i-tebrizi-sozleri-ii.jpg)