RE: es-Siyaset uş Şeriyye-Şeyhulislam İbni Teymiyye(Allah rahmet eylesin)
1.BÖLÜM
-
EMANETLER
--
1. VİLÂYETLER (Kamu Yöneticiliği)
1.1. Vilâyetlerin Ehline Verilmesi
Vilâyetler (umûr-ı idare, idari işler, kamu yöneticiliği), az önce sözü edilen âyetin nüzul sebebidir. Rasûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Mekke'yi fethedip, Kabe'nin anahtarlarını Beni Şeybe'den teslim alınca, Abbas (r.a.), hacıların su ihtiyacının giderilmesi ve Beytullah'ın bakım ve korunmasını (sıkaye ve sidane vazifesini) uhdesinde bulundurmak üzere, onların kendisine verilmesini istirham etti. Bunun üzerine Allah Taâlâ, Kabe'nin anahtarlarının Beni Şeybe'ye geri verilmesi için, bu âyeti indirdi. Öyleyse, veliyyu'l-emr'e düşen, müslümanların herhangi bir işini, bu işe en ehil ve yeterli bulduğuna teslim (tevliye) etmektir.
Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur:
"Kim müslümanların işini üstlenir de, daha ehil olanı varken başkasına bir iş verirse, Allah ve Rasûlune hainlik etmiş olur" (Buharî, Cum'a, 29; Müslim, İmare, 19)
Bir başka rivayette:
"Kim, içlerinde, taklîd (tayin) edeceğinden daha çok halkın sevgisini kazanmış biri bulunduğunu bilerek, bir topluluğa emir tayin ederse, Allah'a, Rasûlune ve müminlere hainlik etmiş olur" (Buhari, Ahkâm, 7; Müslim, İmare, 14) buyurur.
Bazıları bunun, Hz. Ömer'in (r.a.) oğluna söylediği ve İbn Ömer'in de naklettiği sözü olduğunu belirtir. Hz. Ömer (r.a.)
"Kim müslümanların herhangi bir işini üstlenir, sonra da, aralarındaki dostluk ve yakınlık dolayısıyla birine iş verirse, Allah'a, Rasûlune ve müslümanlara hainlik etmiş olur" demektedir.
Veliyyu'l-emr'in, ilmî, askerî, mülkî sınıftaki ve diğer hükümet işlerindeki valileri, hakimleri, ordu komutanlarını, küçük-büyük askeri birlik komutanlarını, hazine vazifelileri, kâtipler, mühürdarlar, haraç, sadaka ve müslümanların diğer mallarıyla ilgili memurların üstlendikleri işe en ehil olanını araştırması ve tespit etmesi gerekir.
Tayin edilen bu memurların da, bu işlerin her birine en ehil olanı getirmesi ve kullanması gereklidir, hatta imamlar, müezzinler, Kur'an okuyanlar, öğretmenler, hac ve posta emirleri, hazine memurları, kale ve şehir bekçi ve kapıcıları, büyük-küçük askeri birliklerin nakibleri, (komutan ve müfettişleri), kabilelerin, çarşıların ve köylerin ileri gelenlerine varıncaya kadar bu yolu takip etmelidir.
Bunlar ve bunlar dışındaki herhangi bir işi üstlenenlerin, bu işe muktedir olanı istihdam etmesi gerekir.
Yoksa vilâyete istekli olana veya bu istekte önce davranana bir öncelik verilmemelidir. Aksine bu tür davranışlar, istihdama engel telakki edilmelidir.
Bir defasında Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in huzuruna bir topluluk girer ve vilâyet ister. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):
"Biz vilâyeti (devlet hizmetini, memuriyeti), ona talip olana vermeyiz" (Hakim, Sahih.) buyurdu.
Yine Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Abdurrahman b. Semure'ye,:
"Ey Abdurrahman! İmaret (memurluğu) isteme, sen istemeden verirlerse yardım edilmiş, isteyerek vermiş olurlarsa bütün yükü üzerine almış olursun" (Buharî, İman, 1; Müslim, İmare, 13.) buyurmuştur.
Peygamberimiz:
"Kim hakimliği ister ve onun için yardım talebinde bulunursa, iş - bütün sorumluluğuyla- ona teslim edilir; hakimliği istemez ve onun için yardım da talep etmezse,- Allah (c.c.) ona, kusurunu örtecek bir melek gönderir" (EbuDavud, Akdıye, 3; Nesaî, Ahkâm, 1.) buyurmaktadır.
İmam, aralarındaki yakınlık, köle - efendi, veya evlilik ya da hemşehrilik ilişkisi, mezhep, tarikat, cins, - mesela Arap, İranlı, Türk, Rum- ırk birliğinden, mal veya menfaat ya da her ne çeşit olursa olsun rüşvet, ehil olanla arasındaki kin ve düşmanlıktan dolayı, ehil ve hak sahibi olanı tayin etmezse, Allah'a, Resulüne ve müminlere hainlik etmiş olur;
"Ey iman edenler! Allah'a ve Rasûl'e hainlik etmeyiniz ki, bile bile kendi emanetlerinize hıyanet etmiş olmayasınız." (Enfal 8/27) âyetindeki yasağın kapsamına da girmiş olur.
Yine Yüce Allah:
"Ve iyi biliniz ki, mallarınız ve evlatlarınız birer fitne (imtihan aracın) dan başka birşey değildir. Allah katında büyük ecir vardır." (Enfal 8/28) buyurmaktadır.
Çünkü insan, oğluna veya kölesine sevgisinden dolayı, bazı vilâyetlere onları tercih edebilir veya haketmediğini ona verebilir, böylelikle de emanete hıyanet etmiş olur; aynı şekilde, evladının servetini arttırmak ve onu korumak ya da bazı dalkavuklara iltimas için böyle yaparsa, yine Allah'a, Rasûlune ve emanete hıyanet etmiş olur. Bunun aksine davranıp arzusuna uymayarak emaneti yerine getireni Allah (c.c). sağlam kılar, kendisinden sonra da ailesini ve malını korur. Fakat, arzularına uyanı da kastını bozmak, ailesini zillete düşürmek ve malını elinden almak suretiyle cezalandırır.
Sözü edilen konuda meşhur bir olay vardır:
Abbasî halifelerinden biri, bir bilginden, daha önce yetiştiği halifelerin başından geçeni anlatmasını istedi. Bunun üzerine bilgin, şu olayı anlatmaya başladı:
Ömer b. Abdulaziz'i ölüm döşeğindeyken gördüm. Kimileri ona:
"Ey Müminlerin emiri! Bir sultan olduğun halde, çocuklarına servet namına bir şey bırakmıyorsun, onları hiçbir şeyleri olmayan yoksullar koymadın mı?" dediler.
Bu vaziyetteki Ömer:
"Onları bana getirin" dedi.
Çocuklarını hemen yanına getirdiler. Ergenliğe ulaşmayan on kadar erkek çocuğu huzuruna alındı. Onları gördüğünde gözleri yaşardı ve:
"Evlatlarım! Allah'a yemin olsun, size ait olan hakkınıza engel olmadım. Başkalarının mallarını da alıp size vermedim. Siz, ya Allah'ın kendilerini dost edindiği salih kimselersiniz, ya da değilsiniz, doğrusu böylelerine de Allah'a isyanda yardımcı olacak bir şey bırakmam. Yanımdan gidebilirsiniz" dedi.
Daha sonra oğullarından kimisinin, Allah yolunda savaşanlara, yüz at ihsan ettiğini gördüm.
Doğunun en uzak noktası Türk bölgelerinden, batıdaki en uzak nokta Endülüs'e, Kıbrıs ve Suriye'den, Tarsus'a, Yemen'e kadar yayılan topraklara hâkim olduğu halde, müslümanların halifesi Ömer'in çocuklarına bıraktığı mirastan her birinin payına düşen işte bu kadarcıktı, hatta dendiğine göre yirmi dirhemden fazla değildi.
Aynı bilgin anlatır:
"Kimi halifelerin çocuklarının miras bölüşümünde, her birinin binaltıyüz dinara sahip olduğunu, ancak daha sonra bunlardan kimisinin insanlara avuç açtığını da gördüm".
Bu konuda her akıllının ibret alacağı çeşitli tarihî kıssalar, zaman içinde görülen olaylar ve öncekilerden duyulan örnekler bulunmaktadır.
Resûl-i Ekrem'in (sallallahu aleyhi ve sellem) sünneti, -önceki açıklamalarda geçtiği gibi- vilâyetin, ehline verilmesi gerekli bir emanet olduğunu göstermektedir. O'nun Ebu Zerr'e imaret (memurluk) hakkında söylediği şu sözleri de bunun örneğidir:
"Memurluk (imaret) emanettir ve hakkıyla yerine getirilmezse, kıyamet gününde rüsvaylık ve pişmanlıktır. Ancak onu, hakkıyla elde edip bihakkın ifa edenler, böyle değildir." (Müslim, İmare, 16; Riyazu's-salihin, II, 67.)
Yine Ebu Hureyre, Rasûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu rivayet eder:
"Emanet kaybedilince, kıyameti bekleyin!".
Bunun üzerine:
"Emanetin kaybedilmesi nedir?" diye soruldu.
"İş ehil olmayana verildiğinde, kıyameti bekleyin" cevabını verdi. (Buharî, İlm, 2.)
Müslümanlar, bu sözlerin, yöneticilerin yanısıra, yetimin vasisinin, vakfın mütevellisinin (nâzıru'l-vakf), malî vekâlet sahibinin tasarruflarında en uygun şekilde hareket etmesi gerektiği mânasına geldiğinde ittifak etmişlerdir.
Nitekim, Yüce Allah:
"Yetimin malına, o erginlik çağına erişene kadar en iyi şeklin dışında yaklaşmayın (en iyi şekilde yaklaşın). Ölçü ve tartıyı doğru yapın. Biz, hiçbir nefse gücünün dışında birşey yüklemeyiz. Söylediğiniz zaman, akraba bile olsa, adil olun. Allah’ın ahdini yerine getirin. Belki öğüt alırsınız diye (Allah) işte bunları size tavsiye etti." (Enam 6/152) buyurmaktadır.
O (Allah (c.c.), "en iyi şekilde" diyerek, "iyi olanla" dememektedir.
Vali (veliyyu'l-emr), bir sürü çobanı gibi, insanların çobanıdır. Bu mânada olmak üzere Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):
"Hepiniz çobansınız; hepiniz güttüğünüzden (idareniz altındakilerden) sorumlusunuz.
İmam, insanların çobanıdır ve güttüğünden -ra'ıyyesinden- sorumludur.
Kadın, kocasının evinin çobanıdır; bu itibarla, o da sorumludur.
Bir köle de efendisinin malının çobanıdır ve ondan sorumludur.
Unutmayın ki, her biriniz çobansınız ve her biriniz elinin altındakilerden sorumludur" (Buharî, Ahkâm, 1; Müslim, İmare, 20.) ;
"Allah, kendisine bir ra'ıyye emanet edip, ona hainlik ederek ölen ra'î'ye, Cennet kokusunu haram kılar" (Buharî, Ahkâm, 8; Müslim, İmare, 21.)buyurur.
Ebu Müslim Havlanî, Muaviye'nin huzuruna girdi ve:
"Allah'ın selâmı sana olsun, ey ecir!" dedi.
Orada bulunanlar, "emir" demesi için kendisini hemen uyardılar. Yine aynısını tekrarlayınca, yeniden uyardılar. Ancak o söylediğinde ısrar etti. Üçüncü kez uyardıklarında, Muaviye:
"Ebu Müslim'i bırakın! O, ne söylediğini daha iyi bilir" dedi. Bunun üzerine Ebu Müslim de:
"Sen, yalnızca ecirsin. Allah, seni, bu sürüyü gütmek için kiraladı. Eğer sen, onun uyuzunu iyileştirir, hastasını tedavi eder ve hastalık sirayet etmemesi için sağlamları bir tarafa ayırırsan, sana ücretini verir. Fakat, böyle yapmazsan, efendin seni cezalandırır" cevabını verdi.
Bu tarihî olay, ibret alma hususunda gayet açıktır.
Halk, Allah'ın kulları; valiler (vulât) ise, Allah'ın kulları için seçtiği naipleridir.
Öte yandan, valiler, iki ortaktan biri gibi, kulların vekilleri yerindedir. Valilikte; velayet ve vekâlet nitelikleri, birlikte bulunmaktadır. Veli ve vekil; işleri için birini kendi yerine tayin edip, ticarette veya taşınmazlarda daha uygun hareket tarzını terkedince ya da ticaret malını daha iyi fiyat varken düşüğüyle satınca, temsil ettiğine hainlik etmiş olur. Özellikle, aralarında sevgi ve yakınlık bulunana devredince, temsil yetkisi veren ona kızar ve onu kınar, hıyanet ettiğini, yakınma veya arkadaşına iltimas geçtiğini görür.