You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Eş Seçimi Nasıl olur ve Dikkat Edilmesi Gerekenler[Detaylı Anlatım]

Eş Seçimi Nasıl olur ve Dikkat Edilmesi Gerekenler[Detaylı Anlatım]

Forumcu
RE: Eş Seçimi Nasıl olur ve Dikkat Edilmesi Gerekenler[Detaylı Anlatım]
İSLAM’A GÖRE EŞ SEÇİMİ

Eş Seçimindeki Kıstaslar

Eş olarak kimi seçmeliyiz?

Şimdi konumuzun en önemli faslına ulaşmış bulunmaktayız. Şu ana kadar açıkladığımız her şey bu fasıl için ön hazırlık konumundaydı. Yani konumuzun aslı; “Birlikte mutlu bir hayat yaşayabilmemiz ve birbirimizin olgunlaşmasına katkıda bulunabilmemiz için hangi ölçülerle, hangi özelliklerle, hangi kriterlerle ve hangi kıstaslarla eş olarak kimi seçmeliyiz?” konusu hakkındadır. Bizim, önceki konuları açıklamamızdaki asıl hedef işte budur. Bütün telaşımız bu konu hakkındadır.

Yani, kız ve erkek bütün gençler; birbirlerine uygun olan, birbirlerine benzer ölçülere sahip olan ve birbirlerine yakışan eşler seçmelidirler. Eğer bu şartlar gerçekleşir ve bu uyumluluk sağlanırsa, öteki sorunlar kolayca halledilebilecektir. Eğer bu aşamalarda yanlış yapmazlarsa, öteki aşamaları geçmek daha da kolaylaşacaktır.

Cesaretle şöyle söylemek mümkündür:

“Ailesel yaşam” içinde gerçekleşen sorunların en önemlileri, kız ve erkeğin seçim konusunda yanlış yapmalarından ve kendileri için uygun olan eşi seçmediklerinden dolayı kaynaklanmaktadır. Uyumsuzluktan ve denksizlikten dolayı birçok ailenin yıkıldığını görmüş bulunmaktayız. Ortak yaşam içinde meydana gelen sorunların birçoğu “Yanlış eş seçimi”nden kaynaklanmıştır.

Dikkat!

(Kız ve erkek) Kardeşim! Bir ömür boyunca birlikte yaşamak istediğin bir kimseyi seçmek istiyorsun. Dolayısıyla kimi seçtiğine çok iyi bak. İnsan yaşamındaki hiçbir seçim (Din ve mezhep seçimi hariç) eş seçimi kadar önemli değildir.

Bu seçim, senin mutluluğun ve mutsuzluğun konusunda çok önemli bir role sahiptir. Yapabildiğin kadar titiz ol. İnsanlara danış. Araştırma yap. Yanlış yapmamak için dikkat et. İçgüdüsel duygulardan dolayı karar verme. Yanlış etkenlerin tesiri altında kalmamaya dikkat et. Eğer sana münasip olmayan, liyakati bulunmayan ve uygun olmayan bir kimseyle evlenirsen işin çok zor olacaktır.

Sakın kendi kendine şöyle söyleme: “Şimdilik evlenelim. Eğer gelecekte birlikte yaşayamazsak boşanırız.”

Buna benzer düşünceleri aklından çıkarmalısın. Boşanmak; çok zor bir iştir. Hatta bazı durumlarda olanaksızdır. Özellikle işin içinde bir de çocuk varsa kesinlikle mümkün değildir.

Şu düşünceyi benimseyip güçlendirmelisin:

“Ben, bir ömür boyunca birlikte mutlu olarak yaşayacağım bir eş seçmek istiyorum.”

Şimdiden “boşanma köprüsünü” arkada bırakarak yıkıp gitmelisin. Ömrünün sonuna kadar birlikte yaşayacağın bir eş seçmek için bütün dikkatini toplamalısın. Çok ölçülü davran.

Önceki açıklamalarımızda evlenme konusunda acele edilmesini tavsiye etmemizin anlamı; dikkatsizlik ve acelecilik değildir. “Acele” ile birlikte “dikkat” de olmalıdır. Bu ikisi, yani “Acele ve dikkat” birbirlerine aykırı olan şeyler değildirler. Hatta “dikkat” etmeye aykırı olan şey “aceleci” davranmaktır.

Seçim Konusunda Dikkat Etmek ve Evlilik Konusunda Kolaylaştırıcı Olmak

İslam’ın evlilik konusundaki yasalarının genelini incelediğimiz zaman, şu sonuca ulaşmaktayız:

İslam dini evlilik müessesesine bağlı olan örnek olarak; mihr, çeyiz, takı, örf, adap, tören v.b. benzer konularda kolaylaştırmayı ve sadeliği emretmektedir. Ancak “Eş seçimi” konusunda dikkatli olmayı emretmektedir. Evlendirme konusu hakkında şöyle buyurmaktadır:

“Kolaylaştırınız… Çok dikkat etmeyiniz… Evliliklerin en hayırlısı, en kolay olanıdır… Eşlerin en iyileri, mihrleri en az olanlardır… Eşlerin en iyileri, masrafları en az olanlardır…

Ancak sıra “Eş seçimi” ve “Eş seçiminin ölçüleri” konularına gelince şöyle buyurmaktadır:

Dikkat ediniz… Çöplükte büyümüş olan gülden sakının… Aptalla evlenmekten kaçının… Boynuna taktığın gerdanlığa iyi bak…[1]

Bu konu hakkında daha birçok uyarı bulunmaktadır.

Bundan dolayı, bu “İki çeşit yasa” birbirleriyle karıştırılmaması ve yanlış yapılmaması için çok dikkat edilmelidir. “Kolaylaştırmak” kendi yerinde “Dikkat etmek” de kendi yerinde olmalıdır. “Her şey kendi yerinde güzeldir.”

Eş Seçimindeki Kıstaslar

Eş seçmek için bazı kıstaslara sahip olmak zorundayız. Yani kız ve erkek, “Nasıl bir eş istemektedirler? Özellikleri nelerdir? gibi konular hakkında bazı kıstaslara ve ölçülere sahip olmalıdırlar. Örnek olarak; yolculuğa çıkmak isteyen bir kimse, öncelikle gideceği yeri belirlemeli sonra yolculuğa çıkmalıdır. Ancak yolculuğa çıkması gerektiğini bilir de, gideceği yeri göz önünde bulundurmazsa; şaşkın bir halde oradan oraya dönüp duracaktır.

Eş seçimi konusunda göz önünde bulundurulması gereken kıstaslar, ölçüler, değerler ve özellikler iki kısımdır:

a-Mutlu bir yaşam için kesinlikle gerekli olan kıstaslar.

b-Olgunlaşmak, daha güzel olmak, daha iyi yaşamak için olan ve genellikle kişilerin yapılarıyla ilgisi olan kıstaslar.

Şimdi bu kıstasları, ölçüleri, özellikleri ve değerleri incelemeye başlayacağız:

Bir-Dindarlık

(Kesinlikle gerekli olan kıstaslardandır.)

Dini olmayan bir insan her şeye sahip olsa da, hiçbir şeyi yok demektir. Dinsiz bir insan, hakikatte “Hareket eden bir ölü” gibidir. Yaşamın en asli konusu olan dine bağlı olmayan bir insanın; hayatını paylaştığı kimsenin ve eşinin haklarına saygı göstereceğine dair hiçbir garanti bulunmamaktadır.

Dindar bir insan, hiçbir zaman dinsiz bir eşle anlaşamaz ve mutlu bir yaşam sürdüremez. Dindar bir insan, eşinin öteki eksikliklerine tahammül edebilir. Ancak “Dinsizlik ve laubalilik” gibi eksikliklere tahammül etmesi olanaksızdır.

Evet, eğer ikisi de dinsiz olurlarsa ya da dinsel yasalara ilgisiz davranırlarsa; birbirlerine tahammül etmeleri mümkün olabilir. Ve birlikte de yaşayabilirler.

Ancak onların yaşamları, hiçbir zaman mutlu bir yaşam olmayacaktır. Çünkü “Mutluluk”, “Din” olmaksızın olanaksızdır. Kesinlikle olanaksızdır. Evet, bazı şeyleri “Mutluluk” unvanıyla kabul edebilirler ve kendilerini de “Mutlu” sanabilirler. Ancak bu sanıları cahilce bir sanıdır. Yani mutsuzdurlar. Ancak mutlu olduklarını hayal etmektedirler.

Netice olarak, dindar bir insan dindar bir eş isteyecektir. Eğer biri dindar ve öteki dinsiz olursa asla mutlu olamayacaklardır.

Kuşkusuz “Dindar olmak” ile kast olunan şey; hakiki anlamda dindar olmaktır. Yani İslam’a sıkı sıkıya bağlı olunmalıdır. İslam, candan kabul edilmelidir. Yasalarına amel edilmelidir. Bu bağlamda yüzeysel ve amelsiz bir dindarlık kast edilmemiştir.

Peygamber Efendimizin (s.a.a.) Kelamından Bir Nur

Bir adam, eş seçimi konusunda bilgi edinmek için peygamberimizin (s.a.a.) yanına geldi. Efendimiz ona şöyle buyurdu:

Dindar bir eş seçmelisin.[2]

Başka bir yerde de tarih içinde yaşayan bütün insanlara hitap ederek şöyle buyurmaktadır:

Dindar bir eş seçmelisiniz.[3]

Yine başka bir yerde şöyle buyurmaktadır:

Yüce Allah, bir kadınla mal varlığından dolayı evlenen bir kimseyi kendi haline bırakır. Bir kadınla yalnızca güzelliğinden dolayı evlenen bir kimse, kadında hoş olmayan şeyler görecektir. Bir kadınla dindarlığından dolayı evlenen bir kimse için, yüce Allah bütün özellikleri bir araya getirecektir.

Hadisin ortasında çok zarif bir nokta bulunmaktadır. Yani eğer yalnızca güzelliğinden dolayı evlenen bir kimse, kadında hoş olmayan şeyler görecektir. Belki “Hoş olmayan şeyler”’den biri şu olabilir: Dinsiz güzel bir eşin güzelliği, belki de utanç kaynağı olacaktır. Kadınla evlenmesinde asıl hedefi oluşturan güzellik, mutsuzluk ve utanç nedeni olacaktır.

Soru ve Eleştiri:

Bu noktada şöyle bir soru ve eleştiri ile karşı karşıya kalabiliriz:

Eğer “Dindar olmak” mutluluğun asli kıstası ve ölçüsü ise; niçin yaşamları güzel olmayan hatta perişan olan birçok dindar aile görmekteyiz?

Cevap:

İlk olarak; Dindarlık ile kast olunan şey, hakiki dindarlıktır. Yani biz bütün amellerinde, sözlerinde, ahlakında, davranışlarında ve uygulamalarında İslam’a uyan kişiye “Dindar” kimse diyoruz. Böyle bir insan, kesinlikle örnek bir kişi olacaktır. İslam dini, yüce Allah’ın insanların mutluluğu için yasalaştırdığı kanunlar bütünüdür. Eğer yüce Allah’ın emrettiği gibi uygulanırsa kesinlikle mutluluk nedeni olacaktır. İslam dini, herkesin yaptığı zaman hakiki dindar olacağı yüzeysel uygulamalar bütünü değildir.

İkinci olarak; Belki de sorun başka yönlerden kaynaklanmaktadır. Yani kişi hakiki dindar olabilir. Ancak ortak bir yaşam için mutluluk şartları olan öteki özelliklere ve sıfatlara sahip olmayabilir. Örnek olarak; fikirsel ve ahlaksal bakımdan aynı değerlere sahip olmayabilirler. Dolayısıyla “Dindar olmak” asli kıstas olsa da, eş seçiminde göz önünde bulundurulması gereken başka kıstasların da var olduğu unutulmamalıdır. (Bu kıstaslar sonraki sayfalarda açıklanacaktır.)

Üçüncü olarak; Belki de sorun başka bir taraftan kaynaklanmış olabilir. Yani siz, dindar olduğunu sandığınız iki eşten yalnızca birini tanımış, ancak ötekini tanımamış olabilirsiniz. Dolayısıyla tanımadığınız kişinin dindarlığından haberdar olmamış olabilirsiniz. Belki o, hakiki dindar olmayabilir. Asıl sorun da işte bu olabilir.

Dördüncü olarak; Belki de ikisinden biri veya her ikisi de ruhsal ve sinirsel rahatsızlık sahibi olabilirler. Bu tür hastalıklar, ailesel bir hayat içinde birçok soruna neden olmaktadırlar. Dindar kimseler de, bazı etkenlerden dolayı sinirsel ve ruhsal hastalıklara yakalanabilirler.

Sonuç olarak, dindar olmak ve mümin olmak; uygun bir eşin sahip olması gereken en asli özelliklerden biridir. Evlenmeden önce kesinlikle bu konu hakkında araştırılma yapılması gerekmektedir.

Dindar Olmanın Yararları

Bu özellik, daha birçok yararlara sahiptir. Yani “Dindar olmak” birçok dallara ve meyvelere sahip olan bir kök gibidir.

Örnek olarak;

a-Namus. Dindar bir kimse, kesinlikle namuslu olur. Eğer namuslu değilse dindar değil demektir.

b-Tesettür. Tesettür “Dindarlık Ağacı”nın meyvelerinden ve ürünlerinden biridir. Tesettür, yalnızca kadınlara ve kızlara ait bir özellik değildir. Hatta erkekler de tesettür sahibi olmak zorundadırlar. Ancak, kadınların tesettürü ile erkeklerin tesettürü arasında dağlar kadar fark vardır. Bu konu da, kadınların daha çekici olmalarından, aynı zamanda erkeklerle kadınlar arasında bedensel ve cinsel yönden bazı farklar bulunmasından dolayı kaynaklanmaktadır.

c-Asalet.

d-Hayâ. Hayâsı olmayan kimsenin, dini yoktur. Öyleyse, hayâsı olmayan kimsenin dini de yok demektir. Dini olmayan kimsenin de hayâsı yok demektir.

“Dindar Olmayan” Gençler Ne Yapmalıdırlar?

Şu ana kadar ilk kıstas (Dindarlık) hakkında açıklanan konular, daha çok “Dindarlar” ile ilgili olan şeylerdi. Peki, “Dindar olmayan” kişiler ne yapmalıdırlar?

Cevap:

İlk olarak; Onlar da dindar olmalıdırlar. Dindarlar gibi yaşamalıdırlar. Din ve iman, insanın dünya ve ahiret mutluluğunun garantisidir. Dolayısıyla, akıllı olan her insanın “Mutluluk garantisi”ni elde etmesi farzdır. Bu konuda ne kadar araştırma, inceleme ve danışma yapılırsa o kadar yeri vardır. Nitekim akıl şöyle hükmetmektedir:

İnsan, dünyalık ihtiyaçlarını gidermek için çalışmak zorundadır.

Yine şöyle hükmetmektedir:

İnsan, sonsuz mutluluğa ulaşmak için de çalışmak zorundadır.

İkinci olarak; “Dindar olanların” sahip oldukları bazı özelliklere “Dindar olmayanlar” da sahip olmak zorundadırlar. İtikat ve uygulama bakımından dine ve imana inancı olmayan bir insan, yine de eş seçimi konusunda dindarların sahip oldukları bazı özellikleri göz önünde bulundurmalıdırlar.

Örnek olarak; dindar olmayan bir eş de namus, asalet ve cinsel paklık gibi özelliklere sahip olmak zorundadır. Yoksa yaşamlarında birçok sorun meydana gelecektir. Çünkü hatta dindar olmayan insanlar bile, eşlerinin namussuzluk etmelerini kabul edemezler. (Böyle bir şeyi insanlık değerlerini yitirenlerden başkaları kabul etmezler. Onlar da bizim konumuzun dışındadırlar.)

İnsanın kendisi farkına varmasa ve dine inancı olmasa bile; ne kadar namuslu olursa, ne kadar asil olursa ve ne kadar pak olursa olsun aynı oranda da “Dindar” olacaktır. Çünkü namuslu olmak, asil olmak, pak olmak gibi genel olarak kemal sayılan bütün özellikler, dinsel niteliklerdir.

Sonuç olarak, hiçbir şey namussuz, iffetsiz ve şerefsiz bir kimse ile evlenmeyi caiz kılamaz.

Dolayısıyla “İmansız olan ve dindar olmayan” kişiler, eş seçimi konusunda, en azından ilk kıstas “Dindarlık” ile ilgili olan namus, asalet ve cinsel paklık konularını göz önünde bulundurmalıdırlar.

Bu faslın sonunda, yine bu konu hakkında açıklamalarda bulunacağız.

İki- Güzel Ahlak

(İki tarafında kesinlikle sahip olması gereken özellik)

“Güzel ahlak” ile kast olunan şey; yalnızca “güler yüzlülük ve tatlı dillilik” değildir. Çünkü gülmek v.b. gibi özellikler, bazı durumlarda ahlaka uymamasının yanı sıra, ahlak dışı olarak da belirmektedir. Dolayısıyla güzel ahlak ile kast olunan şey; “dinsel ve akılsal açıdan beğenilen sıfatlar” dır.

Güzel Ahlakın Eş Seçimi Konusundaki Yeri

Peygamber efendimiz (s.a.a.) iyi eşin özellikleri konusunda şöyle buyurmaktadır:

“Ahlakı ve dini güzel olan bir kimseyle evlenin. Eğer böyle yapmazsanız büyük bir fesat ve fitne ortaya çıkacaktır.”[4]

Sizin de okuduğunuz gibi, peygamber efendimiz (s.a.a.) “Ahlak ve Din” kıstaslarını eş seçimi konusundaki iki asli ölçü olarak tanıtmaktadır. Bu ikisi, mutlu bir yaşamın temelini oluşturmaktadırlar. Öteki unsurların önemleri, bu ikisinin öneminden sonradır.

Hüseyin Bin Beşşar Basiti adında olan bir Müslüman, İmam Rıza’ya (a.), kızını istedikleri ve bu konuda ne yapması gerektiği hakkında bir mektup yazarak şöyle dedi:

“Akrabalarımdan kötü ahlaklı bir kişi kızımı istemeye geldi. Ne yapmam gerekir? Kızımı ona vereyim mi vermeyeyim mi? Sizin emriniz nedir?”

İmam Rıza (a.s) cevap olarak şöyle buyurmuştur:

Kötü ahlaklı ise kızını ona verme.

Gördüğünüz gibi, İmam Rıza (a.) hoşlanılmayan özellikten dolayı, açık bir şekilde olumsuz bir cevap vermiştir. Bir ömür boyunca kötü ahlaklı bir insanla birlikte yaşamak; hapishanede çirkin suçlularla birlikte yaşamaya benzemektedir. İki eşten birinin kötü ahlaklı olması; öteki eşe ve hatta çocuklarına da etki edecektir.

İyi ve Kötü Ahlakın Numuneleri

Şimdi, ahlak kavramının daha iyi anlaşılması ve “eş seçimi” konusundaki öneminin daha güzel bilinmesi için; iyi ahlak konusunda daha ayrıntılı bir şekilde açıklamalarda bulunacağız ve ikisinden de örnekler vereceğiz:

1-Tatlı Dillilik ve Kötü Dillilik

Kötü dillilik, uzun dillilik, dil ile sokmak, edepsizce söz söylemek, korkusuzca konuşmak, sövmek, küfür etmek v.b. benzer örnekler “Kötü Ahlak”ın en seçkin numunelerindendir.

Tatlı dillilik, konuşma konusunda mülayim huylu olmak, edeplice söz söylemek v.b. benzer örnekler de “Güzel Ahlak”ın en açık belirtilerindendir.

“Dil, insanın iç dünyanın açıklayıcısı ve tercümanıdır.” konusu bir hakikattir. “Testiden içinde olan şey çıkar.” İnsanın içinin sağlıklı ve pak olması aynı zamanda da dilinin kötü, küfürcü ve yaralayıcı olması olanaksızdır. Dil, insanın içini gösteren bir penceredir. Dil, kalbin aynasıdır.

2-Saygıdeğer Olmak ve Haset Etmek

“Haset etmek” kötü ahlakın en önemli belirtilerindendir. Saygıdeğer olmak ise, güzel ahlakın en seçkin örneklerindendir.

3-İyi Huyluluk ve Kötü Huyluluk

Kötü huylu bir insanla yaşamak çok zordur. Ancak iyi huylu bir insanla yaşamak insana neşe ve umut verir. İyi huyluluk, imanlı olmanın belirtilerinden biridir. Kötü huyluluk ise, iman zayıflılığının göstergelerindendir.

Bu konunun başlangıcında açıklandığı gibi, iyi huylu ve güler yüzlü olmak, her zaman ve her yerde iyi ahlakın belirtisi olamaz. Örnek olarak; Kadınların ve erkeklerin, namahrem bir kişinin karşısında güler yüzlü bir şekilde davranmaları ahlaksızlıktır. Aynı zamanda da çok kötü bir ameldir.

Aynı şekilde gülmek ya da güldürmek için başkaları hakkında gıybet etmek, alay etmek ve ayıp araştırması yapmak da İslami ahlakın karşısında olan davranışlardandır. Aynı zamanda da haramdır.

4-Hakkı Kabul Etmek ve Hak Karşısında İnat Etmek

İnatçılık ve sivri kafalılık, ailesel bir yaşama çok ağır darbeler vurmaktadır.

5-Akıllıca Alçak Gönüllü Olmak ve Aptalca Gururlu Olmak

6-Doğru Sözlü Olmak ve Yalancı Olmak

7-Ağır Başlı Olmak ve Şımarık Olmak

8-Sabırlı Olmak ve Sabırsız Olmak

9-İyi Sanıda Bulunmak ve Kötü Sanıda Bulunmak

10-Sevgiyle Yaklaşmak ve Sevgisizce Yaklaşmak

11-Bağışlamak ve Kincilik Etmek

12-Edepli Olmak ve Edepsiz Olmak

13-Cesur Olmak ve Korkak Olmak

14-Uysal Olmak ve Hırçın Olmak

15-Vefakâr Olmak ve Vefasız Olmak

16-Cömert Olmak ve Cimrilik Etmek

17-Kanaatkâr Olmak ve Hırslı Davranmak

Ve…

Bir Soruya Cevap

Soru: Bu sıfatların varlığını ve yokluğunu belirleme yolu var mıdır? Yani eş seçimi konusunda, eş olarak seçeceğimiz kişinin böyle özelliklere sahip olduğunu ya da olmadığını nasıl belirleyeceğiz?

Cevap: Kitabı okumaya devam ediniz. Kitabın altıncı faslında bu sorunun cevabını bulacaksınız.

Üç- Ailesel Asalet

(İki tarafında kesinlikle sahip olması gereken en önemli özelliklerdendir.)

“Ailesel Asalet” ile kast olunan şey; toplum içindeki mevki, makam, şan, şöhret, servet v.b. gibi şeyler değildir. Maksat; dindar olmak, pak olmak, şerefli olmak v.b. gibi değerlerdir.

Bir kişiyle evlenmek; bir aileyle, bir soyla ve bir neseple bağ kurmaya eş değerdedir.

Eş seçimi konusunda insanın şöyle söylemesi mantıklı değildir: “Ben yalnızca bu kişiyle evlenmek istiyorum. Ailesiyle, akrabasıyla ve sülalesiyle işim yoktur.”

Çünkü:

1-Evlenilmek istenilen kişi, adı geçen ailenin ya da sülalenin bir parçasıdır. Veya adı geçen ağacın dallarından biridir. Bu dal, adı geçen ağacın kökleriyle beslenerek büyümüştür. Dolayısıyla adı geçen ailenin ya da sülalenin ahlaksal, ruhsal, fikirsel ve bedensel özelliklerinin birçoğu; kalıtım, eğitim, ortam, gelenek v.b. gibi yollarla evlenilmek istenen kişiye geçtiği çok açıktır.

Peygamber efendimiz (s.a.a.) bu konuda şöyle buyurmaktadır:

Salih bir aileden olan kişilerle evleniniz. Çünkü ırk[5] (özellikleri) etki yapar.[6]

Efendimiz (s.a.a.) başka bir yerde de şöyle buyurmaktadır:

Çocuklarını nerede karar kılacağına (anne ya da baba olarak kimi seçeceğine) iyi bak. Çünkü ırksal özellikler etki yapar.

2-Senin onlarla işin olmasa bile, onların kesinlikle seninle işleri olacaktır. Eşini onlardan ve onları eşinden asla ayıramazsın. Kendin de onlarla olan ilişkini koparıp atamazsın. Dolayısıyla bir ömür boyunca onlarla birlikte yaşamak zorundasın.

Eğer eşin ailesi veya sülalesi fesat ehli olurlarsa, hayatı insana zehir ederler. Onların, yaşamınıza müdahale etmelerini önlemeniz çok zordur. Bütünüyle ilişkiyi kesmek de olanaksızdır.

3-Onların iyi bir ad’a sahip olmaları ya da kötü bir ad’a sahip olmaları, ömrün sonuna kadar insanla birlikte olacaktır. Yaşam içinde tesir edecektir. Onların kötü bir ad’a sahip olmalarına tahammül etmek çok zordur.

4-Onların sıfatları ve özellikleri gelecek kuşaklar üzerinde etki yapacaktır.

Peygamber efendimiz (s.a.a.) bu konuda şöyle buyurmaktadır:

Eş olarak kimi seçeceğinize çok iyi bakın. Çünkü çocuklar, dayılarına benzerler.[7]

Kız ve erkek kardeşlerim! Önemli konularda, hiçbir zaman duygusal davranılmamalı ve duygusal olarak karar verilmemelidir. Eş seçimi, eğer aklın kontrolü dışına çıkar da duygusal ve yüzeysel bir konumda karar alırsa; mutsuzluğu ve kara günleri de beraberinde getirecektir.

Şimdi sen, hayatın içinde var olan büyük bir değişimle karşı karşıyasın. Ne yapacağına çok dikkat et. Şimdi kaderini bir aileyle ve bir sülaleyle birleştirmek istiyorsun. Bu birlikteliğin ürünleri; rüşt, kemal, olgunluk, mutluluk v.b. gibi değerler olmak zorundadır. Çöküş, yıkılış, mutsuzluk, kara günler v.b. gibi şeyler değil.

Ayakta durarak seni muhatap alan peygamber efendimizi (s.a.a.) canı gönülden dinle ve uyarıcı sözlerine bir bak:

Peygamber efendimiz (s.a.a.) konuşmak için ayağa kalkarak şöyle buyurdu: Ey insanlar! Çöplükte kirli suların içinde büyüyen yeşilden sakının. Peygamberimize şöyle soruldu: Ey Allah Rasulü! Çöplükte kirli suların içinde büyüyen yeşil nedir? Efendimiz şöyle buyurdu: Kötü bir aile içinde büyüyen güzel bir kadındır. (Erkek de böyledir.)[8]

Yüzeysel hileye aldanan ve kendilerini içinden çıkmaları olanaksız olan bir bataklığa atan birçok genç görmüş bulunmaktayız.

Soru ve Cevap

Soru: Kötü ailelerden iyi çocukların dünyaya geldiklerini ve iyi ailelerden de kötü çocukların dünyaya geldiklerini görmekteyiz. Bunun nedeni nedir?

Cevap:

İlk olarak; evet, böyledir. Ancak bu konu ara sıra gerçekleşmektedir. İstisnalar her zaman vardı ve var olacaktır. Bazen bataklıkta bir gül büyümektedir. Bazen de gülistanda diken büyümektedir. Ancak istisnalar üzerine genel yasalar düzenlemek doğru değildir. Bizim açıkladığımız şeyler, genellikle olan konulardır.

İkinci olarak; istisnalar da aslıyla ortak yönlere sahiptir. Kesinlikle ortak yönlerin etkileri bulunmaktadır. Belki bunlar, normal durumlarda ortaya çıkmayabilir. Ancak olağan üstü durumlarda kendilerini gösterecektir.

Üçüncü olarak; Eğer bir kimse evlenilecek olan kişinin aslından ayrı olduğuna; aynı şekilde onu aslından ayırabileceğine; ailesinin hayatlarına müdahale etmelerini önleyebileceğine; yaşamlarına karıştırtmayacağına; kesin gözüyle bakabiliyorsa onunla evlenebilir. Ancak bu işi, herkes yapamaz.

Başka Bir Soru: Peki kötü ailelerin çocukları ne yapmalıdırlar? Evlenmemeli midirler?

Cevap: Bu (beşinci) faslın sonunda, bu sorunun cevabı, çok geniş bir şekilde açıklanacaktır. Allah izin verirse.

Dört- Akıl

(İki tarafında sahip olması gereken temel şarttır.)

Mutlu bir yaşamın oluşması için, akla ve sağlıklı bir düşünceye ihtiyaç vardır.

Akıl, hayat yolunu aydınlatan bir lamba gibidir. İnsanın uygun karar verebilmesi için yoldaki çukurları ve bozuklukları gösterir. Akıl, iyilikleri kötülüklerden ayırt etme vesilesidir.

Kadın ve erkek, hayatı doğru bir şekilde idare etmek ve iyi çocuklar yetiştirmek için, akıl ve fikir gücüne sahip olmalıdırlar.

Müminlerin Emiri Ali (a.) aptal (akılsız ve şuursuz) bir kişiyle evlenmeyi şiddetle ret ederek şöyle buyurmaktadır:

Aptallarla evlenmekten sakının. Çünkü onlarla yaşamak ve beraber hareket etmek beladır. Çocukları da bozuk (kötü) olur.[9]

İmamın (a.) bu sözlerinde iki önemli nokta açıklanmıştır. İlk nokta; aptal bir eşle yaşamak ve beraber hareket etmek, akıllı bir insanın yüreğini ağzına getirecek kadar büyük bir beladır. İkinci nokta ise; çocukların kötü olmaları ve yok olmalarıdır. Çünkü bu konular, hem genetik yollarla, hem de eğitim ve ahlak yollarıyla sirayet etmektedir. Sonuç olarak her ikisi de, büyük bir hüsrandır.

Dikkat!

Belki bir insan okuryazar olabilir. Ancak akıllı olmayabilir. Ya da akıllı olabilir. Ancak okuryazar olmayabilir. Yani okuryazar olmak, akıllı olmak demek değildir. Nitekim akıllı olmak da okuryazar olmakla eş değerde değildir. İlim ve akıl, birbirlerine etki yaparlar. Ancak birbirlerinin aynısı değildirler. Bu bakımdan, bir kişi okuryazar olabilir. Ancak akıl gücüne ve yaşamı biliş kudretine sahip olmayabilir. Aynı şekilde, bir kişi okuryazar olmayabilir. Ancak yaşamı akıllıca idare etmesini bilebilir. Eğer bu ikisi (akıl ve ilim) bir arada toplanırlarsa, nur üstüne nur demektir.

Aynı şekilde bazı uyanıklıkları, sahtekârlıkları ve düzenbazlıkları; akıllılık ve bunları yapan kişileri de akıllı olarak adlandırmamak gerekir.

Aklın ve Akıllı Olmanın İmam Sadık’ın (a.) Sözüne Göre Anlamı

İmam Sadık’a (a.) “Akıl nedir?”diye sorulunca şöyle buyurmuştur:

Kendisinin yardımıyla Rahman’a kulluk edilen ve cennete ulaşılan şeydir.

Soru soran kişi şöyle dedi:

Öyleyse Muaviye’nin (Allah ona lanet etsin) sahip olduğu şey neydi? (Çünkü onun sahip olduğu şey onu çok siyasetçi, çok hileci ve çok uyanık yapmıştı.)

İmam şöyle cevap verdi:

Onun sahip olduğu şey sahtekârlık ve şeytanlık idi. Bu ise, aklın kendisi değil akla benzeyen bir şeydir.[10]

Soğuk Bir Örnek

Akıl ve zeka bakımından zayıf olan ancak görüntü olarak güzel bir kızı, “Ğulam”’a istediler. Ğulam başlangıçta, kızın akıl ve zekâ bakımından zayıf olduğunun farkına varmıştı. Dolayısıyla onunla evlenmekten kaçınmak istedi. Ancak kızın güzelliği, onun akıl gözünü kör etmişti.

Sonuç olarak onunla evlendi… Bir süre geçince ve “Sular değirmenden akınca” sorunlar ortaya çıkmaya başladı. Çünkü Ğulam’ı aldatan ve her şeyi onun gözüne süslü gösteren kızın güzelliğinin, artık devam edecek gücü kalmamıştı. Bir eşin sahip olması gereken sorumlulukları üslenemiyordu. Kız; kocasına eşlik yapamıyor, onunla dostluk edemiyor ve ona yardımda bulunamıyordu. Yaşamları günden güne kötüye gidiyordu… Bununla birlikte çocuk sahibi de olmuşlardı.

Yeni dünyaya gelen bir çocuk (genellikle) yaşamı daha tatlı ve daha umut dolu bir hale getirir. Ancak bunların yaşamlarında böyle olmamasının yanı sıra, sorunları ve problemleri de artırmıştı. Çünkü kız, çocuğu yetiştirme gücüne sahip değildi. Dolayısıyla çocuk için iyi bir anne olamıyordu.

Ğulam, eşini bir psikolog uzmanın yanına götürdü. (Hâlbuki bu işi evlenmeden önce yapması gerekiyordu.) Psikolog uzman kızın aklının ve zekâsının az olduğunu, yaşına oranla yarım akla sahip bulunduğunu ve tedavi edilemeyeceğini belirledi.

Böyle bir yaşantının sürmesinin olanaksız olduğu çok açık bir konudur.

Sonunda Ğulam eşini boşadı. Ve günahsız çocuk annesiz kaldı.

Daha Soğuk Bir Örnek

“Hamide” dindar, akıllı, anlayışlı ve namuslu bir kadındı. Ancak ipsiz, sapsız, hileci, sahtekâr ve akılsız bir eşe müptela olmuştu. O, eşinin davranışlarından eziyet görüyor ve içi kan ağlıyordu.

Kocası; düzenbazlıkla, hilekârlıkla, doğru olmayan sözlerle v.b. benzer şeylerle bir miktar para ele geçirmişti. Hâlbuki Hamide, haram ve şüpheli paralardan şiddetle rahatsız oluyor ve korkuyordu.

Kocası; namahremlerle haram ve gayri meşru ilişkilere girme konusunda korkusu yoktu. Hâlbuki Hamide, çok iffetli ve çok namusluydu. Kocasının namusa aykırı davranışlarından şiddetli bir şekilde rahatsız oluyordu. Kendisi, namusunu koruyor ve asla taviz vermiyordu.

Birkaç yıl böyle geçti. Hamide ne kadar uğraştıysa kocasını düzeltemedi. Hatta kocası, daha fazla paraya sahip oldukça, daha da bozuluyor ve şımarıklıklarına şımarıklık katıyordu.

Nihayet Hamide’nin sabrı taşmıştı. Artık kocasının ahlaksız davranışlarına, istediği gibi yaşamasına ve akılsızca olan hareketlerine tahammül edemiyordu… Sonunda da onu kendi başına bırakıp gitti.

Ancak çok yazık olmuştu. Çünkü Hamide, artık eski Hamide değildi. Akılsız namert adamdan dolayı sevinci, sağlığı ve neşesi yok olup gitmişti.

Ey akıl sahipleri! İbret alın.[11]

Beş- Beden ve Ruh Sağlığı

Beden ve ruh sağlığı, ortak bir yaşamda mutlu ve başarılı olmak için çok önemli bir konuma sahiptir.

Bedensel ve ruhsal hastalıkların bazıları çok da önemli değildir. Ailesel sorumlulukları yerine getirmeye engel olmamaktadır. Yaşama ağır darbeler indirmemektedir. Bunlara tahammül etmek, hatta tedaviyle ortadan kaldırmak da mümkündür.

Ancak eş seçimi konusunda göz önünde bulundurulması gereken şey; bir ömür boyunca hasta olan kişiden ayrılmayan, karşı tarafın tahammül etmesi çok zor olan ve özür sahibi kişinin görevini yerine getirmesine engel olan aynı zamanda tedavi edilmesi de mümkün olmayan bedensel ve ruhsal hastalıklar, özürler ve bozukluklardır.

Kişi, eşiyle iyi geçinebilmesi için onu sevmek zorundadır. Ancak bazı eksiklikler, sevgiye engel olmaktadır.

Bu konuya dikkat etmemek, duygusal davranmak ve akıllıca hareket etmemek yaşamlarına ağır darbeler vurabilir.

Lütfen Şu Üzücü Örneğe İlgi Gösteriniz:

“Hadi” sağlıklı ve neşeli bir genç idi. Bedensel özürlü bir genç kızla evlendi. Evlenmeden önce, bedensel özürlü olduğundan haberdardı. Ancak duygusal davranmıştı. Öteki yönlerini hiç değerlendirmemişti. Hayırlı bir iş yapmak istediğinden ve acıma duygularından dolayı kızla evlenmeyi kabul etmişti.

Bir süre sonra, erkek tarafından bahaneler ortaya atılmaya başlanmıştı. Kızın bedensel özrü, rahatça cinsel ilişki kurmalarını önleyecek orandaydı.

Hadi, neden rahatsız olduğunu açık bir şekilde söylemekten utanıyordu. Dolayısıyla, başka bahaneler öne sürüyordu. Tartışmalar ve kavgalar büyümeye başlamıştı. Bu tartışmalar ve kavgalar; bir taraftan kadının bedensel özürlü olmasından dolayı aşağılık kompleksine kapılmasına, öte taraftan da ruhsal ve sinirsel rahatsızlıklara yakalanmasına neden olmuştu. Bundan dolayı günden güne sorunlar artmaya başlamıştı.

Hadi, ailesel sorunlarını elinizdeki kitabın yazarına anlatmaya başlamıştı. Sorunlarının asıl nedenini, eşinin ruhsal ve sinirsel rahatsızlıkları olarak gösteriyordu. Onları da hastalık unvanıyla değil, eşinin eksiklikleri olarak beyan ediyordu! Ama ben, asıl sorunun ne olduğunu çok iyi biliyordum…

Psikolog doktorun tedavisi uygulanmıştı. Ancak sorunlar aynı şekilde sürüyordu. Nihayet Hadi’nin gücü tükenmişti. Artık o şekilde yaşamaya ve sürdürmeye tahammül edemedi… Ve başka bir kadınla evlendi.

Bu satırları yazdığım günlerde, bedensel özürlü olan zavallı kadın, eski kocasından boşanmaksızın ve yeni ortak bir yaşama da başlamaksızın, babasının evinde yaşamaktaydı.

İslam dini, bazı hastalarla evlenmeyi yasaklamıştır. Örnek olarak; cüzam, delilik, çopur v.b. benzer hastalıklarına yakalananlara ilave olarak; eşinin mutsuzluğuna ve neslin yok olmasına neden olan hastalar, evlenilmesi yasaklanan kimselerdir.

Soru ve Cevap

Soru: Öyleyse, özürlüler ve hastalar ne yapmalıdırlar? Yoksa hiçbir zaman evlenmemeli midirler?

Cevap: Bu faslın sonunda, aynı zamanda altıncı fasılda da açıklanacak olan “Fedakârca Yapılan Evlilikler” konusu içinde, bu soruya cevap vereceğiz. Allah izin verirse.

Altı- Güzellik

Güzellik, bir üstünlüktür. Ailesel bir yaşamın mutlu ve tatlı olması konularında birçok etkisi bulunmaktadır.

Eş ve yardımcı unvanıyla mutlu bir aile ortamı kurmak isteyen ve ömürlerinin sonuna kadar samimiyetle ve sevgiyle birlikte yaşamak isteyen iki insan; birbirlerini her yönden sevmeleri gerekmektedirler. Boy post ve görüntü olarak da birbirlerinden hoşlanmak zorundadırlar.

Güzelliğin, bireyleri üzerinde ölçüp değerlendirecek standart bir yasası ve kanunu yoktur. Dolayısıyla insanların zevkine bağlı bir konudur. Hatta bir kişi, bir kimsenin görüşüne göre güzel olabilir. Ancak başka bir kimseye göre de çirkin olabilir. Leyla ve Mecnun konusunda şöyle anlatılmaktadır:

Leyla, başkalarına göre çirkin bir kız idi. Ancak Mecnun’a göre çok güzel idi. Dolayısıyla güzellik, orantısal bir özelliktir. Süper (yani, bütün insanların beğenmiş) olması da gerekmemektedir. Ancak önemli olan konu; iki eşin birbirlerini beğenmeleri, birbirlerinden hoşlanmaları ve birbirlerini istemeleridir.

Eğer bir insan, eşinin boyunu postunu ve görüntüsünü beğenmezse aynı zamanda da sevmezse; istemeyerek olsa da ona eziyet etmesi, bahane üretmesi, her şeyini eleştirmesi ve yaşamı ona zehir etmesi mümkündür.

Eşin güzel olması; namusun ve imanın korunarak güçlendirilmesi konularında birçok etkisi bulunmaktadır. Eğer bir kişi, eşinin güzelliğinden hoşnut olursa; insanlık duygularını yitirmiş olması ve imandan (namustan) nasipsiz kalmış olması hariç gözü, kulağı ve fikri başkalarına yönelmeyecektir. Yabancı güzeller için hasret çekmeyecektir. Yabancı güzellerin peşine düşmeyecektir. Eşine (ister erkek olsun ister kadın olsun) ihanet etmeyecektir.

İslam dininde bu konu üzerinde ısrarla durulmuştur. Peygamber efendimiz (s.a.a.) şöyle buyurmaktadır:

Biriniz evlenmek istediğiniz zaman, eşin yüz güzelliği konusunda araştırma yaptığınız gibi saçları hakkında da soruşturma yapınız. Çünkü saç, güzelliklerden biridir. (İnsanın güzel olması konusunda çok önemli bir role sahiptir.)

Aynı şekilde, bozukluklardan ve sapmalardan korunabilmeleri için; eşlere kendilerini birbirleri için süslemeleri ve birbirlerini tatmin etmeleri öğütlenmiştir.

Masum imamlardan biri saçına ve sakalına kına yaktığı ve kendisini süslediği için, adamın biri şaşırarak ona şöyle dedi:

Kendinizi ne kadar güzelleştirmişsiniz!?

İmam cevap olarak şöyle buyurmuştur:

Evet, erkeğin güzel olması; kadının çok daha namuslu olmasını sağlar.

Bu konuya dikkat göstermemek; belki mutsuzlukların ve rezilliklerin olmasına neden olabilir.

Aşk, ilgi ve cinsel konular hakkında daha çok konuşulması gerekmektedir. Buna ilave olarak ayrı bir şekilde açıklanması gerekmektedir. Bu bakımdan bu fasılda “Aşk, Yaşamın Ekseni” başlıklı konumuzda bunları açıklamaya çalışacağız. Allah izin verirse.

Dikkat!

Güzellik, bağımsız olarak değil öteki kıstaslarla ve özelliklerle birlikte değerlendirilmesi gerekir. Yani güzellik; dindarlık, namus ve ahlak olmaksızın üstünlük olarak hesap edilmemesinin yanı sıra çok tehlikeli bir belâ şeklinde de değerlendirilmiştir. Eğer bir kimse ahlak, namus, ailesel asalet, akıl v.b. benzer şeylere sahip olursa; güzellik işte o zaman bir üstünlük, değer ve olgunluk olarak hesap edilebilir. Yoksa rezil edici bir beladır.

İffetsiz olan bir güzellik; çöplükte büyüyen bir güldür. Peygamber efendimizin (s.a.a.) “Ailesel Asalet” başlıklı konuda açıklanan yüce sözünün, burada da nakledilmesi çok yerinde bir karar olacaktır:

Çöplükte büyüyen gülden sakının…[12]

Yine şöyle buyurmaktadır:

Bir kadınla (yalnızca) güzelliğinden dolayı evlenen bir kimse, onda hoşlanılmayan şeyler görecektir.

Güzellik, evlilik yaşamı için bağımsız olan bir kıstas ve bir ölçü olarak değerlendirilmemelidir. Güzellik, asli ve temel ölçülerle birlikte olursa, değer kazanan bir olgunluk sıfatıdır. Yoksa hiçbir değeri yoktur.

Bu sıfatın, bazı gençlerin akıl gözlerini kör etmekte olması ve gençlerin birçok değeri onun ayakları altında kurban etmekte olmaları çok üzücüdür. Kişinin dış çekiciliği, onların ileri görüşlülüklerini ellerinden almaktadır. Şaşkın bir hale getirmektedir. Asli kıstasları unutmaktadırlar. Ya da hesaba katmamaktadırlar… Dolayısıyla hayatlarının temellerini çürük zeminler üzerine bina etmektedirler.

Sonuç olarak; bir süre sonra yüzeysel cazibeler yok olup gitmektedir. İlk şehvet de sönüp yok olmaktadır. Geriye yalnızca hatırına evlendiği güzellik kalmakta ve o da eski canlılığını yitirmektedir… İşte o zaman sorunlar ve kötülükler ortaya çıkmaktadır. Artık beğenmediği şeyleri onda görmeye başlamaktadır.

Ancak dindarlık, namus, hakiki değerler v.b. benzer şeyleri hayatlarının temeli olarak karar kılan ve güzelliği ötekilerin yanında yalnızca tamamlayıcı bir üstünlük olarak gören kimse; zaman akıp gitse de yaşamlarını eskitemez. Çünkü yüce Allah şöyle buyurmaktadır;

Rahman, iman eden ve salih amel işleyen kimseler için bir sevgi yaratır.[13]

Yüce Allah, imanlı eşlere dindar olmalarına ödül olarak; onların kalplerinde, hiçbir etkenin hatta gençlik ve neşelilik döneminin bile soğutamayacağı ve yok edemeyeceği, bir muhabbet ve bir sevgi karar kılmaktadır.

Sizin yanınızda olan şey fani olur. Ancak Allah katında olan şey baki kalır.[14]

İlahi değerler üzerine kurulan bir ilişki, ebedi bir ilişkidir. Böyle olmayan bir ilişki sürekli olmayacaktır.

Aynı zamanda “Beden ve Ruh Sağlığı” konusunun sonunda gündeme gelen soru ve cevap, burada da akla gelmektedir.

Yedi- İlim Sahibi ve Okuryazar Olmak

“İlim sahibi olmak ve okuryazar olmak” insanın mutluğu konusunda çok etkisi bulunmaktadır. “İlim öğrenmek” ise; kadın ve erkek bütün Müslümanlara farzdır.

Peygamber efendimiz (s.a.a.) şöyle buyurmaktadır:

İlim öğrenmek, bütün Müslümanlara farzdır.[15]

Bu özellik, eş seçimi konusunda ve ortak bir yaşam hakkında çok önemli bir konuma sahiptir. İyi bir eş için (ister erkek olsun ister kız olsun) bir üstünlük olarak hesap edilmektedir. Eşlik görevlerini yerine getirme, yaşamın güzelleşmesi v.b. benzer konularda çok olumlu etkileri vardır. Ancak bu özellik de (güzellik gibi) asli kıstas değil, tamamlayıcı bir unsurdur. Bu bakımdan bağımsız olarak değil, asli kıstaslarla ve özelliklerle birlikte incelenmelidir. Güzellik konusunda açıklanan şeyler, bu konuda da geçerlidir.

İmansız ve namussuz bir güzellikte olduğu gibi; imansız bir ilim de çok zararlıdır.

Bu konuda önemli olan şey; iki eşin bilgi ve ilim seviyelerinin eşit olmasıdır. Allah’ın izin verirse yakında “Denklik” bölümünde bu konu açıklanacaktır.

Sekiz- Birbirlerine Denk Olmaları

Bu faslın başlangıcında, şöyle açıklanmıştı:

Eş seçimindeki kıstaslar, bu faslın en önemli konularıdır.

Şimdi şöyle söylüyoruz:

Bu faslın en önemli bölümü ise; iki eşin birbirlerine denk olmalarıdır. Eş seçimi konusunda üzerinde durulması gereken en hassas konu, işte bu konudur.

İki eşin birbirlerine denk olmaları demek; kız ve erkek arasındaki uyumluluk, denklik, eşit seviyelilik, eşitlilik, benzerlilik, aynı düzeylilik v.b. konularının var olması demektir. Başka bir ifadeyle; “İki eşin birbirlerine yakışmaları.” demektir.

Evlilik, iki insanla iki ailenin birbirlerine karışmaları demektir. Ortak bir yaşam, asıl unsurlarının erkek ve kadının oluşturdukları müşterek bir oluşumdur. Bu iki unsur, ruhsal ve ahlaksal bakımdan ne kadar uyumluluk, benzerlilik, aynı seviyelilik v.b. konulara sahip olurlarsa; müşterek yaşamları da aynı oranda sağlam, tatlı, lezzetli, ebedi ve güzel olacaktır. Eğer uyumlulukları az olursa; yaşamları da aynı oranda kötü, acı, çirkin ve mutsuz olacaktır.

Ailesel bir yaşam içinde ortaya çıkan sorunların ve problemlerin en önemli nedeni; karı ve koca arasındaki uyumsuzluk ve denksizliktir.

Bir arada olmak, bir ömür boyunca birlikte yaşamak, bütün işlerde ortak hareket etmek, ortak kararlar vermek, çocuklar dünyaya getirerek yetiştirmek, mutlu olmak ve mutlu etmek isteyen iki insan; kesinlikle her açıdan uyumluluğa ve denkliğe sahip olmak zorundadırlar.

Eş seçimi konusunda, geleneksel olarak iyi olmasıyla yetinilmekte ve kızla erkeğin aynı seviyede olup olmadıklarına dikkat edilmemektedir. Hâlbuki eş seçimi kıstaslarının odak noktasında, uyumluluk konusu yer almaktadır.

Toplumumuzda, evlenmeye uygun olmayan bir insan bulmak çok zordur. Bütün kızlar ve erkekler (bazıları hariç) eş olma yeteneğine sahiptirler. Ancak hangi kızın hangi erkeğe uygun olduğunu ölçüp biçmek gerekmektedir.

Filan evde eşiyle sorunu olan ve yaşamı alt üst olan kadın ya da falan evde karısıyla tartışan, ondan razı olmayan ve kötü bir yaşama sahip olan erkek; eğer ilk başta kendilerine uygun birileriyle evlenselerdi, bu sorunlar ve problemler yaşanmayacaktı. Veya en az seviyede olacaktı.

Evlenmeden önce eşleri hakkında araştırma yapmaya çalışan ve ruhsal bakımdan kendilerine bağdaşan (halk dilinde; kendilerine yakışan) eşler bulmaya uğraşan kişiler; evlendikten sonra ortaya çıkacak olan sorunların bir kısmını ve çocuklarını nasıl yetiştirecekleri konusunu halletmiş sayılırlar. Eğer böyle yapmazlarsa; evlenmeden önce giderebilecekleri sorunları, evlilikten sonraya bırakmış olurlar.[16]

Dikkat!

Yüzde yüz bir uyumluluk ve denklik olanaksızdır. Çünkü bütün insanların kendine özgü bir ailesi, ortamı, eğitimi, ahlakı, ruhu ve aklı bulunmaktadır. Bu bakımdan başkalarıyla farkları bulunmaktadır.

Ancak mümkün olduğu kadar farklılıkların az olması ve iki eşin birbirlerine daha yakın olmaları için uğraş verilmelidir.

İbret Verici Bir Örnek!

Uyumluluk ve denklik konularına girmeden önce; konunun daha iyi aydınlanması ve bir sonraki konu için alt yapı oluşturması için, çok yakından izlediğim ve bütün aşamalarından haberdar olduğum canlı bir örneği açıklamak istiyorum:

“İsmail ve Safura” dindar, iyi ahlaklı, İslam dinine ve İslam inkılâbına bağlı çok iyi insanlardı. Ancak ikisinin bu konular hakkındaki görüşleri farklı idi.

İsmail köy ortamında, özel geleneklerle, özel adaplarla ve kırsal kesime has şartlarla yetişmişti. Aynı zamanda içinde yetiştiği toplumun geleneklerine ve göreneklerine de çok bağlı idi.

Safura ise büyük bir şehirde, şehirsel adaplarla, geleneklerle ve göreneklerle büyümüştü.

İkisi de dünyaya kendi pencerelerinden bakmaktaydılar. Ruhsal, ahlaksal, eğitimsel, bedensel, ailesel ve kültürel bakımdan aralarında bir tek uyum bile söz konusu değildi. Hatta iman ettikleri İslam dinine ve İslam inkılâbına bile farklı açılardan bakmaktaydılar. Onların İslam dininden anladıkları şey, çok farklı idi.

Arabulucu olan kişi, evlenmeleri için onları birbirlerine tanıtmıştı. Arabulucunun hiçbir şekilde kötü bir niyeti yoktu. Bu işi (arabuluculuğu) yalnızca Allah rızası için yapmıştı. Ancak (üzücüdür ki) iki eş arasındaki ahlaksal, ruhsal, bedensel, ailesel v.b. benzer konular bakımından olan uyumluluk ve denklik hususları hakkında hiçbir bilgiye sahip değildi. Dolayısıyla genellikle yapmakta olduğu arabuluculuklar, ya başarısız oluyor ya da iyi bir sonla bitmiyordu.

İsmail ve Safura evlenmişlerdi. Ortak yaşamlarının ilk günlerinde sinirsel kavgalar ve tartışmalar ortaya çıkmaya başlamıştı. İsmail şöyle söylüyordu:

Onun (Safura) için önemli olan şeylerin hiçbiri benim için önemli değildir. Aynı zamanda benim için önemli olan şeyler de onun için önemli değildir…

Safura da buna benzer sıkıntılar yaşamaktaydı.

İkisi de ilimsel bakımdan yüksel tahsile sahiplerdi. Ancak konular ve ilimsel görüşler hakkında çok farklı düşünmekteydiler. Ailesel, konuksal ve akrabasal ilişkiler konularında da ikisinin de özel görüşleri bulunmaktaydı. Ancak bu görüşlerin arasında kilometrelerce fasıla yer almaktaydı.

Çocuk eğitimi konularında görüşleri ve davranışları kesinlikle çok farlı idi. Hiçbir zaman ortak bir yöntem konusunda da uyum sağlayamamışlardı. Öte taraftan, ikisi de zevklerinden ve görüşlerinden vazgeçmiyorlardı. Çok da ısrar ediyorlardı.

İşleri defalarca başkalarının hakemliğine sürüklendi. Problemlerini ona buna anlatmışlardı. Hatta ailesel sorunlar uzmanına bile gitmişlerdi. Ancak anlaşamamışlardı.

Sonunda, çok ihtiyatlı bir insan olan ve eşlerin boşanmalarına taraftar olmayan danışmanlardan biri, ayrılmalarına karar vererek şöyle der:

Bu evliliğin devam etmesi olanaksızdır. Ayrılmaktan başka çareniz yoktur.

Sonunda, İsmail ve Safura boşanarak birbirlerinden ayrıldılar.

Bu öykü bir kurban vermişti. O kurban da çocuklarıydı.

İsmail ve Safura’nın Temel Uyumsuzlukları

1-Kültürel ve fikirsel uyumsuzlukları vardı. (İnançsal, toplumsal ve eğitimsel konularda görüş ayrılıkları bulunmaktaydı.)

2-Ruhsal ve psikolojik farklılıkları vardı.

3-Ahlaksal faklılıkları vardı.

4-Birçok konuda zevkleri fark ediyordu.

5-Cinsel ve bedensel farklılıkları vardı. (Onlardan biri cinsel bakımdan çok güçlü ve sıcakkanlı idi. Öteki ise cinsel bakımdan zayıf ve soğukkanlı idi. Dolayısıyla eşini tatmin edemiyordu. Sorunlarının en önemli nedenlerinden biri, işte bu konu idi. Cinsel bakımdan tatmin olmayan taraf (bu konuyu açıkça söylemekten de utandığı için) derdini başka bir yerde ortaya çıkarıyordu. Aslında başka bir yerde “intikam” alıyordu!

6-Güzellik açısından faklılıkları vardı. ( Onlardan biri (hoşnut olunmayan taraf diğerinden razı olsa da) ötekinin boy, post ve güzelliğinden hoşnut değildi. Bu etken de, onların sorunlarının artması konusunda çok etkili olmuştu.)

7-Aileleri konusunda faklılıkları vardı. ( İkisi de, ötekinin aile bireylerini ve akrabalarını beğenmiyordu. Onlarla olan sosyal ilişkilerde sorunlar yaşamaktaydılar.)

Bir Şüphenin Yok Edilmesi!

Biz hiçbir şekilde şöyle söylemek istemiyoruz:

“Köylü bir insan, şehirli bir insana uyum sağlayamaz.”

Aynı şekilde şöyle söylemek de istemiyoruz:

“Şehirli bir insan, köylü bir insandan daha üstündür. Ya da köylü bir insan, şehirli bir insandan daha üstündür.”

Evlenerek güzel bir yaşam sürdüren birçok şehirli ve köylü insan bulunmaktadır. Ayrıca hiçbir şekilde uyumlulukları olmadığı için geçinemeyen iki şehirli veya iki köylü birçok insan da bulunmaktadır.

Bizim maksadımız şudur; İki eş arasındaki ruhsal, cisimsel ve fikirsel uyumun gerekliliğidir. Dolayısıyla eş seçimi konusunda kız ve erkeğin denkliğine dikkat edilmesi gerekmektedir.

Üstünlüğün ve şerefin en büyük kıstası; takvalı olmaktır. İlahi değerlere ve ilahi ahlaka sahip olmaktır.

Allah katında sizin en üstün olanınız, en takvalı olanınızdır.[17]

[1]- Bu hadisler sonraki konular içinde açıklanacaktır.

[2] Vesail: c.14, s. 30

[3] Vesail: c.14, s. 31

[4] Vesail: C.14, S. 51

[5] Irk; babalardan ve annelerden genler yoluyla çocuklara ve sonraki kuşaklara geçen özellikler bütünüdür.

[6] Kitab-ı Mekarim-il Ahlak

[7] Cevahir: C.29, S. 37 ( Genleriniz için uygun yerler seçiniz.)

[8] Vesail: C.14, S.29

[9] Vesail: C.14, S. 56

[10] Usul-i Kâfi: C.1, Kitabı Akl ve Cehl, Hadis 3

[11] Haşr, 2

[12]- Bihar, s.62

[13] Meryem: 96

[14] Nahl: 96

[15] Usul-i Kâfi: C.1, Kitab-u Fazlil İlim, Hadis 1

[16] Ba Ferzendi Hud Çigune Reftar Kunim? Doktor Muhammet Rıza Şerefi, Sayfa 50

[17] Hucurat: 13
Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 08-06-2013, Saat:11:04 AM, Düzenleyen: Fecr'ul İslam.
Forumcu
RE: Eş Seçimi Nasıl olur ve Dikkat Edilmesi Gerekenler[Detaylı Anlatım]
“İçinizden bekâr olanları evlendirin” mealindeki âyeti bizim arkadaşlar “Evlenmeyi düşünenlere yol gösterecek bir yazı yayınlayın” diye de tefsir ettikleri için, hayli zamandır sıkıştırıyorlardı beni. Tarkan’dı, İkiz Kuleler’di derken, sonunda sıra geldi bu konuya. Ve, evlilik hazırlığı yapan gençlerin çeyizinde bulunsun diye tavsiyelerimi kaleme aldım. Yazdıklarım kişisel fikirlerim sayılmaz; çoğu terapistin de katılacağı tavsiyelerdir bunlar. Şanslı olduğunuzu da bilin. Bizim zamanımızda bu konularda pek konuşulmaz, fikir verilmezdi. Evli-barklı, olgun-oturaklı abilerimiz hep çok daha mühim mevzuları anlatır, bu konuya gelince susarlardı. Dinî dergilerde de yer almazdı bu konular, gençlerin zihni dağılmasın(!) diye. Öyle olunca da biz fısır fısır konuşurduk aramızda: “Evlensek mi acaba? Nasıl biriyle evlensek?” “Hoşlandığım bir kız var ama namaz kılmıyor, problem olur mu dersin?” “Büyüklerimin bulacağı bir kızla evlensem mutlu olur muyum sence?” Siz bu tür açmazlar yaşamazsınız umarım. Zamanımızda bu konular daha rahat konuşuluyor zaten. Doğru karar vermenizde yazacaklarımın da biraz faydası olursa ne mutlu bana.

EVLENMEK ŞART MI?

Kimse Robinson Crusoe değildir. O bile bir dost bulduğunda sevinçten zıplamıştı. Kendi başına da dünyanın en huzurlu insanı olan ve hatta doğrudan Rabbine muhatap olabilen Peygamberimiz (a.s.m.) bile, bazen eşine “Yâ Âişe, konuş benimle!” dermiş, kitaplarda böyle nakledilir. Konuşmak, paylaşmak ve yardımlaşmak bu zorlu imtihan dünyasına tek başına gelen insanın en büyük ihtiyacıdır belki de. Bediüzzaman’ın ifadesiyle, “İnsanın en fazla ihtiyacını tatmin eden, kalbine mukabil [karşılık> bir kalbin mevcut bulunmasıdır ki, her iki taraf sevgilerini, aşklarını, şevklerini mübadele etsinler [paylaşsınlar> ve lezaizde [güzel şeylerde> birbirine ortak, gam ve kederli şeylerde de yekdiğerine muavin ve yardımcı olsunlar.” “Evet, bir işte mütehayyir [hayret veya tereddüt içinde> kalan veya birşeye dalarak tefekkür eden adam, velev zihnen olsun [hayalî bile olsa>, ister ki, birisi gelsin, kendisiyle o hayreti, o tefekkürü paylaşsın.” “Kalplerin en latifi [duyarlısı>, en şefiki [şefkatlisi>, ‘kısm-ı sani’ [diğer yarım> ile tabir edilen kadın kalbidir.” Zaten evlilik, değil bu insanî ve ulvî ihtiyaçları, insanın en temel ihtiyaçlarını—barınma, beslenme ve üreme—dahi karşılayan bir kurum olduğu içindir ki, tartışmasız her asırda, her kültürde el üstünde tutulmuş, şart gibi görülmüş, hatta kutsanmıştır. Gelin görün ki, en fazla şikayet edilen kurumdur da aynı zamanda. Bir problemi olan, işleri yolunda gitmeyen, gençliğindeki ideallerini yakalayamamış kişiler, evliliğinden şikayet ederler genellikle. Sanki bekârlığında çok mutluymuş gibi, sanki bekâr kalsa ideallerine ulaşacakmış gibi. Hem evlenir, hem şikayet ederler; hem şikayet eder, hem de evlilikten vazgeçmezler. Olan da bekâr gençlere olur. Kafalar karışır: “Evlenmesek mi?” Siz bakmayın onlara. Hatta bana da bakmayın siz, bazen ben de “Bekâr bayan yarımdır, evlenince tam olur. Bekâr erkek yarımdır, evlenince tamamen biter” gibi espriler yaparım ama, bal gibi biliyor, açıkça da görüyorum ki; bekârlık yıllarımda hedefsiz ve sonuçsuz bir koşturmaca hâlinde geçen hayatım, evlenince, bir tezgahın başına oturup üretime başlamak gibi bir değişim geçirdi ve maddî, manevî, sosyal sahalarda bugüne dek ne ürettiysem, hep evlendikten sonra oldu. (Eşime buradan teşekkürler!) Eski resimleri karıştırdığımda zaman zaman kendi kendine konuşan, yalnızlık sebebiyle arada kasvete dalan o genci görüp bugünkü hâlime şükrediyorum. Geçenlerde Ulusal Psikiyatri Kongresi’ne katılmıştım. Epeydir görmediğim birçok meslektaşım ve dostumla görüştüm. Son katıldığım kongreden bu yana peşpeşe iki çocuğum daha olduğu için benimle sohbet eden arkadaşların konuşmaları evlilik, çoluk-çocuk gibi konulara yöneldi genellikle. Benim de dikkatim bu konuya çevrildi tabiî. Kim evlenmiş, kim bekâr kalmış, kim boşanmış, kimin kaç çocuğu var? Dikkat ettim, kim ki evlenip yuva kurmuş; daha huzurlu, daha verimli, hedeflerini gerçekleştirmiş. “Nasılsın?” diye sorunca gevrek gevrek gülerek “İyii” diyor. Kim ki düzenli bir aile hayatı kuramamış; huzursuz, şaşkın, meslekî yönden de verimsiz, başıboş dolanıyor. “Yaa, bildiğin gibi işte, birşey yok, ne olsun?” O yüzden Bediüzzaman’ın “Bekârlık, bikârların kârıdır” sözüne aynen katılıyorum. Bekârlık, bu hayatta kazancı olmayanların işidir yani. Üstelik onun, az önce yazdığım espriden çok daha hakikatli bir sözü daha var ki; “Bekâr erkek üçte iki erkek, üçte bir çocuktur. Bekâr kadın üçte iki kadın, üçte bir erkektir.” Yani erkeklerin haylazlıktan kurtulup olgunlaşmaları, bayanların ise kişiliklerini oturtmaları için evlenmeleri lâzımdır. Peki, evleneceğiniz kişiyi nasıl seçeceksiniz?

ÖNCE NE İSTEDİĞİNİZİ BELİRLEYİN

“Ne iş olsa yaparım abi” diyen birinin, iyi ve uygun bir iş bulması çok zordur malûm. Hatta iş bulması bile zordur. Oysa kişi ne istediğini belirlese, aradığını bilmenin rahatlığı ile çok daha kolayca bulabilir. Evlilik için de böyledir bu. Nasıl biriyle evleneceğine karar vermek, işin yarısını halletmek demektir. Ama bunun için de tabiî önce kendi kişiliğinizi, yönelimlerinizi ve ihtiyaçlarınızı belirlemeniz gerekir. Yani kendinizi tanımanız lâzımdır önce. İkili ilişkilerde, aile hayatında sizin için önemli olan nedir? Huzur mu, paylaşım mı, destek mi, heyecan mı, ya da güven mi? Vazgeçemeyeceğiniz öncelikler hangileridir, kesinlikle kabul etmeyeceğiniz şeyler nelerdir? Bunların adını doğru koymanız gerekir. En az on cümleyle ihtiyaçlarınızı, beklentilerinizi, şartlarınızı sıralayın; elinizde ve aklınızda bulunsun. Tabiî, bu istekleri sıralarken, abartmayın da lütfen. Adam arkadaşına sormuş: —Evlenmiyor musun? —Şartlarımı tutarsa olur. —Ne istiyorsun ki? —Güzel olsun, akıllı olsun, dindar olsun, zengin olsun, kültürlü olsun, şefkatli olsun, ciddi olsun, itaatli olsun, bir de esprili olsun. —Ama abi, demiş öteki, birden fazla evlilik yasak artık! Fıkra, önerimi unutturmasın ama. Ne istediğinizi belirlemelisiniz mutlaka. On cümle lütfen.

İDEAL BİRLİĞİ ŞART, AMA YETMEZ

Hayat arkadaşını seçerken en çok dikkat edilmesi gereken noktaların başında ideal birliği gelir. Hayatı beraber yaşayacağınız kişinin hayatı ne gözle gördüğü, hedefinin ne olduğu ve değer yargıları, en çok üzerinde durulması gereken konudur. Hayat, keyif peşinde, rahat içinde mi yaşanacak, yoksa idealler peşinde, gereğinde fedakârlıkla mı? Kazanılan para ile daha iyi yaşamak mı hedeflenecek, yoksa o kazanç olabildiğince hayır yollarına mı sarf edilecek? Çocuk sahibi olunduğunda, çocuk hangi prensiplere göre büyütülecek, ona nasıl bir eğitim verilecek? Sosyal hayatta kimlerle nasıl bir diyalog kurulacak? Bu gibi temel tercihlerde uyum, iyi bir evlilik için olmazsa olmaz şarttır. Sizin hayatınızı bile uğruna feda edebileceğiniz ideallerinizi eşiniz yarım kulakla dinliyorsa, her satırını didik didik okuyup yaşamaya çalıştığınız kitaplarınızı eşiniz dinlerken uyukluyorsa, siz teheccüde bile kalkarken eşiniz yatsıyı bile kılmadan yatıyorsa, bırakın sevgiyi, saygı bile kalmaz ki aranızda. İlginç bir araştırma okumuştum. “Evlilikte mutluluğun şartları nelerdir?” sorusuna her iki cinsin en çok verdiği üç cevaptan birisi, hatta birincisi ‘inanç ve ideal birliği’ idi. (Diğerleri de sevgi ve cinsel uyum imiş.) O yüzden evlenmeyi düşündüğünüz kişide ilk bakacağınız nokta, aynı idealleri paylaşıp paylaşmadığınızdır. Yani size sizin yolunuzda ‘yoldaş’ da olabilmelidir eşiniz. “Şimdilik istediğim gibi değil, ama ileride düzelir” diye de kendinizi kandırmayın. Âyetin verdiği dersi hatırlayın: “Sen sevdiğine hidayet edemezsin, ancak Allah dilediğine hidayet eder.” Değişeceğine dair garantiniz var mı? Ya da o, garanti verebiliyor mu? Yoksa siz kumar meraklısı mısınız? Veya tehlikeyi çok mu seviyorsunuz? Ancak fikir uyumu önemli derken de ölçüyü kaçırmayalım. En önemli noktadır bu, ama tek önemli nokta değildir. Gereklidir, ama yeterli değildir. Bu noktada özellikle bir fikir grubu içinde olan ve idealleri yolunda yaşayan kişilerin çokça düştüğü bir hata vardır: iyisine kötüsüne bakmadan, sırf aynı fikirleri paylaştığı için uyumsuz biriyle evlenmek. “Zaten benim fikrimde olan az; ideallerimi paylaşan birisini bulursam, huyuna suyuna bakmaz evlenirim” diyenler çoktur. Ama unutmayalım ki, meselâ Hz. Zeyd ile Hz. Zeyneb de aynı yola baş koymuşlardı. Fakat bu mutlu bir beraberlik kurmalarına yetmedi. Zaten düşünürsek, aynı ideali bile farklı insanlar farklı biçimlerde yaşamaz mı? En basit bir örnekle, evde oturup kitap okumak, yazı yazmak da bir ideale hizmet biçimidir; sürekli gezip sohbetlere, faaliyetlere katılmak da. Ama arada dağlar kadar fark vardır. Sadece fikir birliğini önemseyip kişilik uyumunu yok saymak gibi bir hataya düşmeyiniz lütfen. Fikirleri size uyanlar içinde huyu da size uyan birini mutlaka bulursunuz.

SEVGİ GEREKLİ, AŞK RİSKLİDİR

Neredeyse klasik bir münazara konusudur: Evlilikte aşk lâzım mı, değil mi? Beylik bir cevap olarak herkes “Tabiî ki lâzım” der. Oysa bence sevgi şarttır, ama aşk şart değil, hatta risklidir bile. Hemen itiraz etmeyin, önce isimlendirmeyi doğru yapalım. Kullandığım mânâda sevgi, karşısındakine ihtiyacını hissetmek, onunla beraber olmaktan mutluluk duymak, onun eksiklerini de hoş görmektir. Aşk ise ona muhtaç olmak, onsuz olamamak, eksiklerini ise görmemektir. Böyle bir aşk, aslında sağlıksız (gözü kör de denir) bir ruh hâli değil midir? Peki sağlıksız bir duyguyla sağlıklı bir beraberlik nasıl kurulur? Depresyon tedavisinde kullanılan bazı ilaçların abartılı aşk duygularını da azalttığını biliyor muydunuz? Saplantı düzeyindeki aşk, bir hastalık bile sayılabilir aslında. Ama modern çağın klişelerinin dayatmasıyla, çoğu gençler aşk evliliğini en büyük hayalleri olarak kabul ederler. Bu kişilerin çoğu, aşık olduklarında karşılarındaki kişinin eksiklerini, uyumsuz yönlerini görmez, o coşkulu duygunun esiri olup mantığı tamamen bir kenara atarak yanlış evlilikler yaparlar. Aşık olmuş birisi için karşısındaki, dünyanın en mükemmel kişisidir, kusursuzdur, onun için yaratılmıştır, o olmazsa hayat boyu mutsuz kalacaktır. Oysa aşk bir duygu ve duygular da geçici olduğu için bir süre sonra aşk küllenmeye başladığında, önceleri görülmeyen yanlışlar göze batmaya başlar. Coşkuyla başlayan ilişki hüsranla biter çoğunlukla. Aslına bakarsanız, aşık olan için bu denli riskler taşıyan bu duygu, aşık olunan kişi için bile çok rahatsız edicidir. Düşünün; siz öylesine, gelişigüzel bir söz söylüyorsunuz (“İnecek var şoför bey!”), aşığınız “Ne hoş bir cümle kurdun” diyor. Siz sıradan gündelik bir davranışınızı yapıyorsunuz, o “Ne güzel içiyorsun çorbayı!” diyor. Böyle olduğundan büyük görülmek insanı rahatsız etmez mi sizce? İlişkinin doğallığını, davranışların içtenliğini öldürmez mi? Zaten o yüzden değil midir ki, çılgınca aşık olunanlar genellikle aşıklarına karşılık vermez, acı çektirir? “Delice sevdim, ömrümü verdim” diye başlayan şarkılar, “O beni sevmedi, kalbini vermedi” diye devam etmez mi hep? Tesadüf değildir bu. Aklı başında hiç kimse, olduğundan büyük görülmek, hak ettiğinden fazla ilgi ve sevgi görmekten mutlu olmaz—kısa süreli bir zevk dışında. Üstelik bu tip gerçekçi olmayan sevgiler, abartılı hayranlıklar, yöneldiği kişinin zihnine “Ben onun zannettiği gibi mükemmel değilim. Öyle olmadığımı fark ettiğinde ne olacak?” tedirginliğini kazır. Böyle seven, sevdiğini zorlu bir cendereye sıkıştırmıştır aslında. Ve göğe çıkaranlar, hayallerinin gerçek olmadığını görünce ortada bir yerde kalamaz, bu kez de yerin dibine batırırlar sevdikleri(!) kişiyi. Büyük beklentiler büyük hayal kırıklıklarını hazırlar. Siz siz olun, eğer karşınızdaki size olduğunuzdan daha fazla kıymet veriyorsa, sizi olduğunuzdan mükemmel görüyorsa, size sırılsıklam aşıksa, uzaklaşın ondan. Dozunca seven, hatalarınızı da gören, ama iyi yönlerinizin hatırına onları affeden, sizden abartılı şeyler beklemeyen, zorlamayan, destekleyen bir sevgi çok daha güzel değil mi?

TEK BAŞINA DA MUTLU MUSUNUZ?

Meşhur atasözüdür: İki çıplak bir hamama yaraşır. Yani, iki mutsuz birleşince mutlu olmaz. Tek başına mutluluğu bulamamışsanız, ancak bir başkasına dayanarak mutlu olacaksanız, olmayın daha iyi. Zaten olamazsınız. Üstelik bu dayanma tarzı, o hapşırınca sizin nezle olmanıza yol açacak, fazla dayandığınızda da omuzu ağrıyacaktır. O yüzden, ilk anda size ters gelecek belki ama, eğer bekârken de mutlu, kendi içinde uyumlu bir insansanız, evlenince daha da mutlu olursunuz muhtemelen. Yok eğer bekârlığınız sıkıntılı, problemli, huzursuz geçiyorsa evlenince mutlu olma hülyası kurmanız gerçekçi olmaz. Kendi içinizde bir toparlanma yaşamalısınız evliliği düşünmeden önce. Unutmayın, iyi bir evlilik kötü bir hayatı düzeltmez, ancak düzelmiş bir hayatta iyi bir evlilik yapılır. Bu sözlerimle bazılarının tatlı hayallerini bozuyor olabilirim ama, tüm sıkıntılarının evlenince mucizevî biçimde geçeceğini sanmak maalesef çok düşülen büyük bir yanılgıdır. Evliliğe bu kadar fazla anlam yüklemek de hem mantıksızdır, hem de riskli. Karşınızdaki de sizin gibi bir insandır; beyaz atlı prens değil. Bu aldatıcı beklentinin uzun vadede en çok görülen sonucu ise (başlarda da dediğimiz gibi) evlilik de mutluluk getirmezse eşini suçlamaktır bu kez. Şu diyalogu o kadar çok yaşadım ki bugüne kadar: —Çok sıkıntılı ve mutsuzum doktor bey. —Sebep nedir sizce? —Eşim. Evlendiğimden beri bana destek olmuyor hiç. —Bekârken çok mu mutluydunuz? —Eeee, sorunlarım vardı tabiî. Gençliğimde de tedavi görmüştüm aslında. Bu gibi kişiler—hayal ve masalların da etkisiyle—evlenince tüm sorunlarının aniden biteceğini bekledikleri için, aynen devam eden sıkıntılar ciddi bir hayal kırıklığını ve öfkeyi de beraberinde getirir maalesef. Oysa, eğer biz değişmezsek, yarın bugünden farklı olmayacaktır. Nikahta sadece keramet vardır; mucize değil. O yüzden, önce siz tek başına da mutlu olmayı öğrenin, sonra evlenin. Mutluluk paylaşıldıkça artar.

KONUŞABİLMEK LÂZIM

Evlilik anlaşmaktır. İnsanlar da konuşa konuşa anlaşırlar, malum. Beğendiğiniz kişi dış görünüşüyle, huyuyla, yaşama biçimiyle size çok uyuyor ama konuşmaya başladığınızda bir kopukluk oluyorsa dikkat! Dozunda olunca tartışmak bile güzeldir, ama konuşamamak bir felakettir. Onunla konuştuğunuzda zihniniz açılıyor, 1+1=3 ediyorsa bu çok güzel. Eğer fazla olumlu bir katkı almıyor ama meramınızı anlatıp onu da anlayabiliyorsanız 1+1=2 ediyor demektir ki, idare eder. Ama—ne kadar seviyorsanız sevin—onunla konuşurken kendinizi anlatamıyor, onun da ne demek istediğini kavramakta zorlanıyorsanız, yani 1+1, 2 bile etmiyorsa işiniz zor. Hayat boyu mimiklerle anlaşamazsınız çünkü. Onunla konuşamazsanız ya kendi kendinize konuşmaya başlarsınız ya da başkalarıyla. İkisi de risklidir. “Mutlaka evlenin. Anlaşırsanız mutlu olursunuz, anlaşamazsanız filozof” diyenlere de katılmıyorum. Size muhatap olabilen, zihninizi açan, fikrinizi zenginleştiren biriyle evlenirseniz filozof değil evliya bile olabilirsiniz.

FLÖRT NE İŞE YARAR?

Konuşma deyince akla beraber çıkma ve flört de geliyor. İnsanların birbirlerini tanımak istemeleri çok normal tabiî. Ama flört dönemi, gerçek beraberliği aksettirmez çoğu zaman. Eğer flört, gerçek hayatın aynısı olarak yaşanabilse, belki evliliğin nasıl gideceğine dair ipuçları verebilir, ama bunun da başka bedelleri vardır malûm. Bildiğimiz anlamdaki flört, yani arada sırada görüşüp gezmek, sohbet etmek ise, aslında gerçek hayatta olunandan farklı bir kişiliğin sergilendiği bir dönemdir. Örneğin kişi günün yirmi üç saati tek başına, sessiz ve sakin bir hayat sürüyor, biriken sohbet ve gezme ihtiyacını günde bir saatlik buluşmalara saklıyorsa, o bir saatte çok konuşkan, canlı, eğlendirici biri gibi davranabilir. Ve çıktığı kişi de canlı, atak, sosyal insanlardan hoşlanıyorsa onun gözüne hoş görünebilir. Ama iş evliliğe gelince, o hareketli görünen kişinin günde ancak bir saat gezmeye ve sohbete tahammül edebildiği, aslında çok durgun ve sakin bir hayatı sevdiği açığa çıkar ve sürtüşmeler başlar tabiî. Ben üç-dört yıl flört edip birbiriyle çok iyi anlaşan, ama evlenince birkaç ayda hayal kırıklığı yaşayan nice insanlar gördüm. Evlilik hayatı başlayınca “Reklamları izlediniz, şimdi haberler” anonsu yapılmış gibi olur. “Peki, flört bile olmadan evlenilecek kişi nasıl seçilebilir?” diyebilirsiniz. Aslına bakarsanız bir insanın, karşısındaki kişiyi tanıması o kadar da uzun bir zaman gerektirmez. Yapılan araştırmalar özellikle bayanların, karşılaştıkları kişiyi ilk üç dakika içinde değerlendirip kategorize edebildiğini göstermiştir. Dikkatli bir insan için yüz hatları, mimikler, ses tonu, konuşma biçimi, hatta kullanılan kelimeler bile kişiliğe dair önemli işaretler taşır. Ve özellikle hanımlar bu tip işaretleri çok iyi değerlendirirler. Meselâ karşınızdaki kişiye “Hava bu gün ne güzel, değil mi?” diye sordunuz diyelim. Hepsi de ayrı bir kişilik yapısına işaret eden çeşit çeşit cevaplar alabilirsiniz. —Gerçekten harika bir hava var, insanın içi coşkuyla doluyor. (Canlı, iyimser.) —Böyle havaları çok mu seversin? (Karşısındakiyle ilgilenen.) —Hı hı. (Kontrollü ve ketum.) —Haklısın, çok güzel, değil mi? (Uyumlu, paylaşımcı.) —Esas üç gün önce çok daha güzeldi. (Geçmişte yaşayan.) —Yaa, bu güzel havada eve tıkıldık işte. (Şikayetçi, karamsar.) Bakın, bir tek cümleden ne kadar çok ipucu çıkartabiliyorsunuz. Yeter ki ona iyi bakın, dikkatli dinleyin ve ipuçlarını değerlendirin. Böylece yakışıklı prensi bulmak için yüzlerce kurbağayı öpmeniz gerekmez.

ONU İYİ TANIYIN

Yukarıdaki konunun devamı olmakla beraber ayrı bir paragraf olmayı hak eden bir önemi vardır bu bahsin. Bir insanın karşısındakini iyi tanıyabilmesi için bile, önce kendi sıkıntı ve saplantılarından arınması gerekir. Şimdi onu bir düşünün. Nasıl bir insan olduğunu tarif edebilir misiniz? Eğer onun kişiliğini en az on cümle ile tarif edemiyorsanız, onu tanımıyorsunuz demektir. (Ayrıca bu on cümleyi başta hazırladığınız tarifle kıyaslayacağınızı da anladınız tabiî.) Eğer onu tam olarak tanımadığınız halde ondan çok hoşlanıyorsanız, bu sizin farketmediğiniz bir kompleksinizle ilgili olabilir, dikkat edin! Ne demek istediğimi bir örnekle anlatayım: Faraza, diyelim ki, siz maddî sıkıntı yaşıyorsunuz. Fena halde zorlanıyorsunuz. Acilen borç para bulmanız lâzım. Ve bu arada bir yazarla tanıştınız. Çok ilginç fikirleri var. Size son çıkan kitabını anlatıyor. Ama siz onun fikirlerini dinlemiyorsunuz bile. Neden? Çünkü aklınız para probleminizde. Bu haldeyken onu ancak şöyle dinlersiniz: “Acaba kitabı iyi sattı mı? Parası var mı? Bana borç verir mi?” Anlattığı fikirleri dinlemezsiniz bile. Sonuçta sizin acil ihtiyacınız, meşgul olduğunuz probleminiz, onu tanımanızı engeller—saatlerce konuşsanız bile. Aynen bunun gibi; diyelim ki sizin beğenilme, önemsenme konusunda bir kompleksiniz var. İnsanların size hak ettiğiniz ilgiyi göstermediğini düşünüyorsunuz. Bu durumda yalancı ve ahlâksız biri bile size aşırı ilgi gösterse, peşinizden koşsa, sizi göğe çıkarsa, sizi elde etmesi kolaydır. Siz uğraştığınız tek konuda derdinize deva olacağını düşündüğünüz bu kişinin, aslında kolayca fark edilebilecek bir yığın yanlışını fark etmezsiniz. Sonra da “Evlenmeden önce anlayamamıştım onun böyle biri olduğunu” diye şikayet edersiniz. “Küçücük çocuklar bile karşılarındaki insanın huyunu-suyunu hissedebilirken, siz nasıl oldu da onun bu yönlerini görmediniz?” diye sorulduğunda da “Bilemiyorum, fark etmemişim” dersiniz. Aslında cevap açıktır: O yönlerine hiç bakmadınız ki... Sizin ilgilendiğiniz tek bir konu vardı. Saplantınız yani. O yüzden “Önce kendi saplantılarınızı bulup çözmeniz lâzım, doğru seçim yapabilmek için” diyorum. Ve sonra da duru bir gözle karşınızdakine bakıp onu tanımaya, anlamaya çalışmanız. Eğer karşınızdakinin huyunu-suyunu doğru düzgün tarif edemiyor, size sorulan “şu şu yönleri nasıl?” sorularına cevap bulamıyorsanız, tekrar bir değerlendirme yapmanız gerekiyor demektir. Bu değerlendirmeyi güvendiğiniz kişilerle beraber yapmanızda da fayda var bence.

BİRKAÇ BİLENE DANIŞIN

Evleneceğiniz kişiyi tabiî ki kendiniz seçeceksiniz, ama fikrine güvendiğiniz kişilere danışmanızın da çok faydasını göreceksiniz. Hele aşık iseniz (yukarıda değindiğimiz gibi), tarafsız yorum yapamayacağınız için olaya üçüncü bir gözle bakan tecrübeli kişilerin yorumlarını da alın mutlaka. Sizi denk ve uyumlu bir çift olarak görüyorlar mı? Tecrübe, sandığınızdan (ve benim de gençliğimde sandığımdan) çok daha önemlidir. Ancak burada da abartıya kaçmamalı, mutlaka son kararı siz vermelisiniz. Hata yapma korkusu veya kararsızlık sebebiyle evleneceği kişiyi anne-babasına veya büyüklerine seçtirenlerin şikayete hakkı olmayacaktır ileride. Sizin yerinize seçim yapacakların da saplantıları olmadığı ne malûm? Hep söylerim, hayli bağımlı bir toplum olduğumuz ve ilişkilerimizde özerkliğe pek yer vermediğimiz için, iki uç arasında salınıp duruyoruz maalesef. Bir yanda gençlerin kararlarını onların yerine almak, başkalarının hayatını yönetmeye çalışmak, çocuğunu vesayete muhtaç bir aciz gibi görmek yanlışına düşen aileler, büyükler olduğu için; diğer yanda ya boyun eğmiş, sorumluluğunu üstlenmekten korkan ve her işini başkasının aklıyla yapan gençler yer alıyor ya da bu baskıyı reddedip ipleri tümden koparan, tamamen kendi başına davranıp kimseye danışmayan isyankârlar. Orta noktayı bulmak çok mu zor sizce? Burada özellikle sevdiği kişiyle evlenmesine ailesi izin vermeyen (ya da sevmediği biriyle evlenmesi istenen) gençlere de seslenmek isterim. Aileniz eğer bu dayatmayı bazı saplantıları doğrultusunda yapıyorsa, bununla onları (usulünce) yüzleştirmeyi deneyin. “Anne, sen mutsuzluğunu maddî sıkıntına bağladığın için benim illa ki o zengin çocukla evlenmemi istiyorsun; ama senin esas problemin para değil, babamın seni sevmediğini sanıyorsun. Zaten bak, filanca da zengin, ama hiç de mutlu değil” gibi. Eğer siz kendi tercihinizin sizi mutlu edeceğini yeterince ve mantıklı biçimde açıklarsanız neden kabul etmesinler ki? Kim çocuğunun mutsuz olmasını ister? Ha, eğer “Düşünce biçimleri yanlış, kuşak farkı var, anlamıyorlar” diyorsanız, yeterince konuşmuyorsunuz demektir. Onlar da sizin gibi genç oldular vaktiyle, siz meramınızı doğru anlatırsanız mutlaka anlayacaklardır. Bu konu üzerinde çok durmamın sebebi, mutlu bir yuva kuracağım diye arkanızda harabeler bırakmanızı istemeyişimdir. O harabe görüntüleri sizin hayalinizde hep yaşar, ne kadar iyi bir evlilik yapsanız da. Sizin iyiliğiniz için söylüyorum yani, aileniz için değil.

ONUN AİLESİ NASIL PEKİ?

“Anasına bak kızını al” sözü boşuna söylenmemiştir. Hele hele yapı olarak ailesine daha düşkün ve bağlı olan kızların, ailelerinin tarz ve kişiliğinden çok farklı olmaları hayli nadirdir. O yüzden özellikle bir erkeğin, evleneceği kızın ailesini iyi tanıması gerekir. Erkeklerin ise ailelerinden biraz uzağa düşebileceklerini de eklememiz lâzım, her ne kadar “Armut dibine düşer” ise de. Aileyi incelerken kişinin anne-babasıyla ilişkilerine de çok dikkat etmek gerekir. Zira psikolojik bir gerçektir ki, kız çocuğunun babasıyla, erkeğin de annesiyle ilişkisi, evlendiğinde de sürdüreceği bir iletişim tarzının temelini atar. Babasıyla mesafeli büyümüş bir kız, eşiyle de mesafeli olacaktır muhtemelen. Annesinin şefkatli ev kadını kimliğini benimsemiş bir erkek, çalışan ya da sosyal yönü kuvvetli bir kadına (sebebini bilemediği halde) tahammül edemez. Babası kendisine aşırı düşkün bir kızın, eşinden de yüceltilme beklemesi veya annesi baskın bir erkeğin pasif bir bayanla mutlu olamaması gibi örnekler de verebiliriz. Tabii “Ailesine bakın” derken aileler arasında uyumu da değerlendirmek lâzım. Eşler birbiriyle ne denli uyumlu olursa olsun, ailelerle veya aileler arasında yaşanan sürtüşmeler en azından tatsızlık sebebi olacağından, bu konuda da denklik aramakta fayda vardır. “Ailelerimiz anlaşabilir mi? Ben onun ailesiyle uyuşabilir miyim” diye de sorulmalıdır yani.

DOĞRU ZAMANLAMA

Yanlış zamanda yanlış karar verilir. Eğer bir bunalım dönemi yaşıyorsanız kesinlikle hayatınızı bağlayacak önemli bir karar vermeyin. Zira denize düşen yılana sarılır. Biz, depresyon gibi sıkıntılı dönemlerdeki hastalarımızı mutlaka uyarırız: “Şu an sağlıklı değerlendirme yapamayabilirsiniz. Kendinizi toparlayana kadar önemli bir karar almayın.” Öylesi bunalım dönemlerinde öncelikler değişir çünkü ve sağlıklı düşünmek pek mümkün olmaz. Depresyonda iken yaşadığı keyifsizliğin etkisiyle çok hareketli, neşeli birisine aşık olup evlenen bir hastam, düzeldiğinde “Ben bu havai, boşboğaz insanla nasıl yaşarım?” demeye başlamıştı. Evdeki huzursuzluktan kurtulmak için ilk çıkan kısmete evet diyen kızlarımızın çok yanlış seçimler yaptıkları ve daha büyük sıkıntılara düştükleri de yine çok gördüğüm bir örnektir. Yağmurdan kaçan doluya tutulur genellikle.

KAÇ YAŞINDA EVLENMELİ?

Zaman deyince, uygun evlenme yaşı da çok önemli bir konudur. Cinslere göre konuşursak, erkek, yapı olarak daha geç olgunlaşır. Bu, fizyolojik olarak da bilinen bir gerçektir. Bunu bazı şovenist erkekler “Erkek olmak zor bir iştir” diye yorumlarlar. Şaka bir yana, erkeğin evlilik sorumluluğunu üstlenecek kıvama gelmesi yirmibeş yaşından önce zordur gerçekten de. Hele bizim gibi bağımlı özellikleri olan, gençlerin bile çocuk muamelesi gördüğü bir toplumda, bu yaşı otuza bile taşıyabiliriz. Ancak geç evlenmenin erkekler için bazı hatalara düşme riskini arttırdığını da unutmamak lâzım. Bayanlar ise çok daha erken dönemlerden itibaren evlilik ve anneliğe hazır gibidirler. Dolayısıyla günümüzde genel kabul gören ortalama olan yirmi yaş civarı mantıklı sayılır. Tabii bu yaşı eğitim vb sebeplerle biraz ileriye almak da mümkündür, ama kişilik fazla kemikleşmeden evlenmekte de fayda vardır bayanlar için. Zira evlilik bir ölçüde elastik olmayı, uzlaşabilmeyi, gereğinde taviz verebilmeyi gerektirir. Yaş fazla ilerlemiş, yaşama tarzı oturmuş ise, karşısındakine uyum sağlamak güçleşecektir. “Bunca yıllık huyumu değiştiremem ki!” İdeal olanı, erkeğin sorumluluk üstlenecek, gerektiğinde eşine yol gösterecek bir olgunluğa eriştiği yirmibeş-otuz yaşlarında, bayanın da kendini ve hayatı tanıyıp fazla da kişiliği kemikleşmeden yirmi yaşlarında yapacağı evliliktir. Arada beş-on yaş fark olması da tavsiye edilir zaten; özellikle ileriki yıllar açısından.

DÖRT DÖRTLÜK OLMALI MI?

Yukarıda anlattıklarımız iyi bir evlilik yapabilmek için dikkate alınması gereken (bazı) faktörlerdir. Bu saydıklarımızın hepsinden tam not almak zorunda değilsiniz elbette ama, hepsini dikkate almanız sizin yararınızadır. Bu dünya cennet olmadığına göre ve birçok peygamber bile evliliğinde sorunlar yaşadığına göre, mükemmel, kusursuz bir uyum arzulamak fazla iyimserliktir tabiî ki. Evlenmek için illa da karşınıza dört dörtlük birisinin, bir masal kahramanının çıkmasını beklemeyin. ”Onun bu’su eksik, bunun şu’su fazla” derken sonunda eli böğründe kalıp hiç olmayacak biriyle evlenenler çoktur. Dört dörtlük uyum deyince şu soruyu sorasım geldi: “Dünyanın bir yerinde aynı sizin gibi, fiziğiyle, huyuyla tıpatıp size benzeyen birisi var” desem inanır mısınız? İnanmazsınız tabiî. Çünkü insanlar, hiçbiri diğerinin aynı olmayacak bir çeşitlilikle yaratılmışlardır. En benzer dediğimiz kişilerin bile, biraz dikkat ettiğimizde pek çok farklılıklarının olduğunu görürüz. Peki o zaman şu soruyu sorayım: “Dünyanın bir yerinde tıpatıp sizin hayalinize uyan birisi var” desem inanacak mısınız? Buna da inanmayın. Hayaller, idealler, yıldızlar gibidir. Onlarla yolumuzu buluruz ama, onlara ulaşamayız. Onların gerçekleşme yeri başka diyardır. Bu dünyada bulabildiğiyle yetinmek de bir fazilettir. İsterseniz formüle edelim: Dört dörtlük beklemeyin, dörtte ikiye de razı olmayın; dörtte üçü hedefleyin.

SÖZLEŞME YAPIN

Eğer tüm bu muhasebeler sonunda evlenme kararı alınmışsa, bu kararın şartlarını kağıda dökmenizi tavsiye ederim. (Sadece ben değil, tüm evlilik terapistleri tavsiye eder bunu.) Evlilikte uyulacak kurallar, hangi konularda kimin nasıl bir fedakârlık yapacağı, kimin neyden sorumlu olacağı, hatta hangi şehirde yaşanacağı gibi konuların bile yazılı anlaşma hâline getirilmesinde fayda vardır. Böylece evlilik sırasında olabilecek sürtüşmelerde “Benim dediğim mi olacak, senin dediğin mi?” tartışmaları yaşamazsınız. “Burada yazdıklarımız olacak. Ne söz vermiştik? Bak, altında imzamız bile var.” Ama bunun faydası sadece evlilik süresince çıkan problemlerin çözümüne yardım da değildir. Bence esas, çıkabilecek problemleri önceden görmeye ve belki de kötü bir evliliği engellemeye veya baştan düzeltmeye yarar; doğru karar vermeyi kolaylaştırır. O heyecanlı dönemin coşkusu içinde size önemsiz gibi gelen ve “anlaşarak hallederiz, bir yolunu buluruz” denilen nice gizli uyumsuzluk bu esnada açığa çıkabilir. Meselâ ailelerle ilişkinin düzeyi, edinilecek malların nasıl kullanılacağı, çocuk bakım ve eğitiminde eşlerin payları, özel ilgilere ne kadar zaman ayrılacağı, hatta televizyonda ne seyredileceğine kadar yazın bakalım. Hiç tahmin etmediğiniz kaytarmalar, itirazlar olabilir. Olmuyor mu? Hemen evlenin o zaman. Allah bir yastıkta kocatsın. Beraber gezme konusuna gelince, sözlü veya nişanlı bile olsak nikahlanmadıkça karşı cinsle bir yerde beraber kalamayız. Yanımızda mutlaka üçüncü bir şahsın bulunması gerekir. Bu noktadan nikah düşen kişilerle kapalı bir yerde yalnız kalma ve el ele tutuşmak doğru değildir.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 08-06-2013, Saat:11:06 AM, Düzenleyen: Fecr'ul İslam.
Forumcu
RE: Eş Seçimi Nasıl olur ve Dikkat Edilmesi Gerekenler[Detaylı Anlatım]
Evlenirken eş seçiminde neye dikkat etmeli?




İslam, hayatı düzenleyen kurallar bütünü içinde evliliğe çok büyük önem atfetmiştir. Evlilikle kurulan aile yuvasının, tüm toplumun huzurunu ve ahengini sağlayacağını belirtmiş, insanın 'yaratılış' itibariyle evlenmesi gerekliliğini ısrarla açıklamıştır. Bakara, Nisa, Enfal, Nur, Furkan, Ahzap ve diğer bazı surelerdeki evlenme ve aile ilgili ayetler, İslam'ın evliliğe verdiği önemi göstermektedir.




"Allah katındaki en sevimli bina"



Meşru nikâh sayesinde meydana gelen İslâmî aile, öyle sağlam ve öyle değerli bir müessesedir ki Resulullah : "Allah nezdinde evlenme ile kurulan binadan daha sevimli bir bina yoktur" buyurmuştur.


İslam'ın dışında başka hiçbir din, ideoloji, anlayış ve çevre evliliğe ve aile yuvasına bu denli önem vermemiştir. Bir imtihan âlemi olan dünyada da hayatının kodlarını İslam'a göre belirlemek isteyenler, evliliğe önem atfetmektedirler. İslam, evlenme ve eş seçimi konusunda, geniş geniş izahatlar getirmiştir. Konuyla ilgili ayetler ve hadisler meseleyi birçok yönüyle ele almışlardır.





"Evlen yoksa hatalılardansın"



Evlilik konusunda İslam'ın ilk ve en öncelikli tavsiyesi, bekârlığın terk edilip bir yuva içinde aile olunması yönündedir. Allah'ın Resulü bir keresinde yanına gelen bir adama şöyle buyurmuştur: "Evlen, yoksa hatalılardansın. Evlen, yoksa günahkârlardansın" İslam'a göre, hiçbir şey, evlenmek ve nesli sürdürmek için bir yuva tesis etmekten daha sevimli değildir. Bekârlık birçok hadiste belirtildiği kadarıyla eksiklik sayılmaktadır.




Fikir birliği şart ama yetmez!



Evlilik sürecinde dikkat edilmesi gereken hususların ilki hiç şüphesiz, tarafların birbirleriyle uyuşup uyuşamayacakları konusu gelmektedir. Hayatı birlikte yaşayacağınız ve birlikte bir aile yuvası tesis edeceğiniz kişinin, hayata nasıl baktığı, hedeflerinin ve değer yargılarının neler olduğu, fedakârlıktan ve feragatten neleri anladığı, çizgilerinin ve yaklaşımlarının neler olduğu üzerinde düşünülmesinde fayda vardır.


Evliliğin sosyal boyutu, aile ve akraba ilişkileri, kültür ve zihin düzeyini göz önünde bulundurulmalıdır. Aynı hassasiyetleri paylaşmak ve aynı ölçülere sahip olmak elbette önemlidir. Fikir birliğinden, gelecek idealizminden ve uyuşmaktan kastımız budur. Fikir birliği elbette önemlidir.



Sizin elinize aldığınızda bile heyecanlandığınız bir kitaba eşiniz hiç ilgi göstermiyorsa, siz bazı akşamlar birlikte 'hadis okumaları' yapmaktan söz ederken o uyuklamakla meşgul ise ortada yürüyebilecek bir yapı kalmayacak demektir. Bu haliyle zaten eşler birbirlerinden uzaklaşmış olurlar. Ancak fikir birliği tek başına yetmeyecektir.



Zira biliyoruz ki, idealleri ve endişeleri aynı olanlar dahi, bir yuva altında uyuşamama gibi problemler yaşayabiliyorlar. Dolayısıyla aynı dünya görüşünü ve aynı endişe birlikteliğini sağlamış olmanız evlilik için tek yeterli sebep değildir. Karakter ve aile uyumuna dikkat göstermek zorundasınızdır.





Ne istenildiği belirlenmelidir!



Büyük ideallerden ve büyük isteklerden vazgeçmeniz evlilik süreciniz için faydalı olacaktır hiç şüphesiz. Ne istediğinizi net olarak kafanızda belirlemiş olmanız gerekir. Nasıl bir eş istediğinizi belirlerken, 'nasip' anlayışını gözden kaçırmadan kendi kişiliğinizi, eğilimlerinizi ve yönelimlerinizi iyice netleştirmeniz gerekmektedir. Puanlama olarak ifade edecek olursak, siz dörtken on üzerinden on, bir eş adayında diretiyor olmanız sıkıntıdır aslında.


Kendinizi tanıyarak yola çıkmanızda fayda vardır. Önce kendinizi tanıyın sonra zihninizde beklentilerinizi, ihtiyaçlarınızı ve şartlarınızı sıralayın. Ancak istekleri ve beklentileri fazlasıyla abartmak da çözüm değil açıkçası. Çok yaygın bir hikaye şöyledir:



İki arkadaştan biri diğerine sorar:



- Evlenmiyor musun hafız?



- Şartlarıma uyan birini bulursam evleneceğim.



- Ne istiyorsun ki?



- Güzel olsun, akıllı olsun, zeki olsun, dindar olsun, zengin olsun, kültürlü olsun, şefkatli olsun, ciddi olsun, itaatkâr olsun, bir de esprili olsun.



- Ama hafız demiş öteki, birden fazla evlilik artık yasak!





Ailesine bakın!



Birini anlamanın en iyi yollarından biri de çoğunlukla o kişinin ailesidir. Evlilik düşüncesinde iken, eş adayınızın ailesine bakarak onun hakkında doğru fikirler edinebilir ve süreci doğru okuyabilirsiniz. 'Annesine bak kızını al' sözü boşuna söylenmiş değildir.


Eş adaylarının ailelerinin uyumu da göz ardı edilmeyecek hususlardan biridir. Evlilik kararlarında ve eş seçiminde, genel toplumsal örf ve geleneklerin ve usullerin yıkılmamasına hassasiyet göstermek gerekir.





Bir bilene danışın!



Eş adayını belirleme ve evlilik sürecinde, akil ve doğru kararlar alabilmenin ve süreci doğru yorumlayabilmenin ilk şartlarından bir diğeri de durumu ve düşüncelerinizi bir büyüğünüze danışmanızdır. Hayatla ve insanlarla ilgili doğru yorumlara varabilecek birine danışmak eş adayları için doğru kararın kapısını açacaktır. Ancak danışılan kişi, adayların arkadaşlarından biri değil, sözüne ve ahlakına güvenilir bir büyük olmalıdır.




Sizden kimin evlenmeye gücü yetiyorsa hemen evlensin



Abdullah bin Mesûd'un (ra) Alkame'den rivayet ettiğine göre, Alkame şöyle dedi:


Ben Mina'da Abdullah bin Mesûd ile beraber yürüyordum Derken, Osman bin Affan Abdullah'a rastladı ve onunla konuşmaya başladı.



Osman bin Affan, ona: "Ey Ebu Abdurrahman! Seni genç bir hanımla evlendirsek, olur ki sana geçen zamanından gençliğinin ve kuvvetinin bir kısmını hatırlatır" dedi.



Abdullah cevap olarak: Sen böyle söylediysen Resulullah da bize şöyle buyurmuştur: "Ey gençler topluluğu! Sizden kimin evlenmeye gücü yetiyorsa hemen evlensin. Zira evlilik gözü (haramdan) daha çok uzaklaştırıcı, iffeti de çok daha koruyucudur. Evlilik külfetine güç yetiremeyenler ise oruç tutsun. Çünkü oruç, şehveti kıran bir şeydir" [Müslim, 2485]




Milli Gazete
Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 08-06-2013, Saat:11:08 AM, Düzenleyen: Fecr'ul İslam.
Forumcu
RE: Eş Seçimi Nasıl olur ve Dikkat Edilmesi Gerekenler[Detaylı Anlatım]
I- Kur'an Çerçevesinde Eş Seçme


Kur'ân-ı Kerim birçok âyetinde bu alandan bahseder. Kişiye hangi kadınların haram, hangilerinin helal olduğunu ve hangilerinin iyi ve hangilerinin iyi olmadığını açıklar.

Bu âyetlerden bazıları şunlardır:

"Allah'a ortak koşan kadınlarla, onlar inanıncaya kadar, evlenmeyin. (Allah'a ortak koşan kadın), hoşunuza gitse dahi, inanan bir cariye, ortak koşan (hür) bir kadından iyidir. Ortak koşan erkekler de inanıncaya kadar, onlarla (kadınlarınızı) ev­lendirmeyin. (Allah'a ortak koşan hür bir erkek) hoşunuza gitse dahi, inanan bir köle, ortak koşan bir adamdan iyidir. (Zira) on­lar ateşe çağırıyorlar. Allah ise izniyle cennete (girmeğe) ve mağfirete çağırıyor. İnsanlara âyetlerini (böyle) açıklıyor ki öğüt alsınlar.[663]

"Geçmişte olanlar hariç, (bundan böyle) babalarınızın ev­lendiği kadınlarla evlenmeyin. Çünkü bu fuhuştur, (Allah'ın) hışmıdır ve iğrenç bir yoldur. Size (şunlarla evlenmeniz) haram kılındı: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, tey­zeleriniz, kardeş kızları, kızkardeş kızları, sizleri emziren ana­larınız, süt bacılarınız, karılarınızın anaları, birleştiğiniz karılarınızdan olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız -eğer onlarla birleşmemişseniz, (kızlarını almaktan ötürü) üzerinize bir günah yoktur- kendi sulbünüzden gelen oğullarınızın karıları ve iki kızkardeşi bir arada almanız. Ancak geçmişte olanlar hariç. Şüphesiz Allah, çok bağışlayan çok merhamet edendir. (Savaşta esir olarak) ellerinize geçen (cariyeler) müstesna, evli kadınlar (la evlenmeniz) de (yasaklandı. İşte bun­lar) size Allah'ın yazdığı yasaklardır. Bunlardan Ötesini, iffetli yaşamak, zina etmemek şartıyla mallarınızla istemeniz (mehirlerini verip almanız) size helal kılındı. O halde onlardan ne kadar yararlandmızsa, ona karşılık kesilen ücretlerini (mehirlerini) bir hak olarak verin. Mehrin kesiminden sonra karşılıklı anlaşmak (suretiyle kesilenden az veya çok vermeniz) de üzerinize bir günah yoktur. Şüphesiz Allah bilendir, hikmet sahibidir. [664]

"Bugün size iyi ve temiz şeyler helal kılındı. Kendilerine ki­tap verilenlerin yemeği, size helal, sizin yemeğiniz de onlara helâldir. Ve inananlardan, namuslu hür kadınlar zina etmeksi­zin, gizli dost tutmaksızın namuslu bir biçimde mehirlerini ver­diğiniz taktirde size helâldir. Kim inanmayı kabul etmezse, onun ameli boşa çıkmıştır ve o ahirette kaybedenlerdendir.[665]

"Kötü kadınlar, kötü erkeklere; kötü erkekler, kötü kadınlara; iyi kadınlar, iyi erkeklere; iyi erkekler de iyi kadınlara (meyleder). Bunlar (Peygamber, Aişe ve Safvan) on­ların dediklerinden uzaktırlar. Kendilerine (Allah'tan) bir mağrifet ve cömertçe bir rızık vardır. [666]

Ayeti kerimelere baktığımızda şu aşağıdaki hususlara önem ver­diklerini görürüz:

1- iman.

2- Ahlâk.

3- Soy akrabalığı ve süt akrabalığı.

4- Evlilik sebebiyle akrabalık.

Şimdi bu hususları tafsilatıyla göreceğiz. [667]



İman Ve Nikah


İlk âyetin sözkonusu ettiği iman meselesine gelince, o hayatta doğru davranışın temeli, ruhî huzurun sebebi ve umut kaynağıdır. "Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin; zira kâfir kavimden başkası Allah'ın rahmetinden ümit kesmez. [668]Çalışanın teşvikçisidir. "(Yapacağınızı) yapın amelinizi Allah da, Resulü de, müminler de görecektir." [669]Bu durumuyla iman, kişinin peşinde koştuğu gayesinin gerçekleşmesi ve elde etmek istediği güzel sonuçlann kefilidir. Allah buna bir misal veriyor; "güzel söz, kökü (yerde) sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaç gibidir ki (o ağaç), Rabbinin iz­niyle her zaman yemişini verir. [670]

imanı olmayan, gerdanında söz, akide ve amel süsleri bulunma­yan insandır. Ruhu çirkindir, kötü huyludur, üstün değerleri hep mad­deye gömülüdür, hedefi, haktan başkasıdır: "Hevâ ve hevesini tanrı edinen ve Allah'ın, (yanındaki) bir bilgiye göre saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünün üstüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi ona Allah'tan sonra kim doğru yolu gösterecek, düşünmüyor musunuz?" [671]

Böyle bir kişiden mi insanî mesaj beklenir? Hangi içtimaî hedefi gerçekleştirmesi umut edilir? Gölgesinde hangi huzurlu hayattan bah­sedilebilir?

"Kötü sözün durumu da gövdesi yerin üstünden koparılmış, kararı (yerinde durma imkanı) olmayan kötü bir ağaca benzer. [672]

"Onlar ateşe çağırıyorlar. Allah ise izniyle cennete (girmeğe) ve mağfirete çağırıyor. [673]

O halde Kur'an-ı Kerim'in imanı, üstün bir hayata giden her şeyin temeli olarak görmesinde, bu arada kendisinden en güzel meyveler bek­lenen evliliğin de temeli olmasını istemesinde şaşılacak bir durum yok­tur.[674]


Ayetten Çıkarılacak Sonuçlar:


Ayet-i kerimenin ışığında şu sonuçları çıkarabiliriz:

a- iman ile şirk arasında büyük bir uçurum vardır, iman, her iyi­liğin kaynağıdır. Aynı şekilde şirk de, her kötülüğün kaynağıdır.

b- iman sahibi, güçlü olma, güzellik, soy ve hürriyet gibi meziyet­lere sahip olmasa da, bu meziyetlere sahip müşrikler üstündür.

Çünkü sınırlan, kayıtları, gaye ve hedefleri bulunan ve sürekli de­vam edecek olan bir ilişki sözkonusu. Temelleri atılacak, varlığı koruna­cak bir ilişki. Bu alanda imandan daha önemlisi yoktur.

Evlilik geçici ve duygusal bir ilişki değil ki güzelliğin, malın, güç ve itibarın sözü edilsin.

c- Müşrikin sorumluluğunu hissetmesi diye birşey yoktur. Kutsal değerleri olmayan, hâk-hukuk tanımayan birinin gözünde evlilik nedir ki? Onun için böyle bir akdi bozmak ve sorumluluğundan sıyrılmak çok kolaydır. Müşrikin evlilik bağları çürümüş iplere benzer.

Biri Hz. Hasan'a: "Benim kızım var, çok da isteyenleri var. Kime vereyim?" diye sordu. Hz. Hasan (r.a.) şöyle cevap verdi: "Onu müttakî birine ver. Çünkü onu severse, ona değer verir, sevmezse, ona zulmet­mez.

d- Vücutça güçlü, soyca üstün ve görünüşçe yakışıklı bir müşriği seven kadın, o müşrikin inanç ve düşüncesinden de büyük ölçüde etki­lenir. Aynı şekilde boyu, soyu ve güzelliği sebebiyle bir müşrik kadını seven erkek de, o müşrik kadının inanç ve düşüncelerinin etkisinde kalır.

Çünkü bir şahsı benimseyen ve ona hayran kalan, kalbinin derin­liklerinde ona saygı duyar, nihayet onu kutsallaştırabilir. Farkında ol­sun veya olmasın ondan büyük Ölçüde etkilenir, onun gönlünü kazan­mak için tüm çabasını harcar. Yavaş yavaş dünyayı onun gözüyle görmeğe, kulağıyla duymaya başlar. Onu ne kadar taktir ediyorsa, o ölçüde ona yakın olmaya çalışır. Yaklaştıkça da, kendi değerlerinden, üstün tuttuklarından uzaklaşır.

e- Eşlerden birinin durumu bu olunca, ya çocukların üzerindeki etki nasıl olacaktır. Hangi tarafa gidecekler? An a-b ab al arının çatışan değerleri ve farklı inançları arasında şaşırıp kalmayacaklar mı?

f- Müşrikin durumu şu açıkladığımız şekilde olduğuna göre, müşrik neye çağırır, arkadaşını nereye götürür?

O, dünyada hayat cehennemine, âhirette de cehennem ateşine çağırır, iman ise, dünyada hayat nimetlerine âhirette ise naim cenne­tine çağırır.

O nerede, bu nerede!

Henüz sözün başında iman ile şirk arasında derin bir uçurumun bulunduğunu söylememiş miydik? Bunu birbirinden ayırt edemeyenin, onları birbirine karıştıranın ve cennete çağırana koşmayanın, duygu­ları körelmiştir, vicdansızdır, geri zekâlıdır ve aklından zoru vardır.[675]


İman Ve Ahlâk


Kişi ne kadar derin bir imana sahip ise, mü'minlerin ahlâkiyle ahlâklanması, dinî emirlere riayeti ve dinî değerlere bağlılığı da o ölçüde olur.

Bu sebeple mü'minim iddiasında bulunan ya da mü'minler cemaa­tine intisap eden herkes, evlilik alanında seçilmeğe ehil değildir.

Salih amel kişinin ağırlığını arttırdığına ve hem Allah, hem de in­sanlar indinde değerini yükselttiğine ve onu hem dünya, hem de âhirette sevaba eriştirdiğine göre, ki Yüce Allah "erkek ve kadından her kim inanmış olarak iyi bir iş yaparsa, onu (dünyada) hoş bir

hayatla yaşatırız, onların ücretlerini yaptıklarının en güzeliyle

veririz" buyurmaktadır. [676]Aynı şekilde iyi ahlâkın ve iffetli olmanın da iman ile birlikte eş seçimi alanında bir varlığı ve değeri vardır.

Bu sebeple iman ile birlikte iffetli olmak, seçim alanlarının en güzelidir. Ahlâk örgüleriyle korunmuş mümin erkek, iffet elbisesini kuşanmış mümin kadına denktir. Fasık erkek de ancak fasık bir kadına ehildir.

Yüce Allah şöyle buyurur: "Zina eden erkek, zina eden veya müşrik olan bir kadından başkası ile evlenemez; zina eden kadınla da ancak zina eden veya müşrik olan erkek evlenebilir. Bu, mü'minlere haram kılınmıştır. [677]

Amr b. Şuayb, babasından, o da dedesinden şunu nakleder: Mirsed b. Ebî Mirsed el-Ganevî, Mekke'deki esirleri kaçırıyordu. Mekke'de Anâk isminde bir fahişe vardı ve Mirsed'in dostu idi. Mirsed, dedi ki: Peygamber'e (s.a.v.) gittim ve: Ya Resûlallah, Anâk ile evleneyim mi? dedim. Peygamber (s.a.v.) sustu, bana cevap vermedi. Sonra şu âyet indi: "Zina eden kadınla ancak zina eden veya müşrik olan erkek evle­nebilir." Peygamber (s.a.v.) beni çağırdı ve bana bu âyeti okuduktan sonra: "O kadınla evlenme" buyurdu. [678]

Tirmizî, zikrettiği rivayette Mirsed'in bu isteğinin sebebinin, cahiliye döneminde bu şahsın o kadınla dostluğunun olduğunu zikreder. Al­lah ona islâmi nasip edince de kahramanca bir iş yapmayı düşündü. Belki böylece Allah günahlarını affeder ve mükâfatını yüceltir.

Kureyşlilerin gaflet anlarını kollar ve müslüman esirleri Mekke'den Medine'ye kaçırırdı. Mehtaplı bir gecede Anâk onun Mekke'de bir duvarın gölgesinde saklandığını ve sözleştiği bir esiri bağlandığı yerden çözmek için fırsat kolladığını gördü. Anâk onu tanıdı, dehşete kapılmıştı, birden: Mirsed, diye bağırdı. Mirsed, cevap verdi. Anâk onu kendisiyle gecelemeye ve geçen günlerin anılarını yatağında paylaşmaya çağırdı.

Ancak Mirsed, Anâk'ı hayal kırıklığına uğrattı: Anâk! Allah bize zinayı haram kıldı, dedi. Umduğunu bulamayan Anâk, Mekke'lilere ses­lenerek birinin müslüman esirleri kaçırmak istediğini haber verdi. Mirsed saklandığı yerden fırlayarak kaçtı. Aralarından sekiz kişi peşine düştüler, ancak yakalayamadılar.

Her halde Mirsed bu fedakârca işe devam etmek istiyordu. Ancak onun bu durumunu öğrenen o kadından emin olmak için onunla evlen­mek istedi. Böylece onu kendi tarafina çekmek istiyordu. Bu gibi du­rumlarda sahabenin yaptığı gibi Peygamber'den (s.a.v.) izin istedi. Va­hiy, yeni toplumun ahkâmını getirmeğe devam ediyordu, henüz bütün kurallar inmiş değildi.

Gayenin sorumluluğuna rağmen, islâm bu metoddan şiddetle sakındırdı. Ayet inerek böyle birşeyin bir mü'mine yakışmayacağını be­lirtti. [679]Bir mü'min böyle bir çirkefliğe düşmezdi; mü'minin zânî bi­riyle ne işi vardı!

Evet iffetli biri zâniye bir kadınla evlenecek olsa ergeç o kadının çirkefliğine sürüklenecektir. Çünkü o kadının kendine göre günahkârlardan oluşan özel bir çevresi vardır, onlar o kadını terket-meyeceklerdir. Ancak gerçekten tevbe ederse, o başka. Ne var ki fahişeler arasında bu şekilde tevbe edenler çok azdır.

Batıl, ister istemez mutlaka hakkettiğini bulacaktır.

Bir müddet sonra vakıaya teslim olacak, içinden bir aile kura­mayacağım düşünmeğe başlayacaktır. Çevresinde olup bitenler onu ilgi­lendirmemeğe başlayacak ya da Önemsemeyecek, nihayet dinî hamiyet gittikçe zayıflayacaktır.

Daha sonra değer ölçüleri değişecek ve geleneklerle ahlâkî değerlerden soyutlanacak ve ahlâksız karısının çevresine doğru sürüklenerek bataklığa düşecektir.

Hele bir de bunun sonucunda soyların karışması, çocukların farklı eğilimlere sahip bir ana ve baba kucağındaki şaşkınlıkları; istikrar ve huzurun hakim olduğu, vicdan ve ahlâkın gölgesinde oluştuğu, ahlâk ve değerlere bağlılığın geliştiği huzur, sevgi ve şefkat ortamından mahrum kalışları daha da karmaşık problemler getirecektir.

Haddi zatında islamiyet, bu gibilere tevbe kapısını kapatmış değildir. Aksine tevbe etmeleri için kapıları ardına kadar açmıştır ve bu durumdan kurtuldukları taktirde evlilik konusunda sakıncalı kişi ol­maktan da kurtulurlar.

O çirkin mesleklerini kınamakla birlikte bir beşer olarak böyle bir hataya düşmüş olmalarını mümkün görür.

Onlara yaklaşmayı şiddetle sakındırmasına rağmen güzel bir tev­be ile tevbe edenlerine kucak açar.

Onlardan şiddetle sakındırırken hedef bizzat kendileri değil, toplum ve aileye olan zararından dolayı tuttukları yoldur.

Eğer samimi olarak o yolu tepebilirlerse, mü'minler safına girerler ve Allah, günahlarım sevaba çevirir.

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Ve onlar ki Allah ile beraber başka tanrıya yalvarmazlar. Allah'ın haram ettiği canı haksız yere öldürmezler ve zina etmezler. Kim bunları yaparsa günahı (nın cezasını) bulur. Kıyamet günü onun için azâb kat kat yapılır ve o (azab)ın içinde hor ve hakir olarak kalır. Ancak tevbe edip inanan ve faydalı bir iş yapanlar, işte Allah onların kötülüklerini iyiliklere değiştirecektir. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.[680]

Ibnu Kesir, bir adamın Ibnu Abbas'a: Bir kadınla oynaşır; Allah'ın haram kıldığı şeyler yapardım. Yüce Allah bana tevbe etmemi nasip etti, ben de o kadınla evlenmek istedim. Bazıları: Zina eden erkek, an­cak zina eden veya müşrik olan bir kadınla evlenebilir, dediler. Ibnu Abbâs: O, bununla ilgili değil, onunla evlen, eğer günahı varsa benim boynuma, dedi.

Ibnu Kesir, bir gurup âlimin: "Tevbe edildiği taktirde, evlenmek caiz olur" şeklindeki görüşlerine delil olarak bu rivayeti zikretmektedir. [681]

Ibnu Kesir bu rivayeti zikretmeden önce, Ahmed b. Hanbel'in şöyle dediğini naklediyor: iffet sahibi bir erkeğin, tevbe etmedikçe fahişe bir kadınla evlenmesi caiz değildir. Ancak tevbe ederse, o zaman nikâh akdi sahih olur. Aynı şekilde hür ve iffet sahibi bir kadının, gerçek bir tevbe ile tevbe etmedikçe facir ve ahlâksız bir erkekle evlen­mesi caiz değildir. Çünkü yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Bu (tür ev­lenmek), müminlere haram kılınmıştır." [682]

Bu sebeple Ibnu Hanbel'in akdi yapıldığı takdirde bunun geçerli olduğu haramlığın, böyle bir evliliğe adım atmak olduğu şeklindeki görüşüne katılmak mümkün değildir. Ibnu Hanbel'in bu görüşünü yukarıda zikretmiştik. [683]Yüce Allah'ın şu sözü de, dediklerimizi desteklemektedir: "Kötü kadınlar, kötü erkeklere; kötü erkekler, kötü kadınlara; iyi kadınlar, iyi erkeklere; iyi erkekler de, iyi kadınlara; (meyleder).[684]

Abdurrahman b. Zeyd b. Eşlem, şöyle demiştir: Kadınlardan kötü olanlar, erkeklerden kötü olanlaradır; erkeklerden kötü olanlar, kadın­lardan kötü olanlaradır. Kadınlardan iyi olanlar, erkeklerden iyi olanla­radır; erkeklerden iyi olanlar da, kadınlardan iyi olanlaradır. [685]

Yüce Allah, soy akrabalığından, süt akrabalığından ve evlilik sebe­biyle akrabalıktan dolayı kadınlarla evlenmeyi haram kılmış, bunun dışındakileri ise helal kılmıştır.

Ancak ahlâkî sağlamlık, kişinin seçmek istediği eşte mutlaka bu­lunması gereken bir husustur; seçimin şer'î olabilmesi için bu şarttır. Kadın müslüman da olsa, onda bu şart aranır. Nitekim şu âyet-i kerîme de buna delalet etmektedir: "Bunlardan Ötesini, iffetli yaşamak, zina etmemek şartiyle mallarınızla istemeniz (mehirlerini verip almanız), size helal kılındı, [686]

Ehl-i kitaptan olan kadınla ilgili olarak da şöyle buyurulmaktadır: "Bugün size, iyi ve temiz şeyler helal kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yemeği size helâl, sizin yemeğiniz de onlara helâl­dir. Ve inananlardan namuslu hür kadınlar ve sizden önce ken­dilerine kitap verilenlerden namuslu hür kadınlar -zina etmek­sizin, gizli dost tutmaksızın namuslu bir biçimde mehirlerini verdiğiniz taktirde- size helaldir. Kim inanmayı kabul etmezse, onun ameli boşa çıkmıştır ve o âhirette kaybedenlerdendir." [687]

Ancak bu kadınların, helal olmalarının ilk ve temel şartı semavî bir kitaba inanıyor olmalarıdır.

Müslüman olsun, ehl-i kitaptan olsun eş olarak seçilecek kadında ahlâkî sağlamlığın şart koşulması, hayat ortağını seçerken çok dikkatli ve ihtiyatlı olmamızı gerektiriyor. Ancak bu şekilde evlilik gayesine ulaşır ve ondan beklenen sonuçlar gerçekleşebilir.

Ibnu Mâce, kendi senediyle Ebû Umame'den Peygamber'in (s.a.v.) şöyle buyurduğunu naklediyor:

"Mü'min kişi, Allah'tan korkmasından sonra, saliha bir kadından daha hayırlısını elde etmemiştir; ona emrettiği za­man, enirine itaat eder; ona baktığı zaman, onu sevindirir; onun üzerine yemin ettiğinde, yeminini doğru çıkarır; yanında bulun­madığında da kendi nefsi ve onun malı hakkında samimi dav­ranır.[688]

Sevbân'ın şöyle dediği rivayet edilir: "Altın ve gümüşle ilgili âyet indiğinde, sahabe; acaba hangi malı edinsek dediler. Ömer: Ben sizin için öğreneyim, dedi ve koşarak devesine bindi ve Peygamber'e (s.a.v.) gitti. Ben de peşinden gittim. Ya Resûlallah, hangi malı edinelim? diye sordu. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Sizden her biriniz şükreden bîr kalb, zikreden bir dil ve âhiret işinde kendisine yardımcı olacak mümin bir eş edinsin. [689]

Müslim, Abdullah b. Amr'dan Rasûlullah'ın (s.a.v.) şöyle buyur­duğunu rivayet ediyor:

"Dünya bir yararlanma yeridir. Onda yararlanılacak şeylerin en hayırlısı ise, saliha kadındır. [690]

Buhârî, Ebû Hüreyre'den Peygamber'in (s.a.v.) saliha kadın ve onun çocuklarıyla kocasına dair tavrım vasfedişini rivayet eder: "Deveye binen kadınların en hayırlıları Kureyş'in saliha kadınlarıdır; küçük çocuklarına çok şefkatli ve kocalarının sa­hip olduğu şeyi çok gözetirler.[691]


Ehl-i Kitap Kadınlarıyla Evlenmek


Daha önce sözkonusu ettiğimiz ahlâkî sağlamlık penceresinden meseleye ışık tutmaya çalışacağız. Çünkü mutlu bir evlilik; ailede hu­zur, sevgi, şefkat ve ahlâkî sağlamlığa dayalıdır.

Herşeyden önce hemen şunu belirtelim ki, müslüman âlimlerin büyük çoğunluğu ehl-i kitaptan iffetli bir kadınla evlenmenin caiz olduğunu söylerler. [692] Ancak sahabeden ileri gelenlerin bazısından, üzerinde düşünülmeğe ve nazan itibara değer değerlendirmeleri vardır. Hz. Ömer ve Ibnu Abbas -Allah her ikisinden razı olsun- bunlardandır:[693]


Hz. Ömer'in Görüşü:


Hz. Ömer, ahlâk ve davranışlarından şüphe edildiği durumlarda onlarla evlenmeyi reddetmiştir.

Taberî, senediyle Şakîk'in şöyle dediğim rivayet ediyor: "Huzayfe, yahudî bir kadınla evlendi. Bunun üzerine Hz. Ömer, ona: "Onu bırak" diye yazdı. Huzayfe, cevap yazarak: Bana, onu bırak derken onunla ev­lenmenin haram olduğunu mu kasdediyorsun? dedi. Hz. Ömer: Hayır, haram olduğunu kasdetmiyorum. Ama korkuyorum ki onlardan fahişe olanlarla evlenirsiniz, dedi. [694]


Ibnu Abbâs'ın Görüşü:


Ibnu Abbas'a gelince, bir taraftan böyle bir evliliği ihtiyatla karşılamış, diğer taraftan toplumun mashalatını hesaba katmıştır. Ona göre düşman ya da düşman tarafları olan ehl-i kitaptan bir kadınla ev­lenmek haramdır. Böylece o, zımmî olan ile harbî olanı birbirinden ayırt etmiştir.

Bu görüşün önemli bir tarafı vardır.

Bu durumdaki evlilik, evlilik hedeflerini gerçekleştiremez.

Düşman ya da casus olan birine insan nasıl ısınabilir?

Biri, Allah'a ve Resulüne inanıyor, diğeri Allah ve Resulüne düşman, bu ikisi arasında nasıl sevgi olabilir? "Allah'a ve âhiret gününe inanan bir kavmin, Allah'a ve Resulüne düşman olan­larla dostluk ettiğini göremezsin." [695]Bu durumdaki iki eş arasında şefkat nasıl sürdürülür ve toplumun derinliklerine kadar nasıl uzanabilir? Böyle bir evlilik, toplumun içine uzatılan bir hançer de olab­ilir. Ondan doğan çocuklar da dinî bir fitneye ya da çatışmaya maruz kalabilirler.

Taberî, îbnu Abbas'ın: Ehl-i kitap kadınlarından bize helal olan­ları vardır, olmayanları vardır dediğini sonra da şu âyeti okuduğunu rivayet eder: "Kendilerine kitap verilenlerden Allah'a ve âhiret gününe inanmayan, Allah'ın ve Rasûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak dinini din edinmeyen kimselerle, küçül(üp boyun eğ)erek elleriyle cizye verecekleri zamana ka­dar savaşın. [696]Onlardan cizye verenlerin kadınları bizim için he­lal, vermeyenlerinki ise haramdır. Hakem diyor ki: Ibnu Abbas'ın bu görüşünü İbrahim'e anlattım, onu takdir etti. [697]

Ebû Bekr el-Cassas da bu görüşü nakleder ve bunun tercih edil­mesi gerektiğine meyleder. Bu görüşü delillendirirken de şunu söyler: Yüce Allah'ın şu sözü Ibnu Abbas'ın görüşünü desteklemektedir: "Allah'a ve âhirete inanan bir kavmin, Allah'a ve Resulüne düşman olanlarla dostluk ettiğini göremezsin. [698]

Oysa evlilik sevgiyi gerektirir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "O'nun âyetlerinden biri de, kendileriyle kaynaşmanız için size kendi nefislerinizden eşler yaratması ve aranıza sevgi ve merhamet koymasıdır. [699]

Cassâs daha sonra şunu ilave eder: Buna göre harbî kadınlarla ev­lenmek mahzurlu olmalıdır. Çünkü yüce Allah "Allah'a ve Resulüne düşman olanlarla dostluk edenler" diyor. Bundan kasıt, harb ehli olan­lardır. Çünkü onlar bizim tarafımızda değildir, başka taraftan ya-nadırlar. [700]


İbnu Ömer'in Görüşü:


Ibnu Ömer daha aşırı giderek ehl-i kitabı müşrik saymış ve iffetli olsun, ahlâksız olsun, harbî olsun, zimmî olsun, hür veya cariye olsun ehl-i kitaptan bir kadınla evlenmenin mutlak olarak haram olduğunu söylemiştir. Herhalde onu bu görüşe iten, aşırı ihtiyatlı davranmasıdır.

O, bu görüşüyle sahabe ve tabiînin cumhuruna muhalefet etmiştir.

Buhârî'nin, Nafi'den naklettiği bir rivayete göre Ibnu Ömer'e, hnstiyan ve yahudî kadınla evlilik sorulduğunda: "Allah müşrik kadınları mü'min erkeklere haram kılmıştır. Allah'ın kulu olduğu halde Hz. İsa'ya Rabbim demekten daha büyük şirk göremiyorum" karşılığını verdi. [701]

îbnu Ömer'e göre Bakara süresindeki âyet, Maide süresindeki âyetle ne tahsis edilmiştir ve ne de neshedilmiştir. Ayetle kasdedilen, hıristiyan ve yahudilerdir. Ehl-i kitap terkibiyle de bunlar kasdedilir.

Ibnu Ömer, birçoklarının kabul ettiğim kabul etmiyordu.

Ancak ondan yapılan rivayetler farklıdır; ondan ehl-i kitap hakkında görüşünü açıkça belirttiği ve onların müşrik olduklarını söylediği rivayet edilmekle beraber iki âyetin birbirleriyle ilişkileri arasında kesin bir görüş belirtmeden tavakkuf ettiği de rivayet edilmek­tedir.

Ebû Bekr el-Cassâs, Ebû Ubayd'den Meymûn b. Mihrân'ın şöyle dediğini rivayet eder: tbnu Ömer'e: Ehl-i kitabın çok bulunduğu bir yörede yaşadığımızı; kadınlarıyla evlenip yemeklerini yiyelim mi? diye sordum. Bana helâlliği bildiren âyetle haramlığı bildiren iki ayeti oku­du. Bu okuduğun âyetleri ben de okuyorum, kadınlarıyla evlenip ye­meklerini yiyelim mi? diye sorumu yineledim, ama o, yine iki âyeti oku­du ve bununla yetindi.

Yani âyetlerden birinin bunu helâl kıldığını, diğerinin ise haram kıldığını görünce tavakkuf etmiş ve mubah olduğunu söylememiştir. [702]


Ibnu Cerîr Et-Taberinin Görüşü:


Ibnu Ömer, nasıl ehl-i kitab kadınlarıyla evlenmeyi mutlak olarak haram saymamışsa, bunun aksine mutlak olarak helal olduklarını ileri süren görüş de vardır.

işte bu, Ibnu Cerîr et-Taberî ve mutekaddimînden bazılarının görüşüdür. Onlar bu görüşlerini âyette geçen "el-muhsanat" sözcüğünün hür kadınlar anlamına geldiği temeline dayandırmışlardır. Taberî'nin ifadesi aynen şöyledir:

"Müslüman ve ehl-i kitaptan hür kadınlarla evlenmek mümin er­keklere helaldir. Bu kadınlar ister daha önce bir fuhuş işlemiş olsunlar, ister işlememiş olsunlar, ister zımmî ister harbî olsunlar farketmez. Doğan çocuğun küfre zorlanacağı endişesi yoksa onlarla evlenmek helâldir. Yüce Allah'ın: "İnananlardan namuslu hür kadınlar ve sizden Önce kendilerine kitap verilenlerden hür kadınlar size helâldir"[703]ayetinin zahirinden anlaşılan budur."

Taberî, bu görüşü ve bu görüşte olanları desteklemekte ve evlâ olanın bu görüş olduğunu söyledikten sonra onu iki hususta destekle­mektedir. [704]

Birincisi: Sözkonusu âyette kasdedilen iffet ve ahlâkî sağlamlık ol­saydı, hüküm, ehl-i kitaptan iffetli cariyeleri de kapsardı. Oysa evlilik hususunda onlar hakkındaki hüküm, hür kadınlannkinden farklıdır.

ikincisi: Eğer öyle olsaydı, ehl-i kitaptan hür kadınlarla müslümanlardan hür kadınlar iffetli olmadıkları taktirde onlarla evlen­mek mubah olmazdı. Oysa yüce Allah, bir fuhuş işlemiş olsalar da mümin hür kadınlarla evlenmemizi mubah kılmıştır. Nitekim yüce Al­lah şöyle buyurmaktadır:

"İçinizden bekârları, köle ve cariyelerinizden iyileri evlen­dirin. [705]


Ibnu Kesîr'in Görüşü:


Ibnu Kesîr, "muhsanât" sözcüğüyle iffetlilerin kasdedilmiş olduğu görüşünü tercih eder ve bunun, cumhurun görüşü olduğunu söyler. Son­ra şöyle devam eder: Daha uygun olan görüş budur. Böylece zımmî olup iffetli olmayan kadın bunun kapsamına girmemiş oluyor. Kadın iffetsiz ise, onun durumu külliyen bozuktur. [706]

Ibnu Kesir, daha sonra bu yorumunu destekleyecek deliller getirir. Bu sözlerle îbnu Cerîr'e cevap veriyor gibidir.[707]


Taberî’ye Cevap:


Bununla birlikte, "muhsanât" sözcüğüyle ilgili açıklamaları ve onu destekler deliller getirmesine rağmen Taberî'nin görüşüne cevap ver­mek mümkündür, ilk olarak hemen şunu soruyoruz: Hükmün cariyeleri de kapsamasında ne sakınca vardır?

Fakihler, efendisi olmakla ehl-i kitaptan olan cariyeyle yatmanın caiz olduğunda ittifak etmiştir. Efendisi olmakla kendisiyle caiz olan ile, nikâh akdiyle ve özel şartlarla da yatmak caizdir. O halde böyle bir ayrım yapmaya ne gerek vardır? Gerçi bu meselede ihtilaf vardır. Mu­bah olduğunu söyleyenlerin yanında sakıncalı olduğunu söyleyen de vardır.

Ebû Hanife, kendisinden gelen rivayetlerin birinde Ebû Yûsuf, Muhammed, Zûfer, Ebû Meysere ve başkaları ehl-i kitaptan olan bir ca­riye ile nikâh kıymanın caiz olduğunu söylemişlerdir. Hasan-ı Basrî, Mücahid, Said b. Abdilaziz ve başkaları bunu mekruh görmüşlerdir. Malik, Şafiî, Leys ve.onlarla aynı görüşte olan bir grup âlim ise, bunu yasaklamışlardır.

Ebû Bekr er-Râzî ise, caiz olduğu görüşünü desteklemiştir. O, hür ve cariyelerle ilgili Nisa süresindeki âyetleri görüşüne delil olarak zik­retmekte, muhaliflerin görüşlerini tartışmakta ve Kur'ân'daki "muh-sanât" sözcüğüyle değişik anlamların kasdedildiğini söylemektedir. Ba­zen bununla evli olan kadınlar kasdedilmiştir. "(Savaşta esir olarak) ellerinize geçen (cariye)ler müstesna evli kadınlarla.[708]aye­tinde bu anlam kastedilmiştir:

Bazen bu sözcükle hür kadınlar kastedilmiştir:

"İçinizden inanmış hür kadınlarla evlenmeğe gücü yet­meyen kimse, elleriniz altında bulunan inanmış genç kızlarınız (olan cariyelerinizden alsın"[709] ayetinde bu anlamda kul­lanılmıştır.

Bazen de bununla iffetli kadınlar kastedilmiştir. Ibnu Cerîr'in za­hirini kendi görüşüne delil olarak ileri sürdüğü şu âyette olduğu gibi:

"İnananlardan, namuslu hür kadınlar ve sizden önce ken­dilerine kitap verilenlerden namuslu hür kadınlar.. [710]

Ebû Bekir er-Râzî, sonra şöyle devam eder:

(Maîde: 5/5) âyetindeki kullanış da böyledir, iffetli olma açısından bu ismin geçerli olduğu kişilere, "ihsan" kelimesinin umum anlamını nazar-ı itibare alarak bu ismi (muhsan ismini) vermeğe bir engel yok­tur.

ikinci hususa gelince, deriz ki:

"Zina eden erkek, zina eden veya müşrik olan bir kadından başkasıyla evlenemez"[711] âyetinin anlamı üzerinde dururken bu meseleyi etraflıca inceledik; tercih edilmesi gereken görüşün hangisi olduğunu orada belirttik. Ayetin, "içinizden bekârları ve köle ve ca­riyelerinizden iyileri evlendirin" [712]âyetiyle neshedilmediğini; bunun, olması gerekeni gösterme olduğuna; evlilikten istenen hedefin gerçekleşmesi için ve sapıkları azarlayıp müminleri korumak için müminin hayat arkadaşını seçerken kendine layık olanı seçmesine teşvik olduğuna hamledilmesi gerektiğini anlattık. Böylece bekârlarla iyi olan köle ve cariyelerin evlendirilmelerinin emredilmesin de bütün bunlar gözetilmiş ve her iki âyetle amel edilmiş oluyor.

Belkide Taberi ve onun görüşünde olanların bu görüşe varmaları, iffetli olmasalar da müslüman ya da ehl-i kitap bir kadınla nikâh kıyıldığı taktirde artık o nikâhın sahih olması sebebiyledir.

Çünkü birşeye kalkışmaktan sakındırma, o şeyin kerahetle bir­likte caiz olmasına engel değildir.

Ancak biz burada şeriatın birini teşvik ettiği ve birini kınadığı iki şey arasında kişinin birini tercih ederek seçim yapması alanından sözediyoruz.

Ya da mümin kişinin hayat arkadaşını ve çocuklarının anasını seçerken yaklaşmasının yasaklandığı kâfir ve fasıklarm otlağından ve fahişelerle zânilerin ortamından; yani yasak bölgeden sözediyoruz.

Vücûdun satılmasından, şerefin ayaklar altına alınmasından başka bu bölgede ne var ki?

Parayı görürken vücûdunu satan kadın, aynı şey için vatanını da satmaz mı?

Kendi iffetinin değerini bilmeyen, vatanının izzetini mi düşünür?

Temel değerlerini çiğneyen kadında ahlâk ne gezer? Böyle birin­den hangi davranışlar beklenir? Çocuklarına nasıl bir süt içirecektir böylesi?

Bu mu, kocasının yokluğunda kendi namusunu ve kocasının malını koruyacak kadın? Bu mu âhiret işinde kocasına yardımcı olacak eş? Bu mu kocasından kesin taahhüdü hakkeder? Vatana asker, komu­tan, işçi ve âlim yetiştirecek ana bu mu?

Müslüman Allah ve Resulünün sünneti üzere böyle bir kadınla nasıl evlenebilir? Bu kadın müslüman olduğunu söylese de? Ya bir de hıristiyan veya yahudî olursa? Hele hele düşman yahut düşman taraf­tarı ise?

Yüce Allah şöyle buyuruyor: "Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten, onlara adaletli davranmaktan menetmez. Çünkü Al­lah adalet yapanları sever. Allah sizi, ancak sizinle din hakkında savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve çıkarılmanız için yardım eden kimselerle dost olmaktan meneder. Kim onlar­la dost olursa, işte zalimler onlardır.[713]

Bu konuda az Önce aktardığımız Taberî'nin sözlerinin tutarlı bir tarafi var mı?

O zaman Yüce Allah'ın: "Size helâl olan kadınlarla evlenin.[714]

"Onun için iyi kadınlar itaatkâr olup Allah'ın kendilerini korumasına karşılık kendileri de gizliyi koruyan (kocalarına gizli gizli ihanet etmeyenlerdir"[715] âyetleri bizim için ne anlam ifade etmiş oluyor ki?

Yine o zaman Peygamber'in (s.a.v.): "Dindar olanı seç, (yoksa) yok­sulluğa düşersin."

"Mümin kişi, takvadan sonra saliha bir eşten daha hayırlısını elde etmemiştir" hadisleri bizim için ne anlam ifade etmiş oluyor ki?

Bu görüşte olanlar, o vebalı otlakları seçenlerin evlilik sonrası du­rumlarıyla yüce Mevlâmızm şart koştuğu: "Zina etmeksizin, gizli dost tutmaksızın"[716] hususlarını nasıl bağdaştırabiliyorlar?

Bu yasak bölgeye adım atan; servetin gözünü kör ettiği ve aydınlık yolunu görmeyip bu gibi kadınlarla evlenen, evliliğin sadece şekline uymuştur. Bu evlilikle sadece zina cezasından kurtulmuştur. Ama rab-binin emrine ve peygamberinin yol göstermesine uymadığı, dinin temel değerlerini bir tarafa attığı için bunun günahını mutlaka çekecek, rezil ve rüsvay olacaktır.

Meseleye ahlâkî sağlamlık ve iffet açısından girmemizin ve imam Ibnu Cerîr et-Taberî'ye muhalefet ederek görüşlerini tartışmamızın; kısacası sözü bu kadar uzatmamızın sebebi işte budur.

Nitekim Ebû Davud'un Ka'b b. Malik'ten naklettiği mursel rivayetlerinin birinde, Ka'b b. Malik'in yahudî bir kadınla evlenmek is­tediği, bunun üzerine Rasûlullah'ın (s.a.v.) şöyle buyurduğu an­latılmaktadır: "Onunla evlenme, çünkü o, senin namusunu koru­mayacak." [717]

Kendi iffetini korumayan başkasını düşünür mü?

Taberî de, senediyle Hz. Hasan'dan şunu naklediyor: Biri Hasan'a: Bir adam, ehl-i kitaptan bir kadınla evlenebilir mi? diye sormuş. Hasan şöyle cevap vermiştir: O kadar çok müslüman kadın varken ehl-i kitap­tan olan bir kadınla ne diye evlensin? Ama mutlaka evlenecekse namus­lu biriyle evlensin mûsâfihe biriyle değil.

Adam: Mûsâfihe ne demek? diye sormuş.

Hasan: Biri ona gözüyle işaret ettiğinde peşine takılandır, demiştir.

Netice olarak Ibnu Ömer'in katı tavrı ile Ibnu Cerir'in gevşek tutu­mu arasında orta bir yol bize daha isabetli görünüyor. Nitekim bunu yukarıda anlattık. Hz. Ömer, Ibnu Abbâs, Ebû Hanife ve onların görüşünde olanlarla daha sonra onların görüşlerini destekleyen Cassas ve tbnu Kesir'in görüşlerine dikkat çektik. Daha sonra Ka'b b. Malik ve Hasan b. Ali'den birer rivayet aktardık. Biz bunların görüşlerini şer'î nasslara daha uygun gördük. Nassların bir kısmını amel ettirerek bir kısmım görmezlikten gelmedik, onları tefsir ederken tahakküm yolunu tutarak bir kısmının diğerlerini neshettiğini söylemedik.

Bütün bunlar bir tarafa, şeriatın en çok önem verdiği toplumun mashalatıyla bağdaşan yolu seçtik.[718]


Müslüman Kadının Ehl-i Kitaptan Biriyle Evlenmesi


Müslüman kadının müşrik erkekle evlenmesinin haram olduğunu az önce anlatmıştık.

Burada da hüküm aynıdır. Böyle olması da gerekir. Bu konuda naklî ve aklî deliller vardır.

Naklî deliller: Yüce Allah şöyle buyurur: "Onlar inanıncaya ka­dar müşriklerle evlenmeyin.[719]

Ayette geçen "müşrik" sözcüğüyle islâm'a inanmayan kasdedilmiş olabilir. Böylece putperest de, ehl-i kitaptan olan da hükmün kap­samına girmiş olur. O zaman müslüman bir kadının ehl-i kitaptan bir erkekle evlenmesinin haram olduğu hükmü bu âyetten çıkarılmış olur.

Bu sözcükten muvahhid olmayan da kasdedilmiş olabilir. Yani âyetle, okudukları bir kitapları bulunmayan putperest Arap müşrikleri kasdedilmiş oluyor. Bu taktirde ehl-i kitaptan bir erkekle evlenmenin haramhğı şu âyetten anlaşılır: "Ey inananlar, mümin kadınlar göç ederek size geldiği zaman, onları imtihan edin. Allah onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer onların (gerçekten) inanmış ol­duklarını anlarsanız, onları kâfirlere geri döndürmeyin. Ne bu (kadı)nlar onlara helâldir; ne de onlar bunlara helal olurlar. [720]

Her ne kadar bu âyet, eşleri mümin olarak Medine'ye hicret edip şirkleri üzere terkettikleri Mekke'li müşrik erkekler hakkında inmişse de âyette geçen "küfr" sözcüğü müşriki de ehl-i kitaptan olanı da kapsar. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

"Kitap ehlinden ve puta tapanlardan kâfirler, kendilerine açık delil gelinceye kadar (bulundukları halden) ayrılacak değildir.[721]

Taberî, muttasıl bir senedle Hz. Ömer'in şöyle dediğini rivayet eder: "Müslüman erkek, hristiyan kadınla evlenir ama hristiyan erkek, müslüman kadınla evlenemez. [722]

Yine senediyle Câbir b. Abdillah'tan Rasûlullah'ın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet eder: "Ehl-i kitap kadınlarıyla biz evleniriz ama onlar kadınlarımızla evlenemezler. [723]

Taberî daha sonra, rivayetin senedine dair birtakım şeyler söylemişse de, bu konuda icmanın bulunduğunu zikreder.

Naklî deliller bunlar, aklî delillere gelince:

Müslüman erkek, az önce zikrettiğimiz şartlar çerçevesinde hris­tiyan ya da yahudi bir kadınla evlenebilir. Çünkü müslüman, daha önceki dinlere de inanır, işte Kur'ân şöyle buyuruyor: "Allah'a bize in­dirilene, İbrahim'e, ismail'e, tshak'a, Yakub'a ve torunlarına in­dirilene, Musa'ya ve İsa'ya indirilene ve (diğer) peygamberlere Hableri tarafından verilene inanırız; onlar arasında bir ayrım yapmayız, biz Allah'a teslim olanlarız, deyin. [724]

Müslüman kadının, hristiyan ya da yahudi bir erkekle evlenmesi­nin yasaklanmasına gelince; çünkü onlar islâm'a inanmazlar, eğer inansaydılar, müslüman olurlardı.

Bu nedenle dinine ve temel değerlerine saygı göstermeyen yahudi veya hıristiyan bir erkekle evlenip onun yönetimine giren müslüman kadının akidesinin akıbetinden korkulur. Oysa hristiyan ya da yahudi için böyle bir korku sözkonusu değildir.

Evlilik bir nevî velayettir. "Allah, müminlere karşı kafirlere asla yol vermeyecektir." [725]Müslüman bir kadının, müşrik bir er­kekle evlenmesinin sakıncalarına dair söylenen şeylerin hepsi, ehl-i ki­taptan biriyle evlenmesinde de geçerlidir.

Dikkat çekilmesi gereken bir husus da şudur:

Orta çağa kadar yahudî ve hristiy ani arın kanunları, başka dine mensup olanlarla evlenmeyi yasaklıyordu. Hatta hristiyan kilisesi daha aşın giderek hristiyan da olsa farklı mezhebe bağlı olanlarla evlenmeyi yasaklamıştı.

Katolikler Protestanlara ne kız verir ne de onlardan kız alırlar. Protestanlar da aynı şekilde davranırlar.

Dinî reform, her ne kadar bu kayıtlardan bir çoğunu hafifletmiş ve muvahhid oldukları müddetçe başka din mensuplarıyla evlenmeyi mu­bah kılmışsa da, yahudilikle hristiyanlığın İslama karşı takındıkları katı tavır hâlâ devam etmektedir. [726]


İffetli Mümin Kadınlar Ve Eş Seçimi


Her iffetli mü'min kadın, evlilikte eş seçimi alanına girmez. Yukarıda anlattıklarımızı hatırlayalım:

Demiştik ki: Evliliğin hikmetlerinden biri de; toplumun küçük bir ünitesi olan ailede sevgi, ülfet ve şefkat gibi hasletlerin yerleşip kökleşmelerinden sonra bu hasletlerin giderek toplumun bütününe yayılmasıdır.

îslâmın temel kurallarından biri: "Zarar ve zararla karşılık verme yoktur" şeklindedir.

Akrabalıktan ortaya çıkan sevgi, eş seçiminde alan olmaya elve­rişli değildir.

Çünkü böyle bir alanda erkek-kadın karışımı kaçınılmazdır. Bu alanda bulunanların evliliği caiz olsaydı, ahlâkî anarşinin çıkmasına se­bep olurdu.[727]


Mahrem Kadınlarla Evlenmenin Yasaklanmasının Hikmeti:


a- Kişi ile evlenilmeleri ebedî olarak yasaklanmış olan -annesi, kızı, kızkardeşi, halası, teyzesi ve kardeşinin kızları- arasında sevgi, gözetme ve saygıya dayalı fıtrî sevgi bağlan vardır. Evlilik bu alanda yeni sevgi ilişkileri ortaya çıkarmaz ve yeni sevgi kapıları açmaz.

Dahası... Bu alan çerçevesinde eş seçimi birçok zararlara sebep olur. Şöyle ki:

1. Bu güçlü ilişkiler, evlilik hayatı sebebiyle doğabilecek ânzalara maruz kalabilir ve nefrete dönüşebilir. O zaman akrabalık bağlan da kopar. Oysa Allah, bunlann devam ettirilmesini emretmektedir.

Dr.Muhammed Ebu'n-Nûr

2. Nesli cilızl aştırır. Çünkü akraba evliliği -ileride tafsilatlı bir şekilde anlatılacağı üzere- zayıf ve cılız nesillerin ortaya çıkmasına se­bep olur.

3. Akrabalar arası ilişkilerin sıklığına ve kadın-erkek karışımına rağmen eğer akrabaların evliliği yasaklanmamış olsaydı, toplum ahlâkî bir çözüntü ile karşı karşıya kalır ve aile içi bağların kopmasına sebep olurdu.

b- Süt akrabalığı da soy akrabalığı gibidir.

Kur'an-ı Kerim, süt akrabalığından iki sınıfı nass olarak haram kılmıştır: Bu iki sınıf: Süt anneleriyle süt kardeşleridir. Sünnet de, soy akrabalarında olduğu gibi süt akrabalığının da diğerlerine sirayet ettiğini genel bir kural ile ortaya koymuştur. Nitekim Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: "Süt emme, nesebin haram kıldığı her şeyi haram kılar.[728]

c- Bir de sonradan ortaya çıkan bağlar var ki onlar da aslî bağlann hükmünü taşırlar. Çünkü burada da ihtilat (kadın-erkek karışımı) ve gözetilmesi gereken saygınlık sözkonusudur.

Bu çerçeve şunlardan oluşur:

1- Sırf nikâh akdi sebebiyle zevcenin annesi.

2- Duhûl (zifaf) vaki olan zevcenin kızı.

3- Öz oğlunun zevcesi.

islâm, ayrıca üç sınıf kadında insanî birtakım değerleri hesaba katmıştır:

1- Babanın zevcesi.

2- iki kızkardeşi bir arada bulundurmak.

3- Evli kadın.[729]



1- Babanın Zevcesi:


Babaya saygı, hakkını tazim, babanın zevcesini anne makamında görme, fitne kapısını kapatma ve cahiliyet döneminin çirkin bir ge­leneğini ortadan kaldırmak için babanın zevcesiyle evlenmek ebedî ola­rak yasaklanmıştır. Yüce Allah bunun sebebini şöyle açıklar: "Çünkü bu fuhuştur, (Allah'ın) hışmıdır ve iğrenç bir yoldur.[730]

Bu sözlerden önce yasaklama şu sözlerle ifade edilmiştir: "Geçmişte olanlar hariç, (bundan böyle) babalarınızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin. [731]


2- İki Kızkardeşi Birarada Bulundurmak:


iki kızkardeş arasındaki akrabalık bağları malûmdur. Onları bir nikâh altında tutmak, onları birbirlerine kuma yapar ve aralarındaki akrabalık bağ ve duyguların kopmasına neden olur.

Zevcenin halası ve teyzesi için de aynı durum sözkonusudur.

Kur'an-ı Kerim, iki kızkardeşi bir arada bulundurmayı yasak­lamıştır.

Rasûlullah da (s.a.v.) buna benzer durumları açıklamıştır. Buhârî, Ebû Hüreyre'den Rasûlullah'ın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet et­mektedir: "Bîr kadınla halası, yine bir kadınla teyzesi bir arada bulundurulamaz. [732]


3- Evli Kadın:


Yüce Allah, kendileriyle evlenmek yasak olan kadınları sıraladığı âyete şunu da ilâve etmektedir: "(Savaşta esir olarak) ellerinize geçen (cariye)ler müstesna, evli kadınlar(la evlenmeniz) de (yasaklandı). [733]

Buhârî, âyetin tefsirinde Enes'in şöyle dediğini rivayet eder: Ay­ette geçen "muhsanât" sözcüğüyle, evli hür kadınlar kasdedil m ektedir. Bunlarla evlenmek de haramdır, ancak cariyeler bunun dışındadır. [734]

Evlilik hayatına saygıyı kutsallaştırmak, aile yapısını tehdit­lerden korumak, emniyetini koruma altına almak, insanî gayesini ve toplumdaki mesajını yerine getirirken buna engel olacak ayak bağlarını bertaraf etmek.

Ev ve ailelere tasallut edecek namus hırsızlarını engellemek ve bundan doğacak olan büyük tehlikeleri uzaklaştırmak.

Günah ve fisk firtınalannın, ahlâkî çözüntü ve çöküşün topluma siyaret etmesini durdurmak.

Bu ve benzeri sebeplerden dolayı yüce Allah, evlenilmesi yasak kadınlar zincirine evli kadınları da ilâve etmiştir:

"(Savaşta esir olarak) ellerinize geçen (cariye)ler müstesna, evli kadınlarda evlenmeniz) de (yasaklandı).[735]


Şeriatın Aileyi Koruması:


Bunun sonucu olarak: Bu durumdaki kadınları düşünmek bile ha­ramdır. Bu alan, çevre duvarlanna yaklaşılmayacak yasak bölgedir.

Kur'ân'in o belîğ ifadesini görmüyor musun? Onları "evli kadınlar" olarak nitelemekle yetinmiyor, "muhsanât" [736]olarak vasıflandırıyor.

Yalnız bununla da kalmıyor.

islâm bu konuda son derece ihtiyatlıdır, aileye son derece önem verir. Aile için gerekli ahlâkî değerleri korumak ve ona gelebilecek her türlü tehdit ve saldırıya karşı tüm yollan kapatır.[737]


Genel Prensip:


islâm'ın genel prensibi, müslümamn kan, namus ve malının tam bir kutsallığa sahip olduklarını kabul etmektir.[738]


"Müslümamn Herşeyi; Kanı, Malı Ve Namusu Müslümana Ha­ramdır[739]


Rasûlullah'dan (s.a.v.) yapılan bazı rivayetlerde onun kullandığı ifadelerin, az önce dikkat çektiğimiz Kur'ân'ın o beliğ ifadesine benze­diğini görüyoruz. Veda Haccında şöyle buyuruyor: "Mümin, mümine haramdır, tıpkı bugünün hürmeti gibi. Etini yemesi; gıyabında aleyhinde konuşması haramdır. Namusu ona haramdır; ona zarar vermesi haramdır.. [740]

Islâmm kişiyi kabul etmesi, müminler zümresine girmesinin onaylanması ve davranışlarının, imanın kemaline delalet etmesi, ancak ken­disi için istediğini mümin kardeşi için istemesi ve kendisi için isteme­diğini mümin kardeşi için istememesiyle mümkündür.

Buhârî ve Müslim, Enes'den (r.a.) Peygamber'in (s.a.v.) şöyle bu­yurduğunu naklederler: "Sizden biriniz, kendisi için istediğini mümin kardeşi için de istemedikçe (kâmil) mümin olamaz.[741]

Deyyustan başka kim, çapulcuların kendi kalesine sızmalarını ve temel değerlerine el uzatmalarım isteyebilir? O istiyor ki, başkasına bunu yapabiliyor?[742]


Kadın İle Kocasının Arasını Bozanın Durumu:


Peygamber (s.a.v.), bütün müminler adına kadın ile kocasının arasını bozandan teberrî etmiştir. Bu ara bozmaktan hedef ne olursa ol­sun, ister sonradan o kadınla evlenmek olsun, ister başka bir şey olsun farketmez.

Ebû Hüreyre, Peygamber'in (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor: "Bir kadını kocasına ve bir köleyi efendisine karşı kışkırtan bizden değildir. [743]

Belki bu kışkırtma ile kadın işi inada götürür, kanun adıyla fuhuş ve günahkârlık yoluna gitmek için kocasından kendini boşamasını ister.

Aslında o zaman sadece şeytanın plân ve gayesini gerçekleştirmiş olur ve evliliğin kutsal zırhından çıkarak, dünyada lanet ve rüsvayhğı hakkeder. Ahirette de cennetin kokusunu bile duyamaz.

Kocasından kendini boşamasını isteyen kadının durumu:

Sevbân (r.a.) Peygamber'in (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor: "Gerçekten bir problemi olmadığı halde kocasından ken­dini boşamasını isteyen kadına cennetin kokusu haramdır.[744]

Böyle bir şey şeytanı ne kadar da memnun eder!

Câbir (r.a.) Peygamber'in (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet eder: Iblîs tahtını suyun üzerinde kurar, sonra askerlerini gönderir. O asker­lerinden kendisine en yakın olanı (en değerlisi) fitnesi en çok olanıdır. Salıverdiği askerlerinden biri gelir: Şunu şunu yaptım, der. iblis: Sen birşey yapmamışsın, der. Sonra biri gelir ve: Yakasına yapıştım, ni­hayet karısıyla arasını bozdum, der. O zaman iblis o askerim yanına yaklaştırır ve ona: Sen ne iyisin! der. [745]

A'meş diyor ki: "Ona sarıhr ve kucaklar" dediğini görüyorum. [746]


Kocasından Karısını Çalan Kişinin Durumu:


Allah, müslümanların kusurlarını araştıran kişinin kusurlannı ifşa eder; onu rüsvay eder. Şeriat halkın namusunu gözleyen, nefsî ar­zularını tatmin için röntgencilik yapan kimsenin dokunulmazlığını kaldırır, sırlarını araştırdığı kimseler birşeyle gözünü patlatsalar, di­yet vermezler. [747]

Gizli bakışlarla röntgencilik yapan kişinin durumu bu ise, laf at­makla ve göz kırpmakla da yetinmeyip din ve vicdanını bir tarafa ata­rak evlenmek için veya oynaşmak için başkasının karısını çalan kişinin durumu nicedir, artık onu siz düşünün. [748]


Evli Kadının Dokunulmazlığı:


Evli kadının, hem kendisi, hem kocası, hem çocukları, hem de aile çevresi açısından bir dokunulmazlığı vardır ve mutlaka gözetilip korun­ması gerekir.

Bu nedenle şeriat, onunla evlenmeyi yasaklamış, onu kocasından soğutacak ve onu aldatacak bütün kapıları kapatarak bunları zorlamayı şiddetle yasaklamıştır[749]


Evli Erkeğin Dokunulmazlığı:


Evli kadın nasıl kutsal ve dokunulmaz ise, evli erkek de böyledir. Başka bir kadın bu yasak bölgeye asla yaklaşmamahdır. [750]


Kadın Mümin Kızkardeşinin Boşanmasını Dilemesin:


Bir kocayla oynaşan yabancı bir kadının hedefi nedir?

Sırf onunla oyalanmak için mi yoksa evlenmek için mi; ya sonra? Ona yeni bir yük getirmeyi mi yoksa ona karısını boşamayı mı telkin eder? Evet, tüm çabası budur, karısını boşamasını ister.

Peygamber (s.a.v.), bu iğrenç planlardan sakındırmış ve karanlık oyunlar ve aldatma yollarına saparak kişinin kendine birtakım seçimler yapmasındansa Allah'ın ona seçtiği yoldan gitmesinin kendisi için daha hayırlı olduğunu açıklamıştır.

Bu durumda kadın, mümin kızkardeşinin kabındakini kendi kabına boşaltıp onu aç bırakmak başka bir ifade ile o kızkardeşi ile onun kocası arasındaki sevgi, huzur ve şefkati kendi tarafına çekmek istiyor.

imam Ahmed, Müsned'inde Ebû Hüreyre'den şunu nakleder; Pey­gamber (s.a.v.) köylünün malının şehirli tarafından satılmasını, alış-verişin kızıştırılmasını, kişinin başkasının sözlüsü olan bi­rine talip olmasını yasakladı. Kadın, müslüman kadın karde­şinin boşanıp kendisi o kaptan yemeyi istemesin. Rızkı Al­lah'adır. (Başka kadının boşanıp kendisi, o boşanan kadının ko­casıyla evlenmeyi düşünmesin.) [751]


Kadın Kocasına Başka Bir Kadının Güzelliklerini Anlatmamahdır:


Şeriat kadının direkt olarak bir mümin kardeşinin boşanmasına sebep olmasını nasıl yasaklamışsa dolaylı yollardan bunu yapmasını da yasaklamıştır.

Kadınların kendi aralarında daha rahat davranmaları, birbirleri­nin gizli ve açık, güzel ve çekiciliklerine vakıf olmalarını sağlar.

Bir kadın eğer kocasına başka bir kadının güzelliklerini tasvir edercesine anlatacak olursa, kocasını o kadına karşı tahrik etmiş olur ve onda derin etkiler yapar. Koca, o tasvir edilen kadını hayal etmeğe başlar. Belki de işi, o kadının kendi karısı ya da metresi, olmasını düşünmeğe kadar götürür.

O zaman kadın, kocasıyla o tavsif ettiği kadın arasında bir nevi çöpçatanlık yapmış olmaz mı?

Bu nedenle şeriat bu kapıyı kapamıştır. Çünkü bu kapıdan evli kadınlar bile fitne ve heva oklarına maruz kalabilirler.

Tirmizî, bu konuda Abdullah b. Mes'ud'dan Peygamber'in (s.a.v.) şöyle buyurduğunu nakleder: "Kadın, bir kadını gördüğünde hemen gidip kocasına o kadını tasvir edercesine anlatmasın.[752]


Evlinin İşlediği Günah


Şeriat, ailenin kutsallığını pekiştirme, aileyi çevreleyen ahlâk du­varının çerçevesini geniş tutma, kendisinde bağlılık ve kenetlenme to­murcuklarının geliştiği ruhî ortamı hazırlama hususlarında gerekli tüm vesilelere sarılmaktan geri kalmamıştır.

Evli kadınlarla evlenmeyi, onlarla evlenme ya da oynaşmaya götüren yollan yasaklamakla kalmamış, erkek ya da kadınlardan evli­lerin işledikleri suçlan daha büyük cezalarla cezalandırmıştır.

Islama göre zina çirkin ve cezası belirlenmiş bir suçtur.

"Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz sopa vurun; Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah'ın dini (ni tatbik) hususunda sizi sakın acıma duygusu kapla­masın! Müminlerden bir grup da onlara uygulanan cezaya şahit olsun." [753]

Ancak zina eden evli ise, bunun cezası da, günahı da daha büyüktür.

Çünkü bunda müslümanın saygınlığını ayaklar altına alma, aile yuvasını yıkma, toplumun değerlerini hiçe sayma, evlilikte verilmiş olan kesin teminatı bozma vardır.

Bu nedenle günahın büyüklüğü ve tatbik edilecek cazası da art­maktadır.

İbnu Mes'ud (r.a.) Peygamber'in (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivay­et eder: "Allah'tan başka ilah bulunmadığına ve benim O'nun elçisi olduğuma şahitlik eden müslümanın kanı ancak şu üç şeyden dolayı helal olur: Evli olup zina eden» adam öldüren ve dinini terkedip cemaatten ayrılan.[754]

Yine Ibnu Mes'ud'un şöyle dediği nakledilmiştir: Resulullah'a (s.a.v.), Allah katında suçun en büyüğü hangisidir, diye sordum. "Allah seni yarattığı halde O'na ortak koşmandır" buyurdu. Evet, bu çok büyük suçtur, ondan sonra hangisidir, diye sor­dum. "Komşunun karısıyla zina etmendir" buyurdu. Sonra şu ayeti okudu. [755] 'Yine onlar ki, Allah ile beraber başka bir tanrıya yalvarmazlar, Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar ve zina etmezler. Bunları yapan günahı (nın cezasını) bulur. Kıyamet günü azabı kat kat olur ve orada alçaltılmış ola­rak temelli kalır." [756]

Büreyde (r.a.), Rasûlullah'ın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet eder: "Mücahidlerin hanımlarının, cihada gitmeyip geride kalanlar üzerindeki kutsallığı, analarının kutsallığı gibidir. Geride kalanlardan bir mücahide ihanet eden kişi kıyamet günü getiri­lir ve o mücahid razı oluncaya kadar onun hasenelerinden dile­diklerini alır." Büreyde diyor ki: Rasûlullah (s.a.v.) bunları söyledikten sonra bize yöneldi ve: "Ne sanıyordunuz?" buyurdu. [757]

Mikdat b. el-Esved de (r.a.) şöyle diyor: Rasûlullah (s.a.v.) as­habına: Zina hakkında ne diyorsunuz, dedi. Haramdır, Allah re­sulü onu haram kılmıştır ve kıyamete kadar da haram olacaktır, dediler. O zaman Rasûlullah şöyle buyurdu: "Bir kişi, on kadınla zina etse, komşu karısıyla zina etmekten kendisi için daha hafif­tir. [758]


Tehlike Ve Cezanın Kat Kat Artması:


Suç, ailenin yapısını ilgilendirince, şeriate göre işte böyle farklı değerlendiriliyor.

Hele komşu karısına karşı bu suç işlenmişse tehlike ve cezası daha da artıyor. Çünkü komşu karısı, evli herhangi bir kadından çok daha dokunulmazlığa sahiptir.

Allah yolunda; hak yolunda cihad eden müslümanların hürriyeti için evinden ayrılmış olan mücahidin karısı da bu durumdadır. Çünkü mücahid, karısını ve çocuklarını geride kalanlara emanet etmiş olarak gidiyor. Bu durumda din ve vatan için sözkonusu olan kutsallık, onun için de sözkonusudur.

Gazaya giden birinin ailesine iyilik eden, gazaya gitmiş gibidir.

Her kim de gazaya gidenin ailesine ihanet ederse, din ve emane­tine, vatan ve ümmetine ihanet etmiştir. Vatana, savaşılan düşmandan daha düşmandır. Kıyamet günü hasenelerini tümden kaybetmeğe müstehaktır. Çünkü o, dünyada vicdan ve şahsiyet yönüyle müflis biri­dir.

"Şüphesiz ki bunda aklı olan veya hazır bulunup kulak veren kimseler için bir öğüt vardır.[759]

Bu anlattıklarımızdan sonra islamın aileye ne derece önem ver­diği; ailenin görevini yerine getirmesi, aile bağlarının güçlendirilmesi ve sorumluluğunu yüklenip gayesine ulaşması için dokunulmazlığına ver­diği önem anlaşılmıştır, sanıyoruz.

islamın aileye verdiği önem ve değerin başka herhangi bir düzen tarafından verildiğini, hatta buna yaklaşıldığını sanmıyoruz.

Yine Öyle sanıyoruz ki, bu dokunulmazlığa el uzatabilen ancak Al­lah'a imandan ve sorumluluklarından uzak, Allah'a ve O'nun kutsal tanıdığı şeylere, toplumun temel değerlerine karşı cüretkâr kişidir.

Toplum, ahlâksızlık akımını durdurmak, aileyi bu tür çirkinliklerden korumak ve soylu hedefine doğru yapıcı yolda ilerlerken ona yardımcı olmak için bu suçları işleyenlere ceza vermek hususunda asla gevşeklik göstermemelidir.

Eş seçimi ve helal olan kadınlarla haram olanlar hakkındaki âyeti kerimelerle onları destekleyen hadisleri gördük.

Bu âyetlerle hadisler daha çok meselenin teşri ve ahlâkî yönü üzerinde duruyorlardı.

Hadisi şerifler, meselenin başka yönleri üzerinde dururlar. Psi­kolojik ve sosyolojik yönler de bunlar arasındadır, işte şimdi meselenin bu yönleri üzerinde duracağız:[760]

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

[661] Ra'd, 13/23-24 Dr. Muhammed Ebu’n- Nur, Kur’an ve Sünnette Evlilik, Uysal Yayınları: 242.

[662] Dr. Muhammed Ebu’n- Nur, Kur’an ve Sünnette Evlilik, Uysal Yayınları: 243.

[663] Bakara, 2/221

[664] Nİsâ, 4/22-24

[665] Maide, 5/5

[666] Nur, 24/26

[667] Dr. Muhammed Ebu’n- Nur, Kur’an ve Sünnette Evlilik, Uysal Yayınları: 247-248.

[668] Yusuf, 12/87

[669] Tevbe, 9/105

[670] İbrahim, 14/24-25

[671] Câsiye, 45/23

[672] İbrahim, 14/26

[673] Bakara, 2/221

[674] Dr. Muhammed Ebu’n- Nur, Kur’an ve Sünnette Evlilik, Uysal Yayınları: 248-249.

[675] Tefsiru't-Taberî, IV. 371 (Maarif baskısı) Dr. Muhammed Ebu’n- Nur, Kur’an ve Sünnette Evlilik, Uysal Yayınları: 249-250.

[676] Nahl, 16/97

[677] Nur, 24/5

[678] Ebû Davud, Kitabu'n Nikah II. 278; Tirmizî, Kitabu't-Tefsİr, V. 328-329. (Hasen-Garİb); Nesâi, Kitabu'n-Nikah, II. 71-72; Müstedrek, II. 166. Hakim, Şeyhayn'ın şartları üzere sahih olduğunu söylemekte ve Zehebî de bunu onaylamaktadır. Ibnu Kesir, III. 263; Ibnu'l-Arabi, Ahkamu'l-Kur'an, III. 1316-1317; Cessas, Ahkamul-Kur'an, III. 326

[679] Alimlerin büyük çoğunluğu, zâniye bir kadınla evlenmenin haram olduğunu, ni­kah akdi yapılmışsa günah olmakla birlikte bu akdin gsçerli olacağı görüşündedirler. An­lattıklarımızla ilgili olarak bk. İbrahim el-Cibâli, Tefsiru Sûreti'n-Nûr, s. 24-34

[680] Furkan, 25/68-70

[681] Tefsir, III. 264. Ayrıca bk. Cassas, Ahkamu'l-Kur'an, III. 328

[682] Nûr, 24/3. Rivayetle ilgili olarak bk. Ibnu Kesir, III. 262

[683] Ayetin anlamına dair zikrettiğimiz, bu konuda müfessirlerin ileri sürdüklerinin en tercih edilenidir. Müfessirfer, gerek nuzûl sebebi ve gerek âyetin anlamı konusunda apaçık ihtilafa düşmüşlerdir. Mensuh olup olmadığı konusunda da aralarında ihtilaf vardır. Hatta Ibnu'l-Arabi; Bu ayet Kur'an'ın müşküllerindendir demektedir. (III. 1317) ibnu Kesİr'İn İzah­larından (bk. Tefsir, III. 262-264) bizim anlattığımız anlaşılmaktadır. Zemahşerî'nin anlattıkları da bizi desteklemektedir. Zemahşerî şöyle demektedir: "Erkeklerden salİh olanlar fâsık ve ahlâksız kadınla evlenmeyi arzu etmez, ondan kaçarlar."

Zemahşerî daha sonra haram kılınmasının illetini şu şekilde açıklamaktadır: Çünkü bunda kendini fasıklara benzetme ve töhmet yerlerinde bulunma vardır. Kişi hakkında kötü sözler söylemesine, hakkında dedikodu yapmasına sebeptir. Kötülerle oturmak bile kişiyi günah işlemeye maruz bırakırken ya zanilerle evlenmek nasıl olur? Nitekim Yüce Allah: "İçinden bekarları ve köle ve cariyelerden iyileri evlendirin" sözüyle buna işaret etmektedir. (Keşşaf, III. 211).

[684] Nur, 24/26.

[685] Ibnu Kesir.

[686] Nİsâ, 4/24

[687] Maide, 5/5

[688] Ibnu Mâce, Kitabu'n-Nikâh, I. 596; Uyûnu'l-Ahbâr, IV. I, Sehâvî'nin de belirttiği gibi bu hadisin senedi zayıftır. Ancak Sünnette bu hadisi destekleyen hadisler vardır ve bu sebeple onun aslı vardır. es-Sindî, Nesâî'nin bu hadisi naklettiğini ve hakkında herhangi bir yorum yapmadığını söyler (I. 293). Sahavî de, Taberânrnin de hadisi rivayet ettiğini zikreder (el-Makasidu'l-Hasene, s. 362)

[689] Ibnu Mâce, aynı yer. Tirmizî, V. 277. Tirmîzî, hadisi yakın bir lafızla rivayet et­mekte ve hasen olduğunu söylemektedir, es-Sindî, Ibnu Mâce'nİn Ebu Abdullah b. Amr b. Murre tarikiyle rivayet ettiğini, hakkında farklı görüşler ileri sürüldüğünü; Nesaî zayıf olduğunu söylerken Ibnu Hİbbân ve Hakim, sağlam olduğunu söylediklerini zikreder. Ancak Tirmizî'nin rivayeti başka bir tarîkdendir; Sevbân'dan nakledilmiştir. Altun ve gümüşle ilgili âyetten maksadın; "altın ve gümüşü yığan..." {Tevbe, 9/34) âyeti olduğu belirtilmiştir.

[690] Müslim, X. 56 (Nevevî); Ibnu Mâce, aynı yer; Nesâî, VI. 69; Müsnedu Ahmed. XVI. 143 (el-Fethu'r-Rabbanî) bk. Keşfu'l-Hafa. I. 411-412; el-Makasidu'l-Hasene, s. 217; Beyhakî, es-Sünenü'l-Kübrâ, VIII. 80

[691] Buharî, XX. 78 (aynı); Müsneclü Ahmed, 70-71, 4126 (Maarif baskısı) Dr. Muhammed Ebu’n- Nur, Kur’an ve Sünnette Evlilik, Uysal Yayınları: 250-256.

[692] Said b. Cübeyr, Hasan-ı Basrî, İbrahim en-Nehaî, Şa'bî bu görüştedirler. Nite­kim Hz. Osman b. Aftan, hrıstiyan olan Naile bint el-Ferafİsa el-Kelbiyye İle evlenmiştir. Yine Talha b. Ubeydillah, Şam yahudilerinden bir kadınla evlenmiştir, bk. es-Sünenü'l-Kübrâ, VII. 173

[693] Dr. Muhammed Ebu’n- Nur, Kur’an ve Sünnette Evlilik, Uysal Yayınları: 256.

[694] Taberî, IV. 366-367; Ibnu Kesir, I. 257; Cessâs, II. 397-398 Dr. Muhammed Ebu’n- Nur, Kur’an ve Sünnette Evlilik, Uysal Yayınları: 256.

[695] Mücadele, 58/22

[696] Tevbe, 9/29

[697] Taberî, IX. 588; Cassâs, II. 399; Ibnu Kesir, II. 20

[698] Mücadele 58/22

[699] Rum, 30/21

[700] Ahkamu'l-Kur-an, II. 399 Dr. Muhammed Ebu’n- Nur, Kur’an ve Sünnette Evlilik, Uysal Yayınları: 256-257.

[701] Buharî, IX. 343 (el-Feth); UmdetuVTefsİr, IV. 88; Cassâs, II. 397

[702] Ahkamu'l-Kur'an, II. 397-398 Dr. Muhammed Ebu’n- Nur, Kur’an ve Sünnette Evlilik, Uysal Yayınları: 257-258.

[703] Maide, 5/5

[704] Tefsiru't-Taberî, IX. 578-579 (Maarif baskısı)

[705] Nur, 24/32 Dr. Muhammed Ebu’n- Nur, Kur’an ve Sünnette Evlilik, Uysal Yayınları: 258-259.

[706] Umdetu't-Tefsir, IV. 87-89

[707] Dr. Muhammed Ebu’n- Nur, Kur’an ve Sünnette Evlilik, Uysal Yayınları: 259.

[708] Nisa, 4/24

[709] Nisa, 4/25

[710] Maide, 5/5

[711] Nur, 24/3

[712] Nur, 24/32

[713] Mümtehine, 60/8-9

[714] Nisa, 4/3

[715] Nisa, 4/34

[716] Maide, 5/5

[717] el-Merasil, s. 3

[718] Dr. Muhammed Ebu’n- Nur, Kur’an ve Sünnette Evlilik, Uysal Yayınları: 259-263.

[719] Bakara, 2/221

[720] Mümtehine, 60/10

[721] Beyyine 98/1

[722] Tefsiru't-Taberî, IV. 366. Taberî, bu rivayetin senedinin, Hz. Ömer'den nakledi­len ve bu rivayete muhalif görüşler ihtiva eden diğer rivayetlerden daha sahih olduğunu be­lirtir. Ibni Kesir de Taberî'yİ kaynak göstererek rivayetini nakleder ve ehl-i kitaptan fahişe olanlarla İlgili olarak Hz. Ömer'den nakledilen diğer rivayetlerden bunun da sahih olduğunu söyler, bk. Umdetu't-Tefsir, II. 92-93

[723] Tefsiru't-Taberî, IV. 367

[724] Bakara. 2/136

[725] Nisa, 4/141

[726] Ali Abdulvahid Vafİ, el-Usretu ve'l-Muctema', s. 28 Dr. Muhammed Ebu’n- Nur, Kur’an ve Sünnette Evlilik, Uysal Yayınları: 263-265.

[727] Dr. Muhammed Ebu’n- Nur, Kur’an ve Sünnette Evlilik, Uysal Yayınları: 265.

[728] Buharî, Aişe, Ibnu Abbas ve Ümmu Habibe'den hem bu anlamda benzer an­lamlarla ve hem de aynı lafızla zikretmiştir, (bk. el-Feth, IX. 114-119) Müslim, Ali, Ibnu Ab­bas ve Ümmu Habibe'den nakletmiştir. (bk. Nevevî, I. 23). Ahmed, Ali ve Ibnu Abbas'tan birçok yerde rivayet etmiştir. (Meselâ bk. II. 249, III. 282, IV. 166, V. 18, Maarif baskısı) Tİr-mizî, Hz. Ali'den nakletmiş ve Aişe, Ibnu Abbas ve Ümmü Habibe'den de bu konuda rivayet­lerin bulunduğuna dikkat çekmiş ve hadisin sahih olduğunu belirtmiştir. (Tirmizî, III. 452) Ayrıca bk. Ibnu Mâce, I. 623; Ebu Davud, II. 299; Nesâi, II. 82

[729] Dr. Muhammed Ebu’n- Nur, Kur’an ve Sünnette Evlilik, Uysal Yayınları: 265-266.

[730] Nİsâ, 4/22

[731] Nisa, 4/22 Dr. Muhammed Ebu’n- Nur, Kur’an ve Sünnette Evlilik, Uysal Yayınları: 266-267.

[732] Buharî, IX. 131-132 (el-Feth); Müslim, IX. 190-193; Ibnu Mâce, I. 621; Ahmed, Müsned, XI. 104, XIII. 196-197 (Maarif baskısı); Nesai, II. 81-82; Ebu Davud, II. 303; Tirmizî, III. 433 Dr. Muhammed Ebu’n- Nur, Kur’an ve Sünnette Evlilik, Uysal Yayınları: 267.

[733] Nisâ, 4/24

[734] Buharî, IX. 125. Ayrıca bk. Muvatta, II. 11 (Suyûti Şerhi).

[735] Nisa, 4/24 Dr. Muhammed Ebu’n- Nur, Kur’an ve Sünnette Evlilik, Uysal Yayınları: 267-268.

[736] Muhsanât kelimesinin kökü olan "hıns" korunmuş; başkasının ulaşamadığı ve giremediği kale gibi anlamlara gelir. Bana göre "muhsanât" korunmuş, kocalarından başka kimsenin ulaşamayacağı ve kendilerine yaklaşamayacağı kadınlar anlamındadır. Müellif bu ifadeleri ile buna dikkat çekiyor.

[737] Dr. Muhammed Ebu’n- Nur, Kur’an ve Sünnette Evlilik, Uysal Yayınları: 268.

[738] Dr. Muhammed Ebu’n- Nur, Kur’an ve Sünnette Evlilik, Uysal Yayınları: 268.

[739] Müslim, Kitabu'l-Bİrr ve's-Sıla ve'l-Edeb. IV. 986

[740] Ibnu Receb, Câmİu'l-Ulûm ve'l-Hikem, s. 234

[741] Buharî, Kitabu'l-lman, I. 48-49; Müslim, Kitabu'l-lman, I. 67-68

[742] Dr. Muhammed Ebu’n- Nur, Kur’an ve Sünnette Evlilik, Uysal Yayınları: 268-269.

[743] Müslim, Kitabu Sıfati'l-Münafikin ve Ahkamihim, IV. 2/67

[744] Hâkim, Müstedrek, III. 196. Hâkim, hadisin Buharî'nin ş
Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 08-06-2013, Saat:11:12 AM, Düzenleyen: Fecr'ul İslam.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.