Büyüklere kulak vermekte fayda var, değil mi?
İnsanların en belirgin zaaflarından biri de, elindekinin kıymetini bilmemektir. Her nedense sahip olduğumuz zenginlikleri küçümser ve onların şükründen aciz kalırız. Bununla da yetinmeyip, nankörlük eder, sızlanırız.
Komşunun tavuğu, komşuya kaz görünür demiş atalarımız. Bir evliliği en çok yıpratan sebeplerin başında, ne yazık ki bu anlayış gelmektedir.
Kendi hanımını taktir etmekten aciz olan erkek, başlar komşu hanımı övmeye... Kendi beyinin meziyetlerini görmeyi beceremeyen hanım, başlar komşusunun beyine imrenmeye...
Bundan büyük bir felaket olabilir mi? Zira bu, eşler arasındaki sevgi ve saygının bittiğinin işaretidir. Bu iki azık tükenince de, evliliğin yola devam etmesi zorlaşır hatta imkansızlaşır.
Annem bir gün, babamla ilgili olarak annesine şikayetlenmeye yeltenmiş. Yılların tecrübesiyle işi sezen annanemse, annemin konuşmasına fırsat vermeden, şunu söylemiş:
“Kızım, çok iyi bir şey olsaydı, adına gonca derlerdi. Biraz derdi cefası var ki, koca demişler. Hem elin iyisinden sana ne fayda? En iyisi benimki deyip, oturacaksın.”
Büyüklere kulak vermekte fayda var, değil mi?
Hem, kanaati, elindekinin kadrini bilmeyi bizden öğrenmezse, kimden öğrenecek çocuklarımız? Üstelik, kadrini bilemediğimiz şey, bir eşya ya da herhangi bir nimet değil de, hayat arkadaşımız olursa, nasıl telâfi ederiz sebep olduğumuz yıkımı?
Allah, her birimizi, kendi üzerindeki zenginliği fark ederek şükredenlerden eylesin...
Ve her birimizi, başkalarına emanet edilmiş olan nimetlere göz dikip de, bütün ömrünü, birilerini kıskanarak ve nankörlük yaparak geçirenlerden olmaktan korusun...
Neslihan Nur TÜRK