![[Resim: RX18501.jpg]](http://www.gulistandergisi.com/resimler/RX18501.jpg)
Ehl-i Sünnet, Kur’an-ı Kerim ile Hz. Peygamber (asv)’in sünnetine sımsıkı sarılıp, doğru yoldan sapmayan kimselerdir. Bu kimselerin inanç yönünden ne ifratı ne de tefriti vardır.
Ehl-i Sünnetin inançları özetle şöyledir; Allah-u Zülcelal bütün kemal sıfatlarla vasıflanmıştır. Hiçbir eksiği yoktur. Her şeyin yaratıcısı O’dur. Zatında bir olduğu gibi sıfatlarında da birdir.
Ezelidir. Hiçbir şey yokken O var idi. Ne isim ve ne de sıfatlarında sonradan meydana gelme diye bir şey yoktur.
O, her şeyi ilmi ile bilir. İlmi ise ezeli bir sıfatıdır. Kudreti ile Kaadir’dir. Kudret sıfatı ise ezelidir. Yaratması ile Hâlik’tir. Yaratma ise ezeli bir sıfatıdır. O, fiili ile fâil, fiil sıfatı ise ezelidir.
Bütün fiiller mahluk, Allah-u Zülcelal’in fiili ise mahluk değildir. O’nun sıfatları ne hadis (sonradan olma) ne de mahluktur. O’nun hiçbir sıfatı yaratıkların sıfatlarına benzemez.
O’nun bilmesi bizim bilmemize, O’nun kudreti bizim kudretimize, O’nun görmesi bizim görmemize, O’nun işitmesi bizim işitmemize, O’nun konuşması bizim konuşmamıza benzemez. O’nun rızası, gazabı, ve bütün sıfatları, alet, harf, keyfiyet ve ses gibi şeylerden münezzehtir.
Bizim sıfatlarımız hadistir. Yani; alet, harf, keyfiyet, hal ve ses gibi şeylerden meydana gelir.
Allah-u Zülcelal ebedidir. Varlığı sonsuzdur.
Ehl-i sünnet, Eş’arî ve Maturîdî fırkası olmak üzere iki fırkadır. Bu iki fırka arasında bazı teferruatlarda farklılıklar olsa da, inanç esaslarında birbirine aykırı değildirler.
İmam İbnu Subkî, Şerh-u Akîdet-i İbn-il-Hâcib adlı eserinde diyor ki: "Ehli Sünnet vel Cemaat, bir tek akîde üzerinde ittifak ettiler. Allah Teâlâ'nın hakkında vacib, caiz ve muhal olan sıfatlarda ihtilaf etmediler. Ancak bu itikada ulaşabilecek bazı meselelerde ihtilaf ettiler. Yani delillerde ihtilaf ettiler.”
Uzun araştırmalardan sonra anlaşılıyor ki, Ehli Sünnet vel Cemaat üç taifedir: Birincisi, ehli hadistir. Bunlar, sadece Kitab ve Sünnete dayanırlar; bundan başkasına iltifat etmezler. Bunların delilleri, Kitab, Sünnet ve İcmâ-i ümmettir.
İkincisi, fikir, sanat ve aklî delillerle meselelerini muhkemleştiren (güçlendiren) taifedir. Bunlara Eş'ârî ve Hanefî denilir. Eş'ârilerin imamı, Ebu-l-Hasen el-Eş'ârî; Hanefîlerin imamı ise Ebû Mansûr el-Mâturîdî'dir. Bunlar aklî delillerde ve maksatlarda müttefiktirler. Sem'î delillerden aklın mümkün gördüğü meselelerde de müttefiktirler. Ancak maksat olan bazı itikâdî meselelerin delillerinde, mesela tekvin ve taklid meselelerinde ihtilaf ettiler.
Üçüncüsü, keşif ve ehli vicdan taifesidir. Bunlara sofiyye denilir. Sofîler de bidâyette, ehli nazar ve istidlal, yani Eş'ârî ve Matûrîler gibidirler. Nihayette ise keşif ve ilhamla hükmederler.
Hafız Zebîdî (rahimehullah) diyor ki: “Malum olsun ki, İmam Ebu-l-Hasen el-Eş'ârî ve İmam Ebû Mansûr el-Mâturîdî (radıyallahu anhumâ), indî meselelerden son derece sakındılar. Bir bid'ati ihdas etmediler. Mezhebleri, ashab, tabiîn ve tebei tâbiîn'in yolundan ayrılmamıştır. Bilakis Selefin itikad anlayışlarını, aklî ve naklî delillerle esaslaştırdılar.
Mesela İmam Eş'arî, İmam Şâfiî'nin görüş ve ictihatlarını, açık nasslarla (deliller) teyid ederek mezhebine yardım etmiştir. İmam Mâturîdî ise aynı yolla İmam Ebû Hanîfe'nin mezhebini aklî ve naklî delillerle takviye etmiştir. Her ikisi de ehl-i bid'atle savaşmışlar ve Allah Teâlâ onları muvaffak kılmıştır. Filhakika cihadın aslı da, bunların yaptıkları cihattır. Bu takdirde bunlara uymak, Ashab, Tabiîn ve Tebe-i Tabiîn'e uymaktır. Bunlara bağlanmak, Onlara bağlanmaktır.
Nitekim İz İbn-i Abdisselam diyor ki: "Şâfîler, Malikîler, Hanefîlerin büyük bir kısmı ve Hanbelîlerden ehli fazilet, İmam Eş'ârî'nin itikadı üzere icma' ettiler. Nitekim İmam Eş'ârî'nin muasırlarından Ebû Amr ibn’ul-Hâcib, Mâlikî olduğu halde ve Hanefîlerin şeyhi olan Şeyh Cemâleddîn de Hanefî olduğu halde, Eş'ârî'nin itikadı gibi eser yazdılar." (İmam Takyeddîn İbnu Subkî, İbnu Abdisselam'ın bu naklini tasvib etmiştir.)
Onların zamanından şu ana kadar, onlardan hiçbir âlim, hiçbir alimi tekfîr (küfür isnad etmek), tebdî' ve tesfîk etmemiştir. Bu da onların hak yol üzerinde olmasına delildir.
Hasılı, sapıkların Ehli Sünnet vel Cemaat'e düşmanlığının yegane sebebi, İslam’ı tatbik etmekten aciz kalmalarıdır. Onların acizlikleri, onları sevgiden çevirip düşmanlığa saptırmıştır.
Önüne gelen kitap yazar; karalar, çizer. Kimisi "bilim adamı" der; kimisi "ayet, hadis" deyip kafasına göre yorum yapar. Buna çok dikkat etmeliyiz. Ehli Sünnet vel Cemaat’in itikâdı ve amelî ölçüleri, tevâtür (sağlam) senedlerle zamanımıza ulaşmıştır. Fırka-i Nâciye, yani Efendimizin haber verdiği kurtuluşa erecek olan cemaat da, Ehli Sünnet vel Cemaat’tir.
İnanç sahasındaki bi’dat (sapık) fırkalar; Mu’tezile, Şi’a, Hariciye, Neccariye, Müşebbihe, Mercie ve Cebriye olmak üzere yedi sınıfa ayrılmışlardır.
![[Resim: RX18502.jpg]](http://www.gulistandergisi.com/resimler/RX18502.jpg)
Mu’tezile;
Bu mezhebin mensupları, Allah-u Zülcelal’in kitabını mahluk (yaratılmış) saymışlardır. ‘Allah-u Zülcelal ne görür ne de görülür’ diyerek, O’nun ‘Basar’ sıfatını inkar etmişlerdir. Ayrıca Sırat’ı, Mizan’ı ve evliyanın kerametini inkar ederler. Bunlar kendi aralarında yirmi guruba ayrılmışlardır.
Şîa;
Bunlar da kendi aralarında 22 fırkaya ayrılmışlardır. Bu mezhebin bazı mensupları, Hz. Ali (ra)’yi peygamber ve bazıları onu ilah kabul etmişlerdir.
Şia’nın bir kısmı Kur’an-ı Kerimin açık hükümlerine ters düştüğü için müslüman sayılmazlar. Bunlar Kur’an-ı Kerimin bir kısmını Hz. Peygamber (asv)’e bir kısmını Hz. Ali (ra)’ye indiği inancındadırlar. Mesela beş vakit namaz ile Ramazan orucunu inkar eden bir kısım Rafızilerle peygamberliğin Hz. Muhammed (asv)’e değil, Hz. Ali (ra)’ye geldiğini ve Hz. Aişe (ra)’nin, Hz. Muhammed (asv)’e ihanet ettiğine inanan, Hindistan’da ve Pakistan’da bulunan İsmailiye fırkası gibi.
Şia’nın diğer bir kısmı ehl-i bid’at olsalar da Müslüman sayılırlar. Mesela, Yemen’de bulunan Zeydiyye fırkası Hz. Ali’nin, imamete daha müstahak olduğuna, bununla beraber üst varken astın da halife olabileceğine inandıkları için Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer ve Hz. Osman (r.anhum)’un hilafetini reddetmiyorlar. Şiiler arasında ehl-i sünnete en yakın bu fırkadır.
Hariciye;
Bu mezhebin mensupları, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Talha (r.anhum), Hz. Aişe (r.anha) ve kendileri dışındaki bütün müslümanları tekfir etmişlerdir. Ayrıca bunlar, küçük ve büyük günah işleyenleri de kafir sayarlar. Bunlar da kendi aralarında yirmi guruba ayrılmışlardır.
Neccariye;
Bu mezhebin mensupları, Allah-u Zülcelal’in sıfatlarını inkar edip, Kur’an-ı Kerim yazıldığı zaman cisim, okunduğu zamanda a’razdır, derler. Bunlar da kendi aralarında üç guruba ayrılmıştır.
Müşebbihe;
Bu mezhebin mensupları, Allah-u Zülcelal’i cisimlikle vasıflandırırlar. Bunlar, Allah-u Zülcelal (haşa) yaratıklara benzer, derler.
Mürcie;
Bu mezhebin mensupları, Allah-u Zülcelal mü’minlerden herhangi birine ateşle azab etmez, masiyet (günah) imanla birlikte zarar vermez, derler. Ayrıca, ameller farz değil fazilettir, yapanlar için iyidir, yapmayanlara bir şey yoktur, derler. Bunlar da kendi aralarında beş guruba ayrılmışlardır.
Cebriye;
Bu mezhebin mensupları, kulun meydana gelen her hangi bir işte iradesi yoktur, o cansız varlık mesabesindedir, hal böyle olunca, kul emir ve nehy’e (yasaklara) muhatap olmaktan da kurtulmuş olur, derler.
Kaynakça:
1) Seyda Muhammed Konyevi (ks); Asrımız Meselelerine Fetvalar, Reyhani Yayınları, Konya, 2004.
2) İsmail Çetin Hz.; Ehli Sünnetin Nazarı İtikadın Ölçüsüdür, Dilara Yayınları.
M. HAMZA KAFKASLI