Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) daima müjdeleyici ve kolaylaştırıcı olmuştur.
Sabır, insan kazanmadaki en büyük özelliğidir.
İnsanlara güleryüz ve yumuşak söz ile yaklaşmıştır.
Tedricilik her zaman uyguladığı bir yöntemdir.
Anlattıklarını bizzat tatbik etmiştir.
Daima iyiyi ve güzeli tavsiye etmiştir.
Kötüyü yasaklarken genel konuşmuş ve şahısları asla hedef almamıştır.
Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) , yaşayışıyla her daim ‘Emr-i bi’l ma’rûf ve nehy-i anil münker’i (iyiliği emretme ve kötülükten men etme) en temel düstur edinmiş, insanları İslam’a davet etmede gönül alıcı bir üslup sergilemiş.
Bir örnek verelim:
Hayber Yahudilerinden Amir’in, Yesar adında Habeşli zenci bir kölesi vardı. Yesar, aslında dış görünüş yönünden çelimsiz, herkesin hor gördüğü, kısacası adamdan saymadığı biriydi. Peygamberimiz, Hayber’in kalelerinden birini kuşattığı sırada Yesar, bu yeni dinin neler söylediğini merak edip İslam ordusunun karargâhına gelmişti. Gönüller Sultanı’nın huzuruna varan Yesar, “Ey Muhammed! Sen insanlara neler söylüyor, onları nelere davet ediyorsun?” diye sordu. Peygamberimiz İslâmiyeti anlatınca Yesar, söylenenlerin hepsini kabul edip Müslüman oldu. Lakin Yesar, insanların kendisine küçümser gözle baktıklarını bildiği için, Müslüman olunca Efendimiz’e biraz da çekinerek şu soruyu sormaktan kendini alamadı: “Ya Resûlullah! Ben insanların hor gördüğü siyah tenli, çirkin yüzlü, varlıksız bir kimseyim. Şu Yahudilerle çarpışır ve ölürsem yine cennete girebilir miyim?” Peygamberimiz “Evet” dediğinde, sanki dünyalar onun olmuştu. Hasılı Allah Resûlü, herkesin zavallı biri olarak baktığı köle Yesar’ı başından savmamış, ona istediği bilgiyi en güzel üslupla aktarmış, gerekli telkini yapmış ve hidayetine vesile olmuştu.
Kaynak :Mehmet Dikmen, Peygamberimiz’in İnsan Kazanma Metodu
