''Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm
Ölümsüzlüğü tattık bize ne yapsın ölüm''
Modern Türk şiirinin gür sesli şairlerinden Erdem Bayazıt, (69) 7 Temmuz Pazartesi günü İstanbul'da vefat etti. En çok bilinen şiirlerinden birinde dediği gibi, 'ölümsüzlüğü tattı'.
Uzun süredir kanser tedavisi gören şairin sağlık durumu son zamanlarda iyileşmeye durmuş, bu da dostlarını umutlandırmıştı. Erdem Bayazıt önceki gün, saat 19.00'da aramızdan ayrıldı. Eyüp Sultan Camii'nde kılınan ikindi namazının ardından sonsuzluk alemine uğurlandı.
Allah ümmetin dertli şairine rahmet eylesin. (El-Fatiha)
SANKİ ‘AĞABEY’ OLSUN DİYE YARATILMIŞTI
Erdem Bayazıt, bir neslin Erdem Ağabey'i olarak hatırlanacak hep. O heybetli duruşunu yumuşatan sıcacık güler yüzü, bir çocuk duyarlığı taşıyan merhametli bakışları ve babacan tavrıyla... Yalın bir insandı, külfetsizdi. Sanki 'ağabey' olsun diye yaratılmıştı. Onu görünce insanın kalbi yumuşardı.
Onun asıl sanatı şiirdi. Genç kuşakların ondan öğrendiği en temel bilgi, vicdanının sesiyle
konuşmaktı galiba. İnsanlığın acılarına ağlayabilme inceliği...
İlk kitabı "Sebep Ey!" yayımlandığında, Türk edebiyatı o güne kadar pek alışık olmadığı yerli bir lirizmle, zulme ve haksızlığa açıkça meydan okuyan, gönlünün coğrafyası geniş bir şairle tanışıyordu.
Şiirindeki bu damar, daha sonraki eserlerinde güçlenerek ve genişleyerek yeni mecralar buldu. İslam coğrafyasının acıları modern şiirimizde belki de ilk kez onun şiirlerinde gür bir sesle dile getirildi.
Afgan cihadı üstüne yazdığı şiirler, bir dönemin ruhunu yansıttı ve bir bilinç ışıldaması oluşturdu. Mehmet Kaplan başta olmak üzere kimi eleştirmenler, onun şiirini yanlış anladı ve yorumladı. O, İslam uygarlığını bir bütün olarak ele alıyor ve ondan kopan modern insanın yalnızlığını, şehirlerde beton duvarlar arasında kayboluşunu, emeğinin sömürülüşünü anlatıyordu.
Acı kadar umut da vardı şiirinde, bir müjdeden söz ediyordu. Suların coşacağını, denizlerin kabaracağını, ölü şehirlerin canlanacağını ve bir gün yıldızlar arasından yemyeşil bir rüzgârın eseceğini haber veriyordu: "Sizin bahçenizde büyüyecek imanın güneş yüzlü çocuğu."
ÖLÜMÜ OKUR, ÖLÜMÜ DÜŞÜNÜRDÜ
O daha erken yaşlarında ölümü öylesine sindirmişti ki içine, bunu öyle dokunaklı dizelerle ilan etmişti ki ardında kalanlara diyecek pek fazla bir şey de bırakmamıştı. Bize, geride kalanlara söyle diyordu bir şiirinde:
"...Ne tuhafsınız dostlar
Güçsüz kadınlar gibi ağlaşmak niye
Yükselmek varken ölümsüzlüğe..."
Erdem Bayazıt, ''Ölüm Risalesi'' başlığıyla kaleme aldığı şiirlerinde, ölümü,
''Ölümler vardır: Bir ağacın köklerinin topraktan çatır çatır sökülmesi gibi/ Can çatır çatır çıkar damardan/ Ölümler vardır: Can kuş gibi uçar gider/ Bir martının süzülüp kaybolması gibi maviliklerde''dizeleriyle anlatıyor.
''Ölüm Risalesi''nin ön sözü için kaleme aldığı şiirinde: ''Damla damla oluşuyor hayat/ Ölüm kımıl kımıl /Duymak kolay/Anlatmak değil/Her an farkındayım /Az az öldüğümün /Bilincindeyim doğan ayın /Eriyen karın akan suyun /Ve usul usul tükenen zamanın'' dizelerine yer veren Bayazıt'ın kendi ölümü için kaleme aldığı şiiri ise şöyle:
''Bir gün öleceğim biliyorum/Bunu her an ölür gibi biliyorum/Anamın yüreğinde bir kor/Ölene dek sönmeyecek bir ateş/Kımıldanıp duracak hep/Karım bomboş bulacak dünyayı/
-N'olurdu birlikte ölseydik- deyip duracak/Oysa insan yalnız ölür/Ama o olmayacak dualarla teselli arayacak/Kızlarımın gırtlaklarında bir düğüm/Bir süre kaçacaklar insanlardan /Boşluğa düşmüş gibi bir duygu içlerinde /Sonunda onlar da kabullenecekler öylesine/Ölümüme en çabuk dostlarım alışacaklar/-Yaşayıp gidiyorduk yahu/Ne vardı acele edecek! Diyecekler/ Biliyorum yaklaşıyoruz her an/Biliyorum oruçlu doğar insan/Ölümün iftar sofrasına.''
Ne kadar toplarsan topla, bir gün bırakacaksın.
Ne kadar yaşarsan yaşa, bir gün öleceksin.
Ne yaparsan yap, bir gün hesabını vereceksin.
![[Resim: 9qfd91186dd20fz6.gif]](http://img147.imageshack.us/img147/9978/9qfd91186dd20fz6.gif)