You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Ebû Hureyre Ed Devsi (R.anh)

Ebû Hureyre Ed Devsi (R.anh)

Forumcu
Ebû Hureyre Ed Devsi (R.anh)
Ebû Hurayra,müslümanlariçin Rasûlullah'ın (s.a.v.) 1600'den fazla hadisini ezberlemiştir..

Rasûlüllah'ın (s.a.v.) ashabından olan bu parlak yıldızı tanıdığınızdan hiç şüphe yok.

Hem İslâm ümmeti içinde Ebû Hurayra'yı tanımayan birisi var mı ki?

Halk, Cahiliyye devrinde onu «Abduşems: Güneşin kulu» diye çağırırdı. Allah ona İslâm'ı lütfedip, Hz. Peygamber'le karşılaşmak şerefine nail edince, Rasûlüllah s.a.v.) ona:

«— Adın ne senin?» diye sordu, O da:

<— Abduşems». dedi. Rasûlüllah; (s.a.v.)

«— Hayır, Abdurrahman (Rahmân'ın kulu)» dedi.

«— Evet, Abdurrahman, Anam Babam sana feda olsun, ya Rasûlallah!»

«Ebû Hurayra» künyesinin verilişi de şöyledir:

Çocukluğunda, oynadığı küçük bir kedisi vardı. Akranları ona: Ebu Hurayra (küçük kedinin sahibi, yani kediyi çok seven) diye seslenmeye başladılar. Böylece bu ismi meşhur oldu ve hatta asıl ismini unutturdu.

Ebû Hurayra'nın yolları Resûlüllah'ın (s.a.v.) yollarıyla birleşince, Rasûlüllah (s.a.v.) gösterdiği ilgi ve sevgisinden dolayı ekseriya ona, Ebû Hirr (erkek kedi babası) diye hitap ederdi. Ebû Hurayra; «Ebû Hirr»i «Ebû Hurayra»ya tercih eder ve şöyle derdi:

«—Rasûlüllah bana böyle hitap etti. Hem «Hirr» erkektir, Hurayra ise dişidir. Erkek, dişiden daha iyidir.

Ebû Hurayra, et-Tufeyl ibn-i Amr ed Devsî'nin aracılığıyle müslüman olmuştu. Hicret'ten sonra, kavminden bir grupla Medine'ye, Rasûlüllah'ın (s.a.v.) yanına heyet halinde gidinceye kadar altı yıl Devs topraklarından ayrılmadı.

Devs'li genç, Rasûlüllah'ın (s.a.v.) hizmet ve sohbetine sarıldı. Mescidi ev, Hz. Peygamber'i öğretmen ve önder edindi. Çünkü Hz. Peygamber sağken, Ebu Hureyre'nin çoluk çocuğu yoktu. Sadece, müşrik olarak kalmakta ısrar eden yaşlı bir annesi vardı. Ebû Hurayra annesine acıdığı ve onun iyiliğini düşündüğü için, onu İslâm'a davet ediyordu ama o, İslâm'dan yüz çeviriyordu. Böyle olunca, Ebû Hurayra üzüntüsünden yüreği parça parça olmuş bir halde yanından ayrıldı.

Bîr gün, annesini Allah'a ve Rasûlü'ne imana davet etti. Annesi de Hz. Peygamber hakkında üzücü ve can sıkıcı bir lâf etti.

Ebû Hurayra ağlaya ağlaya Rasûlüllah'a (s.a.v.) gitti. Rasûlüllah (s.a.v.) ona:

«— Niçin ağlıyorsun, Ebû Hurayra?» dedi.

«— Ben annemi bıkıp usanmadan İslâm'a davet ediyorum ama o kabul etmiyor. Bugün yine ona davette bulundum. Bana senin hakkında hoşuma gitmeyen şeyler söyledi. Annemin gönlünü İslâm'a meylettirmesi için Azîz ve Celil olan Allah'a dua et.»

Hz. Peygamber, annesi için dua etti; Ebû Hurayra anlatmaktadır:

«—Eve gittim. Kapının kapalı olduğunu gördüm. Evden su şırıltısı geliyordu. İçeri girmek istediğimde annem:

— Dur, girme Ebû Hurayra!... dedi. O giyinince:
"— Gir», dedi. Ben de girdim.

«— Eşhedü en lâ ilahe illallah ve eşhedü enne Muhâmmeden âbduhu ve resûlühu». dedi.

«Bir saat önce üzüntüden ağlarken, bu defa da sevinçten ağlayarak Rasûlüllah'a (s.a.v.) geri gittim ve şöyle dedim:

«— Müjde ya Rasûlallah... Allah duanı kabul etti ve annem müslüman oldu...»

Ebû Hurayra Hz. Peygamber'i etine ve kanına işleyen bir sevgiyle sevmiştir. Rasûluüah'a (s.a.v.) bakmaya doyamaz ve şöyle derdi:

«— Rasûlullah'tan (s.a.v.) daha güzel ve daha parlak hiçbir şey görmedim. Yüzü adeta güneş gibiydi».

Kendisine Peygamber'iyle sohbet etmeyi ve dînine girmeyi lütfettiği için Allah'a hamdederek şöyle derdi:

«Ebu Hurayra'yı İslâm'a ileten Allah'a hamdolsun.

Ebu Hurayra'ya Kur'ân-ı öğreten Allah'a hamdolsun.

Ebu Hurayra'ya Muhammed'i (s.a.v) ile sohbet etmeyi lütfeden Allah'a hamdolsun!»

Ebu Hurayra, Rasûlüllah'a (s.a.v.) düşkün olduğu gibi ilime de düşkündü.İlim onun en büyük idealiydi.

Zeyd İbn-i Sabit anlatmaktadır.

«— Ebu Hurayra ve bir arkadaşımla birlikte mescidde Allah'a dua ederken Rasûlüllah çıka geldi. Bizim bulunduğumuz tarafa yönelip aramıza oturdu. Biz susunca şöyle dedi:

«— Biraz önce yaptığınıza devam edin».

Arkadaşımla ben Ebu Hurayra'dan önce Allah'a dua ettik-. Rasûlüllah (s.a.v.) duamıza amîn dedi.

Daha sonra Ebu Hurayra dua etti:

«— Allah'ım! Ben senden arkadaşlarımın istediklerini istiyorum. Ayrıca senden unutulmayan bir ilim istiyorum...» Rasûlullah: (s.a.v.)

«—Amîn», dedi. Bunun üzerine biz:

«— Biz de Allah'tan unutulmayan bir ilim istiyoruz», dedik. Rasûlallah: (s.a.v.)

«— Bu konuda Devsli delikanlı sizi geçti» dedi.

Ebu Hurayra ilmi kendisi için istediği gibi başkaları için de istemiştir...

İşte bunun misali:

Bîr gün o Medine çarşısına gitmişti. Halkın dünya işlerine dalmaları ve ticarete kapılmaları onu endişelendirdi. Tepelerine dikilip şöyle dedi:

«— Ey Medîne halkı ! Sizi aciz bırakan nedir?!!» «— Bizim ne acizliğimizi gördün, ya Ebu Hurayra?!»

«— Siz buradasınız ama Rasûlullah'ın (s.a.v.) mirası taksim ediliyor... Siz gitmiyor musunuz? Payınızı almıyor musunuz?!»

«—Nerede, Ebu Hurayra?

«— Mescidde».

Hemen yola çıktılar. Dönünceye kadar onları bekledi. Onlar geri dönüp geldiler:

«— Ebu Hurayra! Mescide gittik. İçeri girdik ve taksim edilen hiçbir şey görmedik».

«— Mescidde hiç kimseyi görmediniz mi?»

«— Namaz kılan, Kur'an okuyan ve aralarında helâli ve haramı tartışan bazı kimseler gördük...»

«— Yazıklar olsun size... İste bunlar Hz. Muhammed'in (s.a.v) mirasıdır.»

Kendini ilme ve Rasûluliah'ın (s.a.v.) sohbetlerine vermesi sebebiyle. Ebu Hurayra, hiç kimsenin katlanmadığı açlık ve yaşama zorluğuna katlanmıştır.

Bizzat kendisi anlatmaktadır:

«— Çok acıktığımda, beni evine götürüp doyurması için Rasûlullah'ın ashabından birine, bildiğim halde Kur'ân'dan bir âyeti sorardım.

Bir gün çok acıkmıştım. Karnıma bir taş bağlayıp sahabenin geçeceği yola oturdum. Önce Ebu Bekr geçti. Allah'ın Kitabındaki bir âyeti sordum. Bunu, sırf beni evine davet etsin diye sormuştum. Ama davet etmedi. Arkasından Ömer İbnu'l-Hattab geçti. Âyeti ona da sordum ve o da davet etmedi. Nihayet Rasûlullah (s.a.v.) geldi. Aç olduğumu anladı:

«—Ebu Hurayra?»

«— Evet ya Rasûlullah!»

Peşine düştüm, birlikte eve girdik. İçinde süt dolu bir bardak gördü ve ailesine şöyle dedi:

«— Nereden geldi bu sîze?!»

«— Onu sana, falan kişi gönderdi», dediler.

«— Ebu Hurayra! Suffe ehline git ve onları çağır». Beni, onlara çağırmaya göndermesi hoşuma gitmedi ve:

«— Bu süt, Suffe ehline ne yeter?!» dedim.

Halbuki beni kendime getirecek bir çorba içeceğimi ve geri döneceğimi umuyordum. Suffe ehlinin yanına geldim ve onları çağırdım, Suffe ehli geldi. Onlar oturunca Rasûlullah: (s.a.v.)

"— Al Ebu Hurayra, onlara ver», dedi.

Hepsi kana kana içinceye kadar onlara verdim. Bardağı Rasûlullah'a (s.a.v.) vermek için aldım. Gülümseyerek bana baktı:

«— İkimiz kaldık değil mi?» dedi.

« Evet, ya Rasûlullah!»

_ İç dedi. İçmeye başladım. O, devamlı iç diyordu, ben de içmeye devam ediyorum. Sonunda:

«— Seni hak ile gönderene yemin olsun, artık boğazımdan geçmiyor...»

Bardağı alıp geri kalanını da o içti...

Bunun üzerinden uzun bir zaman geçmeden müslümanlara nîmetler ve fetih ganimetleri yağdı, Ebu Hurayra'nin da parası, evi barkı ve çoluk çocuğu oldu...

Ancak bütün bunlar o değerli zattan hiçbir şeyi değiştirmedi. Çoğu zaman şöyle derdi:

«— Yetim olarak büyüdüm, yoksul olarak hicret ettim. Karın tokluğuna, Gazevan kızı Büsra'nın uşağı oldum. Yol esnasında konakladıklarında hizmetlerini görüyor, yol yürürlerken develerini sürüyordum. Sonunda Allah bana Büsra'yla evlenmeyi nasip etti.

Dini bir nizam, Ebu Hurayra'yı da imam (idareci) yapan Allah'a hamdolsun».

Ebû Hurayra, Muavîye ibn-i Ebî Sufyan tarafından birkaç defa Medîne'ye vali olarak tayin edilmiştir. Valilik onun güzel karakterinden ve iyi kalpliliğinden hiçbir şeyi
değiştirmemiştir.

Vali iken Medine yollarından birinden geçmişti. Sırtında ailesi için odun taşıyordu. Sa'lebe ibn-i Mâlik'Ie karşılaştı ve ona:

«— Ey ibn-i Mâliki, Emir için yolu genişlet» dedi. O da şöyle cevap verdi:

«—Allah sana merhamet etsin. Bütün bu alan sana yetmez mi?»
«— Emir ve sırtındaki odunlar için yolu genişlet yeter».

Ebû Hurayra geniş ilmine ve iyi yürekliliğine takvayı da eklemişti. Gündüz oruç tutar, gecenin ilk üçte birinde önce kendisi namaz kılar, sonra hanımını uyandırır, gecenin ikinci üçte birinde de hanımı namaz kılardı. O da kızını uyandırır, geri kalan üçte birinde de kızı namaz kılardı.Onun evinde ibâdet kesilmezdi.

Ebû Hurayra'nın zenci bir cariyesi vardı. Cariye, ona kötü davranıp ailesini üzdü. Ebû Hurayra ona vurmak için kırbacını kaldırdı. Sonra vazgeçti ve şöyle dedi:

«— Kıyamet gününde kısas olmasaydı, senin bizi üzdüğün gibi ben de seni üzerdim. Fakat çok ihtiyâcım olduğu halde, seni bedelini tam ödeyecek kimseye satacağım (Allah rızası için seni serbest bırakacağım). Şimdi git. Azîz ve Celîl olan Allah için sen serbestsin».

Kızı, Ebû Hurayra'ya şöyle derdi:

«— Baba! Kızlar beni ayıplayıp şöyle diyorlar: Niye, baban sana altın takmıyor».

O da şöyle cevap verirdi:

«— Yavrucuğum! Onlara de ki: Babam beni Cehennem alevinin hararetinden koruyor».

Ebû Hurayra'nm kızına zinet takmaması, onun cimrilik ve paraya düşkünlüğünden değildi. Zira o, Allah rızası için cömert ve eli açık bir kimseydi.

Mervan ibnu'l-Hakem ona yüz dinar altın yolladı. Ertesi gün de birisiyle şu haberi gönderdi:

«— Uşağım, yanılıp dinarları sana vermiş, halbuki o paraları ben sana değil, başkasına göndermiştim»

Ebû Hurayra şaşırdı ve şöyle cevap verdi:

«— Yanımda bir dinarını bile geceletmeden onları Allah yolunda dağıttım. Onları maaşımdan kes».

Mervan bunu sırf denemek için yapmıştı. Meseleyi araştırdı ve doğru olduğunu anladı.

Ebû Hurayra hayatı boyunca annesine itaatkâr davranmıştır. Ne zaman evden çıkmak isterse, onun odasının kapısında durur, şöyle derdi:

«— Es-selâmu aleyke ve rahmetullahi ve berakâtuh, anneciğim!» «— Ve aleyke's-selâmu ve rahmetullahi ve berakâtuh yavrum!»

«— Küçükken beni büyütüp terbiye etmenden dolayı Allah sana merhamet etsin».

«— Büyüdüğün halde, bana itaat edip iyi davranmandan dolayı, Allah sana da merhamet etsin».

Evine döndüğü zaman da bunu aynen tekrarlardı.

Ebû Hurayra halka, babalarına itaat ve iyilik etme, onlardan ilgiyi kesmeme konusunda öğüt vermeye çok önem verirdi.

Bir gün, birisi diğerinden daha yaşlı, yanyana yürüyen iki kişi gördü:

«—-Bu adam, senin neyin olur?» dedi. «— Babam olur».

«— Ona adıyla hitap etme. Önünde yürüme ve ondan önce oturma...» dedi

Ebû Hurayra ölüm yatağına düştüğünde ağladı...

Sordular:

«— Niçin ağlıyorsun Ebû Hurayra!»

«— Ben bu dünyanıza ağlamıyorum... Ancak yolculuğun uzak oluşuna ve azığın az oluşuna ağlıyorum... Beni Cennet'e veya Cehennem'e götürecek bir yolun sonunda durdum. Artık bilmiyorum, onların hangisinde olurum!!»

Mervan İbnu'I-Hakem ziyaretine geldiğinde ona şöyle dedi: «— Allah sana şifa versin Ebû Hurayra!» O da şöyle dedi:

«— Allah'ım! Sana kavuşmak istiyorum. Benim kavuşmamı iste. Bu konuda benim için acele et...»

Mervan evden ayrıldıktan biraz sonra hayata gözlerini yumdu.

Allah Ebû Hurayra'ya bol bol rahmet etsin. O, müslümanlar için, Rasûlullah'ın (s.a.v.) 1600'den fazla hadîsini ezberlemiştir.

Allah, İslâm ve müslümanlar adına ona mükâfat versin...
__________________
İman edenler Allah yolunda savaşırlar, inanmayanlar ise tâğut (bâtıl davalar ve şeytan) yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarına karşı savaşın; şüphe yok ki şeytanın kurduğu düzen zayıftır. (Nisâ: 76)

(üm)metin sana muhtaç ya Rasulullah...
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.