You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Dünyada katliam var hayvanlar uyuyor

Dünyada katliam var hayvanlar uyuyor

General
RE: Dünyada katliam var hayvanlar uyuyor
Kaynak akasyam.com
YAHUDİLERİN FİLİSTİN KATLİAMI

Osmanlı Devleti’nin yıkılışından sonra Arap yarımadası kan gölüne çevirildi haçlı Seferleri Osmanlı hâkimiyetinin sona ermesiyle filistin kanlı barbarlık ve soykırım dalgasıyla karşılaşacaktı: “Siyonist Vahşet”... Siyonistler, İngiliz desteğiyle Filistin’de Yahudi Devleti kurabilmek için katliamlar yaptı Yahudilerin Filistin’e yerleşmelerini, toprakları ele geçirmelerini önemsiyorlardı. Yahudilere yer açabilmek için Filistinlileri katletti Siyonistler, Kudüs ve Filistin’i kana buladılar Peygamberleri dahi katleden, bozguncu ve lânetlik kavim Yahudiler, Filistinlileri yok ettiler
Avrupa’da soykırıma mâruz kalan yahudiler, intikamlarını masum filistin halkından çıkartacaklardı

1900’lerde Filistin’deki yahudi nüfus yüzde 10 ken 1920’lerde 100 bine, 1930’larda 232 bine, 1947’de de 630 bine çıktı  faaliyetler mâsumâne başladı 1930’lu lardan îtibaren İngiliz mandasının teşvikiyle filistin katledilecekti Haganah, Irgun ve Stern gibi Siyonist terör örgütleri, İsrail’in kuruluş sürecinde her türlü insanlık dışı yola müracaat edecekdi. Filistin köyleri boşaltılıyor, Yahudilere yerleşim alanları açılıyirdu Misâlen, 1948 de 500’den fazla kent, ve köye kanlı baskınlarla haritadan silindi 950 bin Filistinli sayısını 138 bine düşürüldü Terörün amacı yok etmek, kaçırtmak ve köleleştirmekti Tel Aviv Belediye Başkanı General Shlomo Siyonist taktiğini şöyle sloganlaştırmıştı: ‘Filistinliler köle olarak yaşamayı kabul edinceye kadar katliamı sürdürmeliyiz!..’  

1948’de Filistin’de 600 bin Yahudi, 1200 Arap yaşarken; 1950’de Arap sayısı soykırım ve tehcirle 150 bine düştü. İsrail’in kuruluşundan Arap-İsrail Savaşı’na değin Filistinli mültecilerin sayısı 5 milyona ulaşacaktı. Filistin, şirret Siyonistlerin eliyle, koca bir kan gölüne, kabristana ve talihsiz bir diyar haline getirilecekti. Ve Filistin’i Müslüman’dan arındırma faaliyetleri kanlı katliamlarla Kral Davut Deir Yasin Saf Saf Köyü Kibya Köyü k  ve 1982’deki ‘Sabra ve Şatila Katliamı’, Haçlı Seferlerini aratmayacak türde, dünyayı utandıracak ve kanını donduracak çaptaydı ve emri veren Savunma Bakanı Beyrut Kasabı’, ‘Buldozer’ nâmıyla azılı Ariel Şarondu
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Dünyada katliam var hayvanlar uyuyor
Kaynak çokbilgi.com

Bütün Türkler Kardeştir Azerbaycan Tarihi

*30 Martta Bakü’de ilk ateş açıldı. Mart soy kırımı başladı Ermeni Milli Şurası ve Ermeni Kilisesi Bakü Sovyetini savundular. Ermeni askerleri ve Bakü’deki Ermeniler çatışmaya katıldı. Azerbaycanlılar katliamları önlemek için 31 Mart’ta ateşkes ilan etti. Azerbaycanlılara ait binalar, Milli remzler, medeniyet ocakları ve gazeteler yakıldı. 2 Nisan’a kadar devam eden soykırımda 12.000’den fazla Türk ve Müslüman öldürüldü.Şamahı, Kuba, Haçmaz, Lenkeran, Hacıgabul ve Salyan’da katliamlar yapıldı. talanlardan en çok Şamahı kazası zarar gördü. 1914-1920 yıllarında Türk ve Müslümanlar Anadolu, Güney Azerbaycan, Batı Azerbaycan, Kuzey Azerbaycan ve Borçalıda katledildildi*Yapılan katliamın asıl sebebi bağımsız Azerbaycan Devleti’ni önlemek ve milli kuvvetleri yok etmekti. zulm ve katliamlar milli kuvvetleri zayıflatmadı Azerbaycan Devleti’ni kurmak idealinin önünü kesmedi Bağımsızlık mücadelesi güçlendi Türk ve Müslüman dünyası Türklük ve halifeliğin merkezi Osmanlı Devleti harekete geçti ve Tiflis’te Trans Kafkasya toplantısı yapıldı. Azerbaycan temsilcileri Azerbaycan’ın yönetimini üstlenerek Azerbaycan’ın geçici Milli Şurasını ilan etti, Resulzade şuranın başkanı Seyidov başkan yardımcılıklarına seçildi Tiflis’deki ‘Orient’ otelinde Azerbaycan Milli Şurası, Hasan Ağayev’in başkanlığı ve Mahmudov’un katipliği ile Azerbaycan’ı bağımsız devlet ilan etti ve Fethali Han Hoyskiy’e sekiz bakandan oluşan bir hükümet kurma görevi verildi.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Dünyada katliam var hayvanlar uyuyor
Kaynak internethaber.com

Başbağlar Katliamı tanığı Orada bizi öldürseler bundan iyiydi

Erzincan'ın Başbağlar köyünde yaklaşık çeyrek asır önce teröristlerce kurşuna dizilerek ve yakılarak öldürülen 33 sivilin yakınları, Başbağlar Katliamı"nı unutamıyor.Başbağlar köyünde, 24 yıl önce teröristlerce gerçekleştirilen ve Cumhuriyet tarihinin en büyük sivil katliamı "Başbağlar Katliamı"nda 33 sivilin köy meydanında toplanıp kurşuna dizilerekbateşe verilerek katledilmesinin acısı, çeyrek asır geçmesine rağmen ilk günkü gibi hissediliyor Katliamın tanığı, "Bizi evden çıkarıp derenin içerisine topladılar. Orada bizi öldürseler iyiydi. Benim 24 senedir ne acı çektiğimi bir Allah biliyor" dedi. Erzincan kent merkezine 220 kilometre uzaklıktaki Başbağlarda 5 Temmuz 1993 akşamı terör örgütü mensupları, kadınları köy girişindeki Kuru Dere'de topladıktan sonra evleri yağmalayıp tüm evleri ateşe verdi.

zulme karşı çıkan 5 kişiyi yakılan evlerde ateşe vererek öldüren teröristler daha akşam namazında camiden çıkan 28 erkeği köy meydanında topladı. örgüt propagandası yapan teröristler, daha sonra kişileri kurşuna dizdi. YÜZLERCE BOŞ KOVAN BULUNDU Katliam aradan geçen süreye rağmen ilk günkü gibi taze köyde yaşayanlar, yaklaşık çeyrek asır önce yaşadıkları ve dinmeyen acılarını hafızadan silemedi.EN BÜYÜK SİVİL KATLİAMLARDAN BİRİSİ Cumhuriyetin o güne kadarki en büyük sivil katliamı Başbağlar köyündeki saldırının ardından şehitlere anıt yapıldı ve olayda katledilenlerin eşyasının sergilendiği müze oluşturuldu.Katliamın acısının ilk günkü gibi taze köyde, şehit edilenler her yıl törenle anılıyor.

Katliamdan sonra yaşayan Başbağlar Köyü Muhtarı Ali Akarpınar, "33 vatandaşımızı katlettiler. 200’e yakın konut, köyün çeşmeleri, kültür evi, cami, ilkokulu kundaklayarak yakıldı. acıları tazeliğini korumakta Olaydan ağır yaralı kurtuldum. Olayın ardından iki aylık tedavi sonrası köyüme döndüğümde köyümün enkazını gördüm. yangın devam ediyordu.yangını gördükten sonra tekrar rahatsızlandım."Saldırı sonrası köy onarıldı onarıma desteği olanlara minnet duyduk süreç içlerimizi yaktı davalar Erzincanda devam ederken güvenlik bahanesiyle İzmire alındı. maalesef sonuç çıkmadı. Sivas Katliamı'ndan 3 gün sonra Başbağlar Katliamı yapılmıştı Hiçbir terör örgütü hazırlık yapmadan, 3 gün içinde Sivas neresi Başbağlar neresi yani onun intikamını alacak kadar katliam yapılacağını düşünmüyorum. bu önceden hazırlanmış senaryonun birbirini takip eden zinciridir."

Muhtar Akarpınar, Başbağlar Katliamı'nda terör örgütü PKK nın yanı sıra Fetullahçı Terör Örgütü
Paralel Yapılanmanın (FETÖ/PDY) parmağı olabileceğini dile getirerek, "Elbette FETÖ/PDY'nin katliamda fonksiyonu vardı. Çünkü bir kısmı Kandil'e kaçtı. FETÖ’cülerin bir kısmının Kandilde olduklarını öğreniyoruz." Adaletin herkese lazım Bizim derdimiz Türkiye’de faili meçhul olaylar olmasın olaylar çözümlensin." dedi. ÇOCUKLARIN GÖZLERİ ÖNÜNDE YAKILD Katliamın yapıldığı yıl 12 yaşında olan Muharrem Baltacı bugün 36 yaşında olay günü köyüne yengesi ve yeğenleriyle geldiklerini hatırlatarak, akşam namazında teröristlerin köye baskın yaptıklarını ve insanların kadın ve çocukların gözleri önünde yakıldığını söyledi.

Köyün girişinde terör örgütü mensuplarının bulunduğunu, bir tarafta kadınların diğer tarafta erkeklerin toplandığını söyleyen Baltacı, "Yengem, yeğenim ilk kez köye gelmişdi. Korktukları için evden çıkamayarak yatağın altına saklanmışdı Daha sonra yengemi iki çocuğunu kucaklamış şekilde bir oğlu ile şehit edilmiş olarak bulduk. Köy meydanına geldiğimizde tüm erkeklerin şehadet şerbetini içtiğine şahit olduk. Katliamda eşi oğlu ve yakınlarını kaybeden Elif Akpınar ise katliamın acısını unutamadık"Bizi evden çıkarıp dere içerisinde topladılar bizi öldürseler bundan iyiydi. 24 senedir ne acı çektiğimi bir Allah biliyor."
OĞLUMU, KOCAMI, YEĞENİMİ, KARDEŞİMİ, BÜTÜN KOMŞULARIMI öldürdüler.Olay günü evimden ayakkabılarımı giymeden çıkardılar. evlerimizi arabalarımızı ateşe verdiler. Altınlarımızı, bileziklerimizi aldılar. Erkeklerimizi öldürdüler. her şeyimi kaybettim. Oğlumu, kocamı, yeğenimi, kardeşimi neyim varsa, bütün komşularımı kaybettim." ifadesini kullandı.


Kaynak türkiyegazetesi.com

Başbağlar katliamı

Sivas'ta yaşanan Madımak katliamından 3 gün sonra gerçekleşen ve 33 kişinin öldürüldüğü Başbağlar baskınında yaralanan muhtar konuştu.
Sivas'ta 2 Temmuz 1993 te yaşanan Madımak katliamından 3 gün sonra gerçekleşen ve 33 kişinin öldürüldüğü Başbağlar baskını hâlâ aydınlatılamadı. Katliamı yapanlar, cesetlerin yanına 'Sivas'ın intikamı alınmıştır' notunu bırakmıştı. Her iki saldırı da, Alevi-Sünni çatışmasının hedeflendiğinin göstergesi Katliamdan yaralı kurtulan Başbağlar Muhtarı Ali Akarpınar, yıllarca birlikte yaşadıkları Alevi köylerinin hedef gösterildiğini belirtiyor. Tanıklardan Necati Aydınoğlu Olaydan sonra jandarma bazı isimlere silah verdi, tanımadığım kişiler gelip Alevi köylerini basmayı teklif etti." diyor.

Erzincan'ın Kemaliye ilçesine bağlı Başbağlar köyü 20 sene önce terörist kıyafetli ve silahlı bir grup tarafından basılmıştı. Akşam namazı saldırganlar, tüm köylüleri camide topladı, sonra meydana götürdü. köydeki tüm evleri ateşe verdiler. Teröristler, Dersim ve Çorum'daki olaylar ile daha birkaç gün önceki Sivas katliamının propagandasını yaptı. Grup köylülere ateş açtı. 33 köylü, hunharca katledildi. baskından yaralı kurtulan Muhtar Ali Akarpınar, birlikte yaşadığımız Alevi köyleri hedef gösterildi." diyor. Katliamdan 10 gün sonra Tunceli'nin Ovacık ve Hozat ilçelerindeki 7 köyden 17 kişi, Başbağlar katliamından tutuklandı. Ağır yaralı olarak uzun süre hastanede tedavi gören Mehmet Ali Dikkaya, "Tunceli'de tutuklanan köylülerin birçoğunu tanıyorduk. Fakat sanıkların hiçbirini olay günü görmedik." Diyor.

Dikkaya, soruşturma esnasında ve mahkemede hiçbir zaman yüzleştirme yapılmadı ve Katliam sonrasında bir 'Ali Cengiz' olayı döndü Uzun yıllar birlikte yaşadığımız Aleviler hedef gösterildi oyuna gelmedik." Başbağlar katliamı tanıklarından Necati Aydınoğlu akşam teröristlerin elinden saklanarak kurtulduk Köylülere kurşun yağdıran teröristler düzgün şiveliydi provokasyon ortamı oluşturulmak istendi Katliamdan 15 gün sonra Alevi-Sünni çatışması oluşturulmak istendi 15 gün sonra Kemaliye Jandarma Komutanlığı'nda bana 6 adet Kalaşnikof silah verdiler. silahlarla ne yapacağımı sorduğumda lazım olur kullanırsınız, dediler. teslimattan, dönemin Kemaliye Kaymakamı Atilla Şahin, ilçe Jandarma Komutanı İzzet Ağdere ve Başpınar Köyü Jandarma Karakol Komutanı Başçavuş Nafiz Canboz'un da; bilgisi var.

30 adet Kalaşnikof gönderildi. Fakat ben bu kadar silahı nasıl muhafaza edeceğimi bilmediğim ve şüphelendiğim için kabul etmedim. Silahları teslim aldıktan sonra tanımadığım kişiler, köy telefonunu arayarak katliamdan tutuklanan Alevi köylerini basmayı teklif etti. Teslim aldığım 6 silahı mühimmatlarıyla birlikte 1993'ün Kasımında iade ettim." Necati Aydınoğlu, Başbağlarda sadece terör örgütünün olmadığına inanıyor ve "Bugün Ergenekonvari derin bir yapı var. Anlattıklarımın hepsini askeri yetkililer biliyor." Başbağlar Derneği Başkanı Mehmet Ali Dikkaya, yaşananları şu sözlerle özetliyor: "Katliama karıştığı iddiasıyla tutuklanan sanıkların hepsi, evlerimizde misafir ettiğimiz insanlardı. Jandarmanın neye dayanarak bu insanları tutukladığını bilmiyoruz.

Bu köylüler, işkence altında ifade verdiklerini söyleyerek berat etti. Çıkan bilgilere bakıldığında Alevi köylülerin, yem olarak kullanıldığı ortada. Alevi-Sünni çatışması çıkartmak istediler .Bize, Alevi köylülerine saldırmaya, zarar vermeye ne kadar teklif gelmişse de oyuna gelmedik." Erzincan'ın Başbağlar köyünde 28 kişinin kurşuna dizilip öldürülmesi, 5 kişinin ise ateşe verilen evlerde yakılmasından 20 yıl geçti. Kemaliye Kaymakamlığı ve Başbağlar köylüleri, katliamı unutturmamak ve şehit 33 vatandaş köy meydanında anma programları düzenledi. AK Parti adına konuşan Sebahattin Karakelle, 33 insanın katledilmesi olayının basit bir terör olayı olmadığını, insanları kutuplaştırmayı hedefleyen bir organizasyon olduğunu vurguladı.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Dünyada katliam var hayvanlar uyuyor
Kaynak yeniakit.com.tr

Kızıl orduyu dize getiren komutan:
ŞAMİL BASAYEV

Çeçen cihadının efsanevi komutanı, Rus kuklası Çeçenistan lideri Kadirov’un unutturmaya çalıştığı komutanlardan Şamil Basayev şehadeti dualarla anılıyor. Çeçen cihadını, 150 yıl önceki atası Şeyh Şamil gibi yüklenip götüren Basayev, 10 Temmuz 2006 tarihinde şehadete ulaştı.Büyük Çeçen cihadı ve efsanevi komutanı Basayevin şehadeti hayırla yad ediliyor. Rus işgalinde Çeçenistan’ın bağımsızlığı için mücadele veren Kafkas Mücahidleri Genel Komutanı Basayev, 10 Temmuz 2006 da şehid edildii. Çeçen cihadının efsanevi ismi Basayev’in Nihai hedef Kudüs’tür” cümleleri dalga dalga tüm İslam coğrafyasına yayıldı
DUDAYEV’İN EN ÖNEMLİ KOMUTANLARI ARASINDAYDI

1965 doğumlu büyük mücahid Basayev, Moskova Üniversitesi Makine Mühendisliği mezunuydu ve öğrenciliğinde komünist sisteminin etkisiyle aşırı solcuydu.  1991de SSCB Başkanı Gorbaçov'u desteklemek için tanka çıkan Yeltsin'in yanı başında duran gençlerden biri de Basayev'di. 1992 yılındaki Gürcü-Abhaz savaşında Kuzey Kafkasya'nın akraba halklarından Abhazların safında gönüllü savaştı. Karabağda Azerilerle birlikte Ermeni zulmüne karşı savaştı. Çeçenistanı dünyaya duyurmak için Rus uçağını kaçırarak, Ankara’ya indirdi. Afganistan cihadına katıldı eğitilmiş gençlerden silahlı güç kurdu. Çeçenistan’ın ilk devlet başkanı şehit Cevher Dudayev'in en önemli komutanlarındandı

BİR GECEDE AİLESİNDEN 11 KİŞİYİ KATLETTİLER
Basayev, Dudayev'in şehadetinden sonra Budennovsk baskını ve Grozni savunmasında Rusları yıldırarak masaya oturttu. 1999 un 9 Ağustos'unda Dağıstan'ın Çeçen sınırında operasyon yapan ve halka zulmeden Rus ordusunun işkencelerinden yılan halkın feryatları üzerine 17 Ağustos'ta Dağıstan'a giren Şamil'in hareketi ikinci Rus-Çeçen savaşının başlangıcıydı Rus ordusunun Dağıstan’a girişinden 8 gün sonra Basayev direniş için girdi. Bağımsızlık savaşçısı Şamili durdurmak isteyen Ruslar, bir gecede ailesinden 11 kişiyi çoluk çocuk katlettiler. Basayev, davasından vazgeçmedi. Rusları dehşete düşürdü

Şamil Basayev efsane çeçen komutandır Rusların Çeçen katliamını dünyaya duyurmak için 1995’te,150 savaşçısıyla Budennovsk kentinde yüzlerce kişiyi rehin alır tek bir rehineye dahi zarar vermez Basayevin teklifleri, İşgalci Ruslar tarafından reddedilir Şamil Ruslara ağır kayıplar verdirir mücahidleri yenemeyen Ruslar Basayev’in şartlarını kabul eder Basayev, Çeçen sınırını geçer geçmez rus rehineleri serbest bırakır ancak rus esirler Müslüman olur Rusya’ya dönmeyi reddeder Çeçenistan’da kalıp Çeçen cihadında ruslara karşı savaşarak şehit düşerler RUHUNA FATİHA

HEDEF KUDÜS’ÜN SİYONİST İŞGALİNDEN KURTULMASIDIR Şamil Basayev, 1996 yılında Çeçen Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri Komutanlığı’na getirildi. Rus güçlerini Çeçenistan’dan çekilmeye mecbur eden Caharkale operasyonunu komuta etti. 1998’de Çeçen-Dağıstan Halkları Kongresi’nde başkan seçildi. 1 Ağustos 1999’da İslam Şûrası’nın başkanlığına getirildi. 31 Ağustos 1999 da Caharkale basın toplantısında savaş, tüm Müslümanlar kurtarılıncaya kadar sürecek. Dünyadaki tüm Müslümanlar uyanıyor. Nihai hedef ise Kudüs’ün Siyonist işgalden kurtarılması” dedi. Rusların Dağıstan köylerini bombalamasına sessiz kalamayan Şamil ve Ömer Hattab, Ağustos ayında İslam Şûrası kararı ile Dağıstan’da bulunan Rus karargâhına 2 bin mücahidle baskın düzenledi. yüzlerce Rus askeri öldürüldü onlarca helikopter ve zırhlı araç imha edildi.

Caharkale savunmasında 11 bin mücahidin komutanlığını yapan Basayev, 100 binden fazla askeri olan Rus ordusuna kahramanca direndi. Kuşatmayı yarmayı başaran Şamil ve askerleri Rus askerlerine ağır kayıplar verdirerek dağlık bölgelere çekildiler. Şamil Basayev mayın tarlasına en önde girerek kendisini mücahidlere siper etti mayına basmasıyla sağ bacağını kaybetti. Kopan bacağının yerine protez takılan Şamil tam 7 yıl tek bacağı ile Kafkasya dağlarında cihadını sürdürdü. Özgürlük mücadelesinden geri kalmadı. Aslan Mashadov’un önderliğinde yürütülen İkinci Çeçen cihadında, Genelkurmay Başkanlığına getirilen Basayev, etkili operasyonlara imza attı.

Aslan Mashadov’un şehadetinin ardından, Devlet Başkanlığına gelen Abdulhalim Sadullayev ve onun da şehadetinden sonra görevi devralan Umarov’un yardımcılığını yürüttü.Çeçen cihadının başladığından beri hayatını İslama adayan Şamil , kendisini geliştirdi Sürekli cihat ve zikir ile meşguldü. Halkın sıkıntıları ile ilgilendi dünya Müslümanlarına cihad çağrısında bulundu hayatı, mücadelesi ve şehadeti ile ümmetie örnek oldu yiğit komutan Şamil, 2006 yılının 10 Temmuz bağlayan gecesinde İnguşetya’da bir köyde bindiği bomba yüklü aracın infilak ettirilmesi sonucu, Rabb’ine kavuştu.

Kaynak dünyabülteni.net

Nakba 64 yıldır süren dram...

İsrail'in kurulması Filistinliler için katliam ve sürgün hayatının başlaması anlamına geliyor İsrail İkinci Dünya Savaşı sonunda İngiltere'nin mandası altındaki Filistin topraklarının bölünmesiyle oluştu İsrail devletinin kuruluşu, dünyanın dört bir yanında Yahudiler için yurt oluşturmayı amaçlayan Siyonist hareketin uzun çabalarının meyvesi olduğu kadar, Nazilerin zulmüne uğrayan Yahudilere, Batılıların bir kıyağı ve petrol bölgesinde güvenecekleri bir uzantısı 1948: İsrail’in kuruluşu: Nazi dönemindeki Yahudi Soykırımında, uluslararası toplumda Yahudi devletinin tanınması yolundaki baskılar yoğunlaştı. 1948'de İsrail kuruldu yüz binlerce Filistinli, Yahudilerin katliamlarıyla, bölgeden sürüldü.

İsrail ilan edildikten bir gün sonra, Ürdün, Mısır, Lübnan, Irak ve Suriye orduları ile savaştı ama bu ordular püskürtüldü. İsrail ordusu, direnişleri katliamlarla bastırdı.1946: Der Yasin Katliamı İsrail katliamlarının en bilineni, israilin kurulmasından iki sene önce Der Yasin'de gerçekleştirildi. 1946 senesinde, Filistin köyü Der Yasin'e giren Moşe Dayan'ın çetesi, uyumakta olan 576 Filistinliyi, bomba ve otomatik silahlarla tarayarak öldürdü. Moşe Dayan, İsrail Savunma Bakanı, çetenin en acımasızı bayan Golde Meir ise İsrail Başbakanı oldu.Bu katliamdan sadece bir ay önce başbakan olacak Menahem Begin'in başında olduğu çete, Kudüs'te İngiliz yönetiminin yerleşmiş olduğu ve dörtte üçü sivil halka açık olan yedi katlı lüks Kral Davud Oteli'ni 350 kilo TNT ile havaya uçurmuş, 91 kişinin ölmüştü

1953 Şaron katliamı: İsrail'in başına gelen Ariel Şaron silahlı ilk eylemini, 1953 yılında bir Filistin köyünü basıp 60 kişiyi katlederek gerçekleştirdi.
1982 Sabra ve Şatilla katliamı: Katliamlar üzerine kurulan İsrail'in en önemli katliamlarındandır 1982 yılında gerçekleşti. Şaron'un emriyle, Hristiyan Falanjistler, Lübnan'daki Filistinlilerin yerleştiği Sabra ve Şatilla kamplarını bastı, 600 kişiyi doğradı. bin 800 kişi kayboldu. 2002 Cenin Katliamı: İsrail'in hafızalarda en fazla iz bırakan katliamıdır 2002 de Cenin'de gerçekleşti. Cenin kasabasının dışındaki mülteci kampına girmek isteyen İsrail askerlerine, kamp sakinleri ve direnişçiler karşı koydu. altı gün süren direnişte, İsrail 30 askerini kaybetti.

Yiyeceğin ve cephanenin bitmesiyle direniş kırıldı. Kampa giren İsrail askerleri,  silahsız ve savunmasız halkı bir meydanda topladı Halkın reddetmesi üzerine, İsrail uçakları ve helikopterleri, füzelerle, bütün kampı imha etti, buldozerlerle ezdi. Halk hava saldırısında füze isabeti sonucu ölürken, sağ kalanların genç olanları kurşuna dizildi. katliamda ölü sayısı en az bin olarak ifade edildi. İsrail, katliamı gizlemek için, ölenleri toplu mezarlara defnetti.2009 Gazze Saldırısı: İsrail Savunma Kuvvetleri'nin, Işık Bayramı'nın devam ettiği 27 Aralık 2008 tarihinde yerel saatle 09:30 sıralarında Hamas'ın İsrailli sivillere ve askeri birimlere karşı kassam roketli saldırıları yaptığı gerekçesi ile başlattığı savaş. İsrail'in saldırıları nedeniyle 1000'den fazla insan hayatını kaybetmiştir.

İsrail, katliamlar üzerine kurulu kuruluş yıldönümünü kutluyor Filistinliler Nakba Günü dedikleri bugüne felaket günü diyor.Filistinlilerin Nakba Büyük Felaket dediği, İsrail'in kuruluş yıldönümü  Filistinlilerin 1948 yılında kurulduğu tarihe felaket olarak niteledikleri olay. Nakba 700 binden fazla Filistinlinin 1948'de topraklarından sürülmesinin adı. Sözcük ilk Arap aydını Konstantin Zureyk tarafından Ağustos 1948'de ortaya atıldı.
Zureyk, Nakba sözcüğünü 'sürmekte olan' olarak kullandı. 500'den fazla Filistin köyünün yıkımı 1948'  işgali ve takip eden yıllarda gerçekleşti.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Dünyada katliam var hayvanlar uyuyor
Kaynak 1950.az

31 Mart 1918`de Azerbaycan`da ne oldu?

31 Mart 1918`de Azerbaycan topraklarında soykırım yaşandı. Ermeniler`in Ruslar`la birleşerek bağımsızlığını kazanamamış Azerbaycan`da Türk-Müslüman halka, Yahudi azınlığa karşı yaptığı soykırımı anma günüdür 31 Mart. 1918 de Ermeniler Bakü merkezli Azerbaycan topraklarında kadın, yaşlı, çocuk yıkıp yakmışlardı 30 Mart – 3 Nisan 1918 günleri Ermeni silahlı çeteleri Azerbaycan`ın Bakü, Şamahı, Guba, Haçmaz, Lenkeran, Hacıgabul, Salyan, Zengezur Karabağ Nahçıvan ve başka bölgelerinde bir soykırım gerçekleştirmişlerdi 5 gün içinde soykırıma uğrayanların sayısı 25 binden fazladır.

Olaylara tanık olmuş Kulner adlı bir Alman şöyle anlatmış: “Ermeniler Müslüman mahallelerine sokularak herkesi öldürüyor, kılıçla parçalıyor, süngüyle delik deşik ediyordu. Katliamdan birkaç gün sonra bir çukurdan çıkartılan 87 Türk cesedinin kulakları, burunları kesilmiş, karınları yırtılmış, organları doğranmıştı. Ermeniler çocuklara acımadıkları gibi yaşlılara da aman vermemişlerdi”.1918`lerde türk köylerini Ermeni çeteleri basıyormuş. binlerce köylüyü öldürüp yakıyormuş dedeler delikanlılar köylerden gençleri toplayarak yardıma gidiyormuş. Sovyet çocuklarına, Ermeniler kardeş olarak tanıtılırdı. saf çocuklar Sovyetler`in, propagandasına uyardı totaliter rejimde, dünyadan habersiz “yeryüzünün en iyi ülkesinde” büyümekte olan çocukların devlete inanmaması imkansızdı.

2007 de inşaat zamanı Guba`da toplu mezarlar bulundu Yüzlerce insanın – çoğunluğu kadın, küçücük çocuklar, yaşlı insanlar merhumlar 1918 Guba soykırımında Ermeniler tarafından katledildiği Guba mezalimi bir gerçek
28 Mayıs 1918`de kurularak 1920 yılının 28 Nisan günü Rus isgaliyle düşürülmüş Azerbaycan Halk Cumhuriyeti döneminde gerçekleştirilmiş araştırmalar da Ermenilerin Türk-Müslüman halka yaptığı soykırımı gözler önüne sermekte

Azerbaycan Halk Cumhuriyeti Olağanüstü Araştırma Komisyonunun belgelerinden:
“1918 yılının Mart-Nisan aylarında Şamahı’da ermeniler 8 bin kadar sivil halkı katledmiştir. Şamahı Camisi ve bir çok medeniyet abidesi yakılmış ve dağıtılmıştır. Cavanşir kazasının 28 köyü, Cebrayil kazasının 17 köyü yakılmış, insanları mahvedilmiştir. 1918 in 29 Nisan günü Gümrüde çoğunluğu kadın, çocuk ve yaşlılardan 3 bin kadar Türk göçmen pusuya düşürülerek son ferdine kadar mahvedilmiştir. Ermeni silahlı çeteleri Zengezur kazasında 115 Azerbaycan köyünü mahvetmiş, 3257 erkek, 2276 kadın ve 2196 çocuğu öldürmüştür. toplam 10068 Türk öldürülmüş yaralanmıştır. 50 bin Türk yurtlarını bırakıp kaçmak zorunda kalmıştır.Erivan eyaletinin 199 köyünde yaşayan 135 bin Türk mahvedilmiş, köyler büsbütün yok edilmiştir. Ermeni çeteleri daha sonra Karabağ`a hareket etmiş, 1918-1920 yıllarında Karabağ`ın dağlık kesiminde 150 köy dağıtılmış, insanları mahvedilmiştir”.31 Mart 1918 Azerbaycanlılar`ın soykırım günüdür, evet…
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Dünyada katliam var hayvanlar uyuyor
Kaynak aa.com

Doğu Guta'da katliam sürüyor

Suriye'deki Esed rejiminin Doğu Guta'ya düzenlediği saldırılarda 15 sivil hayatını kaybetti.
İnsanlığın öldüğü yer Doğu Guta Suriye'deki Esed rejiminin ablukada tuttuğu Guta'ya düzenlediği hava saldırılarında 15 sivil daha yaşamını yitirdi.
sivil yerleşimlerden Duma'da 8, Şifoniy'de 3, Ayn Terma'da 2, Sakba'da 1, Zemelka'da 1, toplam 15 sivil can verdi.Şiddetli saldırılar devam ederken, ölü sayısının artmasından endişe ediliyor.Guta'daki Sivil Savunma merkezinden gelen bilgiye göre, rejimin şiddetli saldırılarında son 4 günde ölenlerin sayısı 334'ü buldu.Rejim, son 4 günde 22 sağlık merkezini, bir camiyi ve bir yetimhaneyi hedef aldı.
Muhaliflerin kontrolündeki Guta'da 400 bin sivil yaşıyor.

Doğu Guta, Astana anlaşmalarında gerginliği azaltma bölgesi ilan edilmişti ancak Rusya'nın garantörlüğünü üstlendiği Esed rejimi, geçen yıl nisan ayından itibaren bölgeye ablukasını sıkılaştırdı ve son aylarda saldırılarını şiddetlendirdi. İnsani krizin derinleştiği bölgede, binlerce hasta sivil tahliye bekliyor. Bunların birçoğu çocuk ve kanser hastası. Gutalı çok sayıda bebek ve çocuk, açlık ve ilaçsızlık yüzünden yaşamını yitirdi.


Kaynak suriyedevrimi.com

Dera’da Olaylar Nasıl Başladı?

Arap Baharı olarak isimlendirilen süreçte 30 yıllık Hüsnü Mübarek iktidarının devrilmesi sadece Mısır’ı değil bölge halklarını da etkiledi
tarihi devrim Bahreyn’i, Libya’yı, Fas’ı etkilemiş Kaddafi’nin ölümüne neden olmuşdu.
Halk hareketlerinin büyük devrimlere yol açtığı dönemde Suriye’de Dera şehrinde iki bayan doktor telefonla konuşurken; “Hüsnü Mübarek düşmüş, darısı bizim başımıza…” şeklinde niyetlerini dile getiriyorlardı Telefonları istihbaratça dinlenen iki kadın doktor tutuklanır. Aracıların sayesinde bayan doktor ertesi günü serbest bırakılırken arkadaşı birkaç saat sonra salıverilir Telefonda arkadaşına “Darısı başımıza” diyen bayan ertesi gün serbest bırakılır fakat bu süre işkence görür. Siyasi Şube’de saçları sıfıra kesilir. hakaretlere maruz kalır

bu kadınlardan birinin akrabası 12-13 çocuk, duvarlara “Halk, düzenin yıkılmasını istiyor.” sloganını yazar. Okulun müdürü çocukları istihbarata şikâyet eder. Çocukları içeri alırlar çocuklar ağır işkencelere maruz bırakılır
İlk başta kimse çocukları sormaz Bir süre sonra çocuklar serbest bırakılır çocukların serbest bırakılmadığını ve gözaltının uzadığını gören kent heyeti Deraa Siyasi Şube Müdürü Atıf Necib’e çocukları sorar Atıf Necib heyete çocukları unutun. kadınlarınız başka çocuklar doğursun.” gibi hakaretler eder Bu kez, Deraa Valisi Faysal Kelsüm’e çıkarlar. Faysal Kelsüm de Deraa’nın heyetini aşağılar ve makamından kovar

Hakarete uğrayan halk valiyi Cuma namazında darp eder valinin korumaları halka ateş açar iki kişi hayatını kaybeder halk El-Ömeri Camii’ne sığınır
Camiyi basan esed güçleri katliam yapar
Göstericilerin protesto yeri olan ve yaralı göstericilerin tedavi edildiği geçici hastane gibi kullanılan El Ömer Camii’ne yapılan saldırı ve ardından 23-25 Martda otuzdan fazla gösterici öldürüldü 8 Nisan’da 25 kişi ;22 ve 23 Nisan’da İzra’daki gösteri ve cenaze töreninde en az 34 kişi öldü;25 Nisan’da Dera ve komşu köylerin kuşatmasında ve komşu köylerin kuşatmayı kırmaya çalıştığı 29 Nisan’da yaklaşık 200 kişi öldü.

Dera şehrinde insanlar öldükçe isyan bütün şehre yayıldı. İlk başlarda birkaç bin kişi gösterilere çıkarken, kısa zamanda on binlerce Deralı sokakları doldurdu. Peygamber torunları seyyidlere, Baas rejimi büyük baskı uyguladı Dera isyanı diğer şehirlerde de etkisini gösterdi. İsyan Şam, Lazkiye, Humus,, Hama, ve Halep’e doğru genişledi. Cuma günleri Dera halkına destek için sokağa çıkan diğer şehirlerdeki halka yönelik şiddet kullanılınca, Suriye’deki isyan Esad’ın gitmesini isteyen halk ayaklanmasına dönüştü.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Dünyada katliam var hayvanlar uyuyor
Kaynak ihh.org.tr

Arap Baharının Başlangıcı

İlk olarak 18 Aralık 2010 da Tunus’ta başlayan protestolar, tüm Arap dünyasına yayılmıştır.
17 Aralık 2010 da 26 yaşındaki Tunuslu Muhammed Buazizi, bir pazarda kendini yakmış, 18 Aralık ta Tunus’ta halkın sokaklara dökülmesiyle Arap Baharı” olarak adlandırılan muhalif hareketlerin kıvılcımı yakılmıştır 26 yaşındaki Muhammed Buazizi, iş bulamadığından pazarda meyve satarak ailesini geçindiriyordu 17 Aralık 2010 da tezgahının ruhsatsız olduğu gerekçesiyle tartı aletine ve tezgahına el koymak isteyen zabıtalara direndi Buazizi, maruz kaldığı şiddet, hakeret ve aşağılanma nedeniyle kendini ateşe vermişti. Vücudunun yüzde doksanı yanmış 4 Ocak 2011’de hayatını kaybetti.

sokaklara dökülen Tunus işşizlik, gıda enflasyonu, yolsuzluk, ifade özgürlüğü, kötü yaşam gibi birçok sorunu protesto etdi Hükümet güçleriyle protestocu halk arasında yoğun çatışmalar yaşandı Yasemin Devrimi”yle 23 yıldır iktidar olan Zeynel Abidin 14 Ocak 2011’de iktidarı bırakarak yurt dışına kaçtı Nahda Partisi’ni yönetime geldi.
İlk olarak 18 Aralık 2010 tarihinde Tunus’ta başlayan protestolar, Arap dünyasına yayıldı Ortadoğu ve Kuzey Afrikaya yayılan Arap hareketleri, Mısır’da 30 yıllık diktatör Hüsnü Mübarek’in, Libya’da 42 yıllık diktatör Kaddafi’nin devrilmesiyle sonuçlandı Mısır’da ilk seçilmiş cumhurbaşkanı Mursi’nin 3 Temmuz 2013’te Savunma Bakanı ve Genelkurmay Sisi’nin yaptığı darbeyle görevinden alınarak tutuklanması sonucu Mısır’ın baharı kışa döndü.

meydanlarda darbeyi protesto eden Mısır halkına ateş açıldı ve yüzlerce insan hayatını kaybetti. İhvan’ın önemli isimleri tutuklandı, İhvanı Müslimin teşkilatı Mısır’da yasaklandı. Mısır, giderek Mübarek dönemine geri dönüyor. Suriye’de rejime karşı başlayan gösterilere Esad yönetiminin şiddetli karşılık vermesi üzerine protestolar savaşa dönüştü. Suriye’de üç yıldır devam eden iç savaşta 120 bin kişi hayatını kaybetti, yaklaşık 900 bini Türkiye’de olmak üzere 2 milyondan fazla Suriyeli ülkelerini terk ederek sığınmacı durumuna düştü. Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Yakın Doğu’daki birçok ülkede, 18 Aralık 2010’da Tunus’ta başlayan Arap Baharı’nın etkileri hâlâ görülüyor. Halklar, hükümetleri protesto ediyor kendi geleceklerini belirleme yolunda kararlılıkla ilerliyorlar.

Kaynak islamveihsan.com

HASAN EL BENNÂ KİMDİR?

“Kendi dilinizi düzgün konuşmaya çalışın. Çünkü bu Müslüman olmanın belirtisidir. Arapçayı öğrenin, çünkü Kur’an en güzel şekilde Arapçayla anlaşılır.” Hasan el Benna  (1906 – 1949)

1906’da Mısır’da doğdu. İlk öğrenimini babasından aldı. Klasik medrese ve idadilerde okudu. Kur’an hıfzına çalıştı, edebiyat dersleri aldı. İdadi yıllarında cemiyetlerde görev üstlendi. şeyh Abdülvehhab el-Hassâfi’ye intisap ederek, tasavvufa meyletti.
1927’de Süveyş Kanalına yakınlığı nedeniyle İngilizler için stratejik öneme sahip İsmailiye’de Arapça öğretmenliğine başladı. Cami ve kahvelerde konuşmalar yaptı. Mart 1928’de evinde toplanan bir gurup insanla İslam’ı ihya etmeyi hedefleyen “İhvan-ı Müslimin” Müslüman Kardeşler teşkilatını kurdu. 2. Dünya savaşında çok sayıda öğrenci, devlet memuru ve işçi Müslüman Kardeşler’e üyeydi ve Teşkilat Mısırı temsil eden önemli bir siyâsî güçtü

İhvan-ı Müslimîn, tefsir ve hadis olmak üzere İslâmî ilimler veren pek çok eğitim kurumu ile dürüst ve adil işletmeler açılmasına liderlik etti.
2. Dünya Savaşı sırasında İngilizler’in isteğiyle Hasan el-Bennâ ve arkadaşları birçok defa tutuklandı. 1945’te ömür boyu teşkilat başkanlığına seçilen Hasan el-Bennâ Mısır’daki sömürgeye son vermek için İngiltere’ye savaş ilan etdi hükümet İhvan üzerindeki baskıyı artırdı.İhvan gerilemedi; Yahudi göçü ve İsrail’in kurulmasını protesto etti cihad çağrısı yaptı. teşkilat, hükümetçe yasadışı ilan edildi 1949’da kapatıldı. Teşkilat üyeleri komşu ülkelerde hareketi canlandırmaya çalıştı. Hasan el-Benna, Şubat 1949’da hükümetin göz yumduğu bir suikastte Kahire’de şehit edildi.Müslüman milletleri İslam ekseninde birleşmeleri, İslamî değer ve hukuk sisteminin esas alınması, toplumun ahlakî zaaflarının giderilmesi, Batı taklitçiliği iç bölünme ve kavgaların bırakılması davasını kendinden sonraki nesillere emânet bıraktı.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Dünyada katliam var hayvanlar uyuyor
Kaynak tarihiolaylar.com

Kıbrıs Barış Harekatı (20 Temmuz 1974)

Kıbrıs, Akdeniz’de 9282 kilometre kare yüzölçümü ile askeri üs olarak büyük önem taşır Süveyş Kanalı ve İstanbul Boğazlarına olan yakınlığıyla düşman devletlerin Osmanlı veCumhuriyetin gözetleme kulesi olarak kullanılmıştır. M.Ö 1450 yıllarından itibaren Mısırlılar, Fenikeliler, Hititler, Asurlular, Persler, Büyük İskender Romalılar, Bizanslılar, Araplar, Haçlılar ve Venediklilerin ardından ada Osmanlı egemenliğine geçmiştir. Osmanlı Devletinin en güçlü dönemlerinde 300 yıl hakimiyet altında kalan ada 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbinden sonra devletin ayakta kalması adına İngiltere’ye devredilmiştir. I. Dünya Savaşından yenik ayrılan Osmanlı Devleti Lozanla (1923) Kıbrıs adasını tamamen İngiltere’ye bırakmıştır.

İngiltere, adayı ele geçirse de ada sakinleri Rum ve Türk taraflar arasında sağlıklı bir iletişim kurulamamıştır. 1931 de Rumlar Türklerden ayrılmak istemiş. bu tarihten sonra Rumlar Yunanistan ile birleşme ENOSİS planını devreye sokdu. Dünya, II. Dünya Savaşıyla yerle bir olurken Yunanistan adayla birleşme gayelerini arttırdı
EOKA sokakta önüne gelen sivili öldürüyordu
15 Ocak 1950 de Rum Kilisesi ve Rumların %96’sı Enosis’i kabul etti. İngiltere birleşmeyi reddetti Yunanistan birleşme isteğini 1954 de BM taşıdı.ve Yunanistan bu kararın ardından Türklere şiddet başlatdı. Yunanistan Türklere karşı adaya Albay Grivas 1955 de “EOKA” yı kurdu.ele geçirme planlarının ardından İngiltere, Rum halkı kadar Türk halkının da kendi geleceğini tayin etme hakkının olduğunu açıkladı.

1955-1958 de EOKA Türklere karşı şiddete devam eddi 33 Türk köyü boşaltıldı. huzur ve selametten eser kalmadı Türkler de “taksimden yana tavır aldı. Türk-Yunan tarafları arasında müzakereler başladı
11 Şubat 1959 da Zurih ve Londra Antlaşmaları imzalandı. Antlaşmaya göre taraflar ortak bölge, iki toplumun ortaklığı ve bağımsızlık konularında kararlar aldı hükümler, Yunanistan ve İngiltere tarafından garantiye alındı İngiltere tarafından sağlanan antlaşmada 1960 tarihinde Kıbrıs Cumhuriyeti resmen kuruldu. antlaşma ile adada iki taraflı hükümet ve uluslararası hukuk kuralları teminat altına alındı. Bütün çabalara rağmen Rumlar huzur ortamı ve 1960 Cumhuriyetine yaşama şansı vermiyordu.

Cumhurbaşkanı olan Makarios 1960 Anayasasının Türk tarafına tavizde bulunduğunu iddia ederek 13 maddelik değişikliği kıbrıs Cumhurbaşkanı Dr. Küçük’e iletti. Türk Devleti ve Kıbrıs Türk yönetimi 16 Aralık 1963 tarihli 13 maddelik öneriyi reddetti. Rum tarafı Türklere şiddet uyguladı.Akritas Planı” adayı ele geçirmek adayı Türklerden temizleme ve etnik soykırımdı. Plan adım adım uygulandı 300.000 ada Türkü adanın %3’üne sıkıştırıldı Türklere yapılan zulüm artarak devam ediyordu. 1963’te devam eden etnik temizlik Kanlı Noelle devam etti 27 Aralık 1963 de üç devletin ortak askerlerinden oluşturulan “Barışı Koruma Kuvveti” oluşturulmuştu. 30 Aralık 1963 de adaya müdahale edildi ingilizler adayı Lefkoşa’dan ikiye ayıran “Yeşil Hattı” belirledi.

BM Güvenlik Konseyi (4 Mart 1964) adaya Barış Gücü konuşlandırılması kararı aldı. Yunanistan adadaki askerini 200.000’e çıkardı. Rum ve Türk halklarının arasındaki uçurum derinleşti 1967 de Yunanistan hükümeti el değiştirince hükümet ENOSİS’e ulaşmak için harekete geçti. Türk Devleti ile mutabakat sağlanamayınca Kıbrıs’ta Boğaziçi ve Geçitkale köylerine saldırıldı Türkiye adaya müdahale edeceğini açıkladıktan sonra Yunanistan askeri güçlerini çekti. Makarisos adanın Türklerden ancak ekonomik yıpratma ile alınabileceğini savunurken karşı grup ise EOKA lideri Sampson etrafında toplanarak Makarios’u devirdiler. 1974 de adada sular tekrar ısındı Türkiye 1960 Anayasasına dayanarak İngiltere’ye ortak teklifde bulundu. Fakat Türkler ölmeye devam ettikçe ülkenin vicdanı buna seyirci kalamazdı.

Tarihler 20 Temmuz 1974 ü gösterdiğinde “Kıbrıs Barış Harekatı”  başladı harekat Yunanistan’daki Sampson darbe hükümetinin sonunu getirecekti. Yunanistan yüzyıllardır devam eden “Megalo İdea”nın peşinden gitmek için Kıbrıs adasının peşindeydi Megalo İdea nedir? Büyük Yunanistan planıdır bu planda Yunanistan bağımsızlığını ilan edecek Batı Trakya ve Selanik Türklerden alınacak
Ege Adaları 12 ada Batı Anadolu Yunanistan’a verilecek Pontus Rum Devleti kurulacak
Kıbrıs Rumlara bırakılacak Girit, İmroz ve Bozcaada Yunanistan’a verilecek İstanbul Türklerden alınarak Bizans İmparatorluğu  kurulacak ve “Megalo İdea” gerçekleşecektir.



Kaynak tarihiolaylar.com

Kıbrıs Barış Harekatı (20 Temmuz 1974)


Türk Devletinin kıbrısta nefesi tükenmiş ve kıbrısa askeri müdahale şart olmuştu. Tarihler 20 Temmuz 1974 ü gösterdiğinde Türk uçakları Kıbrıs semalarını süsledi. Yunan birlikleri bombalanırken adaya havadan ve denizden indirme yapılıyordu. Komandolar sevk edilirken 33 donanma gemisi yola çıkmıştı. Bir yandan Gönyeli ve Kırnı bölgelerine komando indirilirken Girne plajına sevkiyatl sürüyordu. Girne plajına çıkan ilk birlik SAT Komandoları güvenliği sağladıktan sonra Geçitköy Boğazına ilerleyerek ana yola ulaştı
Gönyeli’ye indirilen komandolardan bir kısmı Kıbrıs Türk taburunu korurken bir kısmı Dikmen Bölgesini ve Rum Bozdağını ele geçirmek için harekete geçti

Kırnı bölgesine indirilen komandolar dik yamaçlardan tırmanarak Hilarion ve Beyaz Ev bölgesine ilerlediler. Donanma yerini aldıktan sonra sahil güvenliği donanmaya geçmiş ve II. Taktik Hava Kuvvetleri ada genelindeki Yunan stratejik hedeflerini yok etmişti akşam karanlığı çökünce askerlerimiz yalnız kaldı gece çökmüştü. Çatışmalar tüm hızıyla sürüyordu gece olduğu için hava kuvvetleri ve donanmadan destek alınamıyordu. Korkulan bir faciaydı, donanma veya hava kuvvetleri gece karanlığında Türk askerlerini vurabilirdi. Türk askeri sabaha kadar gözünü kırpmadan çarpıştı sabahın ilk saatlerinde hava kuvvetleri askerin imdadına yetişti.

Gece Rumlar Gönyeli ve Boğaz bölgelerini ele geçirmek için  çarpıştılar. 21 Temmuzun ardından Türk birlikleri Rumlara üstünlük kurarak ilerlemelerini sürdürdü 22 Temmuzda Girne-Lefkoşa yolu ele geçirildi. 22 Temmuz 1974 tarihinde BM tarafından Rumlara karşı verilen ateş kararı Türk Devleti tarafından uygulandı Ateş kararının alındığı günün ertesi 29 araçlık Rum konvoyu Türk Hava Kuvvetlerince imha edildi. Rumlar yenilgiye giderken Yunanistan’da cunta ve Kıbrıs da EOKA Lideri Sampson istifa etti. İstifaların ardından BM 1974 20 Temmuzda aldığı kararla adanın üç garantör devleti İngiltere, Türkiye ve Yunanistan arasında mutabakat sağlanmaya çalışıldı. 25 Temmuzda Cenevre’de başlayan görüşmeler 30 Temmuz tarihine kadar sürdü.

8 Ağustos da Rum-Türk taraflarının devamlılığı ve adanın federal devlet statüsüne karar verildi Ateşkesin ardından adada bulunan 40.000 Türk askeri beklemeye geçti. Fakat Rumlar Türk köylerinde genç-yaşlı, çoluk-çocuk demeden insanları katletti

 II. Kıbrıs Barış Harekatı (14 Ağustos 1974)
Kıbrıs'ta Türk Bayrağı Dalgalanıyor

Birinci Cenevre Konferansında zaman kazanmak için anlaşmaya uyan Rum tarafı II. Cenevre Konferansında itiraza başladı. Cenevre Konferansında başarı alınmayınca TSK II. Harekata başladı. 14 Ağustos sabah saatlerinde 28. ve 29’uncu Tümenler Magosa ve Boğaz Deniz üssünü ele geçirmek için doğuya doğru taarruza etti 39. Tümen Rumlar için hayati önem taşıyan İngiliz Tepe ve Kara Tepe’ye saldırıyordu 39. Tümen saldırının ilk gününde 11:30 sularında İngiliz Tepe ve Kara Tepe’yi ele geçirdi. 28. Tümen Mia Milia’yı 28. Tümen Timbu Havaalanını 39. Tümen Değirmenlik’i ele geçirdi Rumlar Türk ordusundan kaçarken Taşkent, Terazi, Atlılar, Muratağa köyündeki çoluk-çocuk, genç-yaşlı demeden katliam yaptılar.

14 Ağustos tarihinde Türk ordusu rus mezalimine karşı koyarak Paşaköy ve Serdarlı’da vatandaşlarıyla kucaklaştı. Ordu harekete devam ederken 14 ve 15 Ağustos tarihlerinde Doğu ve Batı hattında Magosa, Lefkoşa ve Lefke hattının kuzeyindeki bölgenin hepsini ele geçirildi.
Kıbrıs Harekatı ile adada yaşayan Türklerin katledilmesinin önüne geçildi. İkinci harekatda Yunanistan’ın “Enosis” hayali Akdeniz’in soğuk sularına gömülmüştür. 415 Kara, 65 Deniz, 5 Havacı ve 13 Jandarma olmak üzere toplam 498 Türk askeri şehit olmuş 1200 askerimiz yaralanmıştır. askerlerin dışında 70 ada vatandaşı mücahit ve 270 Kıbrıs Türkü hayatını kaybetmiştir. Rumlarla girişilen savaşda BM Barış Gücü askeri olan 3 Avusturyalı asker hayatını kaybederken 24 Avusturyalı, 17 Finlandiyalı, 4 İngiliz ve 3 Amerikalı asker yaralanmıştır.

Harekat Türk milletinin kendi vatandaşının canı için savaşacağını bütün dünyaya göstermiştir. Harekat devam ederken askerlerin ulaşamadığı Atlılar, Muratağa Sandallar, Aleminyo, Terazi ve Taşkent köylerinde katliamlar yaşanmıştı. Muratağa ve Sandallar köyünde 89 ve Atlılar köyünde 57 vatandaşımız katledilmişti. Rum askerler erkekleri ve çocukları kurşunlarken kadınların ırzına geçmişlerdir. Öldürülen Türkler toplu mezarlara gömülmüştür. Mağusa’nın 12 mil uzağında Muratağa köyündeki toplu mezarı açtıran BM’den İsveçli Başmüfettiş Lars Harkansan tarafından 72 adet kafatası sayılmıştır. Ölenlerin bedenleri çürüdüğü için toprakta daha çok cesedin olduğu da belirtilmiştir. Taşkent köyü katliama maruz kalmıştır.

14 Ağustosta BM tarafından köydeki silahlar toplanmış Taşkent köyünden kamyonlara toplanan 90 erkek Terazi ve Mari köyleri açılan toplu mezarların başında kurşunlanarak öldürülmüştür. saldırıdan ağır yaralı kurtulan Suat Hüseyin adlı vatandaş Rumların vahşetini tüm dünyaya anlatmıştır. Rumların katliamına karşı dünya ayağa kalkarken büyük devletler Türkiye’nin elini kolunu bağlamak için tepkisiz kaldılar. Camiler, evler ateşe verildi, evlere girildi insanlar boğazlandı sorgu bahanesiyle silah tutan erkekler köylerden toplandı. Türkiye müdahale kararı almasaydı son Türk’e kadar bütün insanlar öldürülecek ve toplu halde gömüleceklerdi. 


KKTC'nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş (1924 - 2012)

1974 de Cenevre Deklarasyonu Kıbrıs’ı Türk ve Rum olarak iki kısma ayırmıştır. 1974 de Denktaş ve Klerides görüşmelerinde Makarios adaya döndüğü için sonuç alınamadı ve 13 Şubat 1975 de Türk tarafı Kıbrıs Türk Federe Devletini (
2 Ağustos 1975 de Viyana’da BM nezaretinde Denktaş ve Klerides görüşerek mübadele konusunda anlaşmışlar ve mübadelenin BM Barış Gücü nezaretinde yapılmasında karar kılınmıştır.
12 Şubat 1977 tarihinde bu sefer Denktaş ve Makarios görüşmüş ve Zirve Antlaşması ile ikili federal devlet sisteminde karar kılınmıştır.
15 Kasım 1983 de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurulmuş ve ikili yapıya duyulan saygı ve barış Rum tarafına bildirilmiştir.

1984’ün Ağustosunda Bm Sekreteri tarafları Viyana’ya çağrırarak ortaya çıkan olumsuzlukların ve anlaşmazlıkların “Kıbrıs Sorunu” olarak çözülmesini önermişlerdir.1985 te Rum ve Türk tarafları seçime gitmiş BM taraflara “Taslak Çerçeve Anayasası” sunmuştur. taslağa göre tarafların diplomatik ilişkilerinde Rum Cumhurbaşkanı ve Türk Cumhurbaşkanı Yardımcıları veto yetkisine sahip olacaktır.
1990 larda Kıbrıs Sorunu devam etti. Haziran ve Kasımda New York‘ta yapılan görüşmelerde tarafların anlaşması için yapılan öneriler “fikirler dizisi” olarak nitelendirildi.Rumlar 1993 Şubatında seçime gitmiş ve Klerides’i seçince müzakerelerden uzaklaşarak Yunanistan yardımıyla Avrupa Birliğine girme çabalarına başlamışlardır.

Rum kesimi güçlü bir destekle adayı tamamen kontrole alma çabasındadır 1993 Mayısında BM gayretleriyle Lefkoşa Uluslararası Havaalanı ve Maraş arasında uçuş sağlandı.Temmuz 1994’te Rumlar BM Adalet Divanına başvurarak KKTC’nin AB’ye ihracat yapmasını engelledi Türk tarafını Güven Arttırıcı Önlemlerden mahrum bıraktı
KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş Rum lideri Klerides arasında 1994’ün Ekiminde BM gözetiminde müzakere yapılır. Türk tarafı GAÖ konusunda destek beklerken Rum yönetimi AB’ye yaptıkları müracaatının desteklenmesini istemiş
görüşmeler sonuçsuz kalmıştır. Rum tarafı müzakerelerin belirsizliğinden Türk tarafı ile iletişimi kesmiştir. Mart 1995 de Rum tarafının AB girişiminin görüşmeleri için Klerides’in geri durması nedeniyle 3 yılı aşkın bir süre yapılamamıştır.

AB. Rumların tek başına müzakereye başlamasını engellemiştir. 31 Ağustos 1998 de KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş Rum kesimiyle ortak Konfederasyon için müzakereye açık olduklarını belirtti. 20 Temmuz 1997-23 Nisan 1998 de yapılan Ortak Açıklamalarla taraflar her alanda bütünleşme için görüşmelere başlamışdır.
BM Genel Sekreteri Kofi Annan 14 Kasım 1999 da yaptığı açıklamada tarafların bütün konularda ortak bir paydada buluşması için 3 Aralık tarihinde New York’ta bir görüşme tertiplemiştir.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Dünyada katliam var hayvanlar uyuyor
Kaynak onedio.com

veysel kal
Onedio Üyesi

Şu Anda Bile Bir Çoğumuzun Bilmediği İnsanlık Ayıbımız: Ruanda Soykırımı


Bugün dünyanın ve tüm Avrupa ülkelerinin konuştuğu ortak konu, çatışmalar sonucu Batı'ya sığınan mülteci sorunudur. Mülteciler insanlardır. insanlar, insanlık dramında en acı olay Ruanda Katliamıdır. Ruanda Katliamı, emperyalizm için insanları, siyah-beyaz ayrımını, siyahların kendi aralarında burun ve vücüt göre ayrımını ve ayrımın sonuçlarını yüzümüze en sert  biçimde tokat gibi vuran bir olaydır bu olay 1800'lerde değil daha dün 1994'de gerçekleşiyor. Ve bu katliamdan kimsenin haberi yok.

Ruanda Afrika kıtasının doğusunda yer alan ve denize kıyısı bulunmayan bir ülkedir sınır komşuları Uganda, Tanzanya, Burundi ve Demokratik Kongo Cumhuriyetidir Başkent Kigali'dir.
Ruanda nüfusunun %90'ı Hutu 
%9'u Tutsi %1'i Prigme idi. Prigmeler yaşam alanı ve kültür olarak farklı olsa da, o kara güne kadar bir arada yaşayan Tutsi ve Hutular arasında fark yokdur
Bu kanlı Katliamın aktörleri Hutu ve Tutsilerin birbirleri ile olan ilişkileridir

Afrikada yönetenler ile yöneticilerin birbirinden ayrılmasını isteyen Belçikalılar, insanlık dışı kriterlerle insanları Tutsi ve Hutu diye ayırmıştır. Tutsiler ince yapılı ve narindir halk uzun ve güzel kişileri Tutsi olarak sınıflandırmış. Belçikalılar ilk başda Tutsiler'i el üstünde tutup ayrıcalıklar tanımıştır. Tutusiler'i maşa kullanarak Hutuları ezmiştir.Azların çokları ezmesi anlayışı ile Hutuları ezdikten sonra 1950'lerde Hutuları desteklemiştir.ve 1890'dan 1950'ye kadar ezilen Hutuların kendilerine yapılan haksızlıklardan öç alma düşüncesi ortaya çıkmışdır güç Hutular'dadır ve 60 yıllık zulmün doğurduğu düşman %9'luk Tutsiler'dir. Hutu-Tutsi diye bir şey yoktur bu Belçikalıların çıkarları için bir halkı birbirine zulüm ettirerek birbirine düşman etmesidir.

1950'den sonra Hutular desteklenince ilk 'öç alma' 1959'da başlar.  Belçika desteği ile ayaklanan Hutular yirmi bin Tutsi'yi katletmiştir bu sayı sadece başlangıçtır. Olaylardan kaçan iki yüz bin kişi çevre ülkelerin kamplarına kaçmıştır. 1962 de Ruanda bağımsızlığına kavuşuyor. İktidara gelen Hutular ilk işi Tutsilerin haklarını budar. Tutsiler dışlanır, hakları kısıtlanır hükumet kendi vatandaşını 'Karafatma' olarak adlandırır.Tutsiler göç eder Çevre ülkelere sığınır. İyi eğitimli Tutsiler; Uganda,Tanzanya gibi sığındığı ülkelerde yüksek makamlara gelir Sürgündeki Tutsiler ülkelerine dönmek için 'Ruanda Yurtseverler Birliğini kurarlar. devlet tarafından ezilen halk, devlete karşı gerilla savaşı başlatır. RYB silahlanıp 1990'da hükumet ile silahlı mücadeleye girer. 1992'ye kadar iç savaş sürer. 1992 de silahlı mücadele sona erer. Artık bu sorun siyasetle çözülecektir. Tabi ki koca bir yalan...

Devlete karşı silahlanan Tutsilerin silahlı kanadı RYB silahlarını bırakınca herkes bu işin kansız biteceğinin sanır Ama bunu istemeyen birileri vardır. sorunun kökten çözülmesini düşünen aşırı milliyetçi Hutular, İnterahamwe adlı askeri bir örgüt kurarlar. örgütlenip Tutsileri ve savaş karşıtı Hutuları fişlerler. Tutsiler kayıt altına alınır
İnterahamwe, artık hazırdır Hutu subayları milisleri eğitir Ülkenin ekonomisi kötüdür ateşli silah temini kolay değildir. Çin'den yüz binlerce satır ve pala siparişi verilir İnterahamwe milislerine, ve satır yetmeyenlere ucu sivri sopa verilir ve. yangını başlatacak bir kıvılcım beklenir

Katliam için her şey hazırdır. Katiller satırlarını biler katliamın bahanesi için 6 Nisan 1994 de bir Hutu olan Ruanda devlet başkanının uçağı başkent Kigala'da düşürülür ülke de kaos oluşur peki kaos kimin işine yarayacaktır           İnterahamwe'nini beklediği olur
Dehşet Günü: 6 Nisan 1994 te başlar
dünya tarihinin en kanlı günü yaşanır Ülkenin resmi radyosundan yapılan katliam çağrısı ile Irkçı Hutular eğitimli Tutsiler olmak üzerebelirlediği tüm Tutsileri doğramaya başlar Paralı Tutsiler ücretle ateşli silahlarla öldürülüyordu Parasızlar pala, bıçak, taş ile acı çektirilerek öldürüyordu Hutular dinlenmek için yakaladıkları Tutsilerin kaçmamaları için aşil tendonlarını kesiyorlardı. Katliamların ilk günü böyleydi. Ama umut vardı Tutsiler için, çünkü ülkede barışı için BM vardı. Tek umuttu. Tabi bilmiyorlardı güvendikleri insanlar onların bu durma getirenlerdi
Herkesin aklındaki soru şuydu Nerdesin hükumet, Nerdesin BM?

Hükumet kanlı olaylara müdahale etmiyor. göz yumuyor. saldırganlara silah temin ediyordu. Tutsiler hükumetin faydasızlığını anlayınca tek umudu BM oldu. İşte demokratik ve hümanist Avrupa'nın yüzünü tüm dünya görecekti. Ruanda da görevli BM katliam uyarısında bulundu ve önlemin gerekli olduğu iletildi. Genel Sekreterlik olaylara müdahale yerine gözlem yaptı Katliamda Ruanda da 2.500 civarı BM askeri vardı. Ama olayda 10 Belçika askeri öldüğü bahanesi ile BM asker sayısını 240'a düşürdü BM insanları cellatlarına teslim ediyordu.

BM çekilince meydan İnterahamweye kalır İnterahamwe'nin çekindiği tek güç BM barış gücü gidince katliamın şiddeti insan aklının hayal edemeyeceği yerlere geldi. Ülkede ceset koyacak yer kalmadı. Kagere Nehrinden bir günde altmış bin insanın cesedi kıyıya vurdu. Bu sadece kıyıya vuranların sayısıdır Düşünün düne kadar yemek yediğiniz, sohbet ettiğiniz komşunuz sabah kalktığınızda elinde balta ile sizi parçalamaya geliyor. cesetleri yemek için aç hayvanlar şehre indi. Hutuların gözü kararmıştı ki cesetleri yiyen köpeklere sinirlendiler köpekleri katlettiler Radyolar sürekli 'Böcekleri ezin! anonsu yapıyordu 1948 de bir antlaşmayla ABD ve Fransa soykırım bölgelerine müdahale sözü vermiştir ama katliamda sorumluluktan kaçtılar. BM ve Avrupalı devletler müdahale etmemek için yaşanan katliama, soykırım tanımlaması yapmadı Ölü sayısı 600 bine çıktı Ve RYB Tutsileri kurtarmak için tekrar silahlandı Tutisiler için tek kurtuluş RYB gerillalarıdır.  
kurtuluş yolunu Fransa kapattı

Tutsileri kurtarmak için ilerleyen RYB önüne kattığı katliamcı Hutularla katliamın kalbi başkent Kigali'ye ilerliyordu. katliama bulaşmamış Hutulara dokunulmadı Ülkede Tutsiler için işlerin iyiye gittiği anda Fransa  karar aldı. ölenler için kılını kıpırdatmayan Fransa 'Ruanda'da katliam, soykırım var biz durduracağız' diyerek ülkenin meşru hükumeti Hutu gücüne soykırımı durdurması için silah yardımında bulundu Yanlış tarafa, yanlış amaçlara yardım yağdırdı ülkenin batısına asker indirip kontrolüne aldı bölgeye TURKUVAZ adını verdi RYB nin girmesine izin vermedi ama içeride katliamın devamını sağladı Katliamcılar Fransa korumasında katliama devam eddi Fransa Tutsilere son darbeyi vurdu

Dünya yeni yeni uyanıyordu RYB  kasabaları ve insanlarını kurtarıyordu. Hutu milisleri öldürecek Tutsi bulamıyordu ölü Tutsi kadınlarına tecavüz ediyorlardı. BM katliamın başladığı 6 Nisandan 2 ay sonra Ruanda'da katliamını kabul etti ve Ruanda için toplandı. barış gücü askerlerinin masrafları tartışıldı. Fransa soykırım olmadığını, hükumeti destekleyerek sorunun çözüleceğini savunuyordu. bölgeye barış gücü askerleri ve soykırımı araştırmak için BM gönderildi. barış gücü güvenli bir bölge kurarak, insanları topladı RYB ilerlerliyordu ve RYB gerillalarında otomatik silahlar olduğu için palalı ve satırlı İnterahamwe üyeleri çekiliyordu RYB'nin intikamından korkan Hutu yöneticileri, İnterahamwe ve Hutu halkı yaklaşık 3 milyon kişi yerlerini terk edip çevre ülkelere sığındı. Olaylar temmuzda duruluyor. Ancak Olaylardan 100 gün gibi bir süre geçmişti. Ve 100 günün sonuçları felaketti.

RYB'nin ilerleyişi ile Hutular çekildi Ülkede devlete ait resmi organ ve hiçbir resmi yetkili yoktu. Başkentte yağmalanmamış, yıkılmamış bina yoktu şehirlerdeki insanlar arkadaşlarına komşularına akrabalarına güvenmiyordu. Ülke 1999 yılındaki seçimlere kadar hükumetsiz gidecekti. korkunç 100 günün bilançosu ağırdı:
100 gün içinde Tutsi’ler ve ılımlı Hutu’lardan yaklaşık 800,000 ila 1 milyon arası sivil katledidi. 

Soykırımdan sadece 300,000 ile 400,000 kişi kurtulabildi. Soykırımın 100 gününde 250 – 500,000 kadına  tecavüz edilmiş kadınlar 20,000 kadar çocuk doğurmuşlardı Hayatta kalanların 75,000’i soykırım sonucu öksüz kaldı. 
Hayatta kalanların 100,000 kadarı 14 ile 21 yaş arasında, 60,000 kadarı kendine bakamıyor. Hayatta kalanların 10 da 7’sinin aylık geliri 5000 Ruanda Frankından ( $8 USD) daha az.

katliamın ardından, sorumluların tespit ve yargılanması için çalışmalar yapılmıştır. sorumlu sayısının fazlalığı ve olayların yıkıcılığı yüzünden, sorunlar yaşanmıştır. Katliamda yok olan devlet kurumlarının olmaması sebebiyle, katliam sanıkları kendi köylerinde yaşamaya devam etmiştir. Katliamın acısının halkta yarattığı etkinin dindirilmesi amacıyla, halkın kuracağı mahkemelerde kararların tanınacağının bildirilmesiyle "halk mahkemeleri" 3'ten fazla insan öldürenleri yargılamış ve halk kendi cezasını kendisi vermiştir. 3'ten az öldürenler mahkemeye çıkmadı. Elle tutabilecek tek ceza Ruanda Silahlı Kuvvetleri generali Augustin Bizimungu Tanzanya'da BM Savaş Suçları Mahkemesine götürüldü. soykırım yaptığı için 17 Mayıs 2011 de otuz yıl hapise çarptırıldı. 1 milyona yakın insan katledmişdi ve en büyük ceza 30 yıldı. Bu kadar insanı katledenler şu anda Ruandada yemek yeyip yürüyorlar.

Ruanda katliamı sinemada anlatıldı
soykırımın 10.yılında çekilen Hotel Rwanda katliamın acı yüzünü çarpıcı bir şekilde göz önüne seriyor. katliamın Avrupalıların çıkarları için yapılmıştır ırk ayrımıdır Avrupa sadece Ruanda için değil dünyadaki tüm geri kalmış ülkelerde, insanları birbirine kırdırıp yok etmek istemektedir. en iyi örnek ülkemizdir. Bizde Tutsi-Hutu benzeri Türk-Kürt, Alevi-Sünni, Sağ-Sol gibi tehlikeli fay hatları mevcuttur. fay hatlarını harekete geçirmek isteyenlerin tek amacı büyük deprem yaratmaktır. deprem olursa hepimiz altında kalırız. Hepimizin kardeşçe yaşaması dileğiyle...


Kaynak yeni söz.com

FRANSA'NIN KATLİAM TARİHİ

13 Kasım 2015 Cuma günü 129 kişinin hayatını kaybettiği, 99'u ağır 352 kişinin yaralı olduğu Paris’i kana bulayan saldırıda hedefe İslamiyeti koyan Batı dünyasının ve Fransa’nın katliamları hafızalarda canlılığını koruyor.

İnsan hak ve özgürlüklerini anlatan Fransa, bugün açlıkla mücadele eden Afrika ülkelerinden Fildişi Senegal ve Orta Afrika Cumhuriyeti'nin aralarında olduğu 14 Afrika ülkesini sömürüyor Fransa sömürdüğü Afrika ülkelerinden yıllık 500 milyar dolar gelir elde ediyor
Yerini haritada bulamadığımız birçok ülkede kan bırakan Fransa tarihi soykırım, sömürü ve katliamlardan oluşuyor. Fransa Orta Afrika, Cezayir, Fas, Tunus, Kaledonya, Madagaskar, Haiti, Komor, Senegal, Mali, Fil Dişi Sahili, Gabon, Kamerun, Gana, Gine, Benin, Ruanda, Laos gibi ülkelerde halka, Fransa'nın yaşaddığı kanlı olayların kat kat fazlasını yaşattı Mali'de sivillere bombalar yağdırdı, Cezayir'de 1,5 milyon insanı öldürdü askerler binlerce Cezayirli kadına tecavüz etti.
Fransızlar sömürgelerinde yaptıkları katliamlarla bilinir Cezayirde 1.5 milyon insanı katlettiler. Ruanda'da 90'lı yıllarda Hutu ve Tutsi kabilelerinin birbirlerini katletmelerine yardımcı oldu İşte, Fransa'nın kanlı tarihi...8 Mayıs 1945 Cezayir de soykırım günü
Yıl 1945.. Günlerden 8 Mayıs.. Fransa için kurtuluş, Cezayir için soykırım Fransız sömürgesi Cezayir, Nazi Almanyası tarafından işgal edilen Fransa'nın kurtuluşu için gençlerini savaşa gönderdi. Karşılığında sadece bağımsızlık istedi. Fransa teklifi kabul etti. Almanya'yı, Cezayir desteğiyle yendi. Ancak sözünde durmadı
Günlerce cezayirli müslümanları katletti
Fransa'nın 2. Dünya savaşı zaferini, Cezayirbbayram coşkusuyla kutladı. Sokaklara döküldüler halk, bağımsızlığını kazanacağını düşünüyirdu. Ancak Fransa sözünü tutmadı. Cezayir müslümanlarına ateş açtı işgalci Fransızların Katliamı günlerce sürdü. Masum insanlar, evlerinden alınarak kurşuna dizildi. Köyler ve kasabalar bombalandı yerle bir edildi. Fransız askerleri, tek suçları bağımsızlık istemek olan yaklaşık 45 bin Cezayirliyi katletti. Kadın, çocuk, yaşlı, genç demedi onbinlerce Cezayirli, Fransız askerlerinin kurşunlarıyla can verdi. Öldürmek yetmedi tecavüz ettiler
Cezayirliler rastgele öldürdü. Öldürmekle yetinmeyen Fransızlar Cezayirli Müslüman kadınlara tecavüz etti. Fransa'nın savaşı kazanması için ölümü göze alan Cezayirliler ülkelerine dönüyordu. Bağımsızlık hayaliyle yola çıkanlar büyük hayal kırıklığına uğradı. Onları, ölümün ve korkunun kol gezdiği sokaklar karşıladı. Cesetler, ölüm fırınlarında yakıldı Katledilen onbinlerce Cezayirli şehit düştü dev çukurlara gömüldü. kamyonlara doldurularak kireç fırınlarında yakıldı Cezayirli cesetleri, Nazi benzeri ölüm fırınlarında yakıldı. 1945 tarihe, Fransa'nın utanç yılı olarak kazındı. utanç veri bu katliam, Fransa tarafından görmezden gelindi Cezayir hükümeti, Fransadan katliam konusunda özür talebinde bulunmasına rağmen, Fransa bu ayıbı kabullenmedi. 

Fransa'nın Ruanda katliamı belgelendi
Ruanda Araştırma Komisyonu, 500 sayfalık raporunda, “AB Başkanı” Fransa'nın ülkede, 1994'te ki soykırıma faal katıldığına yönelik ithamlarına resmiyet kazandırdı. BM e göre 1994 ün haziran-ağustos döneminde Ruanda'da 800 bin Tutsi ve ılımlı Hutu'nun ölümüyle sonuçlanan soykırım hakkında komisyon oluşturuldu Rapor, Fransa ve Avrupa'da bomba etkisi yarattı. Türkiye'yi her fırsatta sözde Ermeni soykırımı ile suçlayan Fransa'nın Ruanda soykırımından haberdar olduğu, hazırlıklara katıldığı, cinayetlerde rol oynadığı belirtiliyor. Bölgedeki “insani yardım operasyonlarına” katılan Fransız birimleri, soykırıma destekle suçlanıyor.
Ölüm listesi hazırlamış Fransa soykırımcılara istihbarat, strateji, askeri eğitim sağlamakla, “öldürülecek kişilerin listesinin belirlenmesine katkıda bulunmakla”, “silah temin etmekle” suçlanıyor. Fransa, Ruanda hükümetine baskı yaparak soykırım suçlamalarına resmiyet kazandırmaması için çaba harcıyor.
Fransa'nın Afrikada gerçekleştirdiği tek katliam Cezayir katliamı değildir. Fransa tüm Afrikada katliamlar gerçekleştirdi bu katliamlar Ortaçağa değil 20. yüzyılın modern çağın modern felsefenin insan hakları uluslararası hukuk gibi kavramların dünya kamuoyuna girdiği bir dönemde gerçekleştirildi
Sömürgecilerin Afrika'ya yayıldığı dönemde Benin kıyılarında köle merkezleri kuruldu. Fransızlar köle ticaretinde kendilerine sağlanan kolaylıklarla yetinmeyerek Benin topraklarında hüküm süren Dahomey krallarıyla 1861 ve 1868 de anlaşarak Benine yerleşti İngilizlerle çatıştılar 1882'de Porto Novo ve Kotonu'da himaye kuran Fransız sömürgeciler ülkeyi işgale kalkıştılar. Dahomey kralı ve halkı karşı çıkarak silahlı mücadele başlattı. modern imkânlara sahip olan Fransız sömürgeciler kuzeye ilerleyerek 1904'te Dahomey'i işgal ettiler. İşgalden sonra topraklar Fransa'ya bağlı genel vali tarafından yönetildi Fransız sömürgesine karşı ayaklanmalar oldu. işgalci Fransızlar ayaklanmaları kanla bastırdılar. Dahomey'in bağımsızlığını ilan etmesi 1 Ağustos 1960'ta gerçekleşti.

Burkina-Faso Sömürgecilerin bugünkü Burkina-Fasoya girdiği sırada bölgede Mossiler vardı bölünmelerden sonra ortaya çıkan Mossi krallıkları arasında savaşlar oldu. Fransız sömürgeciler 1897'de güneydeki Gwiriko ve Wahabuyu yıkarak bugünkü Burkina Faso topraklarının tamamını ele geçirdi. Fransızlar bölgeyi 1904 te Yukarı Senegal - Nijer Birliği'ne bağladı 1919'da Yukarı Volta adıyla sömürge haline getirdi Fransız Milletler Birliği'ne bağlandı. 1932'de Sudan, Nijer ve Fildişi Sahili arasında paylaştırılan Yukarı Volta 1947'de tek bir ülke haline getirildi. Fransa'nın bütün hakimiyeti güç kullanımıyla devam etmiştir.

Gabon 1839'da, bugünkü Gabon topraklarını Fransızlar, Portekizlilerden satın alarak sömürge merkezi kurdular. Fransızlar, Atlas Okyanusuna köle ticareti merkezi kurarak insanları zincirlere vurup sattılar Gabon'u Fransız Batı Afrikası'nın bir parçası haline getiren Fransızlar 1886'da burayı Fransız Kongo'suna bağladılar. Fransız sömürgesinde Gabon'da geniş çaplı bir Hıristiyanlaştırma çalışması başlatıldı. Fransız sömürgeciler İslâmî çalışmaları engelleyip ve Müslümanları kıskaca aldılar buna rağmen Gabon'da Müslümanların sayısı hızla artmıştır. bunda Fransız ordusunda göreve zorlanan Afrikalı Müslüman askerlerin etkisi olmuşdur. Müslüman askerler Fransız baskılarına rağmen ordudaki görevlerinde dinlerini yaşamaya devam ettiler insanlara iyi muamelede bulunarak İslâm'a ısınmalarını sağladılar.

Gine 1885 Berlin Konferansı'nda Avrupalı sömürgeciler Batı Afrikanın paylaşılması konusunda anlaşma imzaladılar. Gine, Fransızlara verildi. Fransız sömürgeciler Batı Afrikaya yaptıklarını Gine'de de yaptılar İslâm'ın izlerini silmek için İslâmî eğitimi, medreseleri ve eğitimi kapattılar, ilim adamlarını öldürdüler vatanlarını terke zorladılar. Onların yerine ülkeye Hıristiyan misyonerleri yayarak Hıristiyanlaştırma çalışması başlattılar. Ancak halk işgali benimsemedi Hıristiyan misyonerlerin propagandalarına rağbet etmedi. Bağımsızlık arzusu ve islam Ginelilerin gönüllerinden hiç silinmedi.

1916'da Fransızlar ve İngilizler Kamerun'u işgal etti ve paylaştılar. ülkenin dörtte üçünden fazlası Fransızlara düştü. Fransız ve İngilizlerin Kamerun hâkimiyetleri 20 Temmuz 1922'de Milletler Cemiyetinde onaylandı. Fransız ve İngilizler ülkeyi onlardan önce işgalde tutan Almanların yaptığı gibi Müslümanlara baskı ve misyonerlik yaptılar Müslümanların sayısında hiçbir azalma olmadı artış oldu. Fransız Kamerunu denilen kısım, 1 Ocak 1960'ta BM referandumunda bağımsızlığını elde etti.

Sömürgeciler Senegal ve Moritanya için kavga etmişlerdir. kavga 1814 Vaterlo savaşından sonra Napolyon'un sömürgecileri yenilgiye uğratmasının ardından imzalanan anlaşmayla Senegal topraklarının, Fransa'ya bırakılmasıyla sona erdi. Fransız sömürgeciler Moritanya'yı ele geçirmek için 19. yüzyılda birçok kez saldırıp başarılı olamadılar. bu işi fitneyle başardılar Fransız sömürgeciler kabile başkanlarıyla ilişki içine girdiler ve Araplarla Berberiler arasına düşmanlık sokdular. Arap - Berberi kavgasından yararlanan Fransız sömürgeciler 1903 Moritanya'nın Trarza bölgesini ele geçirdiler. Fransızlar Moritanya'yı işgalden sonra ülkeye yaydıkları misyonerlerle Hıristiyanlaştırma başlattılar. Ancak dinlerine son derece bağlı olan Moritanya Müslümanları arasında Fransızların saldığı Hıristiyan misyonerler hiçbir başarı elde edemedi

Nijer toprakları 19. yüzyılın sonlarında Fransız sömürgecilerce işgal edildi 3 Ağustos 1960 a kadar Fransız işgalinde kaldı. işgalciler baskı ve Hıristiyanlaştırma uyguladı
Bugünkü Senegalde sömürgecilerin bölgeye girmelerine kadar Murabıtlar devleti hüküm sürüyordu devletin hakimiyeti, sömürgecilerin 1885 Berlin anlaşmasıyla Batı Afrikayı paylaşmasına kadar sürdü. Fransız sömürgeciler işgal ettikleri Senegal'de Hıristiyanlaştırma faaliyetleri başlattı hiçbir başarı elde edemedi Ülkede kurulan İslâmî eğitim kurumları ve Müslüman ilim adamlarının gayretlerin, Hıristiyanlaştırma çalışmalarının sonuçsuz kalmasında etkin olmuştur.
Tunus, 12 Mayıs 1881'de Fransız sömürgecilerce işgal edildi. Fransızlar ülkeyi "yüksek komiser" dedikleri genel vali tayin ederek yönettiler Fransızlar işgal ettikleri ülkelerde zulüm uyguladılar. zulme karşı bağımsızlık örgütleri ve ayaklanmalar oldu. Ancak ayaklanmalar insafsızca ve kanlı bir şekilde bastırıldı. Çad'da 400 âlimi katlettile

1881'de Tunus'u işgal eden Fransa, Mali, Çad, Nijer ve Orta Afrika topraklarını da ele geçirerek sömürü kurdu. 1917'de Çad'da islami hayat için düzenlenen sempozyuma 400 bilim adamı katıldı. Ancak Fransızlar salonu basarak bilim adamlarını katletti. Mali 1959'da, Çad, Nijer ve Orta Afrika Cumhuriyeti ise 1960'da bağımsızlığını ilan ettiler ancak bugün Fransa'ya haraç ödüyorlar. İşte Orta Afrika'da Fransız zulmü Müslüman dünyasının tarihten bu yana kan ağladı trajik olaylara Orta Afrika'daki Müslümanların acısı eklendi. 2015 Aralıkdan bu yana Orta Çağı aratmayan vahşet görüntüleriyle gündeme gelen Orta Afrika Cumhuriyeti'nde Müslümanlara uygulanan katliamlar sürüyor. Arakanlı Müslümanlara uygulanan Müslüman katliamıyla yaşadığı bölgeden kaçan Müslümanlar milyonla ifade ediliyor. Afrika'nın en yoksul ülkesi olan Orta Afrika Cumhuriyeti 2003 te gerçekleştirilen son nüfus sayımına göre, ülke nüfusunun yarısını Hristiyanlar oluşturuyor.
Müslümanların oranı yüzde 10 ila 15 arasında. Yerli çetelerin Müslümanlara karşı başlattığı soykırım girişimi Fransa gözetiminde yapılıyor. Ocakda BM Güvenlik konseyi Fransız ve Afrikalı askerlerin ülkeye müdahalesine onay vermişti. Fransa'nın, Orta Afrika Cumhuriyeti'nde ki bin 600 askeri şiddeti engellemek adına bir varlık göstermedi. Orta Afrika'da, Fransa'nın desteklediği, finanse ettiği, silahlandırdığı Anti Balaka örgütü, binlerce masum Müslüman'ı diri diri yaktı, pala ile bedenlerini doğradı, insan eti yiyenlerin yaşadığı yörelere götürüp parçalanmış etleri pazarda sattı.
Fransa gözetiminde Müslümanları yaktılar Fransa ve Almanya'nın ortak işgali planladığı Orta Afrika Cumhuriyetinin başkenti Bangui'deki olaylarda, Fransa'nın silahlandırdığı ve cesaret verdiği Hristiyan çetelerin saldırısına uğrayan Müslümanlar vahşice diri diri yakılarak öldürüldü. Sokaklarda sürüklendi başkentin en işlek meydanında Müslümanlar üzerlerine benzin dökülerek araba lastikleriyle yakıldı. 1900'lerden beri Fransa, Orta Afrika Cumhuriyeti'nin sömürdü, binlerce insanın bedenlerini diri diri yaktı, palalarla parçaladı pazarda sattı Ve buna terör demeyip ustalıkla işin içinden sıyrıldılar

Batı ile ‘terör' kelimesi yan yanadır Myanmar'da, Arakan'da Batılı ülkelerin domine ettiği gayri Müslimler binlerce Müslüman'ı diri diri yaktı, vahşice katletti. ‘Terör' kelimesini kullanmadılar İsrail, Gazze'de okulları, hastaneleri, ambulansları, halka gıda ve ilaç taşınan tünelleri elektrik ve su santrallerini, sivil merkezleri vurdu. BM denetimindeki okulları ve sivillerin sığınma mekânlarını bombaladı. İsrail, yıllarca Filistin'de insan öldürdü ama İsraile terörist diyemiyorlar Bosna'da binlerce kadına tecavüz eden, yüz binlercesini vahşice katleden Sırp ve Hırvat'ların vahşetini Avrupa ve ABD seyretti. Ve ne tuhaftır terör' kelimesini kullanmadılar 132 yıl Fransa işgalinde kalan Cezayir'de Fransız askerleri kadınlara tecavüz etti. Fransız işgalciler 1,5 milyon Cezayirliyi haince katletti. Orta Afrika'da Müslüman zulmünü ve katliamını yapan Fransa'ya neden terörist' denmiyor.

Kaynak beyaztarih.com Arda DENİZ

Haçlıların Yaptığı Vahşet ve Katliamlar

Hristiyanlar için kutsal yerlerin elden çıkmaması yapılan dini sefermiş gibi gösterilen Haçlı Seferleri, dünyayı talan ve kırıma dönüştürdü sömürgeciliğin ön adımıdır. Haçlılar, Kudüs’e uzanan yolculuklarında Anadolu ve Ortadoğu’da pek çok insanı, ihtiyar, kadın, çocuk bebek ayrımı yapmaksızın acımadan öldürmüş, insanlık dışı bir vahşet uygulamışlardır. Müslümanlardan başka Musevilerin ve Hristiyanların da zarar gördüğü süreçte vahşetin izleri hafızalardan silinememiştir. Haçlı Seferleri, maddi, beklentileriyle adım atan Haçlıların yaptıkları vahşet ve katliamdır bu gerçeğin rahatsız edici yönleriyle ortaya konması zorunludur.

Haçlı Seferleri İngilizce crusade Latince “haç” anlamında crux kelimesinden türemiştir İncil’deki Hristiyanlar haçlarını taşıyorlar ifadesini referans almıştır. Haçlı Seferleri'nin sebepleri karışıktır. Haçlı Seferleri,
1096 dan 1291-96’da Haçlıların, Doğu’dan çıkartılıp atılmalarına kadar yaklaşık iki yüz yıllık bir dönemi kapsar. Bu süreden en çok Müslümanlar etkilenmişdir. İslam âlemi ile Hristiyan âlemi arasındaki husumeti temsil eden Haçlı Seferleri'nde ilk Haçlıların sayısı yola çıkış itibariyle 100.000 Antakya’ya varış itibariyle 30.000 civarındadır.
Papa’nın çağrısı ve papazların gayretleriyle “savaşçılık kazanan Hristiyanlar, kutsal şehirlerini elde etme sevdasına kapılmışdır.  Din adamlarının insanları etkilemeleriyle, Doğu ile Batı birbirine girmiştir Haçlı Seferlerinde Anadolu, Kuzey Suriye ve Kudüs’te kurulan Haçlı hâkimiyeti ile ortaya çıkan Batı zihniyeti bölgenin yerli halkı Rumlara, Müslümanlara ve Hristiyanlara Bizans a büyük zararlar vermiş haçli Avrupasına ise faydalar sağlamış ve geliştirmiştir Haçlılar Anadoluyu Katletmiştir

Bizans İmparatoru I. Aleksios (1081-1118), Papa II.Urbanus (1088-1099) ve Aminesli Pierre den yardım talebinde bulunmuş çağrısına her taraftan katılım gösterilmiştir Macaristan ve Balkanlardan yola çıkan farklı amaç ve gayedeki binlerce disiplinsiz topluluk yağma ve vahşilikle ilerlemesi karşısında dayanamayan I. Aleksios bunlara karşı koymaya çalışmıştır Fransız Akademisinden Funck Bretano’nun ifâdesine göre; vahşî hayvan sürülerinden farksız olan Haçlılar 1096 da Anadoluya saldırdıklarında, İznikte yakaladıkları Müslüman çocukları parçalamışlar, etlerini şişlere geçirip ateşte kızartmış ve yemişlerdir. Antakya’ya ulaştıklarında papaz Pierre I’Ermit’in ısrarıyla, yerlerde yatan şehit Türklerin cesetlerini toplamışlar, etlerini kemiklerinden ayırmışlar ve pişirip yemişlerdir. Haçlılar vahşi ruhlarını tatmin ederken, ölenlerin zincire vurulmuş yakınları surlardan büyük bir acı ve çaresizlikle gözyaşları dökerek olup biteni seyretmek zorunda kalmışdır. Brentano eserinde devamla, Fransızların millî destan kabul ettikleri Antakya Destanında şu tüyler ürpertici satırları nakleder: “Antakyada açlıktan şikâyet eden Haçlılara, Hristiyan din adamı Ermit şu tavsiyede bulunur: “Açlığınızın sebebi korkaklığınızdır. Türk cesetlerini toplayın Tuzlayarak pişirilirse lezzetli olur Bunun üzerine Haçlılar onun dediğini yaptılar

Bizans kaynağı Khoniates, Haçlı Seferlerinde Fransa Kralı VII. Louis’in övgü ve heyecan verici konuşma yaptığını zikreder şu ifade önemlidir savaşta ölürsek İsa Tanrımızın yanına gideceğiz. Tanrım bana Türk okuyla ölmeyi nasip etsin. Ya da ben Türkleri keserek öldürüp büyük sevap işleyeyim. Türklerin kanını akıtın, akan her kan bize cennetten yerimizi garantileyecektir
Gözlerini kan ve vahşet bürüyen Haçlılar bu kadarla kalmamışlardır, Antakyada 10 bin Türk’ü öldürerek, camileri yakmışlardır. hâdiseyi gözleriyle gören papaz Lemoine yağma ve katliamdan şöyle bahseder Bizimkiler sokakları dolaşıyor, çocuklarla ihtiyarları paramparça ediyorlardı. o gün herkes boğazlanamadı. Ertesi gün bizimkiler geri kalanları kestiler” demiştir Tarihçi Charles Mills Fransa kralı I. Philippe’nin torunu olan Bohémond’un mide bulandırıcı gaddarlığından şöyle söz eder “Antakya’da Bohémond Türkleri boğazlattı; herkesin gözü önünde kızarttı. seyredenlere seslenerek, iştahını tatmin ettiğini söylemiştir.
Haçlılar, Halep’in Mâarra kasabasını ele geçirdikten sonra baş gösteren açlıkta on beş gün boyunca bataklıkta kalmış binlerce Müslümanın çürümüş ve kokmuş cesetlerini parçalamış, sonra tuzlayarak büyük bir iştahla yemişdir. Haçlı liderleri 1099 da papaya gönderdikleri mektupta, Maarra’daki kıtlıkta, karınlarını öldürdükleri Müslümanların etlerini yiyerek doyurduklarını söylemişdir. Fransız tarihçilerinden Rudolf Caen onların iğrençlikleri için şöyle demiştir Askerlerimiz Maarra’da dinsiz Müslümanları yemek için kazanlarda kaynar suyla haşladılar; çocukları şişleyerek öldürdüler ve sonra ızgarada pişirip yediler.

1. Haçlı Seferi’nin meydana geldiği 1099 da, Frank kumandan Raymond Suriye’nin kuzeybatısı’ndaki Nu’man şehrini işgâl etmiş ve 100 bin Müslümanı acımasızca katletmiştir. Haçlılar arasında kıtlık ve salgın baş gösterdiğinde Frank ordusunda yaşananlara şâhid olan bir Hristiyanın ifâdesine göre; insanlıkla hiçbir alâkaları bulunmayan barbar sürüsü, açlıklarını yerde yatan kokmuş Müslümanların etini yiyerek bastırdı Öylesine kıtlık vardı ki, adamlarımız öldürdükleri kimselerin butlarından parçalar kopartıp ateşte kızartıyor ve pişmeden vahşi ağızlarıyla silip süpürüyorlardı. Bizans’ın olumsuz durumlarından ötürü İmparator I. Aleksios Komnenos’un, Papa II. Urbanus’dan 1091’de istediği yardımın kendisine nasıl bir silah olarak döndüğünü anlatan Gordlevski, Haçlı Seferleri'nin en büyük olumsuz etkisinin Bizansta olduğunu ifade etmiştir Avrupa’daki istenilen yardımın hedeflden saparak yağmacı, başıbozuk bir terör hâline gelip büyük bir sıkıntıya dönüştüğünü aktarmıştır.

Haçlıların barbarlık ve azgınlıkları, tiksindirici iş ve icraatları için Funck Brentano’nun şu ifadeleri dikkat çekicidir: “Bizimkiler susuzluklarını gidermek için at ve eşeklerin damarlarını kesip kanlarını ve idrarlarını içtiler. lâğımlara kuşaklarını ve paçavralarını daldırıp toplanan suyu emerlerdi. Kimi arkadaşının idrarını içerdi Disiplinsiz Haçlıların ilkini oluşturan başıbos eğitimsiz, bir işsiz hastalıklı, isyankâr, günahkâr, insanlardan oluşurdu Haçlı Seferlerinde hastalıklı insanlar Avrupa’dan uzaklaştırılarak şehirlerin temizlenmek istenilmiştir Adı kudüs’ü kurtarmak olsa da Haçlı Seferleri'nde topluluklar farklı bir amaçla ülkelerinden gönderilmişdir. İnsani vasıflardan uzak Haçlıların hasetleriyle Anadoluda her türlü kötü davranışı sergilemiştir

Anna Komnena’da şöyle anlatmıştır Bohemound ile Bizans İmparatoru I. Komnenos arasındaki mektuplaşmada Antakya’yı ele geçirmek için cefâ ve zorluklar çektiği, bitkin oldukları ve yiyecek bulmak için törenin yenmez kabul ettiği kedi, köpek, eşek, at gibi hayvanları yemişlerdir Haçlılar arasında yaşananlar kaynaklarda yazılmıştır. Seferlerin ilk anından itibaren orduda etnik ayrım yaşanmıştır. Atlılar Franklar, yaya olan Almanlar tartışmış kavga birbirlerini öldürmüşlerdir.Anna Komnena bir başka olayı anlatırken şu ifadeleri kaydetmiştir: “Haçlılardan Normanlar, Anadoluda sadece Türkleri değil, Ermeni Rum ve Hristiyanları acımasız büyük bir kıyımdan geçirdiler. Hristiyanlığa büyük hizmetleri olan ve af dileyen Papazlar da vardı. Onlar vahşete Kızılırmak’tan başlayarak Amasya’ya dek devam etmiştir. ana kucağındaki bebekleri öldürüp şişe geçirerek ateşte kızartıp yediler Haçlıların Kudüsü Katlettiler Kudüs’ü istilâ eden Haçlılar 1096 da 70 bin Müslümanı kılıçtan geçirdi büyük katliamlar yaptılar Hazreti Ömer Câmii’ne sığınan 10 bin Müslümanı da şehid etdiler Müslümanların huzur ve güvenle yaşadıkları topraklar, Haçlıların işgaliyle mezbahaneye dönmüştü. 1.Haçlı Seferi’nde Müslümanları katleden Bouillon, etrâfındaki cânîlere Müslümanların etini pişirmelerini tavsiye eden Papa II. Urban’a yazdığı mektupta, Kudüs topraklarını Müslümanların kanlarıyla sulamaktan ve İsâ’nın rûhunu hoşnut etme”yi başarmaktan duyduğu sevinci, akılları donduran bir üslûpla şöyle bildirmişti: “Kudüs’te bulunan bütün Müslümanları katlettik, malûmunuz olsun ki, Süleyman mâbedinde atlarımızın diz kapaklarına kadar Müslüman kanına batmış olarak yüzüyoruz!.Üç gün boyunca Kudüsü kana boyayan, bütün Kudüs’ü Müslüman cesetleriyle dolduran, en kanlı cânîlere parmak ısırtan bu eşsiz örülmemiş vahşet, bir kaynakta şöyle tarif edilmişti: “Kudüs şehri istilâ edilirken, öldürülen Müslüman kanının Haçlıların ayak bileği hizasına çıktığı söyleniyordu.”

Gaddarlığın ve vahşetin zirve yaptığı; insanlık tarihinin bir benzerine rastlamadığı, barbarlık numunesi Haçlıların Kudüs katliamı şu sözlerle anlatılmıştı: “Katliam korkunçtu! Öldürülenlerin kanları sokaklarda akıyor, atıyla gezenlerin üzerine sıçrıyordu. Akşam Haçlılar, sevinçten haykırarak kiliseye geldiler ve kana bulanmış ellerini âyin için uzattılar. 1119 te kendilerinden yardım istenilen Venediklilerin dinî bağlılık yerine Doğu’dan geleecek avantaj beklentisiyle Papa II Calixtus’un yardımına desteği Haçlı Seferleri'nin maddîyatının özüdür. maddî beklentilerle güç gösterilerinde bulunmuşlar bedellerini masum halktan almışlardır. Dımaşk, Gazze ve Kudüs, Haçlıların maddî beklentilerinin bedellerini kanla ödemiş ve büyük zayiâtlar vermişlerdir.Haçlıların Masum Kadın ve Çocukları Katletmiştir
Georges Duby Haçlı Seferlerine katılanları, aileden mahrum, sapık ve sapkın kişiler olarak tanımlamıştır onların vahşidir acıma duygusu yoktur
İlk Haçlı Seferi’ne iştirak etmiş bir şövalyenin, hâtıralarında görgü şâhidi olduğu malumat tüyler ürperticidir “Böyle bir katliamı o güne kadar hiç kimse ne duymuş, ne de görmüştür Ölüler piramitler şeklinde yığınlar hâline getirilerek yakıldı. Sayılarının ne olduğunu yalnız Tanrı bilir.
Haçlı birlikleri Anadolu’dan Antakya’ya ulaşırken yaptıkları vahşeti Anna Komnena şu sözlerle aktarır: “Haçlılar, yol da Türklerle karşılaştılar. Birçok Türk öldürdüler çoğu bayan ve çocuktu. herkes canını kurtarma derdine düşmüş ve dağılmıştı.Bu olayı nakledenlerden biri de Müneccimbaşı’dır.  Müneccim Ahmed b. Lütfullah eserinde olayı aynen nakletmiştir, vahşetin boyutunun çok fazla olduğu bilgisini vermiştir. İslâm kaynaklarından Azîmî Haçlı reisi Bohemoundun Antakyayı ele geçirmek için her türlü işkence ve vahşeti serbest kıldığını” zikretmiştir. el-Bara şehrinde, büyük-küçük, kadın-erkek bütün şehir kılıçtan geçirilmiş; Hayfa’da şehri savunan Müslüman askerler ve ahâlinin bir haç etrafında toplanmaları sağlanmış ve hepsi vahşice öldürülmüştür. Trablus’taki katliamı ise, bir şövalye şöyle anlatır“Adamlarımız onları dağıttı ve birçoğunu öldürdü. Şehirde içeceğimiz suların tankları bile kan ile kirlenmişti” Haçlılar, Kudüs’ü işgal ettikten sonra şehir insan cesetleriyle dolmuştu. Orta Çağ tarihçilerinden Carnotensis, gerçekleşen katliamdan şöyle söz ediyordu: “Şövalye ve askerlerimiz, öldürdükleri insanların midelerini deşip, bağırsaklarının içlerini boşalttılar ve sağken yuttukları altınları aldılar. evlere giren askerlerimiz, bir kişinin bile sağ kalmasına izin vermediler. bebeklerin ve yalvaran kadınların bile! İslam kaynağı Ebu’l-Fidâ ise Öldürülenlet Müslüman ileri gelenleri, âlimle ve mukaddes zâhidleriydi bilgisini vermiştir. Kan ve ete doymayan insan kasaplarının katliamı, aradan ne kadar geçerse geçsin tükenmemiştir. Bunun en büyük örneği Üçüncü Haçlı Seferi’ni başlatan İngiliz kralı Aslan Yürekli Richard’ın, bağışlayacağına söz verdiği üç bin Müslüman esiri zalimce katletmesidir Charles Mills, milletinin başındaki bu kana susamış canavarın, insanlığa sığmayacak kadar çirkin tavrını: “Kanlı Richard, silâhsız ve savunmasız düşmanlarının boğazlanarak denize atılmalarını emretmiş, aşağılık hırsıyla büyük fidyeyle kendilerini kurtarma imkânına sahip kimseleri bu âkıbetten uzak tutmuştur” diyerek kınamıştır.
Üçüncü Haçlı Seferi’nden sonra Selâhaddin Eyyûbî büyük bozguna uğrattığı Hristiyan ordusundan tek bir esiri bile öldürmemiştir onun insâfı ve vicdânı eşsizdir. O katletmek şöyle dursun, hepsini tek kuruş fidye almadan salıvermiştir
Bizans İmparatoru I. Aleksios Komnenos’un kızı Anna Komnena,  “Barbarlar” diye târif ettiği Haçlıların vahşetinden söz ederken: “En büyük eğlencelerinden rastladıkları Müslüman çocukları öldürmek, kızartmak ve yemekti ifadelerini kaydetmiştir.
Thomas Fuller çocukların çok küçük yaşlarda olduklarına dikkat çekerek; Boğazlanmamaları için yalvarmasını bile bilmeyen, henüz konuşmaya başlamamış çocuklardı, zayıflıkları, kahraman bir savaşçının karşısında bağışlanma sebebi olan kadınlar bile boğazlandı” demiştir. Alman Tarihçi Heeren kendisi Hristiyan olmasına rağmen, insanlık tarihi boyunca Haçlıların yaptığı katliamların bir benzerine rastlanmadığını ifade ederek: “Bunlar Moğollar veya dinsiz kavimlerin taşkınlıklarıyla meydana gelmiyor, onlardan daha da barbar olan Hristiyanlarca yapılıyordu!”diyerek ifade etmiştir. Haçlıların Kudüste yaptıkları katliam ve zulmü, Başpiskopos William ayrıntılarıyla tasvir ederek şöyle demiştir: “Karşılaştıkları düşmanı, hiçbir ayrıma tâbi tutmaksızın yere serdiler. Her taraf kan gölüne döndü, her yerde parçalanmış kafalar vardı. Katledilenlerin cesetlerini çiğnemeden yürümek imkânsızdı. Komutanlar, şehre yaklaşmışlar ve tarifin âciz kaldığı bir katliam yapmışlardır Arkalarında, düşman kanına susamış ve kendilerini yıkıma adamış insan topluluğu Katledilen insan manzarasına, nefret duymaksızın bakmak imkânsızdı; her yerde ceset kol geziyordu.
Zemin kanla doluydu. kafası gövdesinden ayrılmış ve kötürüm edilen organlar bunlara bakan herkesin tiksintisini uyandıracak şekilde, her tarafa dağılmış cesetler manzarasıydı Bunlara bakmak, galiplere, katillerin kendisine bile korkunç geliyordu. Kafadan ayaklara damlayan kanlar, karşılaşan herkesi dehşete boğuyordu.

Mâbed’in duvarlarında yaklaşık on bin Müslüman yok edildi şehrin her köşesinde, caddelerde mahallelerdeki cesetlerin sayısı bundan az değildi Askerlerin geri kalanları, ölümden kurtulmak için dar girişlere ve ara yollara saklandı sefilleri aramak için aramadık yer bırakmadılar. halkın gözü önünde sürüklenerek koyun gibi boğazlandılar. çeteler evlere girerek aile reislerine, eşlerine, çocuklarına ve aileye her türlü işkenceyi revâ görmüşlerdir. kurbanlar, sefilce ölmeleri için ya kılıçtan geçiriliyor ya yüksek yerden kafa üstü yere atılıyordu. Her yağmacı yağmaladığı evin, sahibi oluyordu. şehrin zaptedilmesinden önce Haçlılar, şehri güç kullanarak ele geçirdi kim tecavüzle bir şey kazanırsa, onun mülkiyetine sahip olacağı konusunda anlaşmışlardı. Haçlılar şehri didik didik aradılar insanları pervâsızca katlettiler.

Dünya tarihinde farklı dinlere mensup milletler, ve ordular birçok kez savaştı Birçok olumsuzluk yaşandı ancak tarihde Hristiyan Haçlıların Müslümana yapdığı zulüm ve katliam kadar kötü ve insaniyetten uzak davranış görülmedi
İlk Dünya Savaşı denilecek kadar büyük ve etkili olan bu olaylar Avrupa ve Ortadoğuyu etkisine almış ve birçok devletin yıkılmasına yol açmıştır
Geçmişin istilâ ve kanlı savaşları günümüzde hukukî olarak sorgulanabilir olması mümkün görünmese de hafızalarda tazeliğini koruyacak ve vicdanlarda sorgulanacaktır.
tarih milletlere ışık tutar ve milletlere dâir en önemli yargıları teşkil eder.
Orta Çağın en önemli olgusu ve dünya tarihinin kırılma noktası olan Haçlı Seferleri iki farklı medeniyetin doğal bir çatışmasıydı ve Hristiyanların kutsal Kudüs’e ulaşarak burada İsa’nın kabrini Müslümanlardan kurtarma girişimi olarak gösterilsede esas amaç Anadolu’yu feth ederek boğazlara ilerlemiş olan Türk akınları durdurmaktı
Haçlı birlikleri Roma sınırlarını aşar aşmaz, kendi dinlerine ters gelen Ortodoks Hristiyanlarına saldırmışdır. Çevrelerini yakıp yıkarak ilerleyen Haçlılar, hayvan sürülerini gasp etmiş; kiliseleri kundaklamış, İstanbul surları dışında konakladıkları zaman başkentin varoşlarına saldırmış, yol güzergâhları olan İzmit Körfezi’ni dolaşarak Yalova köylerini basarak savunmasız halka işkence ve katliamda bulunmuşlardır.
Türklerin ile Avrupa ile zayıf ve güçsüz Bizans için tehlike olduğunun farkında olan Papalık, bu tehlikeyi önlemeye çalışıp.işgalci” ve vahşi Haçlıları toplamıştır katliamcı ve katil ordusunu zalim ve kâfir Batılılar bize kahraman” olarak tanıtmıştır


Kaynak ilhami pektaş.com


ABD’NİN DÜNYADA YAPTIĞI KATLİAM VE SOYKIRIMLAR- Dr. İlhami Pektaş


250 yıllık tarihiyle yüzkarası olan ABD’nin zulüm ve soykırımları saymakla bitmez. Birleşik Devletler, bağımsızlığın ilanıyla topraklarını genişletmek amacıyla 1830 da çıkarılan “Kızılderili Tehcir Yasası” ile bölgedeki yerlileri kendi topraklarından çıkardılar.
ABD’nin devlet politikası olan Kızılderili soykırımı, Nazilerin Yahudilere karşı uyguladığı soykırımdan çok büyük bir soykırımdır. ABD Kızılderili başına 5 dolar ödemiştir. Ve o güzel insanları vahşi hayvanlar olarak tanıtıp Kızılderililerin imha edilmesi gerekiyor”, demişti Abd ye göre En iyi ölü yerlidir politikasıyla kıtayı binlerce yıldır yaşayan yerli halkın elinden zorla almıştır. ilk biyolojik silah, Kızılderililer üzerinde uygulanmışdır. Sürgündeki Kızılderililere yardım olarak dağıtılan battaniyelere çiçek mikrobu bulaştırılarak yerlinin öldürülmesi sağlanmışdır. Kızılderili soykırımıyla Amerika’nın temelleri atılmışdır Dünyadaki en büyük soykırım suçlusu Amerika Birleşik Devletleri’dir. Tam yetmiş milyon Kızılderiliyi kendi vatanlarında katlettiler.

Abd demek; uygarlıkların ve kültürlerin yıkımı demektir. Mazlumların kanlarını emerek sömüren devlet, “demokrasi, insan hakları ve özgürlük” vaatleriyle kendi zihniyetini, sömürüsünü sürdürmeye devam ediyor. Amerika tarihi demek; işgallerin, savaşların, soykırımların, işkencelerin, haksızlıkların, kan ve gözyaşının tarihi demektir. Amerika yaptıklarını meşru göstermek için çizgi romanları, Hollywood ve yalancı tarih kitapları ile tüm dünyayı aldatmaktadır. Amerikan çizgi romanların, filim ve tarih kitaplarında Kızılderililer, kafatası avcısı, barbar, vahşi, saldırgan ve psikopat olarak dünyaya empoze edilmiştir. Halbuki vahşi, barbar, psikopat ve saldırgan olanlar bizzat kendileridir.

Kızılderililerden sonra ikinci sırayı afrikalı köleler alır. Köle ticaretinde 19. yüzyıla kadar toplam 34 milyon 500 bin Afrikalı ve Orta Doğulu köle ölmüştür Tarihin en büyük soykırımı Amerikanın keşfidir Amerikalılar en az 70 milyon Kızılderili’yi öldürdüler, 35 milyon insanı vatanlarından koparıp köle olarak kullandılar İngiliz raporlarına göre 1768′de Afrika’dan Amerika’ya İngilizler 60.000, Fransızlar 23.000, Hollandalılar 11.000, Portekizler 1.700 köle götürmüş, o yıl satılan köle sayısı 97.500’ü bulmuştur. 1787 de bu sayı 100.000 zenci köleye ulaşmıştır.

Amerika’da 1681 de 2 bin Zenci köle varken 1790 da 700,000, 1860 da ise 4 milyona yükselmiştir.  16. yüzyılla 19. yüzyıla kadar toplam 15 milyon zenci köleleştirilerek Amerikaya Kölelerin can kayıpları düşünüldüğünde Afrika’dan koparılan ve gemilere yüklenerek getirilen zenci sayısı 35 milyondur
1977 de yazar Roger Garaudy “Batılılar 100 milyonu aşkın Amerika Yerlisini öldürerek dünyada benzeri görülmemiş bir soykırım yaptı. Bunun ardından üç yüz yıl süren köle ticaretinde en az yüz milyon Afrikalıyı öldürerek bir başka akıl almaz soykırımı gerçekleştirmiştir.  demiştir. Tüm soykırımlarda Amerikaya yerleşen ve ABD’nin temelini atan batılılar vardır. baskıcı yönetim ve sömürü düzeni, ABD ekonomisinin büyümesine ve 1870 de dünyanın en büyük ekonomisi olmasına neden olmuştur.

I.ve II. Dünya Savaşında ABD büyük bir askeri güç haline geldi Nazilerin II. Dünya Savaşında yenilmesinin ardından, dünya ABD ve SSCB’den birisini seçmek zorunda kaldı.
Kızılderili ve afrikalıların 19. yüzyıla kadar soykırıma tutulmasından bugüne, kan ve vahşet imparatorluğu hiç değişmedi abd kanlı politikalarında ustalaştı ABD, hakimiyetini ve dış politikasını yalan ve aldatıcı politika arkasına sakladı Amerikan demokrasisi adıyla “İnsan hakları”, “Özgürlük” ve “Adalet” gibi kavramlarla kendilerini dünyaya şirin göstermeye çalıştılar
Dünyadaki tüm darbelerin arkasında ABD vardır. Latin Amerikalılar şöyle der : “Amerika kıtasında sadece ABD‘de darbe olmaz; çünkü sadece orada ABD büyükelçiliği yoktur.”

Amerika gerçekleştirdiği işgaller saldırı ve savaşlarla Tarihin yüz karasıdır kan, zulüm ve katliam imparatorluğudur ABD, başta Vietnam, Japonya ve Kore olmak üzere, Küba, Panama, Guetemela, Nikaragua, Meksika, Filipinler, Afganistan, Irak, İran ve Suriye’de yüz binlerce sivili öldürüp, dünya tarihinin en büyük vahşet ve katliamlarına imza atmıştır. 1898 de Meksika’yı işgal etti, aynı yıl Küba’ya girdi. 1921 de Nikaragua’yi işgal etti, Sandino ve 300 kişiyi katletti. 1945 HİROŞİMA VE NAGASAKİYE ATOM BOMBASI ATTI
ABD, 1945 te Japonya’ya iki atom bombası atarak yüz binlerce masum sivili öldürdü dünya tarihinin en büyük vahşetini ABD Başkanı Harry Truman Tarihin en büyük olayı” olayı diye yorumladı ancak bu katliamdır ABD’nin 6 Ağustos 1945 de Hiroşima’ya attığı atom bombası ile 140 binden fazla kişiyi öldürdü ABD, Hiroşima’dan üç gün sonra 9 Ağustos 1945’te Nagazaki’ye 2.ci atom bombasını atarak 80 bin kişiyi yani toplamda 350 bin kişinin ölmesine ve binlerce insanın sakat kalmasına neden olmuştur.

DRESTEN KATLİAMI II.ci Dünya savaşından sonra Amerika ve İngilizler Almanların savaşı kaybetmeleriyle Dresdene sığınan Alman göçmenlerin üzerine 3 gün süreyle havadan bomba yağdırdı. Saldırılarda çocuk ve kadınların oluşturduğu 200 bin kişi öldü.
1950-1953 KORE SAVAŞI 1950 yılında, 3500 Güney Koreli siyasi mahkumun, ‘Kuzey saflarına katılabilirler şüphesiyle’, topluca öldürüldü bunu; Amerika kışkırttı ve göz yumdu 1950-1953 te Amerikan savaş uçaklarınca üç yıl boyunca havadan bombalanan Kuzey Kore’de Solcular ve Sovyet müttefiki iktidarın birleşmesini engellemek için 4 milyon insan öldürülmüştür.

1950 GUATEMELA İŞGALİ Milliyetçilik programı izleyen Guatemala Başkanı Amerikan Dışişleri Bakanı John Dulles ve kardeşi CIA Başkanı Allen Dulles’ın büyük yatırım yaptığı United Fruit Company şirketini millileştirmişti. CIA, Nikaragua diktatörü Somoza’nın desteği ile Arbenz’i devirtti. Yerine Guatemala Silahlı Kuvvetler Başkanı Castillo Armas’ı geçirdi. darbede 200 bin sivil Guatemalalı öldürüldü.1953 İRAN DARBESİ ABD, 1953 te Moskova yanlısı İran Başbakanı Musaddık’ı darbeyle devirdi. Yerine Şah Rıza Pehlevi’yi getirdi. Şah, ABD’yi arkasına alarak, İran’ın tek yetkilisi oldu. 1 yıl sonra İran petrolleri için İngiliz, Fransız ve Amerikayla anlaşma yaparak ABD’ye borcunu ödedi. İran diktatörü Şah Pehlevi tarafından, ABD’nin ekonomik, siyasi ve askeri desteğiyle on binlerce İranlı infaz edildi.

1955 ENDONEZYA, LAOS, KAMBOÇYA
çok sayıda CIA operasyonu düzenlendi.
1950-59 da KÜBA KATLİAMI yapıldı
60.000 kişi ABD destekli Batista birliklerince katledildi. 1960 ta KONGO KATLİAMI yapıldı 1960 da CIA, Kongo’nun ilk bağımsız devlet başkanı olan, solcu ve sömürge karşıtı Lumumba’yı öldürdü. Ve ABD yüz binlerce kişiyi öldüren gaddar Kongo diktatörü Joseph Mobuto’yu destekledi. ABD kaynak zengini bu ülkede meydana gelen 3 milyon ölümden sorumludur. Kendi ülkesinde ve Kongo’da öldürdüğü insan sayısı on binlere varan Ruanda diktatörü Paul Kagame’yi  desteklemekte ve korumaktadır.
Soğuk Savaş ta Güney Afrika’daki ABD destekli apartheid rejiminin ellerinde on binlerce Siyah Afrikalı can verdi.

1961-1962 de KÜBA DARBESİ yapıldı
CIA’in Küba’da Castro’yu devirmek için planladığı Domuzlar Körfezi Operasyonunda 294 kişi öldü
1965-1966 ENDONEZYA KATLİAMI'nda
Abd Endonezya’daki demokratik yoldan seçilmiş solcu hükümetin devrilmesini tertip için Britanya ve Avustralya’yla çalıştı ve darbeyi 500 bin ila 1 milyon arası Endonezyalı köylü, işçi, aydın ve aktivistin ölümü izledi. Darbeci General Suharto, nun otuz yıllık otoriter yönetimi boyunca ABD’den büyük çaplı askeri ve ekonomik yardım aldı. 1975’te Suharto, Washington’daki destekçilerinden, Doğu Timor’u işgal için onay aldı. Endonezya ordusu, Abd ve köpeği İsrail’den gelişkin silah sistemler edinerek yoksul ada ülkesini ilhak etti ve en az 180 bin kişiyi öldürdü.

1970-75 KAMBOÇYA VE LAOS KATLİAMI nda Kamboçya ve Laos’ta 1 milyon kişiyi katletti. 1962-1975 VİETNAM SAVAŞI ve katliamında ABD ve müttefikleri tarafından 1962-1975 yıllarında gerçekleşti. 1963 te Güney Vietnam Başkanı Diem öldürüldü. ABD’nin, Vietnam Savaşında 3 milyon Vietnamlı hayatını kaybetti savaşda  Amerika’nın sivil halk üzerinde kullandığı zehirli portakal gazıyla soykırım yapmıştır 1973 te  Şili’de Amerika CIA destekli bir darbe ile Cumhurbaşkanı Salvador Allende yi devirdi. Şili darbesi ile ABD destekli cunta tüm Latin Amerika’yı sardı ve Küba devriminin etkilerini silmek için kirli bir savaş başladı. 1990 a kadar ülkeyi 17 yıl demir yumrukla yöneten Pinochet döneminde 80 bin insan hapse atıldı, 30 bin insan işkence gördü, 5 bin Şili’li sivil hayatını kaybetti.

1974-1983 te ARJANTİN KATLİAMI yapıldı Arjantin’de ABD tarafından desteklenip silahlandırılan rejim ve müttefiki ölüm mangaları, 1974-1983 yıllarında ülkede 30 bin insanı öldürdü.
1977 EL SALVADOR DARBESİ nde askeri yönetime destek verildi. 70 bin Salvadorlu öldürüldü. 1980 de CIA, Afganistan’ı işgal eden Sovyetlerle savaşmaları için Ladin ve örgütünü eğitti. 3 milyar dolar yardım etti.
1980-1988  İRAN– IRAK SAVAŞI nda
700 bin ölmüştür. ABD, Fransa, İngiltere ve SSCB’nin kışkırttığı ve silah sattığı savaşta  ABD, Saddam Hüseyin’i destekledi. Irak’a, milyarlarca silah desteği verdi. 1985 – 1989 da ABD, lisanslı biyolojik ve kimyasal silahlarını Irak’a gönderdi silahlar Saddam tarafından İran’a ve Kürtlere karşı kullanıldı.

Nikaragua bir Orta Amerika ülkesidir. Ülke 1909 da ABD tarafından işgal edildi ve 1933 e kadar da ABD’nin toprak ağaları tarafından yönetildi. ABD o yıl ordusunu Nikaragua’dan çekti ve iktidarı Anastasio Somoza isimli işbirlikçisine bıraktı. 1981 de Başkan Reagan yönetimi, Nikaragua “kontra”larını eğitti. Nikaragua Amerika Birleşik Devletleri tarafından desteklenen ve finanse edilen devrim karşıtı Kontralar’ın başlattığı iç savaş ile 50 bin sivil hayatını kaybetti. Dört buçuk milyon nüfuslu ülkede 50 bin kişi öldü iç savaşta Sandinista hükümetinin kaynakları da tüketti. 1983 LÜBNAN KATLİAMI yapıldı Lübnan iç savaşında sırasında1983 Eylülünde Lübnan’da 14.000 deniz piyadesi binlerce kişiyi katletti.

1983 GRENADA İŞGAL edildi
Ekim 1983’te dönemin ABD Başkanı Reagan, ‘ulusal güvenliği, özgürlüğü koruma ve barışı sağlama’ söylemiyle Grenada’ya askeri müdahale yaptı yüzlerce kişiyi katletti. Orta Amerika’daki ABD destekli otoriter rejimler, Reagan’ın görevde olduğu iki dönem boyunca 300 binden fazla insanı öldürdü. 1989 da PANAMA İŞGAL edildi
CIA ajanı ve Panama Başkanı Noriega, Amerika’nın emirlerine karşı çıkınca ülkesi ABD tarafından işgal edildi. Noriega tutuklandı. 3 bin Panamalı sivil öldürüldü. 1991 de IRAK İŞGAL edildi
Sovyetlerin çökmesiyle, ABD kendisini yeryüzünün en büyük gücü olarak gördü. Sovyetler yıkıldığından bu yana kendisini süper güç gören ABD, müttefikleri ile bütün dünyaya terörün ne olduğunu gösterdi. İslam ülkelerini ve yöneticilerini kendisine bağladı.
1991 de ABD, Kuveyt’in işgaliyle Irak’a girdi. 6 haftada 85 bin ton bomba atdı. Ürdün Kızılay’ına göre savaşta 113 bin sivil Iraklı öldü. 1991’den 1998’e kadar kötü beslenme ve hastalık nedeniyle yarısından fazlası çocuk olmak üzere 1 milyonun üzerinde Iraklı hayatını kaybetti. ABD, Saddam paniği yaşayan Arap yarımadasına, milyonlarca dolarlık silah ve uçak sattı. 1991 de Birinci Körfez Savaşı olarak adlandırılan savaşta Irak’ı işgal edip çok sayıda katliama imza attı. binlerce sivili katleddi tarihe “ölüm otoyolu katliamı” olarak geçen saldırı oldu. ABD ordusu tarafından ağır bir bombardımana tutulan oto yoldaki binlerce araç içindeki insanlarla yanarak kül oldu.

1992-1995 BOSNA HERSEK KATLİAMI
Yapıldı Amerikan askerleri NATO operasyonuyla Balkanlar’a müdahale etti ve Yugoslavya’nın bölünmesiyle ortaya çıkan etnik çatışmaların parçası oldu. 1992’den 1995’e kadar süren “Bosna Savaşında tarihte eşine az rastlanan katliamlar yapıldı 250.000 in üzerinde Müslüman Boşnak, Sırplarca BM ve tüm dünyanın gözleri önünde öldürüldü.1998 SUDAN SALDIRISI yapıldı 1998 de ABD, Sudan’da bir silah fabrikasını bombaladı Ancak fabrikanın sadece aspirin ürettiği ortaya çıktı.
2001 AFGANİSTAN  İŞGAL edildi
CIA ce eğitilen, örgütlenen ve beslenen Ladin’in, 11 Eylül 2001 de Dünya Ticaret Merkezi, Pentagon ve Beyaz Saray’ı hedef alan saldırılarından sonra Amerika Afganistan’ı işgal etti. 2001 de El Kaide’nin saldırısına karşılık Amerika, işgal sırasında Afganistan’da 150 bin sivilin ölmesine neden oldu.
 
2001’den günümüze “modern zamanların en büyük suçlusu ve teröristi Abd Afganistan, Pakistan, Somali ve Yemen’de 3,734 drone saldırısı düzenlendi ve 1,427 sivil dahil en az 10 bin kişiyi öldürdü. 2003 IRAK İŞGALİ nde ABD yanına Birleşik Krallığı alarak Irak’ın ve bir çok ülkeyi tehdit eden kitle imha silahlarına sahip olduğu gerekçesiyle Ortadoğu petrolünü gasp etmek, ve İslam dünyasının kalbinde müttefik ve askeri üs edinmek amacıyla  Irak’a savaş ilan etti. Bir milyondan fazla Iraklıyı katleddi ve 4.7 milyon Iraklı evini terk etmek zorunda kaldı ikinci Körfez Savaşı’na ABD “Irak’ı Özgürleştirme Operasyonu” adını verdi. Savaşa gerekçe gösterilen kitle imha silahlarından hiçbir eser bulunamadı.
2003  DARFUR DARBESİ yapıldı Darfur, Irak, Suriye ve Somali gibi güney, batı ve doğudaki farklı inanç ve etnik gruplarca işgal edilebilir özelikte bir bölge idi.  Buradaki serveti yağmalamak üzere bölgeye müdahale eden ABD ve müttefikleri katliamlar başlatdı. Sudanın Darfur bölgesinde bugüne kadar 200-300 bin insan hayatını kaybetti. 2003’te başlayan silahlı ayaklanma nedeniyle, 2008 e kadar yaklaşık 30 bin kişi katliamdan geçirilmiş; 200 bin insan açlık ve sefalet nedeniyle ölmüştür. Yakılıp yıkılan yurtları nedeniyle 2 milyon 700 bin insan tehcir edilip mülteci kamplarında toplanmıştır. (BM) raporlarına göre savaş suçu nedeniyle toplam 300 bin insan ölmüştür.

2010- 2018 ARAP BAHARI 17 Aralık 2010 Tunus’ta bir gencin kendini yakmasıyla başladı ardından tüm Tunus halkının giriştiği eylemle Arap dünyasına bunalıma girdi Tunus Mısır, Libya, Suriye, Bahreyn, Ürdün ve Yemen Arap baharından en çok etkilenen ülkelerdir. Tunus’ta ki olaylarda yüzlerce sivil öldü. 25 Ocak 2011’de Mısır’ın en büyük meydanı Tahrir meydanında Arap baharının yayıldı. Ülkede büyüyen isyan nedeniyle Hüsnü Mübarek’in 1981’de ki yönetimi 11 Şubat 2011 de istifa etmesiyle son buldu. Ülkedeki protestoların artmasıyla 1 Temmuz 2013’te Mısır Ordusu yönetime el koydu. 30 Haziran 2013 ve 31 Aralık 2014 te 2.600 kişi darbe sonucu yaşamını yitirdi. Mısır’dan sonra Libya’da özgürlük sesleri yükseldi Libya’da ağır protestolar gerçekleşti. Günler geçtikçe ölenlerin sayısı arttı dünya kamuoyu tepki gösterdi NATO olaylara müdahale etti. Libya’da binlerce kişi öldü. Bugün Libya’da iki ayrı hükümet, iki ayrı meclis var. Karışıklık devam ediyor. ABD güdümlü İŞİD çetesi Libyayı katlediyor 2011’de Bahreyn’de özelleştirilen kaynaklar, gelirdeki eşitsizlik ve artan işsizlik oranı protestolarda en büyük etkendir Hükümet başlatılan eylemlere çok sert karşılık verdi. Hükümetin sert tepkisi protestonun büyümesine sebep oldu. Ülkede karışıklıklar devam ediyor.
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.