islam gömleğin yırtık, iman elbisen pis, kalbin cahil, için kederle dolu. Gönlün islamiyete açık değil. iç âlemin harap, dışın mamur, bütün sayfaların günah karası. Sevdiğin ve arzuladığın yalnızca dünya.
Kabir kapısı açık ve ahiret sana doğru gelmekte.
Halk arasında söylediğin sözleri yalnız kaldığında söylüyor musun? Aynı duyguları tek başına kaldığın zaman da duyman mümkün oluyor mu? Kapı önünde ‘’tevhit’, içeriye girince ‘’şirk’’. Bu, nifak, ikiyüzlülük alametidir; içi bozuk olmanın ta kendisidir. Acırım sana, sözün kötülükten sakınma hakkında, kalbin ise fitne çıkarmaya istekli. Kalbin daima itiraz halinde.
Bütün amacın yemek, içmek ve arzularının tatmini. Gece elini uzattığında neyi alacağını kestiremeyen odun toplayan gibi dünyalık toplamaya çalışıyorsun.
Hak’la çekişme, nefsin için o’nu kötüleme, malın azaldı diye o’nu itham etme, insanlar sana yüz vermiyor diye o’nu suçlama. Suçu kendinde ara. Her işin kendi keyfine uygun olmasını istiyorsun, en büyük hüküm, senin mi, yoksa o’nun mu? Sen mi fazla biliyorsun yoksa o’ mu? Merhametin O’nunkinden fazla mı?
Sen ve bütün yaratıklar ALLAH Azze ve Celle’nin kuludur. Her şeyde yalnız o’nun hükmü geçer.
böbürlenenip duruyorsun; ALLAH Azze ve Celle’ye karşı büyüklük satmakta neymiş? Kullara da kibirli davranıyorsun. Önceden ne olduğunuzu düşünün; bir damla su.
Sonrası ne olacak malum. Bir hendeğe yuvarlanacak bir ağırlık.
Ey ALLAH’TAN başka bir şeyden korkmam diyen, hani ağlaman? ALLAH Azze ve Celle’nin korkusundan gözlerin yaşarıyor mu? O’ndan korkman ve günahları itirafın nerede? Nefsinle cenk etmek ve onu terbiye etmek yok mu? Nefsini hak tarafına çağırman nerede?
Bunların hiçbiri sende yok. Bütün derdin para, mal- mülk, yemek-içmek ve eğlenmek. Aklını başına al. Dünyadaki nimetlerden sana gelecek bir kısmetin varsa gelir, üzülme içini ferah tut. Bekleme yükünden kurtulursun, hırsın ağırlığı seni yormaz. Eğer bu şekilde davranmazsan, bütün bu uğraşmalarından sana ne kalacak dersin? Sadece bir yorgunluk ve ağır bir hesap.
Öğrendin, namaz kıldın, oruç tuttun sebebi sana mal versinler, iyiliğini görsünler, seni övsünler oldu.
Farzet ki halkın sana ilgisi arttı, bunun ölüm anındaki sıkıntıya faydası olur mu acaba? Seni sevenlerle aranda uçurumlar olacak o anda. Topladığın malları başkaları paylaşacak, hesabı ve cezası da sana kalacak.
Yazık sana! Cehennemlik işleri yaparken cenneti umuyorsun. Geçici şeylerle avunuyor, onları seviyor ve senin sanıyorsun.
Yaradan hayatı sana emanet olarak verdi, o’nun rızası yolunda yaşamanı emretti. Sen ise kendi isteğin, heveslerinin peşinde hayatını tükettin.
Ey evlat, ana rahminde seni kim besledi. O halde iken ne kadar acizdin, bu hale seni getiren kim? sen ise kendi varlığına ve halka dayanmaktasın, parana, mevkiine, bilgine güveniyorsun. Güvendiklerin bugün var yarın yok olabilirler. ALLAH Azze ve Celle’den başka her kime güveniyor veya kimden korkuyorsan o senin ilahındır.
ALLAH Azze ve Celle’nin dininde olmayan şeyleri yapmaya çalışma. Elinde iki şahit olsun; biri kuran-ı kerim, diğeri sünnet-i Resulullah. Bunlar seni rabbine ulaştırır. Ama sen bu şahitleri bırakıp nefsinin peşinden gitmeye devam ediyorsun. Elinde iki şahidin var; biri zayıf aklın, diğeri de şahsi arzun. Şüphesiz bunlar seni ateşe iter. Firavun gibilerin arasına katar!
Ey içi bozuk, yakında öleceksin, öldükten sonra yaptıklarından çok pişman olacaksın ama çok geç. Dilin güzel söze alıştığı için konuştu ve aldandı, ama kalbin hiçbir şeyden anlamaz bir halde. Bu durum seni kurtarmaz. Güzel konuşmayı kalp yapmalı, yalnızca dilin iyi söz söylemesi faydasızdır.
Ey ALLAH Azze ve Celle yolcularını bulamayan; varlığını ve yaratılmışları hak varlığına perde eden kişi; ağla, başkasına bir ağlarsan, kendine bin defa ağla.
Öyle yatağında, yorganının altında ve kapalı kapılar ardında miskin miskin durma.
ALLAH’IN rahmeti üzerine olsun, Hasan Basri hazretleri böyle der: ‘’eğer siz ALLAH dostlarını görmüş olsaydınız, onların deli olduklarına hükmederdiniz. Onar da sizi görmüş olsalardı, bir an bile ALLAH’A inanmamış olduğunuza hükmederlerdi.’’
Ey oğul! Sen hiçbir şey üzerinde değilsin. Senin Müslümanlığın da sıhhatli değil. Senin şahadet getirmen de tam olmamış, eksik. Zira dilinle la ilahe iLLALLAH: ‘’ALLAH’TAN başka ilah yoktur’’ diyorsun; fakat kalbinle bunu yalanlıyorsun. Kalbinde, içinde birçok ilahlar var. Senin, devlet büyüklerinden ve mahalli idarecilerden korkman, içinde birer ilahtır. Kendi çalışmana, kendi kazancına, kendi gücüne kuvvetine, kendi kulağına, kendi gözüne, kendi zorbalığına güvenmen, içinde birer ilahtır. Zararı, faydayı, bir nimete nail olmayı, bir nimetten yoksun kalmayı insanlardan bilmen, içinde birer ilahtır. insanların çoğu, kalpleriyle, işte bu saydıklarımıza güvenirler, dayanırlar. Fakat kendilerine sorarsan, ALLAH’A dayanıp güvendiklerini söylerler.
La ilahe: ‘’hiçbir ilah yoktur,’’ dediğin zaman, bununla toptan bir reddi(nefyi) onaylıyorsun. iLLALLAH: ‘’ancak ALLAH vardır,’’ dediğin zaman ise, yine ALLAH için toptan bir kabulü (ispatı) onaylamış oluyorsun. Bu durumda, her ne zaman kalbin, Hakk’dan gayrı bir şeye dayanır, güvenirse; o zaman yukarıdaki külli ispatında yalancı durumuna düşmüş, yani kendi kendini yalanlamış oluyorsun. Kendisine dayanıp güvendiğin o şey de, senin ilahın oluyor. Gerçek ve fiili durum budur.
Kalbinde birçok ilah varken, sen nasıl la ilahe iLLALLAH: ‘’ALLAH’TAN başka ilah yoktur,’’ diyebilirsin? ALLAH’TAN başka güvenip dayandığın her şey senin putundur. Kalbinde şirk, yani ortak koşma bulunduğu müddetçe, dilinde kelime-i tevhidi söylemen sana fayda vermez. Kalp pis oldukça, bedenin temiz olması sana yarar sağlamaz.
Tevhit ehli, şeytanını ezer. Şirk ehlini ise şeytanları ezer. ihlâs, sözlerin, amel ve fiillerin özüdür. Zira gerek sözler, gerekse fiil ve ameller ihlâstan, içtenlikten yoksun bulundukları an, özü olmayan birer kabuk, birer posa haline gelirler. Kabuk ve posa ise ancak ateşte yanmaya yarar; ateşte yandıktan sonra iş görecek hale gelir.
Ey ahali! Nefisleriniz, ilah olma iddiasında. Fakat sizin bundan haberiniz yok. Zira nefisleriniz, Hakk’a karşı büyükleniyorlar, kibirleniyorlar. Onlar, ALLAH’IN muradının gayrını istiyorlar. Onlar ALLAH Azze ve Celle’yi sevmiyorlar. Bilakis, o’nun düşmanı lanetlik şeytanı seviyorlar. ALLAH’IN ezelde takdir ettiği kaderleri gelmeye ve vuku bulmaya başladığı zaman, onlara boyun eğmiyorlar, teslim olmuyorlar, sabredip tahammül göstermiyorlar. Bilakis itiraz ediyorlar, kaderle çekişiyorlar. islam’ın hakikatinden onların haberi bile yok!
Senin kendisine güvenip ümit bağladığın her şey, senin ilahındır, mabudundur. Kendisinden korktuğun veya kendisine ümit bağladığın her şey senin ilahındır, mabudundur. Esas sebep olan ALLAH Azze ve Celle’yi tamamen unutarak, zararın da, faydanın da kendisinden kabul ettiğin her şey, senin ilahındır, mabudundur. Fakat kısa bir süre sonra görürsün sen. ALLAH, kendisini bırakıp da güvendiğin ve bağlandığın ne varsa hepsini alır.
Şu hususu iyi bil ki, bütün eşya, sadece ALLAH Azze ve Celle’nin hareket ettirmesiyle hareket eder, durdurmasıyla durur. O’nun iradesi ve kuvveti olmadan, ne duran bir şey harekete geçebilir, ne de hareket etmekte olan bir şey durabilir. Kişi bu husus böylece bilip kabul ettiği zaman, artık insanları ve diğer varlıkları ALLAH’A ortak tanıma yükünden ve suçundan kurtulur. ALLAH’A şirk koşmaz.
Melekler içinde resim, suret bulunan eve girmezlerse, içinde bir sürü suretlerle putlar bulunan senin kalbine ALLAH nasıl girer? ALLAH’TAN gayrı her şey bir puttur.
Ey dünyaya kulluk edenler! Ey ahirete kulluk edenler! Siz, ALLAH’I da, dünyayı da, ahireti de bilmiyorsunuz. Kiminizin putu dünya. Kiminizinki ahiret. Kiminizinki insanlar. Kiminizinki zevkler, nefsanî arzular. Kiminizinki övülme, halktan tasvip görme, alkış toplama.
ALLAH dışında her şey, bir puttur. Kişi ALLAH’TAN gayrı neye bağlandı ve neye gönül verdiyse, o onun putudur.
Senin bütün umudun insanlar. Her şeyi onlardan bekliyor, onlardan umuyorsun. Korkun da onlardan. Hep onlardan korkuyorsun. Bu hal, rabbine şirk koşmaktır, ortak tanımaktır.
Bu zaman, ahir zamandır. Bu zamanda çoğu insanların mabudu, paradan ibarettir. Bu zaman insanlarının çoğu, Musa Aleyhisselamın kavmine benzedi. Yahudilere benzedi. Onlar, altın buzağıyı kendilerine mabut edinmişlerdi. Bu zamanın insanının altın buzağısı da paradır. Parayı kendine mabut edinmişsin, rab edinmişsin. Paraya tapıyorsun. Senin taptığın para.
Hükümdarlar, devlet büyükleri ve ikbal sahipleri, halktan birçoğunun nazarında birer ilahtır. Dünyevi imkânlar, zenginlikler, sıhhat, afiyet, kuvvet ve kudret, birçok insanların nazarında birer ilahtır. insanların birçoğu, bunlara ve benzeri şeylere taparlar.
Dünya zorbalarına, zenginlerine, firavunlarına ve hükümdarlarına saygı gösterip ALLAH’I unuttuğun ve o’na saygı göstermediğin takdirde, senin hakkındaki hüküm de, putlara tapanlar hakkındaki hüküm gibidir. Sen de putuna saygı gösterenlerden olursun.
Sen, namazda iken bile yalan söylüyorsun. Mesela namaza dururken ve gene namaz sırasında, ‘’ALLAHU EKBER’’ (ALLAH her şeyden büyüktür) diyorsun. Böylece yalan söylemiş oluyorsun. Çünkü senin kalbinde, ALLAH’TAN başka bir ilah vardır. Kendine güvenip bağlandığın her şey senin ilahındır, mabudundur. Kendisinden korktuğun ve kendisine ümit beslediğin her şey, senin ilahındır, taptığındır.
içinde ALLAH’TAN başka bir şey bulunduğu müddetçe, senin kalbin için kurtuluş yoktur. Eğer sen, ALLAH Azze ve Celle’ye bin yıl secde etsen, değil mi ki kalbinle o’ndan başkasına yöneliyorsun, sana bu secdeler hiçbir fayda vermez. mevlasından başkasını sever oldukça, o kalp için iyi bir akıbet yoktur.