Her nefis ölümü tadacaktır. Sonunda bize döndürüleceksiniz. Ankebut-57
Bu dünya hayatı sadece bir eğlence ve oyundan ibarettir. Asıl hayat ahiret yurdundaki hayattır. Keşke bilseler! Ankebut-64
Dinde zorlama yoktur konusu
Dinde zorlama yoktur konusu
İrtidad eylemini cezalandırdığına dair fiilî veya takrirî sünnet örneği bulunmamakla birlikte (Bedreddin el-Aynî, XIX, 364) Hz. Peygamber’in, “Dinini değiştireni öldürün” dediği (Buhârî, “İstitâbetü’l-mürteddîn”, 2) ve müslümanın dinini terkedip cemaatten ayrılmasını ölüm cezasına gerekçe olabilecek üç suçtan biri olarak saydığı (Buhârî, “Diyât”, 6), Muâz b. Cebel’in Allah ve resulünün, dininden dönenin boynunu vurmayı emrettiğini ifade ederek bu cezayı uyguladığı (Buhârî, “İstitâbetü’l-mürteddîn”, 2) muteber kaynaklarda rivayet edilmiştir. Konuya ilişkin sahâbe uygulamaları, özellikle Hz. Ebû Bekir döneminde baş gösteren ridde olaylarında mürtedlere karşı savaşılması fakihlerin dayanaklarından bir diğerini oluşturur (Buhârî, “İstitâbetü’l-mürteddîn”, 3; Kâsânî, VII, 134). Ancak sahâbenin bu savaşlardaki tutumunun ridde cezası konusunda delil sayılması üzerinde tam bir ittifak bulunmayıp bazı âlimlere göre bu olaylarda ridde suçundan ziyade isyan (bağy) suçu söz konusudur. İsyancıların bir bölümünü teşkil eden Müseylime ve Secâh gibi yalancı peygamberlerin yandaşları -meselâ İbn Hazm’a göre- esasen hiçbir zaman müslüman olmamış, diğer bir bölümü ise bir te’vil ardına sığınarak Hz. Ebû Bekir’e zekât vermemekte direnmiş, ancak dinden çıktıklarını ifade etmemiştir (İbn Hazm, XII, 115-116; İbn Hacer el-Heytemî, IX, 80).
..Riddenin mahiyeti ve müeyyidesi konusunda modern dönemde ortaya atılan görüşleri iki noktada toplamak mümkündür:
1. Fıkhî ölçülere göre ridde suç sayılmamalıdır. Bu görüşün gerekçeleri şöylece özetlenebilir:
a) Düşünce ve inanç özgürlüğü üzerinde hassasiyetle durarak, “Dinde zorlama yoktur” esasını vazeden (el-Bakara 2/256) Kur’ân-ı Kerîm’den müslümanlarla savaşmayan ve yönetime itaat eden mürtede ölüm cezası verilmeyeceği anlaşılmaktadır. “Onlar sizi bırakıp bir tarafa çekilirler de sizinle savaşmaz ve barış yapmak isterlerse Allah size onların aleyhine bir yola girme hakkı vermemiştir” meâlindeki âyette (en-Nisâ 4/90) İslâmiyet’i bırakıp başka dine geçenlerin kastedildiği görüşü kabul edilirse bu âyetten de müslümanlarla savaşmayan mürtedlerin öldürülmeyeceği hükmü çıkarılabilir. Mürtedin öldürülmesini emreden hadisin bu hükmü neshettiği düşünülebilirse de Kur’an’ın sünnetle neshi tartışmalı olup İmam Şâfiî gibi birçok âlim bunu kabul etmemiştir (M. Reşîd Rızâ, IV, 1539-1540).
b) Konuyla ilgili hadislerin önemli bir kısmı zayıftır. “Dinini değiştireni öldürün” hadisinin sahih olduğu genelde kabul edilmekle birlikte bunu İbn Abbas’tan rivayet eden İkrime’nin bazı hadis âlimleri tarafından cerhedilmesi, hadisin tevâtür derecesine ulaşmaması ve hadler konusunda haber-i vâhidin yeterli delil sayılmaması hadisin sıhhati hakkında şüphe uyandırmakta veya hükme dayanak kılınmasını zayıflatmaktadır (A. Rahman, s. 70; Mahmûd Şeltût, s. 281). Muâz b. Cebel’den nakledilen uygulamanın ise ictihada dayalı olma ihtimali bulunmaktadır (A. Rahman, s. 78-79).
c) Ridde cezası hakkında delil gösterilen hadislerin bir kısmı irtidadla ilgili değildir. Müslümanın kanının ancak üç sebeple helâl olabileceğini belirten hadisin değişik rivayetlerindeki, irtidadı kamu düzenini bozma ve isyan vasfıyla ilişkilendiren dinini terkedip cemaatten ayrılma (yk.bk.), Allah’a ve resulüne karşı savaşıp İslâm’dan dönme (Nesâî, “Taĥrîmü’d-dem”, 11) ifadelerinin hadisin yorumunda belirleyici olması gerekir. Farklı rivayetler birlikte değerlendirildiğinde hadisin yalnızca İslâm’dan çıkmakla kalmayıp müslümanlara karşı savaşan kişilerle ilgili olduğu anlaşılmaktadır (A. Rahman, s. 76-77; M. Selîm el-Avvâ, s. 157-159).
d) Klasik doktrinde bazı durumların, “Dinini değiştireni öldürün” hadisinin umumi ifadesinin dışında olduğu, yani bu hadisin tahsis edildiği kabul edilmiştir. Meselâ İslâm’dan başka bir dini terkederek İslâm’a giren kişinin ittifakla bu hadisin kapsamı dışında olmasının yanında fakihlerin büyük çoğunluğuna göre İslâm dışındaki diğer dinler arasında din değiştirmeler ve Hanefîler’e göre kadının irtidad etmesi bu hadisin kapsamına girmez. Bu durum hadisin anlamının zannî olup farklı şekilde yorumlanabileceğini gösterir. Dolayısıyla hangi şartlar altında söylendiği bilinmeyen bu hadisin yukarıdaki hadislerle birlikte ele alındığında isyan veya eşkıyalık suçunu işleyenleri konu edindiği düşünülebilir. Bu yorum, “Allah ve resulüne karşı savaşan ve yeryüzünde düzeni bozanlar” ifadesini kullanarak eşkıyalık suç ve cezasını konu edinen âyetlerin üslûbuyla da (el-Mâide 5/33- 34) örtüşmektedir.
e) Sahâbenin Hz. Ebû Bekir döneminde mürtedlerle savaşmasının ictihada dayanan siyasî bir karar olması muhtemeldir. Nitekim onlar, irtidad eden Tay ve Esed kabilelerinin yanında irtidad etmediği halde devlete zekât vermemekte direnen Temîm ve Hevâzin kabileleriyle de savaşmış, yani kamu düzenini bozup devlete karşı isyan eden bütün grupları hedef almıştır (M. Reşîd Rızâ, IV, 1540). 2. Ridde bir ta‘zîr suçudur. Bu görüşün delilleri önceki görüşün delilleriyle büyük ölçüde paralellik arzetmektedir. Ancak bu görüş sahiplerinin, “Dinini değiştireni öldürün” hadisiyle ilgili değerlendirmeleri farklıdır. Onlara göre hadis sahih olmakla birlikte buradaki emir vücûb değil ibâha anlamındadır. Resûl-i Ekrem’in bu cezayı uyguladığına dair bir bilginin bulunmaması ve onun döneminde irtidad ettiği bilinen bazı kişilerin cezalandırılmamış olması ibâha anlamını güçlendiren karînelerdir. Hz. Ömer ve Ömer b. Abdülazîz’e atfedilen bazı farklı uygulamalar da bu yorumu desteklemekte ve ilk dönemde ridde cezası üzerinde icmâ bulunmadığını göstermektedir.
Sonuç olarak, temelde bir inanç sistemi olan İslâm’ın kendi müntesipleri tarafından bu inanca ters düşen söz ve davranışların sergilenmesini kınayarak mürtedin uhrevî cezaya çarptırılacağını bildirmesi tabii olmakla birlikte bu hususu açıkça belirten Kur’ân-ı Kerîm’in irtidadın dünyadaki cezaî müeyyidesinden söz etmemesi, ilgili bazı hadislerin “irtidad edip cemaatten ayrılan” ve “Allah ve resulüne savaş açan” tarzında ifadeler taşıması, ilk döneme ait ridde cezası uygulamalarının kamu düzenini sağlama amacıyla izah edilebilir oluşu ve Hanefî mezhebinin irtidad eden kadına ölüm cezası verilmeyişinin gerekçesini kadının savaşmamasıyla açıklaması farklı yorumlara uygun bir zemin oluşturmaktadır. Klasik dönem fakihleri mevcut delillerden irtidad eden erkek hakkında ölüm cezasının öngörüldüğü sonucunu çıkarmış olsa da onların mürtedi dârülharp vatandaşı statüsünde görme eğilimi taşıması ve özellikle Hanefî mezhebinin irtidad cezasını ısrarlı bir şekilde savaş hukukunun esaslarıyla ilişkilendirmesi, bu konudaki doktrinin oluşmasında İslâm toplumunun içinde bulunduğu tarihî ve içtimaî şartların yanı sıra dönemin uluslararası ilişkilerine hâkim olan statükonun önemli bir etkisi olduğunu düşündürmektedir.
(İrfan İnce-Ridde)
Bu hadisin öncesinde ve sonrasında peygamberin ne dediği belli değil.sadece bir cümleye bakarak hüküm çıkarmayı sende doğru bulamazsın bende doğru bulmuyorum.
Ne malum cümlenin öncesinde peygamberin şöyle demediği;
●Islama savaş açmak,hainlik yapmak,bozgunculuk cikarmak,düşmanla işbirliği yapmak amacıyla kim dininden dönerse onu öldürün.gibisinden birşey demediği ne malum.ya da sonunda çünkü diyerek "İslama savaş açmış , hainlik ediyorsa vs." ya da birşey anlatıyor savaş meydanında düşmanın tarafına gecip kim dininden dönerse onu öldürün gibisinden bisey dedi belki.
Bu yüzden böyle bir hadise bakıp hüküm çıkarmayı doğru bulmuyorum.
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi