Çoğu zaman nezle olmuş gibiyiz hayatın karşısında.
Sanki tıkanmış mutluluk soluyan nefes yolumuz ve biz hiçbir şeyin tadına varamıyoruz!
Ne yediğimiz yemekler tat veriyor dilimize…
Ne eşimiz, ne çocuğumuz güneş gibi doğuyor iklimimize.
Sabah ilk işimiz ev işlerinden dert yanmak oluyor. Toplanacak yataklar, kurulacak sofralar, yıkanacak çamaşırlar büyüyor da büyüyor gözümüzde.
“Şimdi kim bakacak çocuğa? Onu kim yedirip içirecek” diyoruz,
Bu kadar çok işin içinde?
Bir yandan evi siliyor, süpürüyor… Bir yandan da evin her köşesine şükürsüzlük tozları serpiştiriyoruz.
Çocuklarımız bizden öğreniyorlar nimetlerin içinde nasıl tatminsiz olunabileceğini.
Biz gösteriyoruz onlara itinayla, nimetlerin Rabbine hediye edilen nankörlük demetlerini…
Eşimiz bizim gözlerimize bakıp çiziyor her gün, mutsuzluğun resmini…
Bırakın bir kuşa, bir çiçeğe bakıp tefekkür edebilmeyi,
Çocuğumuzun cennet kokusu bile Rabbimizi hatırlatmıyor bize çoğu zaman…
Yakınıyoruz, şikâyet ediyoruz, yaka silkiyoruz çocuğumuzun çocukluklarından.
Üstüne bir de “yaramaz” diyor, etiketi yapıştırıveriyoruz!
Dikkat edin, sakın nezle olmayın!
Hayatın tatlarına kapatmayın soluklarınızı…
Bırakın aldığınız her nefes, sayısız nimetin şükrünü taşısın ciğerlerinize…
Gözleriniz sebeplere değil, sebeplerin hikmetine açılsın…
Bırakın bugün eşiniz biraz geç gelsin eve.
Geldiğinde çoraplarını yine yere atıversin.
Ve siz affedin onu.
Eve geç geldiği için kızmak yerine, eşinizi sağ salim eve gönderene şükredin!
Bırakın çocuğunuz meyve suyu koymaya çalışırken kendine, düşsün bardak yere…
Yeni sildiğiniz halı mahvolsun.
Gülümseyerek bakın kızmanızdan çekinen çocuğunuzun gözlerine.
Hatta bir de kocaman bir “aferin” deyin.
Bu sözünüz destek olsun, hayatı gözlerinizden öğrenen çocuğunuzun yüreğine…
Dedik ya, dikkat edin aman nezle olmayın…
Metin: Hatice Kübra Tongar