Ev sahibi başbakan sükunet içinde, “Peter”, demiş, “Altı numaralı kuralı hatırla.” Peter, hemen kendine gelip, özürler içinde odayı terk etmiş.
Misafir başbakan bu işten çok etkilenmiş. “Sayın ev sahibim. Nedir bu altıncı kural?” diye sormuş. Ev sahibi başbakan altıncı kuralı şu ifadeyle açıklamış :
“Don’t think you are so God damn important!” (Kendini bir halt zannetme!)
“Peki,” demiş misafir başbakan, “diğer kuralları da lütfeder misiniz?” Ev sahibinin buna cevabı şöyle olmuş: “Hayır azizim. Çünkü başka bir kural yok!”
Zander’in başından geçen gerçek bir olay
Auschwitz kampından kurtulan bir Yahudi kadın anlatmıştı. Kampa erkek kardeşi ile birlikte düşmüşler. Kardeşine yönelik tutumu epey sertmiş. Durmadan onu azarlarmış. Kampın mahrumiyeti içinde kardeşi bir de kalkıp ayakkabısının tekini kaybedince kız çileden çıkmış. “Allah belanı versin, zaten her şeyini kaybedersin,” demiş. Ve bu kızın kardeşine söylediği son söz olmuş. Çünkü kardeşi kısa bir süre sonra ölmüş. Kamptan kurtulunca kadın şöyle yemin etmiş: “Bir daha kimseye ‘onunla aramızda son sözüm olamayacak’ hiç bir şey söylemeyeceğim.”
Zander, konuyu şöyle teorize ediyor:
“İnsanlar arasındaki yerimizi temel olarak ağzımızdan çıkan sözler tayin ediyor.”