Zevkin tasavvuftaki bir diğer anlamı da, aşkla mest olan dervişin kendinden geçme halidir. Derviş, ilahî tecellilerle nimetlenmeye başladığı andan itibaren zevki hissetmeye başlar. Bu zevk kalpteki irfan nurudur. Dervişler bu zevk ile hakla bâtılı birbirinden ayırır.
***
Zevk, seyr-i sülûkun bir meyvesidir. Israrla ve ihlâsla Hakk’ın rıza kapısında bekleyen dervişlere bir ihsandır.
Abdürrezzak Kaşânî k.s. hazretleri tasavvufta zevk halini elde etmenin yolunu şöyle açıklar: “Allah’ı bilmeye, O’nun isim ve varlıklarının hakikatlerini keşfetmeye çalışanlar, öncelikle basiret aynasını parlatmaya ve gerçek idrakın önündeki engelleri gidermeye çalışırlar.”
Tasavvuf ehlinin bu konuda bir nüktesi de vardır: “Manevi zevkleri tadan bilir, tatmayan ne bilsin!”
Seyyid Şerif Cürcânî k.s. ise zevk haline ulaşan dervişi şöyle tanımlar: “Mazhar olduğu tecellinin hükmü ve eseri, ruh ve kalp makamından nefs ve tabii kuvvetler makamına inen; bunun inişini yaşayarak, duyarak ve tadarak bilen kimsedir ki söz konusu hükümler ve eserler yüzünde pırıl pırıl parlar.”
Zevk, dervişlere göre aynı zamanda ilahî sırlara vasıl olma yöntemidir. Kitaplarda yazmayan derunî bilgilere dervişler bu yolla ulaşır. Bu ilim Hakk’ın sevgisine mazhar olmuş kullara ihsanıdır.
***
İslâmî ilimlerdeki derin anlayışı, üstün zekâsı ve üç yüzden fazla yazdığı eser ile “İmam” olarak anılan Abdü’l-Vehhab Şa’râni k.s. hazretleri 1491 yılında doğmuştur. Tasavvufta Şeyh-i Ekber İbn Arabî k.s. hazretlerinin yolundan giden İmam Şa’rânî, İmam Süyutî, Şeyh’ül-İslâm Zekeriyya el- Ensarî ve Şeyh Aliyy’ül-Havvas hazretlerinden ilim ve feyz almıştır.
Eserleriyle Ehl-i Sünnet akidesine hizmet etmiş olan İmam Şa’rânî hazretlerinin önemli eserlerinden biri “Tenbih’ul-Muğterrin”dir. İmam Şa’ranî bu kitabıyla ilgili şöyle buyurur:
“Bu kitap hacim itibariyle küçük, fakat kıymet ve önem bakımından büyük bir eserdir. Ben bu kitabımı, Allah’a ve Allah’ın kullarına karşı vazifelerini nasıl yerine getirdiklerine dair Selef-i Salihîn’in (İslâm büyüklerinin) hayatı ve ahlâkından örnekler vererek kaleme aldım. Ve büyük bir dikkat ile altın yazı yazarcasına, Kitab ve Sünnet’e uygun olarak yazdım.”
***
Hasan-ı Basrî k.s. hazretleri kendisini sürekli hesaba çekip aciz ve kusurlu görerek şöyle derdi:
“Demek sen, Allah’ın abid, zahid ve salih kulları gibi konuşur, ancak fasık, münafık ve mürailerin (yalancı) işi gibi iş yaparsın ha! Vallahi ihlâslı kulların sıfatı bu değildir.”
***
Fudayl bin İyad k.s. hazretleri şöyle buyurur:
“Amellerinde, tel üzerinde oynayan bir cambaz gibi dikkatli ve son derece titiz olmayan bir kimse, riya çukuruna düşmekten kendini koruyamaz.”
***
Ebu’l-Hasan Şâzelî k.s., üstadı İbn Meşîş k.s. hazretlerine “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın; müjdeleyin, nefrin ettirmeyin.” hadisinin manasını sorduğunda şu cevabı alır:
“İnsanları Allah’ın rızasına eriştiriniz, O’ndan başkasına eriştirmeyiniz. Dünyaya sürükleyen kimse seni aldatmıştır. Arzu ettiğin bir şeye ulaştıran da seni kendine tabi kılar. Allah’a ulaştıran kimse ise seni saflaştırmıştır.”
***
İsmail Hakkı Bursevî k.s. hazretleri Peygamber Efendimiz s.a.v.’de iki nur bulunduğunu ifade eder. Birinci nur nübüvvet nurudur. Bu nur şeriattır. Bu nura mazhar olanlar şeriatın hükümlerini bilen alimlerdir. İkinci nur ise velayet nurudur. Bu da nübüvvetin bâtınıdır. Bu nura mazhar olanlar ise Allah dostları yani velilerdir. Bu iki nur kıyamete kadar ümmet içinde parıldayacaktır.
***
İsmail Hakkı Bursevî k.s. hazretleri “Bu ümmetin alimleri, İsrailoğulları’nın peygamberleri gibidir.” hadis-i şerifini şöyle açıklar:
“Geçmiş ümmetlerin velileri peygamberlerinden, peygamberler de Fahr-i Kainat Efendimiz s.a.v.’den nurlarını alırlardı. Fakat bu ümmetin velileri bizzat nübüvvet kandilinden nur alıp, bu manada İsrailoğulları’nın peygamberleri ile ortak olurlar. Bu yönüyle fazilet ve mertebece geçmiş ümmetlerin velilerinden de üstündürler.”
***