İşte bu noktada Muhyiddin İbn Arabi (k.s.) hazretleri bize ne güzel bir ölçü veriyor ve hakikati ne güzel dile getiriyor.
Arif olan kişi , başka insanların bu konudaki görüşlerinde , meseleye hangi mertebeden ve ya hangi halin etkisi ile baktığını bilir. O kişinin bulunduğu mertebeden ya da o an için girdiği hal'den bakışının mertebesinin veya halinin gereği olduğunu müşahade eder ve yine ' o şahsın kendisine göre ' görüşünün doğruluğunu tasdik eder , ancak kemalatta derecelendirmeye sokmak gerekirse o dereceden derecelendirir ve bu derecenin üzerinde nice dereceler (mertebe) olduğunu bilir. O iddia eden şahsın mertebesine göre doğru veya tam olan şeyin bir üst mertebede doğru olmadığını ya da kamil olmadığını görür ve bilir.
" Alemde doğru ve daha doğru ; kamil ve daha kamil vardır! "
Bu düsturu hiç bir zaman unutmayalım.
Yine Kur'an-ı Kerim'de Allah CC. şöyle buyuruyor : " Her bilenin üzerinde bir bilen vardır. ".
Hal böyle olunca alemdeki görüş ayrılığına sahip kimselerin münakaşalarına bakan arif kimse insaf ederek her hak sahibinin hakkını kendisine teslim eder. Bu görüş ayrılıklarının olması kaçınılmazdır.
Çünkü Allah kullarını eşit yaratmadı !
Alemde bir derecelenme vardır ve bu derecelenme bu sonucu doğurur doğal olarak. Hatta görmezmisiniz ki ehlullah da dahi ( henüz vuslata ermemiş , seyri sülukunda kemalat bulmamış , tabiri caiz ise geçilmesi gereken durağa henüz ulaşmamış ehlullahı kastetmekteyim ) gerek mizaç ve fıtratlarından kaynaklanan gerekse bu yoldaki meşreplerinden kaynaklanan görüş ayrılıkları oluşmuş , keşiflerine göre elde ettiği bilgileri en kamil bilgi zannına kapılmışlardır.
Oysaki Hz. Adem (a.s.)'den bu yana Hz. Muhammed (S.A.V ) Efendimize kadar gelen tüm peygamberlerin aralarında bir ihtilaf olmaksızın aynı tevhidi hakikatleri dile getirdiğini biliyoruz.
Nasıl ihtilaf olabilir ki ? Onlar direkt aynı kaynaktan beslendiler.
Bu durumda bize düşen şu olmalıdır ki :
Allah'a ilmimizi artırması için dua edelim.Duayı ederken sadece hal'de değil , fiilde de edelim yani hakikatlere dair eserleri çokça okuyalım, hakikat ehlinin sohbetlerinde bulunalım ve tefekkür edelim. Öğrendiğimiz hakikate dair ilimler ile amel edelim , yaşantımıza geçirelim.
Bununla birlikte duanın tam yerini bulması için üçüncü unsuru olan ayan-ı sabitemizde mevcut olan istidatımızın da bu duanın gereğine göre vuku bulmuş olması gereklidir. Bu şartların yerine geldiği dua en kamil dua olur !
Allah en doğruunu bilir.
Ahmet Şahin Uçar