Deniz ve göl seviyelerindeki artışların özellikle sahil yerleşim bölgelerinde bulunan halk üzerindeki tehlikesi daha fazla olmaktadır. Okyanuslar üzerindeki sıcaklık 1°C artarsa bunun sonucunda deniz seviyesinde 60 cm kadar bir artış beklenir. 1860’dan bu yana ortalama küresel hava sıcaklığında 0.3-0.6°C’lik bir artış olması deniz seviyesinin ortalama 15 cm kadar artmasına sebep olmuştur. Yapılan bilimsel çalışmalar 2100 yılına kadar ortalama deniz seviyesinin 15-95 cm artacağını tahmin etmektedir. Bu artışın 30 cm ile 100 cm arasında uç değerlere yakın olabileceği de hesaplanmaktadır. 2030 yılına kadar 20 cm’lik bir yükselmenin olacağının tahmin edilmesi sahil yerleşimlerini ve alçak kıyı bölgelerini fırtınalı yağışların etkileyeceği anlamına gelir.
Günümüzde iklim elemanlarındaki küçük salanımlar bile kıyı bölgelerimizde önemli tuzlu su baskınlarına ve kıyı erozyonlarına neden olabilmektedir. Örneğin poyrazlı günlerde İstanbul Beykoz-Riva deresi kabarmakta ve nehir kıyısındaki verimli alanlar daha fazla tuzlanmaktadır. Bu tür olumsuz etkiler ülkemizin göllerinde de görülebilmektedir. Örneğin Van Gölü su seviyesinin yükselmesi sonucu tuzlu ve sodalı su bir çok tarım sanayi ve yerleşim alanını sular altında bırakarak kullanılmaz hale getirmiştir. Van Gölü’yle ilgili yapılan çalışmalarda göl su seviyesi yükselmesinin nedeninin meteorolojik faktörler ve su dengesi olduğu belirlenmiştir.
Öneriler: İklim değişikliği ile birlikte Türkiye kıyılarında deniz (ve göl) seviye yükselmesi sonucunda turistik plajlar ve yat limanları yükselen deniz suyu ile kullanılamaz hale gelebilecektir. Tuzlu deniz suyu nehirler ve yer altı suları gibi tatlı su kaynaklarını da yok edebilir. Ayrıca kıyı şeridinde ve deltalardaki tarım alanları da kullanılamaz hale gelebilecektir. Ortaya çıkacak olan tahribatları önlemek için ya ekonomik boyutu çok büyük olacak olan setler inşa edeceğiz ya da kıyı bölgelerimizden “Geri Çekileceğiz”. Bu nedenlerden dolayı Sel Yataklarında olduğu gibi deniz ve göl kıyıları için Türkiye’de “Kıyı Bölgelerinin Yerleşime Açılması ve Arazi Kullanımı” üzerine bilimsel esaslara dayanan politikaları acilen geliştirmeliyiz.Örneğin İsrail’de Kinret Gölü’ndeki su seviye değişimi ile havzadaki meteorolojik elemanlar ve hidrolojik bileşenler arasındaki ilişki belirlenerek gölün günlük su seviye tahminleri her gün yapılabilmektedir. Benzer şekilde bizim de göllerimizi tanıyıp su seviye değişimlerini takip edebilir bir seviyeye gelebilmemiz için bu konudaki bilimsel çalışmalar teşvik edilmelidir.Van Gölü’nde görülen su seviyesi yükselme problemi gelecekte de büyük ihtimalle tekrarlanacaktır. Ülkemizde de bu tür problemlerin tahmini ve çözümü için gerekli olan verinin hidro-meteorolojik gözlem şebekelerimizi geliştirerek havzadaki kar yükseklikleri yağış akış buharlaşma gözlemlerinin sayısı ve kalitesinin arttırılması yanında dağların yüksek kısımlarında ve göllerin üzerinde de (otomatik) hidro-meteorolojik ölçümler yapılarak sağlanma yoluna gidilmelidir.Kıyılarımızda nehirlerin ağzında görülen tuzlanma problemlerinin çözümü için bölgeye yakın bir yerde deniz su seviyesi rüzgar nehir suyu tuzlanması (su kalitesinin) akışı (su toplama havzasında) yağış ve hava sıcaklığının yıl boyunca ölçülüp değerlendirilerek takip edilmesi gerekir. Tuzlanmanın önlenebilmesi için de bilinmesi gereken derenin kritik su seviyesinin belirlenmesi gibi temel hidro-jeolojik ve hidro-meteorolojik ölçüm ve araştırmaların yapılması gerekmektedir.Ülkemizi tehdit eden deniz su seviyesinin yükselmesini takip edebilmek ve gerekli bilimsel araştırmaları yapabilmemiz için tüm kıyılarımızda da oşinografik ve meteorolojik gözlem istasyonları kurulup işletilmelidir. Bu tür mevcut ve kurulacak olan istasyonlardan elde edilecek olan “Oşinografik-Meteorolojik Veri Tabanı” tüm Türk Bilimcilerine açık olmalıdır.
HeRkes sesimi duyuyoR dü$ündüqümü kimse ßiLmiyoR..
HeRkes yazdıkLaRımı okuyoR qözya$LaRımı kimse qöRmüyoR..
HeRkes ßeni tanıdıqını sanıyoR Ama kimse ßnim kim oLduqumu
ßiLmiyoR..