You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Dehrilik ve Felsefi Materyalizm.

Dehrilik ve Felsefi Materyalizm.

Uzman
Dehrilik ve Felsefi Materyalizm.
Gazali kendinden önceki felsefecileri: a) Dehriler, b) Tabiiyyûn, c) İlâhiyyûn gibi üç zümreye ayırmış ve ayrıca bunlar hakkında kısa bilgi vermiştir.(1) Her ne kadar Gazali doğuş ve gelişme devrindeki felsefecileri sınıflaması kabaca doğruysa da, teferruata inildiğinde bu sınıflamaya yeni sınıflar ekleyerek veya onun sınıflarını alt sınıflara ayırmak suretiyle, sayıca çoğaltmak mümkündür. Fakat bu işe girişmezden önce, İslam felsefesinin doğuş devrinin tarihi sınırını çizmek gerekecektir.



Bir yandan Şii kelamının yeni-eflatunculuk, hermesçilik, fisagorculuk ve eski İran dinlerinden Zerdüştlükle ve hatta Budizm gibi yabancı felsefi ve dini düşüncelerle karıştırılarak, diğer yandan Mu’tezile kelamının Sokrat öncesi felsefelerle birlikte Aristoculuk ve Eflatunculuk gibi yabancı felsefi düşüncelerle karıştırılarak, her iki kelâm sisteminin de, kelâmi düşünce olarak devam etmesi yanında, yukarıda isimlerini zikrettiğimiz ilk İslam düşünürleri tarafından felsefileştirilmeye başlandığı Miladi VlIl. yüzyıl ile Miladi lX. yüzyılı içine alan iki asırlık bir devreyi, İslam felsefesinin “Doğuş Devri” olarak adlandırabiliriz. Bu devirdeki hâkim felsefe akımları şunlardır:



a. Dehrilik ve Felsefi Materyalizm



Gazâli veciz olarak, İslam düşünce tarihinde kendilerine “Dehriyyûn” veya “Maddiyyûn”, “Mu’attıla” ve “Zanadıka” denen düşünürlerin fikirlerini şöyle tarif ediyor: “Birinci sınıf dehrilerdir. Bunlar en eski feylesûflardan bir zümredir. Kainatı idare eden ve her şeye muktedir olan bir yaratıcının varlığını inkar etmişlerdir. Alemin bir yaratıcı tarafından değil de, öteden beri kendiliğinden mevcut olduğunu, canlının meniden, meninin canlıdan vücuda geldiğini, böylece ebedi olarak devam ettiğini iddia etmişlerdir ki, bunlar zındıklardır”(2) Gerçekten, Gazali’nin bu tarifine ilave edilebilecek çok az şey vardır.



Dehrilik ve materyalizm, İslâm kültüründe doğmuş bir felsefi ceryan (akım) değil, zaman zaman dehriliğe Kur’an’da da işaret edildiği gibi, İslam’dan önce ve İslam’ın yayılışı sırasında Orta-Doğu’da mevcuttu. Fakat tarihen böyle bir cereyanın bizzat Orta Doğuda oluşmuş ve oraya has bir cereyan mı, yoksa helenistik devirde özellikle presokratik materyalistlerin tesiriyle ortaya çıkmış bir cereyan mı olduğunu kesin olarak söylemeye imkan yoktur.



Aynı şekilde, böyle bir cereyanın, İslâm’ın zuhuruyle, İslam kültürüne ilk defa kimin vasıtasıyla sokulduğu hakkında da kesin bir bilgimiz yoktur. Fakat, İslâm kültüründe de yaşama imkanı bulan dehri ve materyalist fikirlerin, gerek daha önce bu fikirlere sahip kimselerin şeklen Müslüman olmalarıyla veya sonradan çeşitli sebeplerle Müslümanlığı zayıflayan kimselerin, bu fikre sahip Müslüman olmayan tebalardan etkilenmeleri sonucu İslam’a geçtiği genel olarak söylenebilir. Fakat şurası bir gerçektir ki, İslam dehriliği ve maddeciliğine, özellikle tercüme hareketinin sonucu olarak Heraklit, Demokrit, Epikürcülük ve Stoacılık gibi filozof ve felsefi düşüncelerin etkisi olmuştur.



Şu kimseler dehriyyün, zındıklar ve maddiyyün olarak gösterilir: Ebû Ali Rica, Talût (Yahudi asıllı), Salib bin Abdülkûddüs, Ebû isa el-Varrak, Başşar İbn Burd ve İbn Ravendi. Daha başka, mesela İbnu’l-Mukaffa, Beşşâri (el-Makdisi) ve Ebu’l-Atâhiyye gibi isimler de bazen bu gruba dahil edilirse de, onları tam manasıyla dehri kabul etmek zordur; belki onları şüpheciler ve agnostikler adı altında zikretmek daha doğru olacaktır. Bu kimselerin hayatları ve fikirleri hakkında ayrıntılı bilgilere sahip değiliz.



Anlaşılacağı üzere, bu İslam dehrileri ve materyalistleri, tüm metafizik gerçekleri inkar etmektedirler; dinleri ve peygamberliği lüzumsuz addetmektedirler. Bundan dolayı, en genel isimle “Zanadıka” (zındıklar) veya “Ehlu’t-Tenasuh” olarak adlandırılmışlardır. Herşeyi dış duyuların verilerinden ibaret sayarlar, duyularla elde edilen bilgiyi gerçek bilgi kabul ederler ve bunun için kendilerine “Duyumcular” (Hissiyyün) adı da verilmiştir. Ruh ve Allah’ı inkar ederler, bundan dolayı “Mülhidler” ve “Muattıla” (Ateistler) olarak adlandırılırlar. Eskimeyen veya herşeyin içinde eskidiği tek yüce bir gerçek vardır, ona inanırlar; bu da, dehr (zaman) dır; bunun için de kendileri “Dehriyyün” olarak adlandırılırlar. Dehr’den sonra duyulara konu olan ikinci bir gerçek vardır; o da madde’dir. Maddenin ötesinde başka hiç bir gerçek yoktur; bundan dolayı da kendilerine “Maddiyyün” (Materyalistler) denmiştir. Alemin iki buutu vardır. Dehr ve madde. Dehr ve madde, ezeli olduğu için alem de ezelidir ve yaratılmamıştır; bundan dolayı da, alem sürekli varoluş içinde sonsuza dek devam edecektir.



Dehrilik ve materyalizm, İslam dünyasında kişisel görüş olarak zaman zaman daha sonraki devirlerde de ortaya çıkarak, özellikle Batıniler, Karmatiler ve Gulat-ı Şia arasında yaşama imkanı bulmuşsa da, asla sistemli bir ekol haline gelememiştir.



Burada bu fikir cereyanı hakkında daha belirgin bir fikir vermek gayesiyle, dehriliği ve maddeciliğiyle çok meşhur olmuş ve hayatı ve düşünceleri hakkında biraz daha fazla bilgiye sahip olduğumuz bn Ravendi’yi kısaca tanıtalım.



İbn Râvendi



Hayatı hakkında pek fazla bilgimiz yoktur. Keşan’a yakın Ravend (Merv Rud)’de doğdu. Daha sonra Bağdad’a gelip orada yerleşti. Hayatının ilk devresinde Mu’tezileye mensup idi. Sonra Rafıziliğe meyletmiş, nihayet Mülhidlik (dehrilik)’te karar kılmıştır. Ravendi, Bağdad’da bir Yahudinin evinde 293 (910) yılında ölmüştür. Kendisine birçok eser atfedilmiştir. Bazıları tam veya parçalar halinde günümüze kadar ulaşmıştır.



Meşhur eserlerinden birisi “Fazinetu’l-Mu’tezile”dir. Ravendi, bu eseri Mu’tezilenin görüşlerini red için kaleme almıştır. Câhiz, “Fazailu’l-Mu’tezile” ve Hayyat, “Kitabu’l-İntis” adlı eserleriyle İbn Ravendi’ye cevap vermişlerdir. Kitâbu’t-Tac ve Kitabu’l-Lü’lü adlı eserlerinde madde ve alemin ezeli olduğunu, sonlu varlık olmadığını savunarak yaratılışı reddeder. ed-Dâmi de Kur’an’ı yalanlar ve tevhid inancının batıl olduğunu iddia eder. “Farand” ve “ez-Zümürrüd” adlı eserlerinde ise İslam prensiplerini ve Hz. Muhammed’i şiddetle tenkid eder ve peygamberlik müessesesine hücum eder; peygamberleri göz boyayıcılar ve şarlatanlar olarak telakki eder. Vahyin lüzumsuzluğuna kani olmuş, insan için tek rehber akıl olduğunu savunmuş ve mücizeyi inkar etmiştir. Hatta rivayetlere göre, Kur’an’ı taklid etmiş ve dualizm (Maniheizm)’in tevhid’den üstün olduğunu da savunmuştur.



İbn Ravendi’ye, Mu’tezile ve Ehli-i Sünnet kelâmcılarından başka meşhur filozoflardan başta Kindi “Risaletu’r-Redd alâ Dela’ili’I-Mûlhidin” adlı eseriyle, Fârâbi “Kitabu’r-Redd ala’r-Ravendi” adlı eseriyle reddiyeler yazmışlardır.



İbn Ravendi’yi tenkid edenlere göre, onu böyle fikirleri savunmaya iten bazı sebebler vardır. Bir kısmı yukarıda zikrettiğimiz eserlerini, sırf Yahudilerden aldığı paralara karşılık yazdığını; bir kısmı aslında kendisinin Yahudi veya Mecusi olduğu için böyle fikirler savunduğunu, diğer bir kısmı da onun devrinde Mu’tezile’nin reisi olma sevdasını gerçekleştirememesiyle İslam’a karşı bu menfi tavırlar takındığını söylemektedirler. Bununla birlikte Ravendi ve benzeri dehriler bu menfi din? görüşlerini, İslâm dünyasında o zamanlar Berâhine olarak bilinen bir Hind mezhebinden veya İran şehri’nin Hindlilerin mezheb ve görüşlerini işlediği eserlerinden etkilenerek ortaya koymuş olması da ihtimal dahilindedir
Vesselam...!


Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.