You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Uzman
CEYLAN DOSTLUĞU
CEYLAN DOSTLUĞU
Musa Hub


Ceylan dostluğundan insanî dostluğa, insanî dostluktan İlahî dostluğa…

Gönülden Dost’a Gidişler-gelişler…

بـَانَتْ سُـعَادُ فَـقَلْبي الْيَوْمَ مَتْبوُلُ * مُـتَـيَّمٌ إِثْـرَهَا لَـمْ يُـفَدْ مَـكْبُولُ
وَمَـا سُـعَادُ غَـدَاةَ الْبَيْنِ إِذْ رَحَلوُا * إِلاَّ أَغَـنُّ غضيضُ الطَّرْفِ مَكْحُولُ
Yurdundan koparılmış gözleri sürmeli yaralı bir ceylân gibi
Suat’ı alıp götürdüler, gönlüm öyle kırık ki!
Gönlüm, azat nedir bilmeyen bir köle misali ezgin.
Tan vakti Suat göçtü buralardan.

O ne mağrur bakışlardı Rabbim ve ne müstağni…

Ka’b b. Züheyr, Kasîdetü’l-Bürde’den



“İnsanların gönülleri (ceylan gibi) ürkektir; kim onları elde ederse, ona alışırlar.” Hz. Ali (k.v). İnsan ruhu ceylan gibidir, evet. Bir gönül kazanmak, bir ceylana dost olmaktır, ceylanla dostluk kurmaktır. Ceylanlar, üzerine üzerine giderek yakalanmaz. Elinde bir demet yeşillikle yakınından geçeceksin, görebileceği yerden. O peşinden gelecek, aç ise gelecek. Aç ise ya da meraklı ise gelecek. Zinhar ürkütmeyeceksin, olabildiğine sakin ve olgun olacaksın. Nazlı ve niyazlı olarak sana yaklaşacak yaklaşacak ve yaklaşınca, sen de elindekileri ona doğru uzatacaksın usulca, kibarca, asilce. Yakalamak için değil, yedirmek için. Almak için değil, vermek için.

Belki hemen uzanacak, belki de çekingen çekingen bir ileri bir geri duracak. O hafif ilerlediğinde, sen de hafifçe ona döneceksin. Yaklaştığınca yaklaşacaksın, belki de yarısınca. Yarım naz, tadında naz. Ceylan gözlerine dikeceksin gözlerini. Yakalanmak endişesi uçup gidecek gözlerinden. Ceylan tabiatı daha fazla direnemeyecek, eminim. Elinden yemeğe başladığında, artık dudakları avuçlarının içini öpmeye başlamıştır… Fakat yakalama sakın.

Yakalamaya kalkışma. Yakalamak, yalan söylemektir. Eldeki bir buket gülün ihlâsını inkârdır, ifsattır. Riyakârlık ve münafıklığı ilandır. İkiyüzlü aşk olmaz. Âşıkların bütün yüzleri bir öz’dür. Vermek için uzattınsa, almak için tutmak neden? Kaçıp gitmesinden mi korkuyorsun? İpe değil, kendine bağla. Hürriyetini almadığın bir ceylanı sevebilirsin usanmadan. Boynunda iple çektiğin bir ceylan, senin değildir. İpsiz ardın sıra gelen senindir, hem bedeniyle, hem de ruhuyla. Et, ancak vahşîleri doyurur, âşıkları değil. Boynu kementli ceylanın büyükçe bir keçiden farkı nedir?

Ceylanlar, özgürlüğün yavrularıdır. Bir ceylanın gözlerinde pırıldayan özgür sevgidir, seni celbeden. Ürkek, nazlı ve niyazlı gözlerindeki çiğ tanesidir kalbini cezbeden. Esirin olan sevginin gözlerindeki çiğ taneleri ise, bir ölünün göz çapaklarıdır. Sevdiğini ellerinle öldürme. Mülkiyet, bir idamdır. Sevgiyi idam, sevgiliyi idam… Niye, neden, niçin diye sorma. Çünkü… Gül, dalında güzeldir. Gül, dalında canlıdır. Gül, dalında özeldir. Eline aldığında değil. Dalından kopardığın gül, çoktan ölmüştür. Bir ölüyü kokla, kokuncaya kadar, sonra da çöpe at…

Sen gülü değil, kendini seviyorsun gülüm. Sen hiçbir ceylanı sevemezsin ve hiçbir ceylan seni sevmez. Ceylansız yaşayacaksın bu vahşi ormanda. Ceylansız, yani yârsız. Uzattığın yeşilliklerin/çiçeklerin kurbanı ceylanlar, sana lanetler okumadalar… Geçenlerde bir ceylan dostu gördüm, mezarın başında; gözyaşlarıyla ölüyü diriltiyordu. Gözlerime inanamadım. Film gibi, roman gibi, masal gibi, hayal gibi… İşte bizim serüvenimiz, insanlığın serüveni… Ve işte Allah ve âşıklarının hikâyesi, böyle karşılıklı bir ceylan hikâyesi… Ya mutlu bir başlangıç, ya da acı bir son…



Gönül Ceylanı!

Senin gönlünü nasıl kazanabilirim ey Gönül Ceylanı! Senin gönlünü nasıl avlayabilirim, ey büyük, En Büyük Gönül!? Gönlünü avlamak ne mümkün… Görünür mü ki avlansın?! Gözler seni idrak edemez. Peki ya gönlüne nasıl dokunabilirim, ey kırık gönüllerin sığınağı, Gönüllerin Ta Kendisi! Biliyorum, Sana sahip olamam, ey Gönüller Cevheri! Hiç, Hep’i nasıl satın alsın! Sahip sensin, mâlik sensin, melik sensin. Ben zaten senin yarattığınım, malınım, mülkünüm ey Gönlümün Hakikati. Ne hoşsun, memlûkunun gönlüne bile kendini cebren sevdirmiyorsun, onu aşka icbar etmiyorsun. Gönlümün tapusu seninken, almıyorsun; kendi ellerimle vermemi bekliyorsun ve irade-i cüz’iyeme bir değer veriyorsun. Sen nasıl Şey’sin böyle, herşeyinle gizlisin, gizemlisin, incesin, sevimlisin, sevgilisin. Beni bana rağmen sevdiğin öyle aşikârken, sanki sevmiyormuşsun gibi yapıp ayrılıkta gafletle usanmış gurbet kalbimi kurbiyetin özlemiyle yakıyorsun, volkan volkan kaynatıyorsun, cımbız cımbız kanatıyorsun; kendini aratıyorsun.

Ey Meçhûl-ü Ma’rûf! Sen öyle bir Şey’sin ki, hiçbir şeye benzemezsin, hiçbir şey de sana benzemez. Herkese ve her şeye adını başkaları koymuşken, hakkıyla söyleyemediğim adını kendine Sen kendin koyduğun için sana tapıyorum, ey adına kurban olduğum Kadîr-i Külli Şey! Ey adını, isim ve sıfatlarının ardına ve üstüne bir tâç gibi sakladığım Zât-ı Zü’l-esmâ ve’s-sıfât! Hakikatte ben sana mecburum, bunda şüphe yok. Fakat mecbur oluşumdan değil, mecbûl oluşumdan seni seviyorum. Cibilliyetim, sîretim, hilkatim, fıtratım seni sevmek için yaratılmış, sevmeye ayarlanmış, kulluğa programlanmış. Mecbûlüm, ama şuursuz bir robot değilim. Hür ve özgür irademle sana ilan-ı aşk ediyorum, ey Aşk Perisi, Perilerin Sevgilisi, Sevgililerin En Sevgilisi!

Nihayet farkettim ki: Ben seni sevdiğimde, eşim de beni seviyor, kardeşim de, arkadaşım da, işim de. Seni sevdiğimde, seviliyorum. Habibliğine yöneldiğimde, mahbubluk bana yöneliyor, gördüm ve görüyorum, âmentü. Öyle varsın yoksun ki, öyle var yok arasısın ki! Varsın, tutsam tutamıyorum. Ordasın, görsem göremiyorum. Burdasın, dokunsam dokunamıyorum. İçimdesin; tutmuyor elim, görmüyor gözüm, sarılamıyor kollarım. Ruhum, seninle kurbiyette, kalbimle birlikte; bedenim uzak gurbetlerde, aklımla birlikte. Ne ki bundan müşteki değilim. Firkat olmasaydı, vuslatın kadri bilinir miydi? Aynı anda beden ve akıl firkat yaşarken, ruh ve kalb vuslat yaşıyor, tâ ki vuslatın zevk-i ruhanîsi mi’râç sonsuzluğuna vâsıl olsun.

Ey adına ve yâdına kurban olduğum! Muhteşem sarayın kapısını açmış, gece gündüz kaçaklarının yuvaya dönüşünü bekliyorsun… Zâtının adına yemin olsun ki, tebdil-i kıyafet etmiş ve teb’anın arasına karışmış gibisin, kaçakların yanındasın, kaçıkların içindesin. Herşeye ve herkese şah damarlarından daha yakınsın, alîmsin, habîrsin, şehîdsin, şâhidsin, müheyminsin, rakîbsin, semî’sin, basîrsin… Seni göremeyeceğim kadar yakınımdasın, göz bebeğimdesin. Biraz uzaklaşsan, belki görebileceğim. Seni duyamayacağım kadar yakından geliyor sesin. Sana sarılamayacağım kadar içimdesin, benden içerusun…

Ey şah damarımdan daha yakın sevgili!

Naz yapmıyorsun[1], daha ulvîsi Seninkisi. İlahî cilve var muamele edânda, mukabele endâmında. Deli ediyorsun bu yüzden âşıklarını, deli. Gönlü ihtiyarlar bile, delikanlı kesiliyor, bir câziben karşısında. Her şeyini Sana kurban edene herşeyle yöneliyorsun, ama onlara hiçbir şey bırakmıyorsun, onları da hiçbir şeye bırakmıyorsun. Hiçbir sevdalı sana malik olmadı, memlûkun oldu nihayette. Hoş, bir umman bir kaşığa sığmazdı zaten. Zât’ın hariç herşeyini musahhar kıldın, kılıyorsun ve kılacaksın âşıklarına, öyle diyorsun. Dünya ve mâfihâ, Cennet ve mâfihâ, hepsini cömertçe veriyorsun/vereceksin, sevenlerine, sana sevgilerini verenlere, sevgileriyle beraber bütünlerini armağan edenlere. Kim kime neyi veriyor, veya verdiğini sanıyor, o başka. Ne ki hiç son bulmayacak bir aşkın yolcuları eyledin, sonsuz ve sınırsız bir aşkın, ey görüntüsünün şiddetinden görünmeyen Sevgili!

Ey ancak fiilleriyle izlenebilen, işlerinden takip edilen!

Ey ef’âlindeki kemâlden esmâsı gizlenen!

Ey esmâsındaki mükemmeliyetten sıfâtı saklanan!

Ey sıfâtındaki ekmeliyetten şuûnâtı örtünen!

Ey şuûnâtındaki eblağiyetten Zat’ı hicaplanan!

Ey ef’âl, esmâ, sıfât ve şuûnât’ın verasındaki Zât-ı Akdes!

Ey yetmiş bin perde ile zuhûrunu gözlere sınırlayan, engelleyen!

Ey sınırları yaratan, sınırsızlık ve sonsuzluk sahibi Zât-ı Ezel ve’l-Ebed!

Ey zuhûrunun şiddetinden Zât’ı saklanırken, gözlerin önüne yetmiş bin perde sıralayan…

Ey Zât’ını esmâ ve sıfât’tan yetmiş bin perde ile gizlerken, gözlerin görme sınırlarını da daraltan…

Ey, aslî mahiyeti ve kabiliyeti itibariyle Zât’ını ve Cemâl’ini görebilecek aşkın donanımdaki gözlere kademe kademe tahdit koyan.. önce şuûn sınırı, sonra sıfât ve esmâ hudûdu getirerek, bizi ef’âliyle baş başa bırakan.. fiillerinin içine tohumlar gibi enfüsî ve âfâkî âyetlerini yerleştiren.. bu tekvînî âyetlerini teklifî âyetleriyle bütünleyen.. kevnî ve kelâmî âyetlerinden hareketle esmâsını tanımamızı arzu eden.. esmâsını tanıdıkça sıfâtını bilip sevmemizi isteyen.. esmâ ve sıfâtını tanıyıp sevdikçe, esma ve sıfâtının kalbi olan şuânâtına hayran kalmamızı bekleyen.. ve hepsinin verâsında, hepsinin fevkinde, hepsinin derûnunda ve hepsinin zâhir ve bâtınında Zât’ına (Kendisine) yolculuk yapmamızı isteyen.. ey aşk yolcularının Allahı!

Ey Perdelerin Arkasındaki Güzel! İstemem, açma nikâbını bu dünyada! Açıp da, görmeden yakmasın gözlerimi ışığın, yakıp da kül etmesin kâinatı ve mahlukâtı. Ben seni bu dünyada görmek isteyebilecek kadar akrebiyetine mazhar bir kul (Musa) da değilim… Ulu’l-azm Musâ Aleyhisselam bile göremedi de ancak Kelîmullah olabildi… Mâ lî ve leke!.. Eyne ene ve eyne ente!..

Haddimi bileyim de sınırımı geçmeyeyim. Dalgalar arasında boğuşmaktan, durgun sulara geçeyim… Tâ boğuşa boğuşa boğulup gitmeyeyim…’ demek bile densizlik etmek’se huzurunda affımı intizar ile i’tizâr ediyorum dergâh-ı vedûdiyetine.. dünya mezarlığında aşk sükûnetiyle bedensizleşiyorum, ukbâ mahşerini gözlüyorum…





[1] “Ne gariptir ki (ey gönlüm), bir nazenine naz ediyorsun. Bir nazeninin karşısında nasıl naz edersin diyordum. Halbuki sen başka yerde nazeninsin…” diyor Şems-i Tebrîzî… Tekrar etmeme müsaade edilmiş gibi susuyorum. (Şems-i Tebrîzî, Makâlât, s.313, Çvr. Mehmet Nuri Gençosman, Ataç Yayınları, İstanbul, 2007.
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.