Cemil Meriç’in hayat disiplininden haberdar biri olarak makalelerini oluştururken nasıl bir metod izlediğini merak ettim ve sordum. Ümit hoca, babasının çalışma tarzını şöyle anlatıyor:
Babam sabah 7 gibi kalkardı. Kahvaltıdan önce mutlaka spor yapardı. Babamın spor yapmadığı bir sabaha rastlamamışımdır. Kahvaltıdan sonra hızlı bir şekilde o günün gazetelerini okur, sonra çalışmaya başlardık.
Mesela Anarşizm üzerine bir çalışma yapacaksak, öncelikle o konuda yararlanılacak olan kitaplar çoktan alınmış, kütüphane raflarına yerleştirilmiş olurdu. Genelde Fransızca olan bu kaynak eserleri, baştan sona babama okurdum. Bazen, okumaktan sıkıldığım ses tonumdan belli olurdu, babam homurdanmadan oku evladım derdi, sesimi düzelterek devam ederdim. Bu kaynak kitaplar okunurken, kenarlara not aldırırdı. Daha sonra okuduğumuz bu kitapların, not aldığımız kısımları için ‘daktiloya kağıt koy evladım‘ derdi ve not aldığımız kısımların tercümesini oluştururduk. Değişik kaynaklardan topladığı bu bilgiler, kalın bir evrak oluştururdu. Bu malzemeyi kendi zihninde bir bal özü haline getirirdi. Daktiloya makale için bir kağıt koyardım ve yazmaya başlardık.
Babamın “havuzdan havuza aktarma” dediği yöntemle tekrar tekrar okuyup, tekrar tekrar yazma şeklinde çalışmamız devam ederdi. Aynı makaleyi bazen 30 kez yazdığım olurdu. Babam, bu her denemeyi bir havuz olarak düşünür, o havuzda tortuların birikmesini beklerdi. Havuzda biriken tortuları temizlemek için yazıyı başka bir havuza aktarırdı. Bu yeni havuzdaki tortulanmayı bekler, bunları temizlemek için başka bir havuz, başka bir havuz… Bu şekilde oluşturulan bir Cemil Meriç makalesi, dergiye gönderilecek hale ulaştığı zaman artık, o makaledeki ne bir nokta, ne de bir virgül yer değiştirebilirdi.
Ve babam, hiçbir makalesini bitmiş olarak görmezdi. Her zaman için o makaleyi, daha sonra gözden geçirilmek üzere bir kenara koyardı. ‘Evladım, bu makale şimdilik bitti, kitap oluştururken tekrar gözden geçiririz‘ derdi. Bu anlamda babamın hiçbir eseri kendi gözünde tamamlanmamıştır.
ü.meriç