Ve gül kokulu o yüzünde karar kılmasaydı hüzün
Efendim, önce annemden öğrendim adını
Annemden öğrendim annesiz kaldığını
Önce o gösterdi parmağınla ikiye bölünen Ay’ı
Önce ondan öğrendim adını duyunca ağlamayı
Ondan öğrendim Halime’nin yurdunda misafiri olduğun evin bahçesinde ellerini çırparak koşarmışsın uçarmış kuşlar...
Bilmem ki o bahçe hâlâ seni bekler mi?
Efendim o gün seninle oynayan kuşlar mıydı melekler mi
Neccaroğullarının yurdunda, Adiyy bin Neccar’ın havuzunda yüzmeyi öğrenmişsin...
Ondan öğrendim gölgesi olmayan tek çocuk senmişsin...
Annemin kalbindeki şefkattesin, şefkati inzal rahmettesin.
Uğruna can verdiğim vuslattasın, candasın canandasın canım benim...
Efendim annemden dinledim sınırsız şefkatini.
Ordunla birlikte çölde yürürken, yavrularını emziren bir köpek görmüşsün.
O ürkmesin diye başına bir nöbetçi dikmiş, ordunun yönünü değiştirmişsin...
Annemden dinledim efendim, Medine’de bir bahçeye girmişsin.
Deve seni görünce yavaş ve ürkek yanına sokulmuş.
Sanki kulağına bir şey söyler gibi durmuş.
Sahibini sormuşsun, sonra buyurmuşsun,
“Deve bana sahibini şikâyet ediyor”
Hem az yiyecek veriyor, hem de çok çalıştırıyormuş.
Efendim hiç solmasaydı güneşe ışık salan yüzün
Ve gül kokulu o yüzünde karar kılmasaydı hüzün.
Annemin kalbindeki şefkattesin, şefkati inzal rahmettesin.
Uğruna can verdiğim vuslattasın
Candasın canandasın canım benim
Uğruna can verdiğim kavuşmadasın
Candasın canandasın canım benim
...[color=#FF4500]