Karanlık bir odada aşkın mors harfleriyle yazılmış ;
en şiddetli düş kırıklaryla dolu bir zarf..
Yalnızlığın tescil edilmiş sureti masamda duruyordu...
kendime sordum bir an ve cevabını senden bekledim..
- Yâr, söyler misin ?
Seni unutmak için kaç doğmamış gece daha öldürmeliyim..?
saatlerin ayrılık zamanını haber verdiği o günü anımsıyorumda şimdi
aklımın acı tünellerinden firara hazırlanan bir 'bana' rastladım..
Kaçıyordum kendimden, ama nereye ?
sanırım kaçtığımı sandığım tüm yalnızlıklarımda yine sana varıyordum..
ve yine firarlarım yarım yamalak düşlere takılıp aşkına müebbet hapis yatıyordu...
Bir bitişin yeni bir bitiş için başlangıç olacağını kim bilebilirdi ki..
Yada sevgili aşkının kaç İntihar ertesi güne denk geldiğini ?
Çok kalabalık yalnızlıkların ortasında bulmuştum seni.
Bir anda apansız.
o an öldüğümü fark etmemiştim ..
Günaha bulanmış bir intihardan farksızmış aşk, gidişinle anladım ..
Ve tekrar çok kalabalık yalnızlığıma geri dönüyorum..
Bu şehirde hayat beni sensizlikle oyalarken..
Sen bilmem hangi yabancı aşkın ortasında ..
hangi katlin fermanında yokluğun mührü oluyorsun..
ve sevimsiz bir celladın bakışlarına dönüp,gözlerime bakıyorsun..
Bu şehir derken aslında varoşların çocuğu olduğumu biliyorsun
Şehrin kim olduğunu söylemeye ne hacet..
Her caddesi, her sokağı, kaldırımları ..
Sokakta top koşturan çocukları..
En acıklı ekmek kavgasına tutuşmuş kara bıyıklı adamları..
Gelenbevi lisesinde okuyan talebeleri..
İstiklalde mendil satan minik Bedri'yi..
Bu şehrin her yerinde yaşanmış olan bizliği..
Yani seni, yani beni…
Karalıyorum önce..
Sayfaları çizip ömür çizgisiyle
tek bir mermi sıkıp siliyorum her şeyi..
Hiç yazılmamış ölü kentin kitabı var elimde..
Okumak istesende bir gün..
Bulacağın tek cümle tek söz
Yokluğumu varlığına armağan edişimdir..
Bu şehirde yazılan her kitap..
Söylenen her şarkı..
Ve okuduğum bu şiir..
Kentin hiç yazılmamış ölümüdür aslında….
Ibrahim inecik - Ölü Kentin Kitabı